Oct 29, 2014

Jessie Lamb'in Vasiyeti | Jane Rogers

Orijinal Adı: The Testament of Jessie Lamb
Türkçe Adı: Jessie Lamb'in Vasiyeti
Yazar: Jane Rogers (İngiltere)
Sayfa Sayısı: 304
Yayınevi: Nemesis Kitap
Değerlendirmem: %84 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... canımın içi moriçe ile tanıştım :)

NEDEN BU KİTAP?
Arthur C. Clarke ve/veya Nebula ödülü almış veya bu ödüllere aday olmuş kitaplara ayrı bir ilgim var da o yüzden.

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Kadınlar karınlarındaki bebekleriyle birlikte ölmektedir. Bu felaket yüzünden insanların bir kısmı bilim adamlarını suçlar. Bir kısmı da bunun ilahi bir ceza olduğunu düşünür. Jessie Lamb ise suçlunun kim olduğunu umursamaz, tek istediği şey bu durumun değişmesi için üzerine düşeni yapmaktır.

Jessie Lamb'ın Vasiyeti, genç bir kızın cesaretle imtihanı değildir yalnızca. Onun babasının da sınavını anlatmaktadır.

DEĞERLENDİRMEM:
Sevgili anthawise (Sam Scarlet)'ın Goodreads'de "ağlattı" diyerek kısa ve öz olarak yorumladığı bu kitabı ben çok sevdim. Bir dönem sürekli bilim kurgu okuduğumdan (bu sene kendime verdiğim sözü tutarak tüm türlere şans tanıyorum) her yeni bilim kurgu kitabında "Acaba fikir orijinal mi?" kaygısını yaşıyorum. Bu kitaba başlarken de böyle bir kaygım vardı ama bir taraftan da "koskoca Arthur C. Clarke Ödülü'nü almış. Konunun ve kurgunun orijinalliği test edilip onaylanmış" diyerek iç huzurumu sağlamıştım.

Türü bilim kurgu olsa da bu kitap "herkes için bilim kurgu" diye sınıflandırabileceğim bir kitap. Çoğu bilim kurgu kitabında bunu söylemek zor ama Jessie Lamb'in Vasiyeti şimdiye kadar bu türde hiç okumamış olanların da, bu türden çekinenlerin de rahatlıkla okuyabileceği, "kurgusal" öğelerin "bilimsel" öğelerin önüne geçtiği bir roman. Özellikle Jessie Lamb ve babasının ilişkisi bir baba-kız ilişkisinin farklı boyutlarını çok güzel yansıtıyor.

Romanı okurken kendimi sürekli Jessie Lamb'in yerine koydum. Yaşım (ve bu yaşa kadar biriktirdiklerim) Jessie Lamb'in yaşından iki kat fazla olsa dahi Jessie Lamb'in yarısı kadar cesaretli ve kararlı olabilir miydim diye sorgulayıp durdum.

"Kadınların karındaki bebekleriyle ölmesi" gibi basit ama arkasını sağlam bir bilimsel gerçeğe bağladığı bir fikirle romana başlayan yazar Jane Rogers bu kitapta dünyada yaşanabilecek böylesine bir felaketin toplumun farklı kesimleri üzerindeki etkisini, olayın dini, sosyal ve kültürel etkilerini akıcı ve yalın bir dille anlatmış. Bu nedenle bu kitabı tüm takipçilerime öneriyorum.

May 24, 2014

[Blog Tur] İdhun Günlükleri Direniş - Laura Gallego Garcia | Alıntılar


Orijinal Adı: La Resistancia (Memorias de Idhún, #1)
Türkçe Adı: Direniş (İdhun Günlükleri, #1)
Yazar: Laura Gallego Garcia (İspanya)
Sayfa Sayısı: 527
Yayınevi: Pegasus Yayınları (2014)
Türü: Genç yetişkin, fantastik
Değerlendirmem: %86 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... her karakteri hayatımdan gelmiş geçmiş biriyle eşleştirebildim.

NEDEN BU KİTAP?
Oburlukta sınır tanımıyoruz da ondan.

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Üç ay ve üç güneşin diyarı İdhun'da, karanlık büyücü Ashran hâkimiyeti ele geçirir.Yaşadıkları dünyadan kaçan bir savaşçı ile büyücü, yeryüzünde yaşayan Jack ve Victoria'yı da aralarına alarak Direniş'i kurar. Amaçları kanatlı yılanların hâkimiyetini sona erdirmektir ama Ashran'ın bu iş için özel olarak görevlendirdiği genç ve acımasız katil Kirtash buna izin vermemeye kararlıdır.

DEĞERLENDİRMEM:
En son okuduğum fantastik kitapla bu kitap arasında farklı türlerde bir sürü kitap okuyunca sevdiğim ve özlediğim bu türe geri dönmek bir başka güzeldi bu sefer. Çok olumlu fikirlerle başladım kitaba. Kitabın ciltli, şömizli olması gibi verdiği yan hazlar da vardı elbette ama bu kitap bitirdiğimde her yönüyle çok özel bir kitap oldu benim için.

Kitabın üç karakterini de yaşamımda birileriyle eşleştirebildim. Burada özel hayatımdan detaylar vermeyeceğim elbette. Kanatlı yılanlar, ejderhalar, tek boynuzlu atlar falan da yok benim dünyamda ama karakterlerin yaşadıklarını kendi yaşamımdan olaylarla ilişkilendirince hem Victoria-Jack-Kirtash arasında neler yaşanacak diye merak edip durdum romanı okuma sürem boyunca, hem de tüm bunların fantastik bir ortamda yaşanmasından, büyülü karakterlerden, gizemli dünyalardan inanılmaz bir keyif aldım. Yalnız özünde sanırım bu romanı fantastik kurgu okurmuş gibi değil de aşk romanı okurmuş gibi okudum ki emin olun fantastik öğeler her daim ön planda. Yani tuhaflık bende.

İki dünya arası gidip gelen kitaplara ayrı bir sempatim var. Direniş'te de olayların bir kısmı Dünya'da, bir kısmı ise İdhun'da geçiyor. Hatta bu kitapta iki farklı diyara ek bir de Limbadh diye de bir yer var ki burası ne Dünya'da ne İdhun'da yer alıyor; arada kalmış, sürekli gecenin yaşandığı ve ayrı bir ruha sahip bir başka diyar. Ruh derken mekanın, Limbadh'ın ruhundan bahsediyorum ki bu fikri başlı başına enteresan buldum.

Yaşantımdan bir kişilerle, olaylarla ilişkilendirebileceğim bu kadar çok öğeyi barındıran bu fantastik kurgu serisinin devamını merakla beklediğimi tahmin edersiniz herhalde. Üç ana karakterin (Victoria, Jack ve Kirtash) başına neler geleceğini ve serinin devam kitabında yaşanacakları yine kendi hayatımla eşleştirip eşleştiremeyeceğim ise benim için büyük bir merak konusu.

Gelelim kitaptan yaptığımız alıntılara. (Yukarıda kitabı aşk romanı gibi okuduğumu söylemiştim. Sanırım bu biraz alıntılara da yansıdı :)

ALINTILAR

"Ejderhalar. Devasa, muhteşem, korkutucu ve çok güzeldiler. Sadece efsanelerde ve halk hikayelerinde var olan mitolojik yaratıklar. Jack oldukça etkilenmişti. Onları takip etmek istedi ama gitmişlerdi bile. Günün ilk ışıklarına doğru uzaklaşmalarını sakince seyretmeye karar verdi ama önünde uçan ejderhalar durmuştu. Jack bir şeylerin yolunda gitmediğini anladı."
Jack sf. 38

"Kirtash'ın buz kesmiş ölümcül gözleri".
Jack gözlerini o bakışlardan ayırmadan bir adım geri attı. O korkunç his onu bir defa daha sarıyordu.
"Soğuk"
Jack sf. 104

"Kirtash gülümsedi.
Biz madeni bir paranın iki yüzü gibiyiz, Victoria. Birbirimizi tamamlıyoruz. Ben varım, çünkü sen varsın. Aynısı bunun tersi için de geçerli."
Kirtash sf 222

"Birisi büyüyle arasına girmiş, Elrion'un büyüsü ile Kirtash'ın büyüsü Victoria'yı korumak için karanlığın içinden çıkan bu beden üzerinde karşılaşmış, sonucunda rengarenk bir patlama oluşturmuştu. Patlama korkunçtu ama renkleri göz kamaştırıyordu. Tıpkı bir yıldızın ölümü gibiydi."
Sf. 225

"İkisi de karşılaştıklarında birbirlerine ne söyleyeceklerini defalarca hayal etmişti ama karşı karşıya geldikleri o anda ikisinin de zihni boş birer kağıt gibiydi."
Sf. 269

"Ne konuşmak istiyorsun?" diye sordu.
Ama cevap onu afallattı.
"Seni"
Kirtash gözlerinin içine bakınca genç kızın içi ürperdi.
"Anlamıyorum" dedi genç kız.  "Benden ne istiyorsun?"
"Emin değilim" diye itiraf etti. "Belki seni anlamak, seni tanımak. Belki...seni bir daha görmemek. Anlamaya çalışıyorum"
Kirtash- Victoria sf 320

"Bunu bana neden yapıyorsun?" diye fısıldadı. "Bu doğru değil."
"Hayat doğru değil."
Kirtash-Victoria sf. 324

"Victoria Jack'in kulağına, "Sana yalvarırım," diye fısıldadı.. "Sana yalvarırım Jack, benden nefret etme..."
"Nasıl?..." diye cevapladı Jack şaşkındı. "Senden nefret etmek mi? Ama ben..."
Victoria- Jack sf 336

"Seni çok düşündüm" diye cevapladı, "seni öldürebileceğim ama öldüremediğim o geceden beri. Seni öldürmem gereken o geceden beri. Ama sana her baktığımda sadece seni korumak istiyorum, Victoria." Christian sf. 355

"Sana ne teklif ettiğimi mi soruyorsun?" dedi yüzünde hafif bir gülümsemeyle. "Her zaman yanında olmayacağım. Daima varlığına güvenebileceğin bir arkadaşın olmayacağım. Ben hep yalnız birisi oldum ama sana göz kulak olacağım. Ve gerekirse seni hayatım pahasına koruyacağım. Sadece bir duygu yüzünden."
Sf. 356. Kirtash

"Sana... seni tüm ruhumla sevdiğimi, seni kaybetmek istemediğimi, seni mutlu etmek için her şeyi feda edebileceğimi söylemek için yüzlerce fırsatım oldu. Oysa bunları ancak sen başka birine aşıkken ve kalbin kırıkken söyleme cesareti bulabiliyorum."
Jack | Sayfa 372

