Aug 16, 2015

[Blog Tur] Kafes - Josh Malerman | Kitap Yorumu ~ Bunları Biliyor musunuz?


Orijinal Adı: Bird Box
Türkçe Adı: Kafes
Yazar: Josh Malerman (ABD)
Çeviri: Aslı Dağlı
Sayfa Sayısı: 330
Yayınevi: İthaki Yayınları
Değerlendirmem: %83 - Çok iyi
Ben bu kitabı okurken...: ... gözüm kapalı neler yapıp neler yapamadığımla ilgili tuhaf denemeler yaptım evin içinde. Sağımı solumu morarttım. Ben ettim, siz etmeyin.

NEDEN BU KİTAP?
Kitap Oburları.

KONUSU (Tanıtım Bülteninde):
Dışarıda bir şey var…

Görülmemesi gereken korkunç bir şey… Ona atılan bir bakış kişiyi ölümcül bir deliliğe sürüklüyor. Ne olduğunu ve nereden geldiğini ise kimse bilmiyor.

Malorie ve iki çocuğu, olayların başlangıcından beş yıl sonra hayatta kalmayı beceren bir avuç insan arasındaydı. Nehrin kenarındaki terk edilmiş bir evde çocuklarıyla yaşayan Malorie, ailesinin güvende olabileceği bir yere gitmenin hayalini kuruyordu. Fakat onları bekleyen yolculuk tehlikelerle doluydu. Tek bir yanlış hamle ölümlerine yol açabilirdi. Ve onları takip eden bir şey vardı.

Bu bilinmeyene doğru gözbağının karanlığında yaptığı yolculukta Malorie sık sık geçmişi hatırlıyordu. Bilinmez tehlikenin karşısında bir araya gelerek hayatta kalmaya çalışan, kendisini de aralarına kabul ederek onu da kurtaran ev arkadaşları teker teker aklına geliyordu: Bir zamanlar yabancı olan bir grup insanın birer birer kapısını çaldığı evde kurdukları ortak hayat... Ancak sağ kalan ve kapılarını çalan insanlar arttıkça ortaya yüzleşmeleri gereken bir soru çıkmıştı: Herkesin aniden delirdiği bir dünyada kime güvenilebilirdi?

DEĞERLENDİRMEM:
Korku-gerilim türü benim sık okuduğum bir tür değil. Nedeni de çok basit. Bildiğiniz korkuyorum okurken. Rüyama falan giriyor. Bu kitabı okurken de rüyalarımda hep nehirler ve karanlıklar vardı mesela.

Kafes okurken beni ürkütmesinin dışında epeyce meraklandırdı. Böyle olunca da son dönemde okuduğum ağır klasiklere oranla çok hızlı bir okuma oldu benim için. Betimlemeler çok sağlamdı. Kitabın ana karakteri Malorie'nin yanı başında gibi hissettim kendimi pek çok defa. Hatta onun gözünden gördüm sanki pek çok olayı.

Malorie'nin çocuklarla olan ilişkisini, çocukları nasıl eğittiğini ve onlarla nelere kalkıştığını okurken küçük çocuğu olan pek çok arkadaşımın bu kitapta bana nazaran çok farklı detaylar yakalayacaklarını, hatta korkuyu bir kenara bırakıp, dramayı ön planda tutacaklarını düşünüyorum. Küçük çocuğu olanlara, bu nedenle, ayrıca öneriyorum bu kitabı.

Duyularımızla ilgili güçlü ve zayıf yönlerimizi keşfetmemiz açısından kitap çok yönlendiriciydi. Yukarıda da belirttiğim gibi evde bir sürü deney yaptım ama bunun dışında çok kalabalık, gürültülü ortamlarda da gözlerimi kapatıp sese odaklanmayı denedim. Bu nedenle bazen komik durumlara düştüm, bazen şaşırtıcı keşifler yaptım. Kesinlikle tavsiye ederim. Duyularımıza ne kadar hakim olduğumuzun veya onları ne kadar geliştirebileceğimizin farkında olmadan yaşıyoruz aslında. Benim bu kitaptan en büyük kazanımım bunu fark etmek oldu.

Kitabı korku-gerilim türü severlerin zaten okuyacaklarını düşünüyorum. Bunun dışında, benim gibi bu türe aşina olmayanlara ise rahatlıkla öneriyorum. Aman dikkat, sakın gözlerinizi açmayın.

BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?
Gelelim Kafes ve yazarı Josh Malerman hakkında bilmeyebileceğinizi düşündüğünüz konulara:

  • Kafes, solist ve şarkı sözü yazarı Josh Malerman'ın ilk kitabı.
  • Malerman The High Strung isimli müzik grubunun solisti ve şarkı sözü yazarı.
  • Yazar kitabın ilk taslağını 26 günde tamamlamış.
  • Malerman'ın kitabın taslağını yazdığı Boston-Edison'daki (Detroit) evde kitabın yazım süresi boyunca 5 saka kurşu serbestmiş.
  • Kitabın ilk taslağını italik olarak, bölüm arası olmadan ve çoğu noktalama işaretini kullanmadan yazmış.
  • Yazar kitabı tamamladıktan sonra hiçbir yayıncıya göndermemiş. Etrafındakilere, eşine dostuna kitabından bahsetmiş ve kopyalar dağıtmış. Kafes tamamen tesadüfi bir şekilde Harper Collins'e ulaşmış. Bu noktada Josh Malerman'ın oldukça farklı ortamlardan ve sayıca oldukça fazla arkadaşı olduğunu da belirtmek gerekiyor.
  • Kafes'in film hakları kitap satışa çıkmadan Universal Pictures tarafından opsiyonlu olarak satın alınmış durumda. Andy Muschetti tarafından yönetilmesi planlanan filmin yapımcılarının Scott Stuber ve Chris Morgan olması planlanıyor.
  • Yazar üniversiteyi bitirdikten sonra Faulkner, Hemingway, Woolf, Proust ve Dostoyevski'nin tüm külliyatını okumuş. Ancak ne zaman ki klasiklerde Dracula'yı okumayı tamamlamış, yüzünü korku-gerilim türüne dönmüş ve o zamandan beri bu türden çok fazla kitap okumuş.


14 - 17 Ağustos Tur Programı

14 Ağustos raflarinarasindan.blogspot.com | Ön Okuma
15 Ağustos sohbetedecekkimseyok.blogspot.com | Kitap Yorumu
15 Ağustos  kutsalyorumcu.blogspot.com | Alıntılar
16 Ağustos pinucciasbooks.blogspot.com |  Bunları Biliyor musunuz?
16 Ağustos thcodex.blogspot.com | Tanıtım Videosu
17 Ağustos segesegese.blogspot.com | Yazar Tanıtımı

Mar 22, 2015

[Blog Tur] Trendeki Kız - Paula Hawkins | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: The Girl on the Train
Türkçe Adı: Trendeki Kız
Yazar: Paula Hawkins (Zimbabwe-ABD)
Çeviri: Aslıhan Kuzucan
Sayfa Sayısı: 360
Yayınevi: İthaki Yayınları
Değerlendirmem: %79 - Çok iyi
Ben bu kitabı okurken...: ... ana karakterlerden biriyle mütemadiyen zihnimde kavga ettim.

NEDEN BU KİTAP?
Kitap Oburları.

KONUSU (What Happened to Elenda?'dan Alıntıdır):
Rachel, eski eşini unutamayan, saplantılı, alkolik ve sorunlu bir karakterdir. Her gün işine gidip gelirken pencereden gördüğü bir ailenin hayatı hakkında tahminler yürütür, kafasında kurgular. Onları o şekilde mutlu görmek tren yolculuğunun en keyifli anlarıdır. Bir gün yine bu tren yolculuğu sırasında o ailenin evine baktığında, hiç de kafasında kurguladığı gibi mükemmel bir hayatları olmadığına tanık olacaktır. Daha da kötüsü bu tanık olduğu olaydan bir gün sonra o ailedeki kadının kayıp olduğunu öğrenir. Rachel yalnızca kendisinin bildiği bu sırrı polislere ve üzgün eşe bildirmek için çare bulmaya çalışır, ancak bir engelle karşı karşıyadır. O gün çok fazla alkol aldığından olanları hatırlayamaz, ama yavaş yavaş kadının kaybolduğu gün kendisinin de onların evlerinin bulunduğu sokakta olduğunu hatırlamaya başlar.

DEĞERLENDİRMEM:
Ah Rachel ah. O kadar sinir oldum ki senin kendini düşürdüğün ve düşürmekten zevk aldığın çaresizliğe. Bu durumun kitaptan alacağım keyfi sınırladı resmen.

Evet, bu çok nadiren başıma gelir ve bu kitapta da geldi. Ben başından sonuna tüm kitap boyu Rachel ile sürekli bir kavga halindeydim. Onu bir kaşık suda boğacak kadar sinirli, elinden tutup alkolü bırakmasına yardımcı olabilmeyi gönülden dileyecek kadar merhametli, hayatıyla ilgili gerçekleri çat çat yüzüne çarparak onu silkelemek için istekliydim.

