Oct 29, 2016
[Blog Tur] Kazananın Laneti - Marie Rutkoski | Kitap Yorumu
Orijinal Adı: The Winner's Curse (The Winner's Trilogy, #1)
Türkçe Adı: Kazananın Laneti (Kazananın Üçlemesi, #1)
Yazar: Marie Ruthoski (ABD)
Çeviri: Barış Mol
Sayfa Sayısı: 363
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Değerlendirmem: Çok çok iyi
Ben bu kitabı okurken...: ... tura yetişmek için hep bitirme stresi içerisindeydim..
NEDEN BU KİTAP?
Bloglara azalan ilgiye direnen Kitap Oburlarından biri olduğum için.
KONUSU (ARKA KAPAKTAN:
On yedi yaşındaki Kestrel, bir generalin kızı olarak savurgan ve ayrıcalıklı hayatının tadını çıkarmaktadır. Arin'in ise sırtındaki giysilerinden başka bir şeyi yoktur.
Kestrel, Arin'i kendisine bağlayan fevri bir karar alır ve bununla savaşmaya çalışsalar da birbirlerine aşık olmaktan kendilerini alıkoyamazlar. Ancak genç aşıkların dünyasında, isyan, düellolar, ahlaksız söylentiler, kirli sırlar ve her şeyin tehlikede olduğu oyunlar hüküm sürmektedir. Birlikte olabilmek için halklarına;ülkelerine sadık kalmak için ise birbirlerine ihanet etmelidirler.
DEĞERLENDİRMEM:
İtiraf ediyorum, bu kitabın blog turunun yapılması önerildiğinde sadece grubun geneline uymak için kabul etmiştim. Çok fazla genç yetişkin, fantastik/distopik türde blog turu yapmıştık ve bu tür bana artık çok sıkıcı gelmeye başlamıştı. Bu nedenle kitabı okumaya hem çok temkinli hem de kitap elime seyahatlerim nedeniyle geç ulaşınca çok stresli başladım. Tura katılmak istiyordum ama kitabı sevmemekten korkuyordum. Neyse ki korktuğum başıma gelmedi.
Kitaba olan tüm önyargıma karşın BEN BU KİTABA BAYILDIM. Sonunda Amerikalı yazarlardan seri üretim tadında çıkan genç yetişkin klişelerinden kendini kurtarmış ve gerçekten çok orijinal bir kurgu vardı karşımda. Karakterlerden tutun da sınıf çatışmalarına, ilişkilerden tutun da siyasi ve askeri stratejilere, oyunlara, entrikalara kendi şahsına münhasır çok başarılı bir kitaptı Kazananın Laneti. Özellikle de kitabın sonunda yazarın bu kitabın fikrini nereden nasıl aldığını öğrenmem bambaşka bir lezzet oldu. Bana kalırsa siz de benim gibi yapın ve kitap bitmeden yazarla ilgili o son iki sayfayı okumayın veya internette araştırma yapmayın veya yorum okumayın. Benim ki tesadüfen oldu ama tavsiyem bu size.
Benim yaş grubumda (+35 diyeyim) genç yetişkin çok okunan bir tür değil. Adı üstünde genç yetişkin. Okunmamasının bir nedeni isminin yanıltıcı olması. Bir diğer nedeni de genelde bu türde distopik/fantastik kitaplar çıkması ve benim akranlarımın bu türe uzak hissetmesi veya bu türle kendini ilişkilendirememesi. Bu yazıyı bu akranlardan okuyan varsa bu kitabı rahat rahat okuyabilirsiniz. Korkmayın genç yetişkin diye. Kurgu gayet yetişkin, karakterler gayet uygun ve en güzeli vıcık vıcık aşk dolu (Gamze ile birebir aynı ifadeyi kullanmışım ama bu yazıyı yazdıktan sonra onun yazısını okudum :), bunaltan bir ortam yok. Ana karakterlerin ikisi de (Kerstel ve Arin) çok kuvvetli karakterler ve yazarın bu ikisinin nasıl birer yetişkine dönüştüğü ve birbirleriyle olan ilişkilerinin gelişimini aktarma tarzı çok iyi.