21 - 24 Mayıs Tur Programı

21 Mayıs | raflarinarasindan.blogspot.com - Ön Okuma
21 Mayıs | mirielenda.blogspot.com - Kitap Yorumu
22 Mayıs | segesegese.blogspot.com - Yazar Tanıtımı
22 Mayıs | kutsalyorumcu.blogspot.com - Kitap Yorumu
23 Mayıs | sssuigenerisss.blogspot.com - Kitap Kapakları
23 Mayıs | sohbetedecekkimseyok.blogspot.com - Kitap Yorumu
24 Mayıs | thcodex.blogspot.com - Kitap Yorumu
24 Mayıs | pinucciasbooks.blogspot.com - Alıntılar

Bu güzel tur için Pegasus Yayınları'na tekrar çok teşekkürler. Gerek yorumum gerek alıntılar ile bu kitabı merak ettiyseniz facebook sayfamızda hala devam eden bir yarışmamız var. Hemen ona katılmanızı öneririm. Facebook sayfamıza buradan ulaşabilirsiniz :) 

Jan 29, 2014

[Blog Tur] Demir Kral - Julie Kagawa | Ekstra Sahne (İlk Öpücük)


Orijinal Adı: The Iron King (Iron Fey, #1)
Türkçe Adı: Demir Kral (Iron Fey, #1)
Yazar: Julie Kagawa (ABD-Japonya ortak yapımı :)
Sayfa Sayısı: 416
Yayınevi: Pegasus Yayınları (2013)
Türü: Fantastik Kurgu, Genç Yetişkin
Değerlendirmem: %89 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... ikinci kez okumama rağmen yine heyecanlandım, yine ilk kez okuyormuş gibi beğendim.

NEDEN BU KİTAP?
Obur kitap perileriyiz biz de ondan :)

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Evde ve okulda çevresine uyum sağlayamayan Meghan on altıncı yaş gününde hayatında bir terslik olduğunu hisseder. Karanlık bir yabancı onu izlemeye ve muzip dostu aşırı korumacı davranmaya başlamıştır. Ancak gerçek, bütün tahminlerin ötesindedir; genç kız, efsanevi bir peri kralının kızı ve ölümcül bir savaşın en önemli piyonudur.

Bu gerçekle yüzleşen Meghan, kardeşini perilerden kurtarmak, hiçbir perinin yüzleşemeyeceği gizemli bir canavarı durdurmak ve doğuştan hakkı olan güçleri yönetmek için ne kadar ileri gidebileceğine kendi bile şaşıracaktır. Bu macerada ona tuhaf bir ekip eşlik edecektir: en yakın dostu, fazlasıyla ilgili ve şakacı Puck; sürekli ortadan kaybolan kedi Grimalkin… Ve yasak aşkın vücut bulmuş hali, soğuk kalpli Prens Ash.

DEĞERLENDİRMEM:
Yaklaşık üç sene önce yabancı bloglarda görüp önce kapağına sonra konusuna bayılarak Amazon'dan almıştım Iron Fey serisinin ilk iki kitabını. Daha sonrasında da serinin kalan kitaplarıyla novellalarını toparlamıştım. İlk kitabı alır almaz okumuştum ama devam kitapları halen raflarda okunmayı bekliyor. "Nasıl yani?" diye soranlar için kütüphanemizde olup henüz okumadığım yaklaşık 200 kitapla aynı kaderi paylaştığını söyleyebilirim bu kitapların. (Bu arada geçen hafta sonu yaptığımız sayıma göre evdeki kütüphanemizde 533 kitabımız var :)

Kitap Oburları olarak Demir Kral'ın turunu aldığımızda çok sevindim. Devam kitaplarını da hemen okurum artık diye. Hatta "Winter's Passage" isimli novellayı (Iron Fey, #1.5) Demir Kral'dan hemen sonra okudum ama Okuma Şenliği kitaplarım nedeniyle Mart'tan önce serinin ikinci kitabına geçemeyeceğim.

Kitabın konusunu ve birinci kitabın nerede bittiğini büyük ölçüde hatırlamama karşın üç sene sonra kitabı tekrar okumam aldığım keyfi zerre azaltmadı: Ash'in soğukluğunu (!) yine sevdim. Kedilerden hiç hoşlanmayan bir şahıs olan ben Grimalkin'i yine sempatik buldum (Alıp eve koyarım yani). Puck'a yine uyuz oldum (Durumum Team Ash yani). Kullanılan fantastik öğelerin bir kısmı tanıdık adaptasyonlar olmalarına karşın beni yine rahatsız etmedi.

Julie Kagawa her şeyi tadında bırakmıştı sanki: Aşkı da, macerayı da, insanların gerçekliğiyle perilerin gizemini de. Hal böyle olunca kitabın 16 yaşında bir karakterin etrafına kurulmuş klasik bir genç yetişkin romanında bulunan tüm öğeleri barındırması da gözüme batmadı. Yazarın öyle güzel bir yazım tarzı vardı ki okurken yormuyor ve siz romanda ilerledikçe roman sanki sürekli tazeleniyordu. Olayların Meghan'ın bakış açısıyla anlatılması da sevdiğim diğer bir yöndü. Meghan'ın dilinden anlatılanlar onun yaşadıklarını inanılabilir kıldı benim için.

Son olarak, kitabın periler arasındaki bir aşk romanı olmamasını çok sevdim. Kitaptaki aşka dair tüm öğeler ikinci planda bırakılmıştı. Fantastik karakterlerle olayların geçtiği peri diyarı olan Olurolmaz'ın kendine has dokusu hep ön plandaydı. Demir Kral'ın varlığı ile bu varlığın Meghan-Puck-Ash üçlüsünden bağımsız olması da romana ayrı bir özgünlük katmıştı.

Fantastik kurgu severlerin kütüphanelerinde kendine yer açabilecek bir kitap Demir Kral. Okuyunuz efendim. "Çekilişte şansımı mı denesem?" diyorsanız buraya buyurun efendim.

Gelelim bu turda bana düşen göreve. Diğer turlardan farklı olarak bu tura özel kitapta zaten var olan bir bölümü yazar Kagawa kitabın genelindeki gibi Meghan'ın bakış açısının yanı sıra "İlk Öpücük" adıyla Kış Prensi Ash'in bakış açısıyla yazmış. Adından da anlaşılabileceği gibi Meghan ve Ash'in ilk kez öpüştükleri sahne. Ben de oturdum, sizler için Türkçe'ye çevirdim bu kısmı. Keyifli okumalar...



25-31 Ocak Tur Programı

25 Ocak | sssuigenerisss.blogspot.com | Çekiliş
26 Ocak | sohbetedecekkimseyok.blogspot.com | Ön Okuma
27 Ocak | segesegese.blogspot.com | Yazar Tanıtımı
28 Ocak | raflarinarasindan.blogspot.com | Alıntılar
29 Ocak | pinucciasbooks.blogspot.com | Ekstra Sahne (İlk Öpücük)
30 Ocak | kutsalyorumcu.blogspot.com
31 Ocak | mirielenda.blogspot.com
31 Ocak | thcodex.blogspot.com | Bunları Biliyor Musunuz?

Jan 19, 2014

[Blog Tur] Steelheart - Brandon Sanderson | Tanıtım Videoları


Orijinal Adı: Steelheart (Reckoners, #1)
Türkçe Adı: Steelheart (Reckoners, #1)
Yazar: Brandon Sanderson (ABD)
Sayfa Sayısı: 467
Yayınevi: DEX Kitap (2014)
Türü: Fantastik Kurgu, Genç Yetişkin
Değerlendirmem: %86 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... Ankara Kitap Fuarı'nda sahafları talan ediyorduk SeGe ile birlikte :)

NEDEN BU KİTAP?
Oburolojidir nedeni.

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Dünyanın üstüne çöken felaketin gökyüzünde belirmesinin üzerinden on yıl geçmişti. Sıradan insanlar değişmeye başlamış, süper kahramanları andıran Epiklere dönüşmüşlerdi. Ama Epikler halkın dostu değildiler. O muhteşem yeteneklerini, güç için kullanıp insanları sömürüyorlardı.

Kimse Epiklerle savaşamazdı… Asiler hariç. Asiler bir grup sıradan insandı ve hayatlarını Epiklerin zayıf noktalarını bulup onları yok etmeye adamışlardı. David Asilere katılmak istiyordu. Çünkü Steelheart'ı istiyordu: yıllar önce babasını öldüren yenilmez Epik'i. Bunu uzun zamandır beklemiş, planlar yapmış, dünya üzerindeki tüm Epiklerle ilgili bilgi toplamıştı.

Şimdi harekete geçme zamanıydı. İntikam zamanı...

DEĞERLENDİRMEM:
Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar isimli, okunması bir hayli güç kitabının üzerine bu kitabı okumaya başlamıştım. O açıdan bakıldığında dili, kurgusu başlarda çok hafif geldi kitabın ama ilk 100 sayfadan sonra bir silkelenip kendime geldim. Ucundan kıyısından karşılaştırılabilir değildi iki kitap ama ekonomistler, istatistikçiler bilir "birim kök" diye bir istatistiki mesele vardır. Bence "birim kök" kitaplardan ne kadar tat aldığımıza da uygulanabilecek bir konu. Özetle, bir kitaptan önce okuduğunuz son kitabı ne kadar çok sevdiğinizin veya sevmediğinizin o an okumakta olduğunuz kitabı beğenmenizde doğrudan belirleyici bir parametre olduğunu düşünüyorum. Neyse bilimsel tartışmaları bir kenara bırakıp kitap yorumuma döneyim ben.

Süper kahramanlar o kadar çok kitapta ve filmde yer aldı ki başlarda biraz rahatsız oldum Epiklerden. Yine aynı hikaye moduna girdim kitabın ilk yarısında ama Sanderson'un Epikler, Asiler ve bizler gibi sıradan insanlardan oluşturduğu bu distopik evren kendine has, kitabı kendi türündeki diğer kitaplardan ayrıştıran bir çok öğe barındırıyordu. Pek çok süper kahraman romanında olduğu gibi Sanderson'ın süper kahramanları, Epikler insanoğlunun iyiliği için çalışmıyordu. Tamam arada iyiler yani Asiler vardı ama Epikler'in bencil, istilacı, acımasız ve karanlık tarafları kitabın en çok hoşuma giden tarafı oldu. "Büyük güç büyük sorumluluk gerektirir" klişesinden uzaklaşarak gücün verdiği hazzın karanlık tarafını okuyucuya aktarmada Sanderson süper bir iş çıkarmıştı.