Siz bakmayın Rachel ile böyle bozuştuğuma. Karakterin kurgunun önüne geçtiği ve kendimin de karakterle bu kadar etkileşime girdiği kitapları seviyorum aslında. Bu kitap o açıdan benim için tam bir başarıydı. Kitabın gerilim ve polisiye öğelerinden ziyade psikolojik boyutuna bayıldım. Özellikle Rachel'ın sarhoş olduğu için hatırlamakta zorlandığı olaylar sırasında içinde bulunduğu durumun tarifi o kadar güzel ve ince detaylarla doluydu ki, yakınım da olsa yazara sarılıp kucaklayarak teşekkür ederdim herhalde.

Karakter başarısına karşın kurgu çok orijinal gelmedi bana. Gerçi benim bu konuda yorum yapmam da çok doğru olmaz. Polisiye kitapların kurgularını beğenememe/sevememe gibi bir özrüm var benim. Kitabın üç kadın karakterin ağzından anlatılıyor olması ve tarihlerin ileri geri gitmesi başlarda beni yorsa da sonrasında sevdiğim bir detay halini aldı.

Sözün özü, polisiye severlerin beğeneceğini düşündüğüm, sevmeyenlerin veya benim gibi kendini bu türe uzak hissedenlerin ise bir şans vermesini dilediğim bir kitap Trendeki Kız.

18 - 22 Mart Tur Programı

18 Mart raflarinarasindan.blogspot.com | Ön Okuma
19 Mart mirielenda.blogspot.com | Bunları Biliyor musunuz?
20 Mart sohbetedecekkimseyok.blogspot.com | Yazar Tanıtımı
21 Mart thcodex.blogspot.com | Tanıtım Videosu
22 Mart pinucciasbooks.blogspot.com | Kitap Yorumu

Dec 15, 2014

[Blog Tur] Marslı - Andy Weir | Ön Okuma


Orijinal Adı: The Martian
Türkçe Adı: Marslı
Yazar: Andy Weir (ABD)
Sayfa Sayısı: 416
Yayınevi: İthaki Yayınları
Değerlendirmem: %84 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... kızkardeşim İtalya'da tatildeydi ve ben çok kıskandım.

NEDEN BU KİTAP?
Kitap Oburları demek kaliteli blog turu demek de o yüzden.

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Altı gün önce, Mark Watney Mars'a ayak basan ilk insanlardan biriydi. Şimdi ise, orada ölmesi neredeyse kesin.

DEĞERLENDİRMEM:
Konuyu iki cümleyle özetlemiş İthaki Yayınları arka kapakta ama benim bu özet o kadar hoşuma gitti ki sonuna ek bilgi koymak istemedim. Sonuçta kitabın adı üstünde: Marslı! Mars'a özel bir görev için giden bir ekipten talihsizlik sonucu tek başına orada kalmak zorunda olan Mark Watney'in yaşam mücadelesinin hikayesi.

Bu kitap Arthur C. Clarke'in Susuz Deniz'i ile birlikte 2014'te okuduğum en iyi iki bilim kurgu romanından biri oldu. Bilimsel ve kurgusal öğelerin tam dengede bir dağılımla okuyucuya sunulduğu, bazı Jules Verne kitaplarında bolca gördüğümüz türde yüzlerce hesap kitabın yer aldığı bir roman Marslı.

Andy Weir'in Marslı'da kullandığı matematiksel yoğunluk bana sıkça bazı Jules Verne romanlarını çağrıştırsa da Weir'in kurguyu bozmadan, okuyucuyu boğmadan bunu başarması çok takdire şayan bir durum. Zira, naçizane fikrim, bazı Jules Verne romanlarında bu tadın, dengenin olmadığı. Burada birden bire Andy Weir ve Jules Verne Ustayı karşılaştırma moduna geçmiş olsam da Jules Verne'in yerini doldurabilecek başka bir kalem olmadığına gönülden inanan biriyim. Vurgulamaya çalıştığım ise Weir'in kaleminin ustalığı. Yazarın romana doldurduğu bilimsel öğelerin zenginliği düşünüldüğünde kurgunun ötesinde bilimsel tutarlılık adına ne kadar emek harcandığını görüyorsunuz. Eminim ki romanın satır aralarında bilimsel tutarsızlıklar yakalayıp Weir'i eleştirip sinirimi bozan yorumlar da dolaşıyordur ortalıkta ama sonuçta bu bir roman, Mars'ta Hayatta Kalma El Kitabı değil.

Romanın pek çok yerinde kendinizi doğrudan Mars'ta kalan talihsiz insan Mark Watney'in yerine rahatlıkla koyabiliyorsunuz. Watney'in aylarca tek başına kendisiyle, başına gelen tüm tersliklerle barışık, bu kadar zor şartlarda nasıl böyle yaşayabildiğini ve yine de esprili kalabildiğini anlamakta zorlansam da kendisinin içimizden herhangi biri değil de her çeşit eğitimden geçmiş, donanımlı bir astronot olduğu açıklamasıyla kendi kendimi ikna etmeye çalıştım kitap boyunca. Romanda beni rahatsız eden tek unsur bu oldu sanırım. O kadar uzun süre insanın dayanabileceğine, direnebileceğine, metanetini koruyabileceğine ve ölüm korkusunun hiç olmadığına pek inanasım gelmiyor herhalde. Zaten benden de astronot olmaz. Belki de bu yüzden tereddütlerim. Zaten bu tereddütler de olmasa 100 üzerinden 90'ın üzerinde bir puan verirdim herhalde bu kitaba.

Bu kitabın Türkçesini ilk okuyanlardan biri olduğumu bilmek benim gibi bir bilim kurgu sever için ayrı bir keyif. Bu nedenle bize bu imkanı tanıyan bu blog turunun destekçisi İthaki Yayınları'na buradan çok teşekkür ediyor, Goodreads okuyucuları arasında yapılan oylamada 2014'ün En İyi Bilim Kurgu romanı seçilen Marslı'dan tadımlık bir ön okumayla sizleri baş başa bırakıyorum.


15 - 18 Aralık Tur Programı

15 Aralık  pinucciasbooks.blogspot.com |  Kitap Yorumu  -  Ön Okuma
16 Aralık  kutsalyorumcu.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Alıntılar
16 Aralık  mirielenda.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Bunları Biliyor musunuz?
16 Aralık  raflarinarasindan.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı
17 Aralık  sssuigenerisss.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Film Hakkında
17 Aralık  sohbetedecekkimseyok.blogspot.com  |  Kitap Yorumu
18 Aralık  thcodex.blogspot.com |  Kitap Yorumu - Tanıtım Videosu
18 Aralık  segesegese.blogspot.com |  Kitap Yorumu

Nov 13, 2013

[Blog Tur] Yolun Sonundaki Okyanus - Neil Gaiman | Yazar Tanıtımı


Orijinal Adı: The Ocean at the End of the Lane
Kitabın Adı: Yolun Sonundaki Okyanus
Yazar: Neil Gaiman (İngiltere)
Sayfa Sayısı: 177
Yayınevi: İthaki Yayınları (2013)
Türü: Fantastik kurgu
Değerlendirmem: %87 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... zaman nasıl geçti anlamadım. Bir baktım kitap bitmiş.

NEDEN BU KİTAP?
#kitapoburu

ARKA KAPAK YAZISI:
Hikâye, kahramanımızın çocukluğuna dönmesi ve evinin yanındaki gölün aslında bir okyanus olduğunu iddia eden Lettie Hempstock’a dair anılarının canlanmasıyla başlıyor. Bu andan sonra; küçük bir çocuğun fazlasıyla ürkütücü, garip ve tehlikelerle dolu geçmişine doğru bir kapı açılıyor. Artık, yolun sonunda neyle karşılaşacağını kahramanımız da bilmiyor…

DEĞERLENDİRMEM:
Öncelikle belirteyim ki Neil Gaiman "Sabah kalktım, yüzümü yıkadım" dese "Adam bir başka diyor" der ben beğenirim herhalde. Bu nedenle bu kitaba başlarken kitabı seveceğimden emin olarak okumaya başladım. Severek devam ettim, severek bitirdim. Neilciğim bir kere daha beni yanıltmadı, kendi hayal gücünün tüm ince detaylarını kullanarak büyükler için bir masal daha anlatmış oldu. Benim içimdeki çocuk hep aktif olduğundan, kimi zaman yetişkin vasıflarımın üzerini örtecek kadar baskın gelebildiğinden bu tür kitapları fazlasıyla seviyorum. Neil Gaiman da zaten benim için tüm zamanların en iyi yazarlarından biri olduğundan her şeyiyle beni fazlasıyla saran bir roman(cık) oldu bu roman(cık).

Romanı çok fazla ara vermeden okuyabilmem sayesinde yolun sonundaki okyanusun içindeydim bir ara. Zaten bu romanın tadını çıkarmak istiyorsanız bir veya en fazla iki oturuşta okumanızı öneririm. Diğer türlü büyüsü bozulabilir. Neil Gaiman'ın şimdiye kadar okuduğum romanları arasında en iyi olduğunu düşündüğüm yapıtı değil bu yapıt ama her kütüphanede yer almalı. Neil Gaiman okunmalı, okutturulmalı :)

NEIL GAIMAN HAKKINDA:
10 Kasım 1960 tarihinde İngiltere'nin Portchester kasabasında doğan Neil Gaiman çizgi romanlardan (The Sandman) çocuk kitaplarına (Coraline), genç yetişkin edebiyatından (Anansi Çocukları) yetişkin edebiyatına (Amerikan Tanrıları) her türde eserler veren günümüzün kalemi en güçlü, hayalgücü en zengin, ödülü en bol yazarlarından olup vaktinin ciddi bir kısmını da okumaya adayan bir şahsiyettir. 53 senelik ahir ömründe Hugo, Nebula ve Bram Stoker ödüllerini kazanan Neil Gaiman'ın bu ödülleri çeşitli dallarda birden fazla defa kazanması sevenlerini gelecekte yazacağı romanları düşündüklerinde şimdiden heyecanlandırmaktadır.