Etiketler:
2016 Kitapları
,
Amerika
,
Blog Turları
,
Çok İyi Kitaplar
,
Genç Yetişkin
,
Kitap Oburları
,
Pegasus Yayınları
Feb 7, 2016
[Blog Tur] Cadı Avcısı - Virginia Boecker | Kitap Yorumu ~ Alıntılar
Orijinal Adı: The Witch Hunter (The With Hunter, #1)Türkçe Adı: Cadı Avcısı (Cadı Avcısı, #1)
Yazar: Virginia Boecker (ABD)
Çeviri: Onur Özkan
Sayfa Sayısı: 400
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Değerlendirmem: %81 - Çok iyi
Ben bu kitabı okurken...: ... havaalanlarında, uçaklardayım bolcana.
NEDEN BU KİTAP?
Bizim baykuşu tanımıyor musunuz yoksa halen?
KONUSU:
Elizabeth Grey kraliyetin sahip olduğu en iyi cadı avcılarından biriydi; büyücülüğü yok etmeye ve adaletin uygulayıcısı olmaya kendini adamıştı. Fakat inanılmayacak bir şekilde büyücülükle suçlandığında, sadakatinin hiçbir anlamı kalmamış ve tutuklanarak, yakılmasına karar verilmişti.
Sonunun geldiğini düşünen Elizabeth'in kurtuluş umudu hiç beklemediği birisinden gelmişti: Nicholas Perevil, krallıktaki en güçlü ve en tehlikeli büyücü, aynı zamanda onun en büyük düşmanıydı. Nicholas, onu yakılmaktan kurtaracaktı ama tek bir şartla: Elizabeth, Nicholas'ın üzerindeki ölümcül laneti kaldırmalıydı.
Esas sorun ise ne Nicholas'ın ne de yanındakilerin Elizabeth'in kim olduğunu bilmemeleriydi ve eğer onun bir cadı avcısı olduğunu öğrenirlerse yakılmak Elizabeth'in başına gelebilecek en korkunç şey olmayacaktı. Elizabeth kendisini bir anda cadıların, hayaletlerin, korsanların ve fazlasıyla yakışıklı bir şifacının büyülü dünyasında bulmuş ve aslında neyin yanlış, kimin dost kimin düşman olduğunu bilmediğini fark etmeye başlamıştı.
DEĞERLENDİRMEM:
Tarihi fantastik türde bir kitap okumayalı çok uzun zaman olmuştu. Bu nedenle Ortaçağ İngiltere'sinde olayların geçtiği bir fantastik kitap okumak, konudan bağımsız, başlı başına bir keyif oldu benim için. Her ne kadar kitabın "tarihi" öğeleri oldukça sınırlı kalsa da bu kitaptan aldığım tadı pek etkilemedi.
Kitabı bir iş seyahatimin son demlerinde, havaalanları ve uçaklarda bolca vakit geçirdiğim bir zaman diliminde okudum. Son kısmındaki (sanırım yazarın ilk kitabı olmasından kaynaklı) hafif anlatım karmaşası haricinde kitabın tamamı sürükleyiciydi diyebilirim. Yoksa 4 günlük uzun toplantı trafiğimin dönüş yolunda bu kitabı bu kadar hızlı okuyamazdım. Kurguda beni rahatsız eden bir unsur olmadı. Bir genç yetişkin romanında bekleyeceğiniz ne varsa bu kitapta var çünkü.
Karakterlere gelecek olursak, on numara beş yıldız karakter Fifer'dı benim için. Her tavrını, her duruşunu, her cümlesini, atarlarını sevdim ben bu kızın. Fifer dışında Şifacı John az biraz (daha çok hal ve tavırlarına acıyıp üzüldüğüm için) gönlümü çaldı. Erkek karakter çekingen oldu mu seviyorum bazen. John da çok başarılıydı bu konuda.
Kitabın adı Cadı Avcısı ama cadılıkla ilgili detaylar çok yüzeysel. Bu nedenle cadılığa ilişkin kitaplara olan ilgim arttı. Hatta Barnes & Noble'da dikkatimi çeken ama o an Cadı Avcısı'nı okumamış olduğum için el sürmediğim (el sürdükçe alıyorum çünkü) Stacy Schiff'in "The Witches: Salem, 1692" isimli kitabı alınacaklar listemde üst sıralara çıktı kitabı okuduktan sonra.
Son olarak kapaktan bahsetmesem olmaz. Youtube kanalımda paylaştığım bir iki videomda kapağın içini dışını paylaştım. Anlata anlata bitiremedim ama övünülmeyecek gibi değil. Bu kitabın tüm dünyada satışta olanlar arasında en iyi kapağı şu an Türkiye'de. Çok samimi söylüyorum. Yurtdışı kapakların karşılaştırması için SeGe'nin bloguna bakabilirsiniz. Yabancı Yayınları'na ve bu kitabın bu şekilde çıkmasında çok emeğinin olduğunu bildiğim genel yayın koordinatörü sevgili Tuğçe Nida Sevin'e buradan kocaman teşekkürler. Çıtayı öyle bir yükselttiniz ki bu kitabın kapağıyla sırada daha neler var insan heyecanlanmadan, merak etmeden duramıyor.