Başta David olmak üzere kitaptaki tüm karakterler, tadında bırakılmış betimlemeler ve çeşitli kurgusal olaylar aracılığıyla okuyucuya aktarılmıştı. Bu açıdan bakıldığında Sanderson'ın Epik ve Asi karakterleri yaratırken epey eğlendiğini düşünüyorum. Benim en sevdiğim karakter Prof oldu. Karanlığın ve soğuğun hakim olduğu bu yeni Chicago'da (Sanderson'ın deyimiyle Newcago - Bu arada bana biraz zorlama bir isim gibi geldi Newcago ismi) bazı insanların ve hatta Asilerin inançlarını koruması ve çok tadında bırakılarak araya serpiştirilmiş dini öğeler de kurguda şık durmuştu.

Kitabın kapağı o kadar şahane olmuş ki. Orijinal kapaklardan birini kullandıkları için DEX'e buradan kocaman teşekkürler. Ancak, kitabın orijinalini okuyanlar veya dinleyenler yorumlarında hep Sanderson'ın anlatım dilinin kusursuzluğundan bahsetmişler. İş kitabın Türkçesini okumaya geldiğinde çevirinin biraz aceleye geldiğini veya redaksiyon konusuna gereken titizliğin gösterilmediğini belirtmeden geçemeyeceğim.

Filmini çekmek veya bilgisayar oyununu yaratmak isteyenler için bolca malzeme sunan bu güzel kitabın tanıtım videolarıyla sizi baş başa bırakıyorum.

ABD:

İNGİLTERE:

TÜRKİYE:


13- 19 Ocak Tur Programı

13 Ocak | thcodex.blogspot.com | Kitap Yorumu - Çekiliş
14 Ocak | kutsalyorumcu.blogspot.com | Kitap Yorumu - Ön Okuma
15 Ocak | mirielenda.blogspot.com | Kitap Yorumu - Bunları Biliyor musunuz?
16 Ocak | sssuigenerisss.blogspot.com | Kitap Yorumu
17 Ocak | raflarinarasindan.blogspot.com | Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı
18 Ocak | segesegese.blogspot.com | Kitap Yorumu - Alıntılar
19 Ocak | pinucciasbooks.blogspot.com | Kitap Yorumu - Tanıtım Videoları

Dec 28, 2013

Murtaza | Orhan Kemal

Kitabın Adı: Murtaza
Yazar: Orhan Kemal (Türkiye)
Sayfa Sayısı: 169
Yayınevi: Varlık Yayınları (1957)
Türü: Tarihi kurgu
Değerlendirmem: %88 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... kullanılan şiveye olan aşinalığım nedeniyle sürekli sırıtıp durdum.

NEDEN BU KİTAP?
Yazar Ayları | Aralık 2013

KONUSU:
“Bekçi Murtaza” Yunanistan 'ın Alasonya kasabasından 1925'den sonra olan mübadele ile Türkiye'ye göçeden, bir pamuk fabrikasında gece bekçiliği yapmaktadır. İşine o kadar bağlıdır ki, çalıştığı fabrikanın sahibi bile onun gerisinde kalır. Murtaza ilk bakışta “işçi düşmanı” ve “patron uşağı” gibi görülse de aslında değildir; öylesine işgüzar, öylesine kuralcıdır ki, amirlerini bile geride bırakır. Çünkü Murtaza "Görmüştür kurs, almıştır amirlerinden takdir!”

DEĞERLENDİRMEM:
Yazar Ayları etkinliğimizde Aralık ayı yazarımız olan Orhan Kemal'den çok uzun zamandır hiç okumamıştım. Etkinlik vesilesiyle bir kaç ay önce sahaftan almış olduğum Murtaza'yı okuma fırsatım oldu böylelikle. İyi ki de olmuş. İnanılmaz keyif alarak okudum bu başyapıtı. Murtaza'nın gülünç olan ama asla güldürmeyen yaşamında başına gelenler beni bir üzdü, bir şaşırttı, bir kızdırdı ama Orhan Kemal öyle güzel tariflemişti ki karakterini empati kurabildim pek çok kez onunla. Bu sene okuduğum kitaplar arasında ana karakter derinliği anlamında en başarılı kitap oldu Murtaza kesinlikle.

Göçmen bir ailenin torunu bir Egeli olduğum için kitapta kullanılan şive inanılmaz hoşuma gitti. 1957 baskısını okumuş olmak ise ayrı bir keyifti. Her ne kadar etrafımda "O kitabı Orhan Kemal kendi mi basmış?" diyip geyik yapanlar olsa da, sahaf kitaplarını "pis" gören yakınlarım olsa da seviyorum eski kitapları. Orhan Kemal'in Varlık Yayınları'ndan çıkan diğer kitaplarını da toplamaya devam etmeye karar verdim Murtaza'yı bitirdiğimde.

Yaşasın Murtaza, Yaşasın Orhan Kemal, Yaşasın Yazar Ayları, Yaşasın Kitaplar!

Nov 30, 2013

Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana | Yaşar Kemal

Kitabın Adı: Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana (Bir Ada Hikayesi, #1)
Yazar: Yaşar Kemal (Türkiye)
Sayfa Sayısı: 318
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları (2004)
Türü: Fantastik kurgu
Değerlendirmem: %86 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... bu kitabı ilk okuduğumda nerelerde neler yapıyor olduğumu hatırlamaya çalıştım. (Kitabı 9 sene önce de okumuştum da.)

NEDEN BU KİTAP?
Yazar Ayları | Kasım 2013

ARKA KAPAK YAZISI:
Lozan’da alınan mübadele kararıyla, Rumlar Yunanistan’a gönderilmiş ve savaşlarda yerini yurdunu yitirmiş insanların Ege’deki bu adaya yerleştirilmelerine karar verilmiştir. Adanın kaderi Poyraz Musa’nın gelişiyle değişir. Adaya sığınan çeşitli kökenlerden insanlar, Poyraz Musa’nın desteğiyle yaşadıkları bütün acılara karşın umudu ayakta tutarak yeni bir yaşamın filizlerini yeşertirler.

DEĞERLENDİRMEM:
Anneannem Lozan'da alınan mübadele kararı sonrasında Türkiye'ye gelmemeyi başarıp, II. Dünya Savaşı'ndan sonra dayanılmaz yaşam koşulları (sosyal ve siyasi baskı) nedeniyle İskeçe'den (Yunanistan) kaçak göçek Edirne'ye gelen bir ailenin en büyük kızıdır. Ailede böyle bir şahsiyet olunca da mübadeleyle ilgili romanlara olan ilgim yüksektir. Buradan hareketle neredeyse 10 sene önce almıştım Bir Ada Hikayesi dörtlemesinin ilk iki romanını. Her ikisini de okumuş ve sonrasında dörtlemenin diğer iki kitabını da almama karşın bir türlü okuma fırsatım olmamıştı. Aradan geçen bunca zamandan sonra Yazar Ayları yazarımız Yaşar Kemal olunca dörtlemenin tamamını okumaya karar verdim ve böylelikle Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana'yı ikinci defa okudum. Aradan geçen onca zamana karşın olayları büyük ölçüde hatırlasam ve kitap boyunca beni şaşırtan herhangi bir konu olmasa da aynı 9 sene önce olduğu gibi yine çok sevdim dörtlemenin bu ilk kitabını.

Savaşın insan psikolojisinde, insan karakterinde yarattığı değişimlerin tüm boyutlarını birbirinden güzel, eşsiz betimlemelerle okuyucularına aktaran Yaşar Kemal'in ne kadar büyük bir kalem olduğunun en iyi örneklerinden biri bu roman. Karakterleri o kadar güzel anlatıyor ki her biri gerçek hayatta tanıdığınız insanlarmış gibi gelmeye başlıyor bir süre sonra. Karınca Adası'nın iskelesini, yemeklerin yenilip içildiği, çeşit çeşit paylaşımın yapıldığı çınar ağacını o kadar ince ince anlatıyor ki yazar, iskeleden çınar ağacına giden yolu, çınar ağacının kendisini veya çınar ağacının önünden devam eden yolu hayal etmeniz inanılmaz basitleşiyor. Sanki yazarın hayalgücü sizin belleğinize olduğu gibi kopyalanıyor kelimeler aracılığıyla. Şu an serinin ikinci kitabını (yine ikinci defa) okuyorum, yarı yoldayım ve her şey aynı güzelliğini koruyor. Dördüncü kitabın sonunda da aynı yorumları yapabilmek dileğiyle...

Nov 23, 2013

Han el Halili | Necip Mahfuz

Orijinal Adı: خان الخليلي
Türkçe Adı: Han el Halili
Yazar: Necip Mahfuz (Mısır)
Sayfa Sayısı: 256
Yayınevi: Hit Kitap (2011)
Türü: Kurgu
Değerlendirmem: %87 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... güzel İzmirimdeydim.

NEDEN BU KİTAP?
Yazarın bundan önce okuduğum iki romanını da (Aşk Zamanı ile Hırsız ve Köpekler) severek okumuştum. Bunun üzerine de bu kitabı almıştım ama epeydir bekliyordu bende. Kısmet bu zamanaymış.

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
İkinci Dünya Savaşı sırasında zaman zaman Alman uçaklarının bombaladığı Kahire'de daha güvenli bir semt olarak gördükleri Han el Halili'ye taşman Akif ailesinin iki oğlu vardır: Ahmet ve Rüşdi. Kardeşi Rüşdi için yaptığı fedakârlıklarla hayatını harcadığına, müthiş yeteneklerinin keşfedilemediğine inanan Ahmet, Bayındırlık Bakanlığı'nda küçük bir memurdur ama aslında çok daha önemli mevkilere, makamlara layık olduğuna emindir. Kardeşi Rüşdi ise gerçekten de kendisine hem babalık hem ağabeylik yapan Ahmet sayesinde üniversite okumuş, Mısır Bankası'nda çalışan bir gençtir. Ağabeyi ne kadar beceriksiz, ürkek, korkak ve asosyal ise Rüşdi de o kadar becerikli, girişken, cesur ve sosyal biridir.

DEĞERLENDİRMEM:
Han el Halili okuduğum diğer iki eserine de hayran kaldığım Necip Mahfuz'un küçük insanların üzerinden büyük insanları anlatma konusunda ne kadar usta bir yazar olduğunu bana bir kere daha gösteren bir roman oldu. "Firavunlar döneminin eski Nil Deltası'ndan bugünkü Kahire'nin arka sokaklarına kadar çok çeşitli ortamlarda insana özgü değerleri ortaya koyması" nedeniyle 1988 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan yazarın bu ödülü ne kadar hak ederek kazandığının bir başka kanıtıydı bu kitap.