1980'li yıllarda gazetecilikle (röportajlar ve kitap yorumları) geçinen Gaiman 1990'lı yıllara gelindiğinde tam zamanlı yazarlık yapmaya başlamış ve gazetecilik yaptığı dönemde kurduğu bağlantılar sayesinde kitaplarını (daha doğrusu çizgi romanları) yayınlatmayı başarmıştır. 1996'da BBC için yazdığı mini TV dizisi Yokyer'i romanlaştırmasıyla ilk romanını yazmıştır. Yokyer'i 1999'da Yıldzı Tozu, 2001'de Amerikan Tanrıları, 2005'de Anansi Çocukları, 2008'de Mezarlık Kitabı izlemiştir.

Neil Gaiman kendi kitaplarını sesli kitaba çeviren bir yazardır ve kendi kitaplarından bölümler okuduğu çeşit çeşit etkinliğe katılan sosyal bir kişiliktir. İşte size Neil Gaiman'dan Coraline'ın ilk bölümü:



10-16 KASIM TUR PROGRAMI

10 Kasım: segesegese.blogspot.com | Kitap Yorumu - Çekiliş
11 Kasım: raflarinarasindan.blogspot.com | Kitap Yorumu - Ön Okuma
12 Kasım: sssuigenerisss.blogspot.com | Kitap Yorumu  -  Bunları Biliyor musunuz?
13 Kasım: kutsalyorumcu.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Alıntılar
14 Kasım: pinucciasbooks.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı
15 Kasım: thcodex.blogspot.com | Kitap Yorumu
16 Kasım: mirielenda.blogspot.com | Kitap Yorumu - Kitap Kapakları

Sep 8, 2013

Cesur Yeni Dünya | Aldous Huxley

Orijinal Adı: Brave New World
Türkçe Adı: Cesur Yeni Dünya
Yazar: Aldous Huxley (İngiltere)
Sayfa Sayısı: 349
Yayınevi: İthaki Yayınları (2000)
Türü: Bilim kurgu
Değerlendirmem: %91 - Harikulade
Ben bu kitabı okurken...: ... aylar önce yabancı bir blogdaki blog turuna katıldığımı hatırlayıp kitaba ara vermem gerekti. (Sonrasında da kitaba baştan başladım. Cesur Yeni Dünya öyle yolda, plajda okunabilecek bir kitap değil.)

NEDEN BU KİTAP?
Bu kitabı kızkardeşimden ödünç alalı aylar oldu. Hatta o kadar uzun zaman oldu ki bir ara kitabı kendimin bile sandım. Okuma Şenliği bahanesiyle yasaklanmış kitaplar kategorisinde okumaya karar verdim ve sonunda okudum.

KONUSU (TANITIM BÜLTENİNDEN):
Uzak gelecekte, dünya denetçileri nihayet ideal toplumu yaratmışlardır. Tüm dünyaya yayılmış laboratuvarlarda genetik bilimi insan ırkını kusursuzluğa ulaştırmıştır. Alfa-artı mandarin sınıfından, ayak işlerini yapmak üzere tasarlanmış olan epsilon-eksi yarı moronlara kadar insanlar, önceden belirlenmiş rollerine seve seve razı olmaları için yetiştirilir ve eğitilirler. Fakat Londra Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi'nde Bernard Marx mutsuzdur.

Yalnızlık için duyduğu özlem, zorunlu cinsel özgürlüğün bitmek bilmeyen hazlarından duyduğu hoşnutsuzluk, kaçma duygusunu güçlendirir. Eski, ilkel yaşama biçiminin hala sürdürüldüğü az sayıdaki vahşi ayrı bölgelerinden birine yapacağı ziyaret derdine çare olmasa da dönerken beraberinde Londra'ya getirdiği 'Vahşi', teknik uygarlığı farklı bir gözle değerlendirir, onlara neleri kaybettirdiklerini hatırlatır.

DEĞERLENDİRMEM:
Cesur Yeni Dünya yasaklanan kitaplar arasında dünya genelinde liderliği çeken bilim kurgu klasiklerinden biri. Aldous Huxley'in "mülkiyetsizlik" kavramını en uç noktada tarifleyen yeni dünya düzeni pek çok dini ve siyasi görüşü rahatsız edecek öğelerden oluşuyor. Kitap 1931 yılında yazıldı ve ilk kez 1932'de yayınlandı. Yayınlanıp üç beş kişinin okumasıyla da özellikle İngiltere ve İrlanda'da ortalık karıştı. Özellikle dünyay çocuk getirme konusunun Cesur Yeni Dünya'da "doğum yapmak" gibi iğrenç (!) bir yöntem yerine bilimselleştirilmesi İngiliz ve İrlanda toplumunun her kesiminden inanılmaz tepki aldı. Sonrasında da Amerika'nın çeşitli eyaletlerinde defalarca yasaklandı ve sonuç olarak Cesur Yeni Dünya 20. yüzyılın en çok yasaklanan kitapları listesinde birinciliğe yerleşti. "Şimdi 21. yüzyıldayız. Son durum nedir?" derseniz American Library Association istatistiklerine göre kitabın içerdiği seksist, ırkçı öğeler ile kullanılan sert dil nedeniyle okullarda okutulmaması ve yasaklanması gerektiği konusunda defalarca başvuru aldı.

Kitabın bende bıraktığı ize gelirsek... Herkesin rahatlıkla okuyabileceği bir kitap olduğunu düşünmüyorum bu kitabın. Nedeni ise gerek kitabın genel teması, gerek dokunduğu pek çok toplumsal düzenin temelinde yatan öğelere olan bakış açısı, gerekse de bilim kurgu türünde yazılmış olması... Cesur Yeni Dünya ütopik bir dünya düzeninden bahsediyor ve insan okuduğunda hakkında neden bu kadar yazılıp çizildiğini anlayabiliyor. Pek çok düzen kurucuyu rahatsız edecek seviyede uç önermeler var kitabın her yerinde. Kadınların döllenmesi yasak ve ayıp olduğu için, "annelik" ve "babalık"ın pornografik görüldüğü bir dünya düzeninden bahsediyor Huxley bu romanında.

Açık, objektif bir zihinle herkesin okumaktan keyif alamayacağı, iddialı bir roman bu roman. Bilim kurgu türüne aşina değilseniz veya inandığınız dini, siyasi, kültürel ve toplumsal değerlerin bambaşka bir şekilde size sunulduğu bir roman okumak sizi rahatsız edecekse, hiç girişmeyin bu romanı okumaya. Neden mi? Hem mutsuz olup sinirlenebilirsiniz, hem de isyancı bir yaklaşımla kitabın ana fikrini kaçırabilirsiniz de ondan.    

Aug 29, 2013

Yıldız Tozu | Neil Gaiman

Orijinal Adı: Stardust
Türkçe Adı: Yıldız Tozu
Yazar: Neil Gaiman (İngiltere)
Sayfa Sayısı: 304
Yayınevi: İthaki Yayınları (2000)
Türü: Genç yetişkin, fantastik (hatta masalımsı)
Değerlendirmem: %87 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... sol elim alçıdaydı.

NEDEN BU KİTAP?
Gönül hep Neil Gaiman okumak ister, Yazar Ayları bahane :)

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Kraliçe Victoria devrinin şafağında, Perili Ülke ile kendisini ayıran taş duvardan adını alan Duvar Köyü'nde yaşam olanca sakinliğiyle akmaktadır... Her dokuz yılda bir Perili Ülke'de bir panayır düzenlenir ve bu zamanın dışında duvardaki tek delikten geçmek kesinlikle yasaktır. Duvar Köyü'ndeki genç Tristran Thorn, gerçek aşkı Victoria Forester'da bulduğuna kesinlikle emindir. Oysa Victoria ulaşılmaz biridir, bir ekim akşamı gökyüzünde kaydığını gördükleri yıldız kadar uzak... Victoria'nın kalbini kazanmak uğruna Tristran kaymış yıldızı bulacağına ve sevdiği kıza getireceğine yemin eder. Bu yemin Tristran'ı duvarın öte yanındaki Perili Ülke'ye, hayal bile edemeyeceği tuhaflıklar, en sinsi düşmanlar, yolu üzerinde beklenmedik dostlar ve umulmadık hazineler barındıran bir diyara yöneltecek. Oraya mum ışığında varmak, yolda Gönlünün Muradı'nı bulmak ve yüreğindeki gerçeği keşfetmek de Tristran'ın ödülü olacak...

DEĞERLENDİRMEM:
Neil Gaiman'ın yazıp da benim beğenmeyeceğim herhangi bir yazı var mı acaba? Okuduğum her Gaiman kitabından, öyküsünden sonra "Allah bu adama uzun ömür versin, bol bol yazsın, çizsin, okusun" diyorum. Yazdığı kitapların tamamını da okumadım ama bitecek diye okumuyorum valla. Bu endişemi bertaraf etmek için okuduğum kitapların orijinallerini de alıp okumaya karar verdim.