Kitap hakkında söyleyeceklerim bu kadar. Sizi kitaptan alıntılarla baş başa bırakıyorum.
ALINTILAR:
Beni kurtaran büyücüye, iyileştiren şifacı çocuğa, yıkayan kıza, arkadaş sayan soytarıya bir şekilde borçluydum ama buna rağmen düşmanımdılar. Bana insaniyet göstermişlerdi ama buna rağmen onları öldürmeye hazırdım. (Sayfa 93)
“Nicholas büyünün kendi başına ne kötü, ne de iyi olduğunu söyler; onun ne olduğunu insanların onunla yaptıkları belirler. Benim bunu anlamam uzun zaman aldı. Anladığımdaysa bizi onlardan; beni senden ayıranın büyü olmadığını fark ettim. Bizi ayıran şey sadece karşılıklı yanlış anlamaydı.” (Sayfa 298)
“Diğerlerine seni kaybettiğimi söyleyeceğim.” Sesi sertti ve tonunda nefret ettiği, saklamaya çok uğraştığı tüm duyguları duyabiliyordum. “Yalan söylemiş de olmayacağım.” (Sayfa 320)
Ona baktım. Hep tanıdığım, bildiğim Caleb’dı. Durmak bilmez, hırslı, hep daha fazlası için çabalayan çocuktu. Ancak şimdi o hastalıklı hırsın içinde ne kadar derine yayıldığını fark edebiliyordum. Bir salgın gibi kontrolü eline almıştı artık. Düşünceleri, hareketleri, görmeyi ve görmemeyi seçtiği şeyler hep bu hırsın eseriydi. Ve o hırs bir gün tıpkı bir salgın gibi ölümüne neden olacaktı. (Sayfa 317)
“Büyü öylece bırakabileceğin bir şey değil. Büyü seni tanımlayan şeydir. Onunla veya onsuz doğarsın. Benle Fifer gibi ondan elde edebileceğin azami faydayı sağlarsın veya görmezden gelirsin. Ama kurtulamazsın.” (Sayfa 118)
Bana yaklaşıp yaralı bir hayvanla konuşur gibi yavaşça ve kısık bir sesle konuşmuştu. Pislik içinde çamurda çömelmiş, bahçeden kazarak çıkardığım son çiğ sebzeleri yiyordum. Çığlık çığlığa yarısı yenmiş bir yabani havucu ona fırlattığımı hatırlıyorum. Konuşulacak noktayı çoktan geçmiştim. (Sayfa 119)
Uyarısı yeterince açıktı ama ben çoktan arkamı dönmüştüm. Bir anlığına gerçek sınavımın bu olduğunu düşündüm. Her anı mezardaki sınavım kadar gerçek olan; irade, güç ve korkunun zorlamasına karşı gelmem gereken bir sınav. En iyi arkadaşımla ailem, özgürlüğüm, hayatım arasında bir seçim yapmak zorunda bırakıldığım, Blackwell’in tasarlamasa bile bir şekilde peydahladığı bir sınav. (Sayfa 319)
Ne yapacağımdan emin değildim. Tüm gün bu yaşlı ahmakların ilahilerini dinleyemezdim veya büyülerini bitirmelerine izin veremezdim. Ama ortalarına atlayıp kılıcımla onları yere de seremezdim. Bizden tutuklamamız beklenirdi, öldürmemiz değil. Blackwell’in kuralı böyleydi ve hiçbirimiz bu kurala karşı gelmeye cesaret edemezdik. (Sayfa 12)
Ne yaptıklarını bilmiyordum; benim tutuklularım değillerdi ama af dilemeyeceklerini biliyordum. Ne son dakika merhamet yalvarışları, ne de yarım ağızla edilen tövbe yeminleri olacaktı. Cellatlar meşalelerini odunlara dokundurup alevleri kurşuni gökyüzüne sıçratırken bile sessiz kaldılar. Öyle de kalacaklardı; sonuna kadar inatçı bir şekilde. (Sayfa 5)
Etiketler:
2016 Kitapları
,
Amerika
,
Blog Turları
,
Çok İyi Kitaplar
,
Kitap Oburları
,
Yabancı Yayınları
Aug 16, 2015
[Blog Tur] Kafes - Josh Malerman | Kitap Yorumu ~ Bunları Biliyor musunuz?