Aslında iki kardeşin İkinci Dünya Savaşı sırasında Mısır'da geçen günlük hayatlarından ibaretti olaylar. Günlük ve rutin sayılabilecek ("herhangi" kategorisine koyabileceğiniz) insan ilişkileri üzerine bir romandı Han el Halili. Ancak, öylesine yalın ve içten bir anlatım vardı ki Mısır'da hissettim ben de kendimi bazı kısımlarda.

Konusu, karakterleri bir başkasına anlattığınızda çok sıradan çağrışımı yapacak olayların kitabı bitirdiğimde ben de bıraktığı keyif yine bambaşkaydı. Yazarın diğer kitaplarını da okumayı hedefliyorum yani. Bundan sonra okuyacağım kitabı da aylar önce Kitaplarla Beslenmek blogunda okuduğum yorum nedeniyle Cebelavi Sokağı'nın Çocukları.

Nov 13, 2013

[Blog Tur] Yolun Sonundaki Okyanus - Neil Gaiman | Yazar Tanıtımı


Orijinal Adı: The Ocean at the End of the Lane
Kitabın Adı: Yolun Sonundaki Okyanus
Yazar: Neil Gaiman (İngiltere)
Sayfa Sayısı: 177
Yayınevi: İthaki Yayınları (2013)
Türü: Fantastik kurgu
Değerlendirmem: %87 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... zaman nasıl geçti anlamadım. Bir baktım kitap bitmiş.

NEDEN BU KİTAP?
#kitapoburu

ARKA KAPAK YAZISI:
Hikâye, kahramanımızın çocukluğuna dönmesi ve evinin yanındaki gölün aslında bir okyanus olduğunu iddia eden Lettie Hempstock’a dair anılarının canlanmasıyla başlıyor. Bu andan sonra; küçük bir çocuğun fazlasıyla ürkütücü, garip ve tehlikelerle dolu geçmişine doğru bir kapı açılıyor. Artık, yolun sonunda neyle karşılaşacağını kahramanımız da bilmiyor…

DEĞERLENDİRMEM:
Öncelikle belirteyim ki Neil Gaiman "Sabah kalktım, yüzümü yıkadım" dese "Adam bir başka diyor" der ben beğenirim herhalde. Bu nedenle bu kitaba başlarken kitabı seveceğimden emin olarak okumaya başladım. Severek devam ettim, severek bitirdim. Neilciğim bir kere daha beni yanıltmadı, kendi hayal gücünün tüm ince detaylarını kullanarak büyükler için bir masal daha anlatmış oldu. Benim içimdeki çocuk hep aktif olduğundan, kimi zaman yetişkin vasıflarımın üzerini örtecek kadar baskın gelebildiğinden bu tür kitapları fazlasıyla seviyorum. Neil Gaiman da zaten benim için tüm zamanların en iyi yazarlarından biri olduğundan her şeyiyle beni fazlasıyla saran bir roman(cık) oldu bu roman(cık).

Romanı çok fazla ara vermeden okuyabilmem sayesinde yolun sonundaki okyanusun içindeydim bir ara. Zaten bu romanın tadını çıkarmak istiyorsanız bir veya en fazla iki oturuşta okumanızı öneririm. Diğer türlü büyüsü bozulabilir. Neil Gaiman'ın şimdiye kadar okuduğum romanları arasında en iyi olduğunu düşündüğüm yapıtı değil bu yapıt ama her kütüphanede yer almalı. Neil Gaiman okunmalı, okutturulmalı :)

NEIL GAIMAN HAKKINDA:
10 Kasım 1960 tarihinde İngiltere'nin Portchester kasabasında doğan Neil Gaiman çizgi romanlardan (The Sandman) çocuk kitaplarına (Coraline), genç yetişkin edebiyatından (Anansi Çocukları) yetişkin edebiyatına (Amerikan Tanrıları) her türde eserler veren günümüzün kalemi en güçlü, hayalgücü en zengin, ödülü en bol yazarlarından olup vaktinin ciddi bir kısmını da okumaya adayan bir şahsiyettir. 53 senelik ahir ömründe Hugo, Nebula ve Bram Stoker ödüllerini kazanan Neil Gaiman'ın bu ödülleri çeşitli dallarda birden fazla defa kazanması sevenlerini gelecekte yazacağı romanları düşündüklerinde şimdiden heyecanlandırmaktadır.

1980'li yıllarda gazetecilikle (röportajlar ve kitap yorumları) geçinen Gaiman 1990'lı yıllara gelindiğinde tam zamanlı yazarlık yapmaya başlamış ve gazetecilik yaptığı dönemde kurduğu bağlantılar sayesinde kitaplarını (daha doğrusu çizgi romanları) yayınlatmayı başarmıştır. 1996'da BBC için yazdığı mini TV dizisi Yokyer'i romanlaştırmasıyla ilk romanını yazmıştır. Yokyer'i 1999'da Yıldzı Tozu, 2001'de Amerikan Tanrıları, 2005'de Anansi Çocukları, 2008'de Mezarlık Kitabı izlemiştir.

Neil Gaiman kendi kitaplarını sesli kitaba çeviren bir yazardır ve kendi kitaplarından bölümler okuduğu çeşit çeşit etkinliğe katılan sosyal bir kişiliktir. İşte size Neil Gaiman'dan Coraline'ın ilk bölümü:



10-16 KASIM TUR PROGRAMI

10 Kasım: segesegese.blogspot.com | Kitap Yorumu - Çekiliş
11 Kasım: raflarinarasindan.blogspot.com | Kitap Yorumu - Ön Okuma
12 Kasım: sssuigenerisss.blogspot.com | Kitap Yorumu  -  Bunları Biliyor musunuz?
13 Kasım: kutsalyorumcu.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Alıntılar
14 Kasım: pinucciasbooks.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı
15 Kasım: thcodex.blogspot.com | Kitap Yorumu
16 Kasım: mirielenda.blogspot.com | Kitap Yorumu - Kitap Kapakları

Nov 2, 2013

[Blog Tur] Yağmurdan Kaçmayanların Şarkısı - Melda Uytun | Ön Okuma


Kitabın Adı: Yağmurdan Kaçmayanların Şarkısı
Yazar: Melda Uytun (Türkiye)
Sayfa Sayısı: 143
Yayınevi: Potkal Kitap (2013)
Türü: Fantastik kurgu
Değerlendirmem: %83 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... işte her akşam mesaideydim.

NEDEN BU KİTAP?
#kitapoburu

ARKA KAPAK YAZISI:
Hayallerinizle kurduğunuz bir dünyada tek başına yaşamak ile hepimizin birlikte kurduğu bir hayalle şekillenmiş dünyada yaşamak arasında sıkışıp kalsaydık ne olurdu? İnsan hayalinde yalnızlığı değil "hayal" arkadaşını arar. Bir ortak düşe onları da çağırır, çağırmak ister. İşte bunun için hep birlikte bir sinema salonunda korkudan titrer, sevinçten güler, ıstıraptan ağlarız. İşte bunun için bir tiyatro sahnesinde oyuncunun bir tek repliği bizi günlerce güldürür. İşte bunun için kitaplar okur ve o kitapları yazarız. Ortak bir hayale çağrı için...

DEĞERLENDİRMEM:
Yağmurdan Kaçmayanların Şarkısı genç ve bence umut vaat eden yazarlarımızdan Melda Uytun'un ilk (ve sanırım şimdilik tek) romanı. Her ne kadar kitabın kapağı ben de" romantizm veya aşk acısı veya ızdırap temalı bir roman bu herhalde" fikrini yarattıysa da bu kitap dolu dolu bir fantastik kurgu: Fantastik bir dünya deseniz var, doğaüstü güçler deseniz var, garip garip yaratıklar deseniz var, ejderhası bile var.

Kitabı başından sonuna ilgiyle okudum. Sonlara doğru bir yerde beni hayal kırıklığına uğratacak bir kurgu çıkar mı diye tereddüt ettim ama korktuğum başıma gelmedi ve Melda Uytun da aynı Ambrosia Laneti'nin yazarı Mustafa Resul Yalçınkaya (yorumum için buraya lütfen) gibi ikinci kitabı konusuna bakılmaksızın alınacak yazarlar arasına girdi.

Romanın referansladığı şarkılar, diziler, kitaplar bana öylesine hitap ediyordu ki romandaki karakterlerin bazılarını hayatımdan gelip geçmiş bazı insanlara çok yakın buldum. Bu roman aslında oldukça kısa ama bir o kadar da dolu dolu bir roman. Yazar romanı bu kadar kısa tutarken zaman ve mekan betimlemelerine girmekten, karakter derinliğine inmekten çekinmiş gibi geldi bana. Tabii bu bir ilk roman olduğundan romanı uzatırken kurguyu bozma riski almak istememiş olabilir yazar.

Ülkemizde kitap çıkarmak, yazar olmak kolay değil. Aradığınız desteği bulmak tahminlerinizin ötesinde zor. İyi bir editör bulmak için tıkır tıkır çalışan bağlantılar bulmanız veya para dökmeniz gerekiyor. Ben de bu nedenle mümkün olduğunca özellikle sevdiğim türler olan bilim kurgu ve fantastik kurgu türlerinde yazan yeni Türk yazarlara zaman ve blogumda yer ayırmaya çalışıyorum. M.R. Yalçınkaya ve Korkut Aldemir'den sonra Melda Uytun da bu gruba girdi.

Romanın en anlamlandıramadığım kısmı biraz ismi, daha çok da kapağı oldu. Kitabın adı "Yağmurdan Kaçmayanların Şarkısı" iken kapaktaki kız niye yağmura karşı şemsiye tutuyor ki? Neden ıslanmıyor? İsim de romanın konusunun ve kurgusunun yanında zayıf kalmış. Açıkçası ben bu kitabı herhangi bir kitapçının fantastik kurgu bölümünde görsem ismi de kapağı da (hatta arka kapak yazısı da) ilgimi çekmezdi. Hayatta alıp okumazdım ama iyi ki blog turunu yapıyoruz diyorum şu an ve fantastik kurgu severlere bu kitabı şiddetle öneriyorum ve sizleri tadımlık bir ön okumayla baş başa bırakıyorum.
1-7 KASIM TUR PROGRAMI

1 Kasım - raflarinarasindan.blogspot.com | Çekiliş
2 Kasım - pinucciasbooks.blogspot.com | Ön Okuma
3 Kasım - mirielenda.blogspot.com | Bunları Biliyor musunuz?
4 Kasım - sohbetedecekkimseyok.blogspot.com | Yazarla Söyleşi
5 Kasım - sssuigenerisss.blogspot.com  | Yazar Tanıtımı
6 Kasım - thcodex.blogspot.com | Alıntılar

Sep 30, 2013

[Blog Tur] 2054: Çıkış Yok - Teri Terry | Kitap Yorumu & Çekiliş


Orijinal Adı: Slated (Slated, #1)
Türkçe Adı: 2054: Çıkış Yok (Slated, #1)
Yazar: Teri Terry (İngiltere)
Çevirmen: Özgecan Kunt
Sayfa Sayısı: 368
Yayınevi: Altın Kitaplar
Türü: Genç yetişkin, distopya, bilim kurgu
Değerlendirmem: %82 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... çok keyif aldım.