Hatta bu kitabı okumadan önce yine Neil Gaiman takıntım paralelinde kendime doğumgünü hediyesi olarak yanda resmini gördüğünüz hediyeyi aldım. O da ne ki derseniz? 15 Ekim 2013'te Neil Gaiman Londra'da "Fortunately, the Milk" adlı kitabını okuyacak. Kitap imzalamayacak ama daha önceden imzaladığı kitapları satılacak. 15 Ekim Kurban Bayramı'nın ilk günü. Biz o zaman nerede oluruz hiçbir fikrim yok. Çok küçük bir olasılıkla eşimin iş için gitme ihtimali var ve küçük olasılıkla benim ona eşlik etme ihtimalim var. Ama ne yapayım? Biletler makul bir fiyatla tam da evde geçirmek zorunda kaldığım doğumgünümde satışa çıktı. Ben de günümüzün Jules Verne'i olarak kabul ettiğim "Neil Gaiman'ı görme, dinleme ihtimalimi sevdim" ve alıverdim biletimi. Bir umut işte...

Bu yazyıyı buraya kadar okuyup "Bu nasıl değerlendirme?" diyenler için kısa bir not: Benden tarafsız bir Neil Gaiman yorumu beklemeyin. Adam ne yazsa seviyorum. Yıldız Tozu da harika, güzel, mükemmel bir masalımsı fantastik kurgu. Tabii ki okuyun, okutturun...

Jul 22, 2013

Siyah Hatıralar Denizi | Mehmet Açar

Kitabın Adı: Siyah Hatıralar Denizi
Yazar: Mehmet Açar
Sayfa Sayısı: 382
Yayınevi: İthaki Yayınları
Değerlendirmem: %86 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... Batıkent'te satın almak için ev arıyorduk habire.

NEDEN BU KİTAP?
Ben bu kitabı katıldığım ilk kitaplaşma etkinliğinde eşleştiğim kişiden hangi kitabı istesem diye ilknokta'da dolaşırken fark ettim ilk kez. Daha doğrusu Türk yazarlardan çıkan bilim kurgu ve fantastik kurgu kitaplarını araştırıyordum ve çok güzel yorumlara denk geldim bu kitap hakkında. Bir tanecik eşim Fıstıklı Tombimden bu kitabı istedim neticesinde. O sırada Tombim bu kitabı bulamadığından aynı yazarın Anarşik Rehavet isimli kitabını bulup aldı bana (Anarşik Rehavet yorumuma buradan ulaşabilirsiniz). Sonrasında bu kitabı da aldı ama. Neden mi? Beni çok seviyor da ondan :) Gerçi ben onu daha çok seviyorum :p Neyse kitabı ben de okudum nihayetinde (ve sonunda yorumlayabiliyorum).

KONUSU:
Siyah Hatıralar Denizi  150-200 sene sonraki bir zamanda dünya nüfusunun çoğunluğunun AIDS türevi bir salgınla yok olup geri kalanının komün-otonom denen yeni bir düzende yaşadığı bir zaman diliminde geçiyor. Bu yeni sistemde ulus devletler artık yok ve insanlık "Birleşik Federasyonlar Parlamentosu' adında bir örgütlenme tarafından yönetiliyor. İnsanlığın en büyük amacı ise uzayda yaşanacak yeni yerler keşfetmek. Bireysel hazların ve kapitalist tüketimin asgariye indirildiği, çalışmak üzerine kurulu bir düzende yaşam sürüyor.

Bu yeni düzende yaşam mücadelesi veren kahramanımız iki bilim adamının intiharını soruşturmak için Ennonia Oteli adında bir yere yerleşiyor geçici olarak. Olayların tamamı da bu tuhaf otelde geçiyor zaten. Olaylar derken rüyasız, kontrolsüz upuzun uykulardan, koridorlarda karşılaşılan hayaletlerden, hayal odalarından, aynalardan hatıralara çıkan gizli geçitlerden bahsediyorum. Daha fazla detaya inmeyeceğim. Çünkü tahminimce bu yazıyı okuyup konuya ilgi duymayanlar bu noktadan sonra okumayı bırakacak. Kalanlar ise yorumumu okumak için sabırsızlanacak :)

DEĞERLENDİRMEM:
Öncelikle belirteyim. Bilim kurguya ilginiz varsa bu romanı seveceğinizi (hatta Türk Bilim Kurgu Edebiyatı'na katkısını düşünürsek sevmeniz gerektiğini) düşünüyorum. Bu türe ilginiz yoksa veya ilk kez deneyecekseniz başlangıç için biraz ağır gelebilir konusu.

Bu kitapta benim en sevdiğim karakter Ennoia Oteli. "Otel bir mekandır, kahraman değil ki" diyecek olanlara yanıtım ise Ennoia Oteli'nin herkesle öznel bir iletişim kuran, öznel işaretler göndererek anlaşan, yaşayan iyi niyetli bir canlı olduğu şeklinde.

Kitabın halen okumadığım klasiklerden Stanislaw Lem'in Solaris adlı kitabından bir alıntıyla başlaması benim için başlangıç olarak çok etkileyiciydi. Beni zayıf noktamdan vurdu. "Bak halen okumadın Solaris'i" diye kafama vurmuş gibi oldu Mehmet Açar. Sevgili Settie ve Mutlu bu itirafıma şaşırabilir ama ben Ursula'nın Mülksüzler'ini de, hatta Kafka'nın Dönüşüm'ünü de okumadım halen. Depresyona girmeme neden olacak bu "Pınar'ın okuması gerekip de okumadığı kitapları" itirafımın ardından Mehmet Açar'a kendisinin severek okuduğu yazarlara olan saygısını romanının içine böylesine usulca ve ustaca işleme özeninden ötürü de ayrıca teşekkür ederim.

Bilinmeyenin her zaman korkunç ve/veya kötü niyetli olmadığı kusursuzca işlenmişti romanın özüne. Konu kısmında da kısaca özetlediğim gibi bilim kurgu romanlarında senelerden beri bolca görünen pek çok öğe yoğun olarak kullanılsa da roman boyunca ritmi hiç düşmeyen "merak" öğesi polisiyevari bir boyut katmıştı romanın kurgusuna. Bu nedenle  "Türkçe bilim kurgu olur mu?" diye konuya önyargılı yaklaşacaklar için yüze hızlıca ve aniden çarpan bir tokat etkisinde bu roman!

May 5, 2013

[Blog Tur] Leviathan Uyanıyor - James S.A. Corey | Bunları Biliyor musunuz?


Orijinal Adı: Leviathan Wakes (Expanse, #1)
Türkçe Adı: Leviathan Uyanıyor (Enginlik, #1)
Yazar: James S.A. Corey
Çevirmen: Cihan Karamancı
Sayfa Sayısı: 507
Yayınevi: İthaki Yayınları
Değerlendirmem: %68 - İyi
Ben bu kitabı okurken...: Hiroshima'da, Tokyo'da, Doha'da, İstanbul'da ve sonunda Ankara'daydım.

NEDEN BU KİTAP?
Bir küçük resimle açıklayayım nedenini:

KONUSU:
Bugün blog turumuzun son günü olduğundan ve Voodoo Baby, Syrocox, The Codex ve Sui Generis isimli oburlar bu konuya bolca değindiğinden tekrar anlatmama gerek yok bence. Türü bilim kurgudur, alt türü uzay operasıdır* (space operadır).

*Uzay operası, temasında genellikle uzay korsanları, ışın kılıçları, galaksiler veya gezegenler arası yolculuklar/savaşlar, türlü türlü yaratıklar ve çeşit çeşit kahraman barındıran bir alt türdür." Bu türe ilişkin detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

DEĞERLENDİRMEM:
Bildiğiniz üzere bilim kurgu romanlarını okumayı pek sevdiğimden ve son dönemde Isaac Asimov, Jules Verne, Philip K. Dick, Robert Heinlein gibi türün ustalarının kitaplarını peş peşe biraz fazlaca okuduğumdan bu kitabın da beni derinden etkilemesi beklentisiyle başladım bu romana. Aslında baştan biliyordum çıtayı biraz yukarıya koyduğumu ve romanın yazar(lar)ının henüz usta sayılamayacaklarını. Yine de romanın Hugo gibi bilim kurgu dalının en prestijli ödüllerinden birine aday olması da besledi bu beklentimi. Sonuçta sevdiğim ama beni şaşırtan, sarsan veya düşündüren çok fazla öğesi olmayan bir güzel bilim kurgu romanı okumuş oldum. Daha da iyisi uzun tren ve uçak seyahatlerinde okunacak doğru türde bir kitap olmasıydı.

Romanın en güçlü yönü karakterleriydi. Bu kitapla ilgili ilk kez şu an bir yorum okumuyorsanız, romanın yazarının tek bir kişi gibi görünmesine rağmen arka planda iki yazarın çalıştığını biliyorsunuzdur. Leviathan Uyanıyor'a ilişkin olumsuz yorumlarda en önemli kritiğe neden olan bu durum. Benim görüşüm ise çift yazar olmasının ana karakterlerin zenginliğini besleyen bir unsur olduğu şeklinde. İki ayrı yazarın kaleme aldığı iki ana karakterin bir araya geldiği bölümlerde de bütünlüğün bozulmaması iki yazarın başarısının bence bir imzasıydı. Karakterlerle ilgili beni rahatsız eden tek konu başlarda ve hatta ortalarda sanki ön plana çıkacakmış gibi duran bayan karakterlerin ikisinin de hiçbir zaman öne çıkamaması oldu.