Orijinal Adı: Bird Box
Türkçe Adı: Kafes
Yazar: Josh Malerman (ABD)
Çeviri: Aslı Dağlı
Sayfa Sayısı: 330
Yayınevi: İthaki Yayınları
Değerlendirmem: %83 - Çok iyi
Ben bu kitabı okurken...: ... gözüm kapalı neler yapıp neler yapamadığımla ilgili tuhaf denemeler yaptım evin içinde. Sağımı solumu morarttım. Ben ettim, siz etmeyin.
NEDEN BU KİTAP?
Kitap Oburları.
KONUSU (Tanıtım Bülteninde):
Dışarıda bir şey var…
Görülmemesi gereken korkunç bir şey… Ona atılan bir bakış kişiyi ölümcül bir deliliğe sürüklüyor. Ne olduğunu ve nereden geldiğini ise kimse bilmiyor.
Malorie ve iki çocuğu, olayların başlangıcından beş yıl sonra hayatta kalmayı beceren bir avuç insan arasındaydı. Nehrin kenarındaki terk edilmiş bir evde çocuklarıyla yaşayan Malorie, ailesinin güvende olabileceği bir yere gitmenin hayalini kuruyordu. Fakat onları bekleyen yolculuk tehlikelerle doluydu. Tek bir yanlış hamle ölümlerine yol açabilirdi. Ve onları takip eden bir şey vardı.
Bu bilinmeyene doğru gözbağının karanlığında yaptığı yolculukta Malorie sık sık geçmişi hatırlıyordu. Bilinmez tehlikenin karşısında bir araya gelerek hayatta kalmaya çalışan, kendisini de aralarına kabul ederek onu da kurtaran ev arkadaşları teker teker aklına geliyordu: Bir zamanlar yabancı olan bir grup insanın birer birer kapısını çaldığı evde kurdukları ortak hayat... Ancak sağ kalan ve kapılarını çalan insanlar arttıkça ortaya yüzleşmeleri gereken bir soru çıkmıştı: Herkesin aniden delirdiği bir dünyada kime güvenilebilirdi?
DEĞERLENDİRMEM:
Korku-gerilim türü benim sık okuduğum bir tür değil. Nedeni de çok basit. Bildiğiniz korkuyorum okurken. Rüyama falan giriyor. Bu kitabı okurken de rüyalarımda hep nehirler ve karanlıklar vardı mesela.
Kafes okurken beni ürkütmesinin dışında epeyce meraklandırdı. Böyle olunca da son dönemde okuduğum ağır klasiklere oranla çok hızlı bir okuma oldu benim için. Betimlemeler çok sağlamdı. Kitabın ana karakteri Malorie'nin yanı başında gibi hissettim kendimi pek çok defa. Hatta onun gözünden gördüm sanki pek çok olayı.
Malorie'nin çocuklarla olan ilişkisini, çocukları nasıl eğittiğini ve onlarla nelere kalkıştığını okurken küçük çocuğu olan pek çok arkadaşımın bu kitapta bana nazaran çok farklı detaylar yakalayacaklarını, hatta korkuyu bir kenara bırakıp, dramayı ön planda tutacaklarını düşünüyorum. Küçük çocuğu olanlara, bu nedenle, ayrıca öneriyorum bu kitabı.
Duyularımızla ilgili güçlü ve zayıf yönlerimizi keşfetmemiz açısından kitap çok yönlendiriciydi. Yukarıda da belirttiğim gibi evde bir sürü deney yaptım ama bunun dışında çok kalabalık, gürültülü ortamlarda da gözlerimi kapatıp sese odaklanmayı denedim. Bu nedenle bazen komik durumlara düştüm, bazen şaşırtıcı keşifler yaptım. Kesinlikle tavsiye ederim. Duyularımıza ne kadar hakim olduğumuzun veya onları ne kadar geliştirebileceğimizin farkında olmadan yaşıyoruz aslında. Benim bu kitaptan en büyük kazanımım bunu fark etmek oldu.
Kitabı korku-gerilim türü severlerin zaten okuyacaklarını düşünüyorum. Bunun dışında, benim gibi bu türe aşina olmayanlara ise rahatlıkla öneriyorum. Aman dikkat, sakın gözlerinizi açmayın.
BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?
Gelelim Kafes ve yazarı Josh Malerman hakkında bilmeyebileceğinizi düşündüğünüz konulara:
- Kafes, solist ve şarkı sözü yazarı Josh Malerman'ın ilk kitabı.
- Malerman The High Strung isimli müzik grubunun solisti ve şarkı sözü yazarı.
- Yazar kitabın ilk taslağını 26 günde tamamlamış.
- Malerman'ın kitabın taslağını yazdığı Boston-Edison'daki (Detroit) evde kitabın yazım süresi boyunca 5 saka kurşu serbestmiş.
- Kitabın ilk taslağını italik olarak, bölüm arası olmadan ve çoğu noktalama işaretini kullanmadan yazmış.
- Yazar kitabı tamamladıktan sonra hiçbir yayıncıya göndermemiş. Etrafındakilere, eşine dostuna kitabından bahsetmiş ve kopyalar dağıtmış. Kafes tamamen tesadüfi bir şekilde Harper Collins'e ulaşmış. Bu noktada Josh Malerman'ın oldukça farklı ortamlardan ve sayıca oldukça fazla arkadaşı olduğunu da belirtmek gerekiyor.
- Kafes'in film hakları kitap satışa çıkmadan Universal Pictures tarafından opsiyonlu olarak satın alınmış durumda. Andy Muschetti tarafından yönetilmesi planlanan filmin yapımcılarının Scott Stuber ve Chris Morgan olması planlanıyor.
- Yazar üniversiteyi bitirdikten sonra Faulkner, Hemingway, Woolf, Proust ve Dostoyevski'nin tüm külliyatını okumuş. Ancak ne zaman ki klasiklerde Dracula'yı okumayı tamamlamış, yüzünü korku-gerilim türüne dönmüş ve o zamandan beri bu türden çok fazla kitap okumuş.
14 - 17 Ağustos Tur Programı
14 Ağustos raflarinarasindan.blogspot.com | Ön Okuma
15 Ağustos sohbetedecekkimseyok.blogspot.com | Kitap Yorumu
15 Ağustos kutsalyorumcu.blogspot.com | Alıntılar
16 Ağustos pinucciasbooks.blogspot.com | Bunları Biliyor musunuz?
16 Ağustos thcodex.blogspot.com | Tanıtım Videosu
17 Ağustos segesegese.blogspot.com | Yazar Tanıtımı
Etiketler:
2015 Kitapları
,
Amerika
,
Blog Turları
,
Çok İyi Kitaplar
,
İthaki Yayınları
,
Kitap Oburları
,
Korku
Dec 31, 2014
[Blog Tur] Karanlık Zihinler - Alexandra Bracken | Yazar Tanıtımı
Orijinal Adı: The Darkest Minds (The Darkest Minds, #1)
Türkçe Adı: Karanlık Zihinler (Karanlık Zihinler, #1)
Yazar: Alexandra Bracken (ABD)
Sayfa Sayısı: 576
Yayınevi: Parodi Yayınları
Değerlendirmem: %58 - Eh işte
Ben bu kitabı okurken...: ... çok büyük beklentiye girmişim meğer.
NEDEN BU KİTAP?
I am the Oburist.
KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Adım Ruby.
Hepinizden farklıyım.
Aklınızın derinliklerinde gezinebilir,
Anılarınızı hiç yaşamamışsınız gibi silebilirim.
Henüz on yaşındayken Thurmond'daki bu rehabilitasyon kampına gönderildim. Hem de kendi ailem tarafından...
Burada her adımımız izleniyor, nefes alış verişlerimiz bile.
Yalnız değilim.
Maviler... Yeşiller... Turuncular...
Sarılar ve Kırmızılar...
Karanlık Zihinler...
Ve yaşamak için saklanmak zorunda kalanlar
Ve kaçanlar...
DEĞERLENDİRMEM:
Korkum odur ki yakında eli kalem tutan, azıcık hayalgücünü çalıştırabilen her Amerikalı kadın distopya yazacak. Peki niye böyle düşünüyorum? Ya bu türde son dönemde fazla kitap okudum ya da aynı türde bu kadar ortak öğe görmekten yoruldum.