NEDEN BU KİTAP?
Kitap oburu olmamdan ötürü.

KONUSU:
Kyla'nın hafızası silindi, kişiliği yok edildi, anıları sonsuza dek kayboldu. O programlandı. Hükümet onun bir terörist olduğunu ve kurallarına uyduğu takdirde ona ikinci bir şans vereceklerini söylüyor. Fakat geçmişin yankıları Kyla'nın zihninde fısıldaşıyor. Birileri ona yalan söylüyor ve hiçbir şey göründüğü gibi değil. Gerçeği ararken kime güvenebilir?

DEĞERLENDİRMEM:
Bu kitaptan önce okumaya çalıştığım kitapla aramızda şiddetli geçimsizlik yaşanmıştı. Bu nedenle "2054: Çıkış Yok; adın güzel, kapağın güzel, en sevdiğim yayınevlerinden biri seni çıkarmış, sen de güzel olmak zorundasın" diyerek başladım bu kitabı okumaya.

Başlarda kitabın akışı biraz durağan geldi ama kurgunun özünü sevdiğim için romanda ilerledikçe bana durağanlık yok oldu gibi geldi veya konusunu sevdiğimden rahatsız olmadım. Distopik romanları seviyorum zaten. Genç yetişkin türüyle de bir sorunum yok ama şu gençler arada bir 17 yaşında olsa ne olur sanki. Hep "sweet sixteen", hep "sweet sixteen". 16 yaşın tadı biraz da aşk meşkten geliyor tabii. Bu kitapta Kyla ve arkadaşı Ben arasında biraz acemice tariflenmiş (ve bu sayede vıcık vıcık olmaktan tesadüfen kurtarılmış) bir romantizm de var.

Kanada yapımı "Continuum" isimli dizinin müdavimi olmama da paralel olarak olayların 2054 yılında geçtiği bu romanı ben çok keyif alarak, acele etmeden, yavaş yavaş, sindire sindire okudum. Serinin ikinci ve üçüncü kitaplarını da merak ediyorum ve umarım Altın Kitaplar bizi çok bekletmez. Kendimi amazon'dan e-kitap almamak için bir süre daha kontrol edebilirim diye düşünüyorum. Çünkü gerçekten romandaki her detayın (Kyla ve Ben arasında ön plana çıkması muhtemel romantizmi bile) çok merak ediyorum. Serinin devam kitaplarında Kyla'nın başına gelenlerin yanı sıra yazarın hayal ettiği 2054 dünyasının daha derinlemesine anlatılmasını istiyorum. Eğer olayların geçtiği zaman ve mekan daha derinleştirilmeyecekse yazarın bu romanı bir üçleme olarak kurgulamasının ticari bir kaygıdan doğduğunu söylemek zorunda kalacağım. Bu nedenle lütfen lütfen devam kitapları zengin olsun ve ilk kitaptan aldığım bu keyif daha da artsın.

Bu şahane kapaklı distopyayı okuma fırsatını Kitap Oburları olarak sunuyoruz sizlere. 4 şanslıya Altın Kitaplar Yayınevi'nin sponsorluğunda "2054: Çıkış Yok"u hediye ediyoruz. Böyle buyrun lütfen:

a Rafflecopter giveaway

1-7 EKİM TUR PROGRAMI

1 Ekim - pinucciasbooks.blogspot.com | Çekiliş
2 Ekim - thcodex.blogspot.com | Ön Okuma
3 Ekim - mirielenda.blogspot.com | Yazar Tanıtımı
4 Ekim - raflarinarasindan.blogspot.com | Bunları Biliyor musunuz?
5 Ekim - sssuigenerisss.blogspot.com | Alıntılar
6 Ekim - sohbetedecekkimseyok.blogspot.com | Kitap Kapakları

Aug 29, 2013

Yıldız Tozu | Neil Gaiman

Orijinal Adı: Stardust
Türkçe Adı: Yıldız Tozu
Yazar: Neil Gaiman (İngiltere)
Sayfa Sayısı: 304
Yayınevi: İthaki Yayınları (2000)
Türü: Genç yetişkin, fantastik (hatta masalımsı)
Değerlendirmem: %87 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... sol elim alçıdaydı.

NEDEN BU KİTAP?
Gönül hep Neil Gaiman okumak ister, Yazar Ayları bahane :)

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Kraliçe Victoria devrinin şafağında, Perili Ülke ile kendisini ayıran taş duvardan adını alan Duvar Köyü'nde yaşam olanca sakinliğiyle akmaktadır... Her dokuz yılda bir Perili Ülke'de bir panayır düzenlenir ve bu zamanın dışında duvardaki tek delikten geçmek kesinlikle yasaktır. Duvar Köyü'ndeki genç Tristran Thorn, gerçek aşkı Victoria Forester'da bulduğuna kesinlikle emindir. Oysa Victoria ulaşılmaz biridir, bir ekim akşamı gökyüzünde kaydığını gördükleri yıldız kadar uzak... Victoria'nın kalbini kazanmak uğruna Tristran kaymış yıldızı bulacağına ve sevdiği kıza getireceğine yemin eder. Bu yemin Tristran'ı duvarın öte yanındaki Perili Ülke'ye, hayal bile edemeyeceği tuhaflıklar, en sinsi düşmanlar, yolu üzerinde beklenmedik dostlar ve umulmadık hazineler barındıran bir diyara yöneltecek. Oraya mum ışığında varmak, yolda Gönlünün Muradı'nı bulmak ve yüreğindeki gerçeği keşfetmek de Tristran'ın ödülü olacak...

DEĞERLENDİRMEM:
Neil Gaiman'ın yazıp da benim beğenmeyeceğim herhangi bir yazı var mı acaba? Okuduğum her Gaiman kitabından, öyküsünden sonra "Allah bu adama uzun ömür versin, bol bol yazsın, çizsin, okusun" diyorum. Yazdığı kitapların tamamını da okumadım ama bitecek diye okumuyorum valla. Bu endişemi bertaraf etmek için okuduğum kitapların orijinallerini de alıp okumaya karar verdim.

Hatta bu kitabı okumadan önce yine Neil Gaiman takıntım paralelinde kendime doğumgünü hediyesi olarak yanda resmini gördüğünüz hediyeyi aldım. O da ne ki derseniz? 15 Ekim 2013'te Neil Gaiman Londra'da "Fortunately, the Milk" adlı kitabını okuyacak. Kitap imzalamayacak ama daha önceden imzaladığı kitapları satılacak. 15 Ekim Kurban Bayramı'nın ilk günü. Biz o zaman nerede oluruz hiçbir fikrim yok. Çok küçük bir olasılıkla eşimin iş için gitme ihtimali var ve küçük olasılıkla benim ona eşlik etme ihtimalim var. Ama ne yapayım? Biletler makul bir fiyatla tam da evde geçirmek zorunda kaldığım doğumgünümde satışa çıktı. Ben de günümüzün Jules Verne'i olarak kabul ettiğim "Neil Gaiman'ı görme, dinleme ihtimalimi sevdim" ve alıverdim biletimi. Bir umut işte...

Bu yazyıyı buraya kadar okuyup "Bu nasıl değerlendirme?" diyenler için kısa bir not: Benden tarafsız bir Neil Gaiman yorumu beklemeyin. Adam ne yazsa seviyorum. Yıldız Tozu da harika, güzel, mükemmel bir masalımsı fantastik kurgu. Tabii ki okuyun, okutturun...

Aug 23, 2013

Cehennem Makineleri | Philip Reeve

Orijinal Adı: Infernal Devices (The Hungry City Chronicles, #3)
Türkçe Adı: Cehennem Makineleri (Yürüyen Kentler, #3)
Yazar: Philip Reeve (İngiltere)
Çevirmen: Ali Ünal
Sayfa Sayısı: 400
Yayınevi: ON8 Kitap (2013)
Türü: Genç yetişkin, steampunk, bilim kurgu
Değerlendirmem: %86 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... eşim şehir dışında olduğundan geçici bir bekarlık dönemindeydim.

NEDEN BU KİTAP?
Sadece kapağı için bile okurdum bu kitabı ama burada da belirttiğim gibi serinin ilk iki kitabını çok severek okumuştum ve üçüncü kitabın çıkmasını epey uzun bir süre beklemiştim. (Seriyi şahane kapaklarla devam ettiren ON8 Kitap'a tekrar çok teşekkürler).

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Doğu ile Batı'nın savaşı dünyayı zifiri karanlığa sürüklüyor. Savaşın zihinleri altüst ettiği bir dünyada, uğruna yola çıkılan idealler bulanıklaşıyor ve kutuplaşma derinleşiyor. İnsan, toprağı canlandırmaktan aciz; yarattığı makinelerle ezip geçtiği ve çoraklaştırdığı dünyada verdiği yaşam mücadelesi her adımda daha ağır. Bir yanda Yürüyen Kentler, bir yanda Mobillik Karşıtları. Herkes, kadim dünyadan kalma Teneke Kitap'ın peşinde. Teneke Kitap hangi sırrı saklıyor?

DEĞERLENDİRMEM:
Yukarıda da belirttiğim gibi bu seriyi en başından beri o kadar sevdim ki  üçüncü kitabı okumaya başladığımda arka kapağına bile bakmamıştım. (Tabii bunda ön kapağın çok güzel olmasının da etkisi var sanırım). Serinin kaldığı yerden devam etmemesi ve araya uzun seneler girmiş olması, Tom ve Hester aşkının meyvelerini vermesi (Wren'e hem kızdım, hem de onu sevdim roman boyunca), uyuz ama serinin olmazsa olmazı hırsız, düzenbaz Pennyroyal'in bitmez tükenmez hainlikleri, Hester'in karanlık geçmişi, bir noktada evlat edinmek ve sümüklerini silmek, üstlerini başlarını temizlemek istediğim Yitik Oğlanlar bu seriyi daha da sevmeme neden olan temel öğelerdi.