Kitaba verdiğim notu düşüren konu kitabın bilim kurgu edebiyatına büyük bir katkı yapmamış olduğunu değerlendirmem. Kendi alt türü açısından bu yüzyılın güzel bir örneği olarak gösterilebilecek olsa dahi (belki de başta da belirttiğim gibi son dönemde fazlaca "iyi, klasik" bilim kurgu okuduğumdan) beni tam doyuramadı. Yine de devamını okumak istiyorum elbette.

Romanın kurgusu türüne yakışır bir biçimdeydi. Akışı rahattı, okuması kolaydı. Bilim kurgu türüne aşina değilseniz bile hızlıca okuyabileceğiniz ve kullanılan bilimsel öğelerin sizi çok yormayacağı bir romanla karşı karşıyasınız. Benim gibi uzun bir yolculuk yapacaksınız veya tatildeyseniz veya her zaman okuduğunuz türün dışına çıkıp değişiklik yapmak istiyorsanız Leviathan Uyanıyor tam size göre bir roman. Özellikle bir üçlemenin ilk kitabı olmasına karşın tek başına da alınıp okunabilecek ve serinin devamını merak etmiyorsanız da sonu anlamlı biten bir roman.

BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?
Leviathan Uyanıyor'un kapağının üst kısmında da göreceğiniz üzere bu kitap 2012 Hugo Ödülleri'nde "En İyi Roman" dalında adaydı. Peki nedir bu Hugo Ödülü?

HUGO ÖDÜLLERİ:

  • 1953'ten beri aralıksız devam eden bilim kurgu ve fantastik kurgunun çeşitli kategorilerinde bir önceki yıl yayınlanmış romanlara verilen (Nebula ödülleriyle birlikte) bu dalın en prestijli ödülüdür.
  • Hugo Ödülleri'ni kazananlar 1955’ten beri her yıl Worldcon olarak bilinen World Science Fiction Convention (Dünya Bilim Kurgu Conventionu)’unda açıklanıyor. İlk Worldcon 1939 yılında New York’ta yapıldı. II. Dünya Savaşı sırası harici Worldcon her yıl düzenli olarak gerçekleştirildi.
  • Amazing Stories isimli bilim kurgu dergisinin kurucusu Hugo Gernsback ödüllere adını vermiştir.
  • En çok bilinen ödül verilen kategoriler en iyi roman, en iyi kısa roman, en iyi romancık, en iyi kısa hikâye, en iyi kurgusal olmayan kitap, en iyi çizgi roman ve en iyi filmdir.
  • Bazı yıllarda birden fazla eserin berabere kalarak ödül aldığı olmuştur. En yakın örnek 2011 yılında en iyi roman ödülünü hem China Miéville'in Şehir ve Şehir isimli romanı (Yordam Kitap) hem de Paolo Bacigalupi'nin Kurma Kız isimli romanı (Versus Kitap) almıştır. (Bir terslik olmazsa her iki romanın yorumunu da bu yıl içerisinde bu blogda görebileceksiniz). Aynı durum 1966 ve 1993'te de yaşanmıştır.
  • Leviathan Uyanıyor'un yanında 2012 yılında en iyi roman dalındaki diğer adaylar Among Others/Jo Walton (Türkiye yayın hakları İthaki Yayınları dışında başka bir yayınevinde), A Dance with Dragons/George R.R. Martin (Buz ve Ateşin Şarkısı serisinin beşinci kitabı, "Ejderlerle Dans"), Deadline/Mira Grant (Newsflesh üçlemesinin ikinci kitabı), Embassytown/China Miéville (Yazarın tüm kitaplarının Türkiye yayın hakları Yordam Kitap'tadır.) olmuştur.
  • 2012 Hugo Ödülleri'nde en iyi roman ödülünü Jo Walton'ın Among Others (Diğerleri Arasında) adlı romanı kazanmıştır. (Türkçesini ne zaman, hangi yayınevinin yayınlayacağı bilgisini bekliyoruz).
  • 2013 yılı Hugo Ödülleri adaylarına ise buradan ulaşabilirsiniz. Ödülleri kazananlar bu yıl 29 Ağustos - 2 Eylül tarihleri arasında Texas'ta düzenlenecek WorldCon'da açıklanacak.
* Hugo Ödülleri demişken en iyi roman dalında,
   * 1959 yılı adaylarından Robert A. Heinlein'ın Uzay Elbisemle Yolculuğa Hazırım yorumuma (İngilizce) buradan,
   * 1973 yılı ödülünü kazanan Isaac Asimov'un İşte Tanrılar yorumuma (Türkçe) buradan,
   * 1986 yılı ödülünü kazanan Orson Scott Card'ın Ender'in Oyunu yorumuma (İngilizce)  buradan,
   * 2009 yılı ödülünü kazanan Neil Gaiman'ın Mezarlık Kitabı yorumuma (İngilizce) buradan ulaşabilirsiniz.

*****
Diğer oburların Leviathan Uyanıyor'a ilişkin yorumlarına ve kitap ve yazarlarla ilgili daha detaylı bilgilere ulaşmak isterseniz diye bu yayının son yayın olduğunu hatırlatır ve tur programımızı da bir kez daha paylaşmak isterim:

1 Mayıs http://mirielenda.blogspot.com / Kitap Yorumu - Çekiliş
2 Mayıs http://raflarinarasindan.blogspot.com /
 Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı
3 Mayıs http://sssuigenerisss.blogspot.com / Kitap Yorumu - Kitap Kapakları
4 Mayıs http://thcodex.blogspot.com / Kitap Yorumu - Ön Okuma
5 Mayıs http://pinucciasbooks.blogspot.com / Kitap Yorumu - Bunları biliyor musunuz?

Apr 18, 2013

Edom, Frrit-Flakk, Humbug | Jules Verne

Orijinal Adı: Edom, Frrit-Flakk, Humbug
Türkçe Adı: Edom, Frrit-Flakk, Humbug
Yazar: Jules Verne (Fransa)
Çevirmen: Pınar Güzelyürek
Sayfa Sayısı: 157
Yayınevi: İthaki Yayınları
Değerlendirmem: %76 - Çok iyi
Ben bu kitabı okurken...: ... ilk öyküyü o kadar severek okudum ki sonraki öykülere pek konsantre olamadım. (Sanırım üç öykülük bu kitabı sadece ilk öyküye göre notladım :)

NEDEN BU KİTAP?
Yazar Ayları!

KONUSU:
Adından da anlaşılacağı üzere bu kitap Jules Verne'in üç fantastik öyküsünden oluşuyor. Öykülerin konusunu da kitabın arka kapağından alıntılıyorum:
Edom: Bölgenin ileri gelenlerinin toplandığı bir akşam yemeğinde başlangıçta işler yolunda giderken, gecenin ilerleyen saatlerinde kopan büyük bir fırtınayla her şey değişir. Tufandan kurtulabilen bir avuç insan kendilerini uçsuz bucaksız bir ıssızlığın ortasında bulur. Yepyeni bir dünyanın ortasında onları artık bambaşka bir yaşam beklemektedir...
Frrit-Flakk: Küçük bir kasabadaki merhametsiz doktorun tuhaf öyküsü. Kasabanın gözünü para bürümüş bencil doktoru Trifulgas, ölmek üzere fakir hastanın evine gitmeye zar zor ikna edilir... ama gittiğinde karşılaştığı sürpriz büyük olacaktır.
Humbug: ABD'ye giden bir Avrupalının gözünden 1860'ların Yeni Dünyası... Amerikalı esrarengiz bir iş adamı bir gün şehre devasa boyutlardaki kasalarıyla birlikte çıkagelir. Sansasyon yaratmayı pek seven bu yeni girişimci, bir anda tüm şehrin ilgi odağı olmuştur. Ama asıl merak uyandıran, inşaat yerinde bulunduğu söylenen, dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş binlerce yıllık dev bir fosildir.

DEĞERLENDİRMEM:
İthaki Yayınları'ndan 6,9 TL gibi hoş bir fiyattan satışa sunduğu (ki internette en az %20-30 daha ucuzunu da bulursunuz) bu kitap bence sadece ilk öyküsü için alınır. Her ne kadar üç öykünün adı da birbirinden ilginç olsa ve siz kitabı okurken etrafınızdakilerde Türkçe olmayan bir kitap okuyormuşsunuz havası yaratsa da, ben Edom dışındaki öykülerden pek hoşlanmadım. Edom'un ise bir öyküdense uzun bir roman olmasını tercih ederdim ama kısa ve öz tutmuş anlatmak istediğini büyük usta.

İyi ki Yazar Ayları'nda bir ayımızı Jules Verne'e ayırdık. Okudukça okuyasım geliyor. İthaki Yayınları'na da yazarın eserlerini, emek emek, tam metinden çevirdikleri ve yeni kuşaklara da kazandırdıkları için sonsuz teşekkürler!

Apr 17, 2013

Baba Yaga'nın Yumurtası | Dubravka Ugrešić

Orijinal Adı: Baba Yaga Laid an Egg
Türkçe Adı: Baba Yaga'nın Yumurtası
Yazar: Dubravka Ugrešić (Hırvatistan)
Çevirmen: Alev Berberoğlu
Sayfa Sayısı: 312
Yayınevi: İthaki Yayınları
Değerlendirmem: %53 - Eh işte!
Ben bu kitabı okurken...:... Bir çırpıda okusam bitse de Jules Verne okusam diye bir acele içerisindeydim.