Karanlık Zihinler "genç yetişkin, distopya" türünde bir roman, aynı Açlık Oyunları veya Uyumsuz gibi. Aynı onlar gibi derken edebi tür ve kullanılan öğeler olarak, yazım kalitesi veya olay kurgusu olarak değil; yanlış anlaşılma olmasın. Fantastik kurgu, bilim kurgudan sonra en sevdiğim türlerden biri olsa da sanırım ben artık ciddi ciddi 16 yaşındaki karakterlerden, birbirine benzer doğaüstü güçlerden, o güçlere verilen garip gurup isimlerden, kötü/despot hükümetlerden/yönetimlerden, aşk üçgenlerinden sıkıldım.
Bu kitabın ismi ve kapağı çok etkileyici gelmişti bana. İsminde de olduğu gibi "karanlık" olay/durum/karakter beklentim yüksekti ama 576 sayfa boyunca aradığımı bulamadım. "İyi bulamadın da bulamayacağını 576 sayfayı bitirene kadar fark etmedin mi?" diye soranlara yanıtım ise romanın akışı o kadar da kötü değildi, sadece biraz fazla uzundu.
Bu kitabın merkezinde çeşit çeşit doğaüstü güce sahip gençler ve her bir güç için tanımlanmış bir renk var: Maviler, yeşiller, sarılar, turuncular, kırmızılar... Kitap boyu "Kim hangi renkti? O renk ne anlama geliyordu?" diye hatırlamaya çalışırken de bunaldım ben. Bunalmamın nedeni ise yazarın karakterlerin monologlarına uzun uzun, geniş geniş yer verirken, yarattığı bu distopik evrendeki güçleri anlatmayı ikinci plana atmasıydı.
Ve son olarak Zu'yu (Açlık Oyunları'ndaki Rue'nun çakmasıydı ama olsun) ve Chubs'ı çok sevdim. Sadece bu iki karakter yüzünden 3 yıldız, Onlar da olmasa...
YAZAR TANITIMI
ALEXANDRA BRACKEN
Alexandra Bracken (veya herkesin bildiği ismiyle Alex) Phoenix, Arizona'da üç çocuklu bir ailenin ortanca çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Pek çok standart Amerikalı çocuğun geçirdiği türde bir çocukluk geçiren Alex'in hayatındaki en farklı şey babasının Yıldız Savaşları düşkünlüğüymüş. Hatta babasının Yıldız Savaşları sevdası öylesine büyükmüş ki Amerika'da Yıldız Savaşları ile ilgili çeşit çeşit buluşmalara, toplantılara gitmişler birlikte.Üniversitede tarih okuyan Alex ilk kitabı olan Brightly Woven'ı ikinci sınıftayken üniversitedeki en yakın arkadaşı olan Carlin'e doğumgünü hediyesi olarak yazmaya başlamış ve kitabı altı ay içerisinde tamamlamış. Bunu yapabilmek için ise sosyal hayatından byük ölçüde vazgeçmiş. Bu kitap için yayıneviyle anlaştığında Alex 21 yaşındaymış.
Üniversite yaşamının ikinci yarısında yazmaktan aldığı keyfi fark eden ve yazmaya gittikçe daha fazla zaman ayırmaya başlayan Alex üniversiteyi bitirdikten sonra New York'a taşınmış. New York'ta yayıncılık sektöründe beş yıllık çalışmanın ardından artık tam zamanlı yazarlık yapıyor.
28 - 31 Aralık Tur Programı
28 Aralık fanboyungunluguu.blogspot.com | Kitap Yorumu
28 Aralık suigenerisss.blogspot.com | Kitap Yorumu - Ön Okuma
29 Aralık thcodex.blogspot.com | Kitap Yorumu - Alıntılar
29 Aralık mirielenda.blogspot.com | Kitap Yorumu - Bunları Biliyor musunuz?
30 Aralık kutsalyorumcu.blogspot.com | Kitap Yorumu
30 Aralık raflarinarasindan.blogspot.com | Kitap Yorumu - Tanıtım Videoları
31 Aralık pinucciasbooks.blogspot.com | Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı
Etiketler:
2014 Kitapları
,
Amerika
,
Blog Turları
,
Distopya
,
Genç Yetişkin
,
Kitap Oburları
,
Parodi Yayınları
Dec 15, 2014
[Blog Tur] Marslı - Andy Weir | Ön Okuma
Orijinal Adı: The Martian
Türkçe Adı: Marslı
Yazar: Andy Weir (ABD)
Sayfa Sayısı: 416
Yayınevi: İthaki Yayınları
Değerlendirmem: %84 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... kızkardeşim İtalya'da tatildeydi ve ben çok kıskandım.
NEDEN BU KİTAP?
Kitap Oburları demek kaliteli blog turu demek de o yüzden.
KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Altı gün önce, Mark Watney Mars'a ayak basan ilk insanlardan biriydi. Şimdi ise, orada ölmesi neredeyse kesin.
DEĞERLENDİRMEM:
Konuyu iki cümleyle özetlemiş İthaki Yayınları arka kapakta ama benim bu özet o kadar hoşuma gitti ki sonuna ek bilgi koymak istemedim. Sonuçta kitabın adı üstünde: Marslı! Mars'a özel bir görev için giden bir ekipten talihsizlik sonucu tek başına orada kalmak zorunda olan Mark Watney'in yaşam mücadelesinin hikayesi.
Bu kitap Arthur C. Clarke'in Susuz Deniz'i ile birlikte 2014'te okuduğum en iyi iki bilim kurgu romanından biri oldu. Bilimsel ve kurgusal öğelerin tam dengede bir dağılımla okuyucuya sunulduğu, bazı Jules Verne kitaplarında bolca gördüğümüz türde yüzlerce hesap kitabın yer aldığı bir roman Marslı.
Andy Weir'in Marslı'da kullandığı matematiksel yoğunluk bana sıkça bazı Jules Verne romanlarını çağrıştırsa da Weir'in kurguyu bozmadan, okuyucuyu boğmadan bunu başarması çok takdire şayan bir durum. Zira, naçizane fikrim, bazı Jules Verne romanlarında bu tadın, dengenin olmadığı. Burada birden bire Andy Weir ve Jules Verne Ustayı karşılaştırma moduna geçmiş olsam da Jules Verne'in yerini doldurabilecek başka bir kalem olmadığına gönülden inanan biriyim. Vurgulamaya çalıştığım ise Weir'in kaleminin ustalığı. Yazarın romana doldurduğu bilimsel öğelerin zenginliği düşünüldüğünde kurgunun ötesinde bilimsel tutarlılık adına ne kadar emek harcandığını görüyorsunuz. Eminim ki romanın satır aralarında bilimsel tutarsızlıklar yakalayıp Weir'i eleştirip sinirimi bozan yorumlar da dolaşıyordur ortalıkta ama sonuçta bu bir roman, Mars'ta Hayatta Kalma El Kitabı değil.
Romanın pek çok yerinde kendinizi doğrudan Mars'ta kalan talihsiz insan Mark Watney'in yerine rahatlıkla koyabiliyorsunuz. Watney'in aylarca tek başına kendisiyle, başına gelen tüm tersliklerle barışık, bu kadar zor şartlarda nasıl böyle yaşayabildiğini ve yine de esprili kalabildiğini anlamakta zorlansam da kendisinin içimizden herhangi biri değil de her çeşit eğitimden geçmiş, donanımlı bir astronot olduğu açıklamasıyla kendi kendimi ikna etmeye çalıştım kitap boyunca. Romanda beni rahatsız eden tek unsur bu oldu sanırım. O kadar uzun süre insanın dayanabileceğine, direnebileceğine, metanetini koruyabileceğine ve ölüm korkusunun hiç olmadığına pek inanasım gelmiyor herhalde. Zaten benden de astronot olmaz. Belki de bu yüzden tereddütlerim. Zaten bu tereddütler de olmasa 100 üzerinden 90'ın üzerinde bir puan verirdim herhalde bu kitaba.
Bu kitabın Türkçesini ilk okuyanlardan biri olduğumu bilmek benim gibi bir bilim kurgu sever için ayrı bir keyif. Bu nedenle bize bu imkanı tanıyan bu blog turunun destekçisi İthaki Yayınları'na buradan çok teşekkür ediyor, Goodreads okuyucuları arasında yapılan oylamada 2014'ün En İyi Bilim Kurgu romanı seçilen Marslı'dan tadımlık bir ön okumayla sizleri baş başa bırakıyorum.