Son dönemde yazılmış en iyi steampunk serilerinden kabul edilen Yürüyen Kentler dörtlemesinin üçüncü kitabı olan Cehennem Makineleri'nde Philip Reeve'in her kitapta bir önceki kitaba göre kurguyu okuyucuyu boğmadan zenginleştirme konusundaki başarısının iyice belirginleştiği görülüyor. Bu seride en çok hoşuma giden ise karakterlerin davranışlarının ve/veya kararlarının benim hiç beklemediğim bir şekilde olmasıydı. Ayrıca, yine karakterlerin davranışlarının ve/veya kararlarının benim beklediğimin tam tersi de olmaması daha da güzel oldu. Romanı okurken bu beni zaman zaman şaşırttıysa da, yazarın tercihini neden öyle yaptığını bana sorgulattıysa da Cehennem Makineleri'ni bitirdiğimde her detayın anlamlı bir bütünde yer aldığını gördüm.

Olayların aralıksız devam ettiği bir seride üçüncü kitaba "ve aradan 16 sene geçer" tadında başlamak yürek ister. Okuyucunun ilgisini ve olayların ritmini bozmadan bunu başarmak da ustalık ister. İşte Philip Reeve böyle bir yazar, işte Yürüyen Kentler böyle bir seri.

Distopya severler, yoksa bu seriye henüz başlamadınız mı? Çok ayıp :p

Jul 30, 2013

Babam Çalılığa Dönüşünce | Joke van Leeuwen

Orijinal Adı: Toen Mijn Vader Een Struik Werd
Türkçe Adı: Babam Çalılığa Dönüşünce
Yazar: Joke van Leeuwen (Hollanda)
Çevirmen: Burak Sengir
Sayfa Sayısı: 104
Yayınevi: Hayykitap (2012)
Türü: Çocuk
Değerlendirmem: %92 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... Bulgaristan vizesine başvurduk.

NEDEN BU KİTAP?
Kitaptomani’nin blogunda bu kitabın yorumunu görünce, kitap yorumunu okumaya başlamadan kitabın ismine ve kapağına bayıldım da ondan. (Tabii bir de Okuma Şenliği’nin 150 sayfadan kısa kitaplar kategorisine uyduğu için :)

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Toda’nın babası çalılığa dönüşmeden önce usta bir pastacıdır. Her sabah yirmi çeşit kremalı pasta ve üç çeşit turta pişirmek için gün ışımadan kalkıp işe koyulur. Ta ki günün birinde her şey değişene kadar... Güneyde savaş patlak verince, Toda’nın babası da askere alınır.

Toda babaannesiyle kalmıştır ama bir süre sonra çatışmalar yaşadıkları kente de sıçrar. Toda’nın, yurtdışında yaşayan annesinin yanına gitmesi gerekecektir. Yolculuk ne kadar maceralı, ne kadar tehlikeliyse de, Toda ne yapıp edip annesini bulmaya kararlıdır...

DEĞERLENDİRMEM:
Bu kitap çocuklar için yazılmış savaş romanları arasında okuduğum ikinci romandı. İlki  Tudem Yayınları’ndan çıkan, John Boyne’un Çizgili Pijamalı Çocuk romanıdır (Hoşlanmadığım bu kitaba ilişkin İngilizce yorumuma buradan ulaşabilirsiniz). Her iki roman da İkinci Dünya Savaşı döneminde geçmektedir. Aralarındaki en önemli fark ise Babam Çalılığa Dönüşünce’nin çocuklara savaşı göstermeden anlatan bir roman olmasıdır.

Babasının çalılığa dönüşmesi roman kahramanı Toda’nın dilinde babasının askere alınmasının kendince ifadesidir aslında. Toda’nın annesine ulaşmak için kat ettiği yolda başına gelenler (savaş dönemi olmasına karşın Toda’nın başına talihli olaylar gelir aslında) Toda’nın dilinden eğlenceli çizimlerle anlatılmaktadır romanda.

Kitabın bende bıraktığı ize gelince: Bu kitabı o kadar çok sevdim ki... Özellikle de aynı savaşa ilişkin Boyalı Kuş ismindeki sarsıcı romanı okuduktan hemen sonra bu kitabı okumam büyük şans oldu. Kendime getirdi biraz beni. İçimde soğuyan İkinci Dünya Savaşı romanlarını okuma isteğini de tekrar ısıtıverdi. Bir çocuğun gözünden savaşın, ve savaş döneminde büyüklerin kararlarının ve davranışlarının nasıl anlaşıldığı o kadar güzel anlatılmıştı ki romanda. Beni en çok şaşırtan ve romanın sonuna doğru tebessüm ettiren  ise Toda’nın cinsiyeti oldu. Hem çocuğunuzun hem kendinizin beğenerek okuyacağını düşündüğüm bu romanı tüm anne babalara öneriyorum.

Jul 28, 2013

Mesaj | Carl Sagan

Orijinal Adı: Contact
Türkçe Adı: Mesaj
Yazar: Carl Sagan (ABD)
Çevirmen: Mehmet Harmancı
Sayfa Sayısı: 499
Yayınevi: İnkılâp Kitabevi (1987)
Türü: Bilim kurgu
Değerlendirmem: %81 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... "bir gün bir uzaylı görür müyüm acaba?" diye düşüncelere daldım.

NEDEN BU KİTAP?
Bu kitabı bir sahaf ziyaretim sırasında almış, "hemen okurum" demiştim ama elimde okunacak kitap sayısı 100’ün altına inmeyince işler planladığım gibi gitmiyor her zaman tabii. Bu sene başında okumaya resmen yemin ettim, kendi kendime sözler verdim. Hatta daha da garanti olsun diye katıldığım reading challenge’larda (2013 Sci-Fi Reader Challenge, Semi-Charmed Summer 2013 Book Challenge ve ev sahipliğini yaptığım Okuma Şenliği | Yaz 2013) okunacak kitap yaptım Mesaj’ı. Amacıma ulaştım (Aynı durum Ağustos ayında okumayı planladığım Cesur Yeni Dünya için de geçerli).

KONUSU:
Bir gök bilimci olan Eleanor Arroway senelerdir uzaydan gelen radyo frekansları dinlemektedir. Araştırma ödeneğinin kesilmeye yakın olduğu bir zamanda bir mesaj almaya başlar.

Eleanor, aldığı mesajın tamamına erişebilmek için başka ülkelerdeki radyo frekansı dinleyebilen gök bilim merkezleriyle iletişime geçer ve bir anda mesaj bütün dünyaya yayılır. Mesajı çözmeye kafa yoran bilim insanları mesajın kısa bir kısmını çözümleyebilirler ve çözümlenen mesajda 1936’da Hitler'in Berlin olimpiyatlarının açılış töreninde yaptığı konuşmasına denk gelirler. Tüm dünya bir anda panikler, nasıl bir mesaj verilmeye çalışıldığını anlamaya çalışır ve hatta korkar. Mesajın nedeni ise TV yayınlarının ilk yapılmaya başlandığı zamanlardan yakaladıkları bir görüntü uzak bir uzaylı ırkın dünyalılara “sizi duyduk” deme çalışmasıdır yalnızca. Romanın kalan yarısı ise gönderilen mesajın gerçek içeriğinin çözümlenmesi ve sonrasında dünya genelinde alınan kararlar ile bir grup bilim insanının başından geçenler hakkındadır.

DEĞERLENDİRMEM:
Mesaj, Carl Sagan’ın 1985 yılında yazıp yayınladığı bir romandır. Carl Sagan da yazarlıktan öte bir bilim insanıdır aslında. Kendisi gökbilimci, astrobiyolog ve astrofizik uzmanıdır. Bilimin geniş halk kitlelerine sevdirilmesi misyonunu üstlenerek yazarlık da yapan Sagan’ın bu romanındaki bilimsel gerçeklerin zengince kullanımının yanı sıra romanda geçen olaylara eklediği sosyal, politik ve teolojik boyut kendisinin ne kadar usta bir yazar olduğunu göstermektedir. Kitapta yoğun olarak kullanılan matematik ve astrofizik öğeleri herhangi bir okuyucunun rahatlıkla takip edebileceği yalınlıkta sunulmuştur. Benim en beğendiğim kısım dünya düzeninin mesajın çözülmesinden sonra ne kadar alt üst olduğu, akların karaların, milli, dini ve sosyal kaygıların ortaya nasıl döküldüğü ve çoğunluğun değişime gösterdiği direnç ve bilinmeyene duyulan korku oldu. Bilim kurgu kitaplarında bu kadar farklı boyutu aynı anda yakalayıp aktarabilen yazar sayısı sınırlıdır. İşte bu nedenle hazır güzelce de çekilmiş bir filmi varken Mesaj’ı okuyun, sonra da filmini izleyin derim ben.

Okuma Şenliği kapsamında pek çok katılımcıya göre geriden gelsem de 400 sayfadan uzun bir kitap okuyarak kendime 25 puan verdim :)

Jul 25, 2013

Ben Robot | Isaac Asimov

Orijinal Adı: I, Robot
Türkçe Adı: Ben Robot
Yazar: Isaac Asimov (ABD)
Çevirmen: Gönül Suveren
Sayfa Sayısı: 224
Yayınevi: Altın Kitaplar Yayınevi
Değerlendirmem: %84 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... "küçük bir robotum olsa nasıl olurdu acaba?" diye düşündüm durdum.

NEDEN BU KİTAP?
Bu o kadar uzun zamandır okumaya niyetlendiğim bir Asimov kitabıydı ki… Ben Robot filmini de 2009 baharında izlemiş bulundum ve kitabı okumadan önce filmin detaylarını büyük ölçüde unuttuğumdan emin olmam gerekiyordu. Bu nedenle de kitabı babam geçen sene bana hediye etti ama ben ancak okuyabildim.

KONUSU:
Aslında kısaca Asimov’dan birbirinden güzel robot öyküleri diye özetlenebilir. Öykülerin temelinde robotların kendileri dışında ortak öğeler ise pozitronik beyinler, insan-robot ilişkileri ve robot psikolojisi. Elbette bir de kitabın başında yer alan, kitabı okurken aklında tutmanız gereken ve bitirdiğinizde de kendiliğinizden sıralayabildiğiniz “üç robot yasası”:

  1. Bir robot, bir insana zarar veremez. Ya da hareketsiz kalarak bir insanın zarar görmesine neden olamaz.
  2. Bir robot, insanların verdikleri emirlere uymak zorundadır. Ancak bu tür emirler Birinci Yasayla çeliştiği zaman durum değişir.
  3. Bir robot, Birinci ve İkinci yasalarla çelişmediği sürece varlığını korumak zorundadır

DEĞERLENDİRMEM:
Bence her Asimov romanı bambaşka bir dünyadır ve yazar kendisini ne kadar çok romanını okursanız kendisine o kadar çok hayran bırakır. Bir başka deyişle, okunan Asimov kitabı sayısıyla Asimov’a olan sevgi, saygı ve hayranlık arasında pozitif bir korelasyon var. Kendim dışımda pek çok kişiden de bizzat görerek doğruladığım bir tespit bu.