NEDEN BU KİTAP?
Son dönemde peş peşe ABD edebiyatından çıkma kitap okudum ki, Türk edebiyatına da dönesim yoktu, Balkan edebiyatından bir kitapla değişiklik yapayım dedim.

KONUSU:
Yaşlılık ve Balkan (daha doğrusu Slav) kültüründeki "Baba Yaga" olgusu üzerine kurgusalımsı garip bir kitap.

DEĞERLENDİRMEM:
Roman üç kısımdan oluşuyor. İlk iki kısımda iki ayrı hikaye üzerinden yaşlılık, ölüm ve "Baba Yaga" mitinin farklı öğelerinden bahsediliyor. Son kısımda ise "Baba Yaga" mitinin farklı Slav ülkelerinde simgelediklerinden bahsediliyor. Galiba biraz farkla folklorik bilgi vardı kitapta. Bu da yordu beni. Zaten romanın sonunda da yazar "Baba Yaga" konusunda daha fazla yazılacak bir şey kalmadığını ve okuyucuyu doz aşımına uğratmış olabileceğini söylüyor. Sanırım bu kitabın hedef kitlesinde yer almıyordum ben. Sevemedim, pek bir yorum yazasım bile yok. Meraklısı varsa bir yorum bıraksın yeter. Gönderiveririm kitabı.

Apr 6, 2013

Yüzen Şehir | Jules Verne

Orijinal Adı: Une Ville Flottante
Türkçe Adı: Yüzen Şehir
Yazar: Jules Verne (Fransa)
Çevirmen: Volkan Yalçıntoklu
Sayfa Sayısı: 258
Yayınevi: İthaki Yayınları
Değerlendirmem: %78 - İyi
Ben bu kitabı okurken...: ... İzmir-Ankara uçağındaydım.

NEDEN BU KİTAP?
Yoksa nedenini bilmiyor musunuz? Yazar Ayları etkinliğimizde bu ay Jules Verne kitapları okuyoruz ondan. Katılmak için yandaki etkinlik logomuza tıklayın lütfen.

KONUSU:
Bilim kurgu ve fantastik kurgu türünün en usta yazarlarından Jules Verne'in 1870 yılında yayınlanan bu romanı "Great Eastern" ismindeki İngiltere-ABD arasında seyahat eden dev gemideki birbirinden enteresan karakterlerin kesişen yaşam hikayelerinden oluşmaktadır.

DEĞERLENDİRMEM:
Jules Verne'in tüm kitaplarını okumaya 2011 yılı başlarında karar vermiştim. İthaki Yayınları'ndan çıkan Jules Verne serisi de bu kararımda çok belirleyici olmuştu. Teoride her ay bir Jules Verne kitabı okuyacaktım. Şimdiye kadar 25 kitabı satın almama karşın Yüzen Şehir okuduğum 10. kitap oldu. Yazar Ayları etkinliğimizde ayın yazarı olarak Jules Verne seçilince öyle bir mutlu oldum ki, Nisan ayında her ay bir Verne kitabı okumaya karar verdim.

Yüzen Şehir, Jules Verne'in "Extraordinary Voyages" olarak bilinen serisinden bir kitap. Her ne kadar kıtalar arası bir yolculuk olsa da konusu ön planda karakterler var bu sefer. Bilimsel öğeler eksik sanmayın sakın. Rüzgarın hızı olsun, gemicilikle ilgili her türlü terminoloji olsun yemeğe konulan baharat gibi serpiştirilmiş romanın dört bir yanına. Jules Verne bunu bu sefer kararında yapmış, okuyucuyu boğmuyor (Bazı romanlarda ayarı kaçırdığını düşünüyorum da).

Yüzen Şehir, bir çırpıda okuyabileceğiniz, zaman zaman sizi gülümsetecek, zaman zaman üzecek olaylarla bezenmiş bir yolculuk hikayesi. Ben de bir yolculuk esnasından okudum ve keyif aldım. Severek öneririm.

Not: Ev sahipliğini yaptığım Yazar Ayları etkinliğimizde ilk kez bu ay ayın yazarının kitabını ilk okuyup yorumlayan olabildim :)

Feb 19, 2013

Odd ve Ayaz Devleri

Orijinal Adı: Odd and the Frost Giants
Türkçe Adı: Odd ve Ayaz Devleri
Yazar: Neil Gaiman
Çevirmen: Emine Ayhan
Sayfa Sayısı: 96
Yayınevi: İthaki Yayınları
Değerlendirmem: %89 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... Çok eğlendim.

NEDEN BU KİTAP?
Neil Gaiman yazdığı için... Bu adam ne yazsa düşünmeden alınıp okunabilir benim fikrime göre.

KONUSU:
(Arka kapaktan)

Vikingler döneminde, Norveç’te bir kasabada Odd isimli bir çocuk yaşar. Odd hep çok şanssız bir çocuk olmuştur. Küçük yaşta babasını kaybeder, ağaç keserken bir ayağını sakatlar… Üstelik bir türlü bitmeyen kış Odd’un kasabasında yaşayan herkesin aksileşmesine neden olur. Odd kasabadan ormana gittiği bir gün ayı, tilki ve kartalla karşılaşır. Bu üç sıradışı hayvanın Odd’a anlatacakları bir hikâyeleri vardır. Odd, bu üç hayvanla karşılaştıktan sonra kendini hayal edebileceğinden çok daha tuhaf bir maceranın içinde bulur.

DEĞERLENDİRMEM:
Bu kitabı çıkar çıkmaz almıştım ve bu kadar erken okumayı planlamıyordum. Planımda Georges Perec'in Yaşam Kullanma Kılavuzu adlı romanını okumak vardı ama tüm denemelerim başarısızlıkla sonuçlandı ve 60 sayfadan öteye geçemedim. Kısa bir Neil Gaiman kitabından başka ne keyfimi yerine getirirdi bilemiyorum.

Odd ve Ayaz Devleri mitolojik öğelerle dolu bir çocuk kitabı. Neil Gaiman'ın Dünya Kitap Günü için yazdığı, her yaştan okuyucunun sıkılmadan bir çırpıda okuyacağını düşündüğüm bir roman(cık).

Şimdiye kadar hiç Neil Gaiman romanı okumadıysanız Odd ve Ayaz Devleri'ni okuyup Neil Gaiman'ın hayalgücüne daldığınızı düşünmeyin lütfen. Ben şimdilik yazarın Yokyer, Coraline, Mezarlık Kitabı ve bu kitabını okudum. Amerikan Tanrıları kütüphanede okunmayı bekliyor. Yokyer ömrümde okuduğum kitaplar arasında en keyif alarak okuduğum kitap. (Bence bu adam Yazar Ayları etkinliğimizde kesinlikle bir ayı hak ediyor. Siz de bana katılıyorsunuz iki satır bir yorum bırakın lütfen:)

Feb 13, 2013

Misafir Yayını: Bahar'dan "Vakıf" Yorumu

Biliyorsunuz Yazar Ayları etkinliğimiz blogu olan olmayan herkese açık bir etkinlik. Geçen ay blogsuz katılımcılardan Sinem'in şenlendirdiği etkinliğimize bu ay Sinem'in yanında Bahar da katıldı.

Umarım Mario Vargas Llosa kitaplarını okuyacağımız Mart ayında da blogsuz katılımcı sayımız daha da artar.

İşte size Bahar'dan Vakıf yorumu.

VAKIF / ISAAC ASIMOV
Konu:
Psikotarih uzmanı Hari Seldon geliştirdiği bir yöntemle Galaktik İmparatorluğu'nun çöküşünün kaçınılmaz olduğunu hesaplar. Aynı zamanda bu çöküşün bin yıl gibi kısa bir zaman sürmesi için yapılabilecek şeyler olduğunu söyler. Ve Vakıf adında bir koloni kurar. Vakıf sanat, bilim ve teknoloji alanlarında kuluçkaya yatacak ve ikinci imparatorluğun çekirdeğini oluşturacaktır. Hari Seldon tabi ki Vakıf’ın tarih içinde nasıl bir seyir izleyeceğini ve ne zaman, hangi krizlerle karşılaşacağını bilir. İlk kriz dinin gücüyle, ikinci kriz paranın gücüyle aşılacaktır.

Değerlendirmem:
Tarihi olaylar arasındaki geçişler çok kopuktu. Ayrı öykülerden oluşan bir kitabı okuyormuş gibi oldum. Kurgusunu bu yüzden beğenmedim. Kitap bitene kadar olayların tümünü kavrayamadım. Heyecansız, okuyucuyu meraklandırmayan düz bir kitap buldum. Yavan bir bilim kurguydu. 1 ile 10 arasında 6 veriyorum.   

Jan 25, 2013

Yaşlı Adamın Savaşı

Orijinal Adı: Old Man's War (Old Man's War, #1)
Türkçe Adı: Yaşlı Adamın Savaşı (Yaşlı Adamın Savaşı, #1)
Yazar: John Scalzi
Çevirmen:Cihan Karamancı
Sayfa Sayısı: 302
Yayınevi: İthaki Yayınları
Değerlendirmem: %85 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... Japonya planlarımız netleşir gibi oldu.