Ben, Robot’ta da yine Asimov’un hayalgücündeki detaylara ve bunların birbirleriyle olan tutarlılığına hayran kaldım. İzlediğim onca bilim kurgu dizisi ve/veya filmi daha senaryolaştırılmadan yıllarca önce yazılmış bu romanda bugün baktığımızda “bilim kurgu” yerine “kurgu” diyebileceğimiz o kadar çok boyut var ki. Zamanında kısa süreli de olsa “robotics” doktorası yapan bir ev arkadaşımın olmasından kaynaklı robot teknolojilerindeki gelişim hiç şaşırtmamıştır beni. Yarın bir gün evimizde işlerimizi gören, yalnız yaşayanlara yarenlik eden robotların hayatımıza gireceğinden neredeyse eminim. Hal böyle olunca da Asimov’un bu kısa ama bir o kadar da derin romanındaki her robotu da ayrı ayrı sevdim, yazarın bilimsel cümlelerin, sayfaların arasına gömüp sunduğu psikolojik ayrıntılara da bir kez daha şaştım kaldım.

Son olarak, bu kitapla ilgili en az kitabın konusu kadar derin bir inceleme okumak isteyenleri de Kayıp Rıhtım’da yayınlamış Bedir “estarriol” Yılmaz’ın bu yazısını okumaya davet ediyorum.

Jul 22, 2013

Siyah Hatıralar Denizi | Mehmet Açar

Kitabın Adı: Siyah Hatıralar Denizi
Yazar: Mehmet Açar
Sayfa Sayısı: 382
Yayınevi: İthaki Yayınları
Değerlendirmem: %86 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... Batıkent'te satın almak için ev arıyorduk habire.

NEDEN BU KİTAP?
Ben bu kitabı katıldığım ilk kitaplaşma etkinliğinde eşleştiğim kişiden hangi kitabı istesem diye ilknokta'da dolaşırken fark ettim ilk kez. Daha doğrusu Türk yazarlardan çıkan bilim kurgu ve fantastik kurgu kitaplarını araştırıyordum ve çok güzel yorumlara denk geldim bu kitap hakkında. Bir tanecik eşim Fıstıklı Tombimden bu kitabı istedim neticesinde. O sırada Tombim bu kitabı bulamadığından aynı yazarın Anarşik Rehavet isimli kitabını bulup aldı bana (Anarşik Rehavet yorumuma buradan ulaşabilirsiniz). Sonrasında bu kitabı da aldı ama. Neden mi? Beni çok seviyor da ondan :) Gerçi ben onu daha çok seviyorum :p Neyse kitabı ben de okudum nihayetinde (ve sonunda yorumlayabiliyorum).

KONUSU:
Siyah Hatıralar Denizi  150-200 sene sonraki bir zamanda dünya nüfusunun çoğunluğunun AIDS türevi bir salgınla yok olup geri kalanının komün-otonom denen yeni bir düzende yaşadığı bir zaman diliminde geçiyor. Bu yeni sistemde ulus devletler artık yok ve insanlık "Birleşik Federasyonlar Parlamentosu' adında bir örgütlenme tarafından yönetiliyor. İnsanlığın en büyük amacı ise uzayda yaşanacak yeni yerler keşfetmek. Bireysel hazların ve kapitalist tüketimin asgariye indirildiği, çalışmak üzerine kurulu bir düzende yaşam sürüyor.

Bu yeni düzende yaşam mücadelesi veren kahramanımız iki bilim adamının intiharını soruşturmak için Ennonia Oteli adında bir yere yerleşiyor geçici olarak. Olayların tamamı da bu tuhaf otelde geçiyor zaten. Olaylar derken rüyasız, kontrolsüz upuzun uykulardan, koridorlarda karşılaşılan hayaletlerden, hayal odalarından, aynalardan hatıralara çıkan gizli geçitlerden bahsediyorum. Daha fazla detaya inmeyeceğim. Çünkü tahminimce bu yazıyı okuyup konuya ilgi duymayanlar bu noktadan sonra okumayı bırakacak. Kalanlar ise yorumumu okumak için sabırsızlanacak :)

DEĞERLENDİRMEM:
Öncelikle belirteyim. Bilim kurguya ilginiz varsa bu romanı seveceğinizi (hatta Türk Bilim Kurgu Edebiyatı'na katkısını düşünürsek sevmeniz gerektiğini) düşünüyorum. Bu türe ilginiz yoksa veya ilk kez deneyecekseniz başlangıç için biraz ağır gelebilir konusu.

Bu kitapta benim en sevdiğim karakter Ennoia Oteli. "Otel bir mekandır, kahraman değil ki" diyecek olanlara yanıtım ise Ennoia Oteli'nin herkesle öznel bir iletişim kuran, öznel işaretler göndererek anlaşan, yaşayan iyi niyetli bir canlı olduğu şeklinde.

Kitabın halen okumadığım klasiklerden Stanislaw Lem'in Solaris adlı kitabından bir alıntıyla başlaması benim için başlangıç olarak çok etkileyiciydi. Beni zayıf noktamdan vurdu. "Bak halen okumadın Solaris'i" diye kafama vurmuş gibi oldu Mehmet Açar. Sevgili Settie ve Mutlu bu itirafıma şaşırabilir ama ben Ursula'nın Mülksüzler'ini de, hatta Kafka'nın Dönüşüm'ünü de okumadım halen. Depresyona girmeme neden olacak bu "Pınar'ın okuması gerekip de okumadığı kitapları" itirafımın ardından Mehmet Açar'a kendisinin severek okuduğu yazarlara olan saygısını romanının içine böylesine usulca ve ustaca işleme özeninden ötürü de ayrıca teşekkür ederim.

Bilinmeyenin her zaman korkunç ve/veya kötü niyetli olmadığı kusursuzca işlenmişti romanın özüne. Konu kısmında da kısaca özetlediğim gibi bilim kurgu romanlarında senelerden beri bolca görünen pek çok öğe yoğun olarak kullanılsa da roman boyunca ritmi hiç düşmeyen "merak" öğesi polisiyevari bir boyut katmıştı romanın kurgusuna. Bu nedenle  "Türkçe bilim kurgu olur mu?" diye konuya önyargılı yaklaşacaklar için yüze hızlıca ve aniden çarpan bir tokat etkisinde bu roman!

May 19, 2013

Yaban Muzu | José Mauro de Vasconcelos

Orijinal Adı: Banana Brava
Türkçe Adı: Yaban Muzu
Yazar: José Mauro de Vasconcelos
Çevirmen: Aydın Emeç
Sayfa Sayısı: 170
Yayınevi: Can Yayınları
Değerlendirmem: %85 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... okuduklarım içimi parçaladı durdu.

NEDEN BU KİTAP?
E hep beraber Yazar Ayları'nda Mayıs ayında Vasconcelos kitapları okumaya karar verdik ya, o yüzden. (Katılmak için halen geç değil. Katılmak isterseniz buraya tıklayın. "Mayıs geçti artık, Haziran'da ne var?" derseniz de Haziran'da Tess Gerritsen kitapları okuyacağız).

KONUSU:
Brezilya'nın elmas madenlerinde elmas aramak uğruna dayanılması güç şartlarda yolları bir ayrılıp, bir kesişen Joel ve Grego'nun  çoğu acıyla ve hayatta kalma mücadelesiyle geçen  yaşam öyküleri hakkında acıklı bir kitap Yaban Muzu.

DEĞERLENDİRMEM:
Bu kitabı İzmir'den (annemlerin evinden) Yazar Ayları'nda okumak için getirmiştim. Kitabı okumak için elime alana kadar da aslında bu kitabı 1999 yılında o sırada 11 yaşında olan kızkardeşime hediye olarak aldığımı gördüm. Sanırım konusuna bakmadan, "Vasconcelos kitabıysa çocuk kitabıdır" ezberinden giderek almışım. Çünkü Yaban Muzu bir çocuk kitabı değil. Vasconcelos'un ilk yazdığı kitap ve kısa bir tarihi kurgu romanı.

Bu kısacık romanın her cümlesi o kadar dolu doluydu ki, çoğu yazarın 500 sayfada beceremediği kurgusal derinlik tüm yalınlığıyla ortadaydı. Joel ve Grego'nun verdikleri yaşam mücadelesini okurken kimi bölümlerde ben de hissettim yağmur ormanlarının nemli, sıcak havasını. Yukarıda da belirttiğim gibi içimi acıttı zaman zaman okuduklarım ama romanı bitirdiğimde güzel bir kitabı bitirmiş olmanın keyifli tebessümü vardı yüzümde.

Kitabın arka kapağındaki tanıtım yazısında Vasoncelos'un kitapları hakkında yaptığı bir konuşmada "Konuyu kafamda toparlayınca yazmaya başlarım ve bir çırpıda yazarım" dediğini ve yazı makinesinin (Vasconcelos 1942-1979 arası yazmıştır) başına geçtiğinde, kitabın çeşitli bölümlerini ayrı ayrı yazabildiğinden bahsediyor. O nasıl bir yetenektir ki ve hayal gücüdür ki kitabın bir orasını bir burasını yazıyorsun. Birleştirdiğinde de anlamlı bir bütün çıkıyor. Ustalık böyle bir şey olsa gerek...

Mar 25, 2013

[Blog Tur] Duman ve Kemiğin Kızı - Laini Taylor | Bunları Biliyor musunuz?


Orijinal Adı: Daughter of Smoke and Bone (Daughter of Smoke and Bone, #1)
Türkçe Adı: Duman ve Kemiğin Kızı (Duman ve Kemiğin Kızı, #1)
Yazar: Laini Taylor (ABD)
Çevirmen: Uğur Mehter
Sayfa Sayısı: 435
Yayınevi: Artemis Yayınları
Değerlendirmem: %89 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... Bu kadar hızlı okuyabileceğimi hiç düşünmemiştim.

NEDEN BU KİTAP?
Kitap oburuyum da ondan (Bknz yukarıdaki resim :)

KONUSU:
Uçlarda yaşayan bir kız olduğunu düşünebileceğiniz, Prag'da yaşayan bir sanat öğrencisi olan Karou'nun hayatındaki garip karakterler için dünyayı dört dönerek yaptığı garip işlerden tutun da dünya dışı alemlerde yaşadığı aşkı, hüznü, öfkeyi, hırsı ve en önemli umudu anlatan bir güzel kitap.

DEĞERLENDİRMEM:
Bu yıl en hızlı okuduğum kitap oldu bu kitap. Öyle çok vaktim olduğundan falan da değil (iş yerinde en yoğun olduğum aydır Mart ayı). Ben öyle bir daldım ki bu mavi saçlı kızın dünyasına, kendimi öyle bir kaptırdım ki olayların akışına, "romanın sonu nasıl biter?" sorusunu kendime sormadım özellikle. Bıraktım ki yazar beni götürsün istediği yere. Bana standart gelecek bir sonla bitseydi bu ilk kitap, tamamen hüsran olacaktı bu 3 günlük macera benim için. Sonlara doğru hafiften bu kaygıyı taşıdım sadece ama o da olmadı ve öyle bir yerde bitti ki ilk kitap, ikincisinin Türkçesini beklesem mi, orijinalini e-kitap olarak alıp okusam mı diye de düşünüyorum yani ama son kitap 2014'te çıkacak. Sonra onu nasıl bekleyeceğim? Bu da henüz yazımı tamamlanmamış üçleme okumanın cilvesi işte. Açlık Oyunları serisini tüm kitaplar çıktıktan sonra okumuştum ve peş peşe okumanın keyfini sürmüştüm ama o zaman da uzun süre duyu organlarımı seriyle ilgili tüm haberlere kapatmam gerekmişti.

Kitabın geneline bakarsak kuvvetli bir kurgusu, karakter derinliği var. Okunabilirliği de çok yüksek bir kitap. Dünya edebiyatına genel katkısı da bence iyi sayılır.Hepsi bir araya gelince de benim metodolojiye göre mükemmel bir kitap çıkıyor ortaya. Bu sene şimdiye kadar okuduğum 17 kitap içinde de en yüksek not verdiğim kitaplardan biri.

Bana bu keyfi yaşatan Kitap Oburu grubuma ve bu blog turumuzun sponsoru Artemis Yayınları'na buradan tekrar teşekkürler. Canınız çok mu çekti bu kitabı okumayı? O halde buradan katılın çekilişimize :)


DUMAN VE KEMİĞİN KIZI KİTABI, SERİSİ VE LAINI TAYLOR HAKKINDA BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ?

  • Yazarın Amerikan, kitabın türünün fantastik kurgu olmasına karşın olayların büyük kısmının Prag ve Marakeş’te geçtiğini,
  • Yazarın (Alacakaranlık furyasından önce) Prag’da geçen vampirlerle ilgili bir çizgi roman için eşiyle Prag’a gittiğini, bu çizgi romanın hiç yayınlanmadığını ve Prag’a ilişkin tüm bilgi birikimi ve gözlemin bu kitapta kullanıldığını,
  • Marakeş’te geçen kısımlar için yazarın gece gündüz You Tube’dan Marakeş/Fas videoları izlediğini ve ancak bundan sonra romanın Marakeş’in tam olarak neresinde geçeceğine karar verdiğini,
  • Yazarın ilk kitabı yazmaya başladığında, kitabı nasıl sonlandıracağı, hatta bunu bir seriye dönüştürebileceği konusunda en ufak bir fikrinin bile olmadığını,
  • Serinin ikinci kitabının (Days of Blood and Starlight) çıktığını, üçüncü kitabın ise Nisan 2014’te yayınlanmasının planlandığını,
  • Serinin film haklarının Universal Pictures tarafından satın alındığını, yapımcının Alis Harikalar Diyarı'nda filminin yapımcısı Joe Roth ve senaristin de Karayip Korsanları'nın senaristi Stuart Beattie olduğunu, hatta senaryonun yazılmaya başlandığını,
  • Ana karakterlerden biri olan Karou’nun fiziksel özellikleri zamana yayarak kurgulamadığını, sadece bir serbest düşünme anında gözünün önünde beliren bir kadını anlattığını, Karou’nun fiziksel özelliklerinden ziyade karakterinin şekillenmesine ciddi zaman harcadığını,
  • Karou’nun elindeki dövmelerin yazarın gençlik yıllarında yaptığı Avrupa yolculukları sırasında, tren istasyonlarında beklerken ayaklarının üstüne çizdiği dövmelerle aynı olduğunu

biliyor muydunuz?


25-31 Mart Tur Programı

25 Martthcodex.blogspot.com | Kitap Yorumu - Çekiliş
26 Martpinucciasbooks.blogspot.com | Kitap Yorumu - Bunları Biliyor musunuz?
27 Mart mirielenda.blogspot.com | Kitap Yorumu - Tanıtım Videoları
28 Mart raflarinarasindan.blogspot.com | Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı - Karou Olmak
29 Mart | sssuigenerisss.blogspot.com | Kitap Yorumu - Kapaklarla Duman ve Kemiğin Kızı

Mar 24, 2013

İhanet Altını | Philip Reeve

Orijinal Adı: Predator's Gold (The Hungry City Chronicles, #2)
Türkçe Adı: İhanet Altını (Yürüyen Kentler, #2)
Yazar: Philip Reeve
Çevirmen: Müren Beykan, Fulya Yavuz
Sayfa Sayısı: 348
Yayınevi: Günışığı Kitaplığı
Değerlendirmem: %88 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: Kitap Oburları coşkusuyla bir hızlı ilerledim ki...

NEDEN BU KİTAP?
Esasen yıl başında katıldığım "2013 Science Fiction Reader Challenge" nedeniyle, ama bu kitabı 2011 İzmir Kitap Fuarı'nda alıp, bu vakte kadar okumamış olmamın da belirgin bir etkisi var tabii.

KONUSU (Arka kapaktan alıntı):
Büyük Londra yıkımından zor kurtulan Hester ve Tom, havegemileriyle dünyayı dolaşırken, tuhaf tarih yaklaşımıyla ünlü Doktor Pennyroyal'ı da yanlarına alırlar. Mobillik Karşıtları'nın saldırısından kaçarken, ıssız buzullarda karşılaştıkları mobil kentin genç markizi Freya, Ölü Kıta Amerika'ya gitmeye kararlıdır. Yürüyen bir kentte yaşamayı özlediğini fark eden Tom, kentini bir bilinmeze sürükleyen güzel Freya, onun sevgilisine gösterdiği yakınlıktan hiç hoşalnmayan "çirkin" Hester, yeşil Amerika hayalinin mimarı Pennyroyal, kentleri yağmalayan Yitik Oğlanlar ve hepsinin peşinde de dev bir yağmacı kent...

DEĞERLENDİRMEM:
Günışığı Kitaplığı'nın kitaplarıyla bir arkadaşımın kızı sayesinde tanışmıştım. Bundan bir kaç sene önce Türkçeye çevrilmiş, bilim kurgunun steampunk adlı alt kategorisinde kitap ararken de Günışığı Kitaplığı'ndan çıkan Yürüyen Kentler isimli kitaba rastlamış, okumuş ve çok sevmiştim. (Bu arada steampunk türüyle ilgili bilgiye bu blogdan ulaşabilirsiniz).

Serinin ikinci kitabı olan İhanet Altını'nı da çok beğendim (hatta sanırım ilk kitaptan biraz daha çok sevdim). Her ne kadar genç yetişkinler için bilim kurgu diye geçse ve kapak resmi de bir çocuk kitabını andırsa da gayet sağlam bir kurgusu olan, yetişkinlerin de "çocuk kitabı okuyor moduna girmeden" okuyabilecekleri bir kitap. Steampunk türünün tüm öğelerinin başarıyla kullanıldığı bu fütüristik kitabı bilim kurgu meraklılarına öneriyorum. Yalnız tekrar hatırlatayım bu serinin ikinci kitabı. İlk kitap Yürüyen Kentler.

Serinin üçüncü kitabı olan Infernal Devices, dördüncü kitabı olan A Darkling Plane ve son kitabı olan Fever Crumb'ın da yine Günışığı Kitaplığı'ndan çıkmasını bekliyoruz. İhanet Altını'nın 2007'de çıktığı düşünüldüğünde en azından üçüncü kitabın şimdiye kadar çıkmış olması beklenirdi ama ne yazık ki ses seda yok. Günışığı Kitaplığı'ndan konuyla ilgili haber bekliyorum.

Feb 10, 2013

Söğütlükte Rüzgar

Orijinal Adı: The Wind in the Willows
Türkçe Adı: Söğütlükte Rüzgar
Yazar: Kenneth Grahame
Çevirmen: Cenk Pamay
Sayfa Sayısı: 208
Yayınevi: İş Bankası Yayınları
Değerlendirmem: %85 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... Çocuk kitabı okuduğumu fark edenler bana tuhaf tuhaf baktı.

NEDEN BU KİTAP?
İş Bankası Yayınları'ndan çıkan bu sadece 3 TL'lik kitapların bazılarını almıştım geçen sene. Aldıklarım arasında okumadığım son kitap da Söğütlükte Rüzgar'dı. Baktım çocuklar sömestr tatilinde. Ben de yılın bu zamanında okuyayım dedim kütüphanemde uzun zamandan beri bekleyen bu kitabı.

KONUSU:
Cömert ama bir o kadar da burnu havada kara kurbağasının başı bu sefer fena halde derttedir. Her ne kadar ona çok sinirlenseler de Nehir Kenarı sakinleri kara kurbağasını yanlız bırakmazlar. Yardımsever porsuk, duygusal köstebek ve çok bilmiş su sıçanı kara kurbağasını yaptığı yanlışlardan kurtarmak için ellerinden geleni yapacaktır.

DEĞERLENDİRMEM:
Söğütlükte Rüzgar bir çocuk kitabı. Son dönemde okuduğum çocuk kitapları arasında da en sevdiklerimden biri oldu. İngiliz çocuk edebiyatının klasiklerinden kabul edilen bu kitap ilk kez 1908'de yayınlandı. İş Çocuk Kütüphanesi'nden çıkan benim okuduğum kitap da kitabın kısaltılmamış çevirisi. Zaten bu seriden çıkan çocuk kitaplarını sevmemin en önemli nedeni de serideki tüm kitapların orijinal dilden ve kısaltılmamış olarak dilimize çevrilmiş olması.

Çocuk kitabı olunca kurgunun derinliği veya karakter   analizi gibi konulara girmeyeceğim. 11-12 yaş civarı çocukların rahat okuyacağını düşünüyorum. Daha küçükler için biraz fazla uzun. Hem 200 sayfadan uzun, hem de hiç resim yok. Kısaca canınız fabl çektiyse eğlenceli bir kitap :)