NEDEN BU KİTAP?
Working for the Mandroid tarafından düzenlenen 2013 bilim kurgu okuma etkinliği için hangi kitapları okuyacağımı planlarken kütüphanemde gözüme takılmıştı bu kitap. Etkinlik kapsamında bu yıl okumak istediğim 16 bilim kurgu kitabından da ilki oldu.

KONUSU:
Henüz ilk kitabını okuduğum bir serinin konusunu anlatmak epeyce zor ama belki de ilk cümle dikkatinizi çeker: “Yetmiş beşinci doğum günümde iki şey yaptım. Önce karımın mezarını ziyaret ettim. Sonra da askere yazıldım.” Bu cümlede ikincil bir anlam falan aramayın. Gerçekten de kitapta olanlar ana karakter John Perry'nin yetmiş beşinci doğum gününde eşinin mezarını ziyaretini takiben askere yazılmasıyla ilgili.

DEĞERLENDİRMEM: Bu kitap kesinlikle şimdiye kadar okuduğum en iyi askeri bilim kurgu kitabı. Bilim kurgu bir edebi tür olmasına karşın kendi içinde de bir o kadar alt dal barındıran bir tür. Askeri bilim kurgu da bunlardan biri. (Farkında olarak veya olmayarak herkesin okuduğu başka bir alt tür de distopyadır mesela).

Kitap Scalzi'nin (şimdilik) 4 kitaplık serisinin ilk kitabı ve ilk kitap olarak kurgusu gayet kuvvetli.
Yaşlıların gönüllü olarak orduya katılmaları fikri ve bu fikri eyleme dökme şekilleri bence kendi başına çok orijinal. Bilimsel gerçeklere dayandırılmadan serpiştirilen bilimsel öğeler pek rahatsızlık yaratmıyor.

Kitabın zayıf kalan yönü başta ana karakter olan John Perry olmak üzere kitaptaki tüm karakterlerin gelişiminin veya derinliğinin zayıf kalması. Gerçi seri halinde yazılan kitaplarda daha ilk kitaptan bunu söylemek çok doğru değil. Örneğin, Veronica Roth'un Uyumsuz serisinin ilk kitabında da aynı fikre kapılmış, ikinci kitabı okuduğumda bu fikrim değişimişti. Scalzi'nin bu serisi için de aynı durum söz konusu olabilir. Serinin devam kitaplarını okumadan pek yorum yapmayayım.

Kitapta bahsedilen uzaylı yaratıkların tasvirleri de biraz uyduruktan ama çok rahatsız etmedi beni. (Bu kitabın pek çok okurun istediği gibi filmleştirilmesi durumunda yapımcıya çok iş düşecek bu konuda, şimdiden söyleyeyim).

Genel olarak bakıldığında ise bilim kurgu okumayı sevsin, sevmesin herkes tarafından kolaylıkla okunabilecek bir kitap. Konusu güzel ve sürükleyici. Türüne askeri bilim kurgu demiş olsam da her şey kararında, hatta aralarda bir iki doz aşk meşk de var. Bir şans verin derim.

Nov 27, 2012

A Canticle for Leibowitz

Original Title: A Canticle for Leibowitz
English Title: A Canticle for Leibowitz
Turkish Title: Leibowitz İçin Bir İlahi
Author: Walter M. Miller, Jr.
Pages: 368
My Rating: 2/5

WHY THIS BOOK?:
Just because it was a Hugo award winner for best science fiction novel.

THE STORY:
A Canticle for Leibowitz is set in a Roman Catholic monastery in a desert in the southwestern United States after a devastating nuclear war. The story covers thousands of years as civilization tries to rebuild itself. The monks of the Albertian Order of Leibowitz take up the mission of preserving the remnants of man's scientific knowledge until the day the outside world is again ready for it.

MY COMMENTS:
The story had previously been published as a series of novellas in The Magazine of Fantasy and Science. I definitely would have liked the book more if I read it in the from of 15 consecutive novellas rather than a single novel. Still, it was so Catholic for me. I was overdosed by the density of Christianity related content.

I was really into the story during the first few chapters and then I got so lost as if I was really in that damn desert. I was annoyed by the sudden and unforeseen and unrelated jumps in time. I lost track of what I was reading about due to lack of a narrator.

There are so many readers out there who loved this book. I didn't like it maybe because I am just a casual sci-fi reader but come on! I didn't get a story. I didn't get characters. What I managed to get was a vague sense of some of the themes the author wanted to explore. The idea that, if the world blew up tomorrow and several centuries went by, we would probably repeat all the same developments and mistakes. The old science vs. religion thing. And probably some other themes I would have picked up ifI had read more carefully rather than losing my senses in a desperate attempt to just finish off the book.

Nov 3, 2012

27 Gün | 3 Ülke | 6 Şehir | 7 Kitap

Adımın Pınar Çelebi olması nedeniyle Evliya Çelebi ile bir akrabalık bağım olup olmadığını soran kişi sayısı epey arttı son dönemde. Tamam, ben imkanlarım el verdiği ölçüde seyahat etmeyi seven, bir seyahati bitmeden diğerini planlamak hevesinden kurtulamayan bir bağımlıyım. Bir de iş nedeniyle yapmam gereken seyahatler eklenince benim gibi bir bağımlının hayatına son bir ayda dört dönüverdim dünyayı. "Ekim Ayı, Pınar'ın Yolculuk Ayı" adlı yayınımda paylaşmıştım seyahat planını ve bu seyahatlerde bana eşlik edecek kitapları.

Yerleşik hayata geri döndüğümün bu beşinci gününde sizlerle bu son dönemde okuduğum kitaplardan topluca bahsedeyim istedim. 7 kitaptan kısaca bahsedeceğim birazdan ama öncelikle bunların 4'ünün Türk yazarlardan olmasının altını çizmem gerekiyor. 2012 yılının başında Türk yazarlardan daha çok okuma kararı almıştım ve bunu büyük ölçüde başarmış olmaktan çok mutluyum.

1. Kabuk Adam / Aslı Erdoğan: Kitap Delisi Gizem ve Diloş'un Kayfesi blogları aracılığıyla (utanarak itiraf edeceğim) varlığından haberdar olduğum bir yazar ve kitap. Kuşkusuz 2012 yılında Türk yazarlardan okuduğum en güzel kitap. Kitap kısa ve öz, anlatımı sade ve vurucu, karakterler yalın ve derin. Okumadıysanız, okuyun, okutturun.
* Bu kitabı bitireceğim derken 10 ay önceden planladığımız Paris tatil heyecanım uçtu gitti. Ben de artık o adada, onlarla birlikteydim.

2. Dünyaların Savaşı / H.G. Wells: Bilim kurgu okumaktan normalin üzerinde keyif alan bir okuyucu olarak uzun zamandır okunacaklar listemde sırasının gelmesini bekleyen bir kitaptı bu kitap. Eşimle bir süre önce izlediğimiz Cold Case isimli NBC dizisinin bir bölümü bu kitapla ilintili başlayınca dedim ki kendime "Al oku artık kızım. Kitap ben buradayım diye bağırıyor. Bu nasıl bir kitap? Bilim kurgu türünü severek okuyorsanız beğeneceğiniz, arada bir okuyorsanız sıradan bulabileceğiniz bir kitap. Yine de "Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap" listesinde yer aldığını ve klasik kabul edildiğini hatırlatayım.
* 30 Ekim 1938'de Amerika'da bir radyo kanalı Cadılar Bayramı etkinlikleri kapsamında Orson Welles'den bu kitaptan bir bölüm okumasını rica etti ve Orson Welles teklifi kabul etti. Radyo yayınını takip eden bir hafta boyunca ABD'nin bazı eyaletlerinde ciddi panik yaşandı. Marslıların dünyayı gerçekten istila ettiğini sanan yüzlerce kişi evlerini terk edip kaçmaya başladı :)


3. Firmin / Sam Savage: Bir akıllı fare Firmin. Hem de kitap okumaya hepimizden daha aç. Aç derken birincil sözlük anlamıyla aç. Kitap bloglarında son dönemde çok sık beliren bir kitaptı. Ben de bir kitap etkinliğinde eşim için bu kitabı alırken, kapağına bayılıp kendime de alıvermiştim. (Halen de bu yıl okuduğum kitaplar arasında en güzel kapaklı kitaptır kendisi). Firmin Boston'da yaşadığından ben de yabacıların "reading in context" dediklerinden yaptım ve kitabı Londra-Boston uçağında okumaya başladım ve okumayı Boston'da bitirdim. Pek çok blog yazarının tersine benim için ortalama ama okuması keyifli, güzel bir seyahat kitabı oldu Firmin.
* Boston'da 24 saatten az kaldım ama dışarıda geçirdiğim tüm zamanlarda gözüm hep fare aradı yerlerde. Görebildim mi? Hayır. Fareler yerine sincaplar sarmış Boston'u.

4. New York Seyir Defteri / Buket Uzuner: İş nedeniyle New York'a gideceğimi öğrendiğimde hemen koşup satın almıştım bu kitabı. Niyetim New York'a gitmeden okumaktı ama iş seyahatim tahmin ettiğimden bin kat yoğun çıkınca boş vakitlerimi yemek yemek, banyo yapmak ve uyumak gibi daha temel ihtiyaçlara ayırmam gerekti. Kitabı da New York - Londra - İstanbul - Ankara rotasını takip ederek yapmak zorunda kaldığım saat farkları hariç neredeyse bir tam gün süren yolculuğum sırasında okuyup bitirdim. New York'u gördükten sonra okumak daha keyifli oldu.
* Bu kitabı okuduktan sonra "Keşke Buket Uzuner ile birlikte bir gün New York'ta Barnes & Noble gezebilsem, hazır gezerken kafesinde oturup birer kahve içsek" diye düşündüm.

5. Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek / Ayfer Tunç: Diloş'un Kayfesi'nin geçen ay birincisini düzenlediği Yazar Ayları etkinliği için e-kitap versiyonunu okudum. Kitap ile ilgili yorumlarıma buradan ulaşabilirsiniz.
* Yazar Ayları'nda bu ay İhsan Oktay Anar kitaplarını okuduğumuzu bir kez de buradan duyurayım sizlere.

6. Köpek Kalbi / Mihail Afanasyeviç Bulgakov: Son dönemde çevremde pek çok kişiyi Bulgakov'un Usta ile Margarita adlı kitabını okurken görüyordum. Bu kitap da bu vesileyle yazarı, kapağı ve adı sayesinde radarıma takılmıştı. Kitap Dedalus Kitap'tan çıkma. Çevirisi kötü değildi ama kısa bir roman olmasına rağmen çok fazla yazım hatası vardı. Konuyu ve kurguyu sevmeme rağmen bu yazım hataları beni çok rahatsız etti. Bulgakov'un komünist devrime ve dünyaya bakış açısını deli bir doktorun bir köpek üzerinde yaptığı deneyler sonrasında elde ettiği canlı üzerinden aktardığı romanın konusu ilginç. Hepi topu 108 sayfa zaten. Bir oturuşta bitirebileceğiniz türden (Tabii benim gibi yazım hatalarına takılıp sinirleriniz bozulmayacaksa!)
* Kitap kısa diye hızlı biter dedim. İkide bir yayınevine kızıp kitabı okumaya ara verdim. Sonra kısacık romanı bitiremediğim için kendime kızdım. Kısaca, pek asabiydim ben bu kitabı okurken.

7. Kozmik Tayyare / Bülent Özden: Türk bilim kurgu yazarlarından Bülent Özden'in bu yıl Mayıs ayında Cinius Yayınları'ndan çıkan kitabı. Kitap bittikten sonra öğrendim ki bu kitap yazarın Kuantum Serisinin ikinci kitabıymış. İlk kitap Sonsuz Gençlik Tröstü adındaymış. Kitap ilkiyle ne kadar bağlantılı bilemiyorum ama bu haliyle de tek başına okunabilecek bir kitap. İlk 50 sayfada beğenmiştim aslında kitabı ama sonrasında geçişler çok hızlıydı. Daha uzun ve detaylı bir roman olsa daha güzel olurdu diye düşünüyorum ama yazar sanki bir an önce bitirip yayınlama hevesiyle hızlıca yazıp koymuş kenara gibi geldi bana. Uzun sürmedi okumam ama pek hoşlanmadım. Tavsiye etmiyorum.
* Bu kitabı Datça'da okumaya başlamıştım ve orada bitirmeyi planlıyordum ama sündü de sündü.

Bu kadar uzun yorumu kaçınız baştan sona okur bilemiyorum ama yaklaşık bir ay önce fark ettim ki blogum 11.111 kere görüntülenmeye doğru gidiyor. Bugün Jeffrey Eugenides'in 600+ sayfalık Middlesex isimli Pulitzer ödüllü kitabını okumaya başladım. Büyük ihtimalle ben bu kitabı bitiremeden 11.111 kere de görüntülemiş olacak blogum. Ben de bunun şerefine okuyup bitirince bu kitabı ve yanında bir sürprizi takipçilerimden birine hediye edeceğim :)

Sep 16, 2012

Frankenstein

Orijinal Adı: Frankenstein
Türkçe Adı: Frankenstein
Yazar: Mary Shelley
Çevirmen: Orhan Yılmaz
Sayfa Sayısı: 232
Değerlendirmem: 4/5
Ben bu kitabı okurken...: Ayrancı'da saçını kestirmek için berbere giden kocamı bir saatten fazla bir cafede bekledim durdum.

NEDEN BU KİTAP?
"Bilim kurgu ve fantastik kurgu çok okurum" diye ortalarda gezinip bu türün klasiklerini okumuyorsanız, türün hakkını vermemiş oluyorsunuz da ondan.

KONUSU:
Ben bu kitabı okuyup bitirene kadar bu romanın kitap kapağında da resmi görülen Frankenstein isimli canavar hakkında olduğunu sanıyordum. Hatta günlük hayatta da "Kendi Frankenstein'ını yarattı" vb cümleler kullanmışlığım var. Oysa ki Frankenstein canavarın değil, bu canavarı yaratan manyak doktorun adı. Yaratığın bir adı yok ve kitap onun hayata uyum sağlayabilmek için verdiği mücadeleden ve Doktor Frankenstein'ın bu süreç boyunca yaşadığı git gellerden ve kararsızlıklardan oluşuyor.

DEĞERLENDİRMEM:
Bu roman ilk kez 1818'de yayınlanmış, yani neredeyse 200 yıllık. Aranızda "Frankenstein" adlı bir roman olduğunu bilmeyen var mı? Yok denecek kadar az olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla tartışmaya hiç gerek yok, bu roman bir klasik. Kitabın türü "gotik, korku" diye tanımlanıyor çoğu kez, ilk gerçek bilim kurgu romanı olduğunu söyleyen de çok. Zaten Mary Shelley de eşi Percy Shelley, şair Lord Byron ve yazar John Pollidori ile hızlı korku romanı yazma konusunda girdiği bir iddia sonucunda 3 haftalık bir süre içinde romanın taslağını tamamlamıştır. Kim ne derse desin, yazar bir korku romanı yazmaya çalışmıştır. Bana göre ise bu roman korku öğeleri de içeren bir dramdır.

Kitabın dili biraz ağır. Standart korku romanlarından alışık olduğumuz türde hızlı hızlı sayfa çevirtmiyor okuyucuya. Bunda hem romanın 19. yüzyılda yazılmış olmasının hem de romanın ne Doktor Frankenstein ne de canavarın kendisi tarafından anlatılmamasının etkisi var.

Mary Shelley bir klasik olacağını aklına bile getirmeden kalem aldığı bu roman yayınlandığında sadece 21 yaşındaymış. Romanın konusu da pek çok kitleden tepki çekebilecek bir konu: Özetle Victor Frankenstein cansız bir bedene can veriyor. Zaten bu nedenle kitap dönem dönem çeşitli ülkelerde yasaklanmış. İthaki Yayınları'ndan çıkan benim okuduğum versiyonda Mary Shelley'nin romanın kahramanının yaradanlığa kalkışmasına ilişkin çok hoş bir önsözü var. Kitabı okuyacaksanız önsözü atlamamanızı öneririm.

Jul 24, 2012

Mezarlık Kitabı

Kitabın Adı: Mezarlık Kitabı
Orijinal Adı: The Graveyard Book
Yazar: Neil Gaiman (En sevdiğim yazarlardandır kendileri)
Sayfa Sayısı: 284
Değerlendirmem: 4/5
Ben bu kitabı okurken...: ... en yakın arkadaşlarımdan birinin ikizleri 4 yaşına girdi :)

NEDEN BU KİTAP?
Yokyer ve Coraline'i bu kadar seve seve okumuşken, "Neden bu kitabı okumakta geciktim?" olmalı esas soru. Yazarın çok fazla kitabı olmadığından kendime her sene bir tane okuma hakkı vermiştim. zaten bu kitabı da geçen sene almıştım.

KONUSU:
Bu roman, ailesi "Jack denen adam" tarafından katledilen ve daha küçük yaşta mezarlıkta yaşamak zorunda kalan Nobody Owens, nam-ı diğer Bod hakkındadır. Küçük Bod'un mezarlık sakinleri tarafından sahiplenilmesinin ardından kendisine mezarlık özgürlüğü verilir. Mezarlık ailesi Bod'a karanlıkta görmeyi, görünmez olmayı, rüyalarda gezmeyi öğretir. Bu sayede Bod'u dış dünyadaki tehlikelerden, özellikle de Jack denen adamdan korumaya çalışırlar. Mezarlık Kitabı Bod'un kimselerinkine benzemez hayat öyküsüdür kısaca.

DEĞERLENDİRMEM:
Mezarlık Kitabı tek bir roman ama kendi içinde küçük küçük öyküler de barındıran, yine de bütünselliğini koruyan bir roman. Yazarın Yokyer isimli romanını okurken, hem kurguyu hem de karakterlerin her birini ayrı ayrı sevmiştim. Bu romanda ise karakterleri kurgudan çok sevdim. Bod'u öyle sevdim ki romanın sonlarına yaklaştıkça Bod'la olan maceramın da sonuna yaklaştığımdan pek bir burukluk yaşadım.

Bu kitap aslında genç yetişkinler için. Yine de Neil Gaiman Newberry ödül töreninde yaptığı konuşmada çocuklar veya çocukluk hakkında değil de, çocuk yetiştirme hakkında bir kitap yazdığını belirtmiş. Bunu o kadar güzel bir dille yapmış ve Evrim Öncül de o kadar güzel çevirmiş ki, bir çocuğun mezarlıkta büyümesi okurken o kadar da garip gelmiyor. Sanki her an her yerde karşımıza çıkacak bir durum doğallığında anlatmayı başarmış yazar Bod'un hikayesini.