15 - 18 Aralık Tur Programı
15 Aralık pinucciasbooks.blogspot.com | Kitap Yorumu - Ön Okuma
16 Aralık kutsalyorumcu.blogspot.com | Kitap Yorumu - Alıntılar
16 Aralık mirielenda.blogspot.com | Kitap Yorumu - Bunları Biliyor musunuz?
16 Aralık raflarinarasindan.blogspot.com | Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı
17 Aralık sssuigenerisss.blogspot.com | Kitap Yorumu - Film Hakkında
17 Aralık sohbetedecekkimseyok.blogspot.com | Kitap Yorumu
18 Aralık thcodex.blogspot.com | Kitap Yorumu - Tanıtım Videosu
18 Aralık segesegese.blogspot.com | Kitap Yorumu
Etiketler:
2014 Kitapları
,
Amerika
,
Bilim Kurgu
,
Blog Turları
,
İthaki Yayınları
,
Kitap Oburları
Nov 1, 2014
[Blog Tur] Hiçliğin Kıyısında - J.A. Redmerski | Yazarla Söyleşi
Orijinal Adı: The Edge of Never (The Edge of Never, #1)
Türkçe Adı: Hiçliğin Kıyısında (Hiçliğin Kıyısında, #1)
Yazar: J.A. Redmerski (ABD)
Sayfa Sayısı: 467
Yayınevi: Ephesus Yayınları
Değerlendirmem: %76 - Çok iyi
Ben bu kitabı okurken...: ... tahmin ettiğimden iki kat hızlı ilerledim.
NEDEN BU KİTAP?
Kitap Oburları'ndan ötürü elbette :)
KONUSU (TANITIM BROŞÜRÜNDEN):
Yirmi yaşındaki Camryn, alışılmışın dışında bir yaşam tarzı düşlemektedir. Fakat başına gelen trajediler bu yaşamı kendisinden zorla çekip alınca, ilk bulduğu otobüse atlayarak varış noktasını bilmediği bir yolculuğa çıkar. Çıktığı bu kendini yeniden keşfetme yolculuğunda, kendisi gibi nereye gideceğini bilmeyen, Andrew Parrish adında biriyle tanışır. Fakat Andrew'un da bazı karanlık sırları vardır.
Andrew yolculukları esnasında Camryn'e kimseye bağlı kalmadan, içinden geldiği gibi yaşama, en derin ve kuytu arzularına teslim olma sanatını öğretir. Ancak Andrew'un ondan gizlediği sır yolun sonunda kendisini beklemektedir. Bu sır ikiliyi bir araya getirebilecek midir, yoksa onları sonsuza dek birbirlerinden ayrılmaya mı mahkûm edecektir?
DEĞERLENDİRMEM:
Açıkça baştan söyleyeyim ki ben bu kitabın konusunu okuyunca Oburgiller'e bu blog turuna katılmayacağımı söylemiştim. Konusu ilgimi çekmemişti. Fakat bizim obur kızların kitabı okuyup paylaşımlarını görünce bir merak oluştu bende ve dayanamadım turun son kısmına ekletiverdim kendimi.
Kitabın konusu aslında basit hatta sıradan diyebileceğimiz türde ama birkaç yerde yazarın beni şaşırtması ve sıradanın dışına çıkmayı başarması romanı sevmemi sağladı.
Camryn'in yaptığı aslında hepimizin hayatımızın en az bir döneminde yapmak isteyeceğimiz ama çoğumuzun asla yapmadığı bir şey: Her şeyi bırakıp alıp başını gitmek. "Acıların çocuğu" diyebileceğimiz türde başından kırk çeşit felaket geçmiş Camryn'in bunu yapabilmesi takdir edilesi. Hatta bu yolculukta hayatının aşkını tekrar keşfederek Andrew ile tanışması imrenilesi. Andrew'un gizemli halleri merak edilesi ve romanın sonları biraz şaşırtası, biraz üzülesi. Her tür histen bir doz atılmış bu ortaya karışık duygusal fırtınada romanın akıcılığını hiçbir yerde duraksatmamış yazar J.A. Redmerski.
Normalde okumayacağımı ve hatta sevmeyeceğimi düşündüğüm bu romana erişimimi sağlayan başta Gizemim olmak üzere tüm Kitap Oburları'na ve turumuzun destekçisi Ephesus Yayınları'na teşekkürü bir borç biliyor ve J.A. Redmerski ile yapılmış söyleşilerin Türkçe çevirisiyle sizleri baş başa bırakıyorum.
YAZARLA SÖYLEŞİ
- Yazmaya başladığında kaç yaşındaydın? Hep yazar olmak istedin mi?
- İlk romanıma başladığımda 13 yaşındaydım ve ondan önce de hem şiir yazıyordum hem de günlük tutuyordum. Sanırım hep bir şeyler yazıyordum ama romanlara olan sevgimi keşfettikten sonra başka bir şey yazamaz oldum. Yaşadığım sürece, hiç kimse okumasa bile, yazacağım.
- Hiç hayatından gelip geçmiş insanlar veya yaşadığın olaylar veya hayatında değiştirmek istediğin olaylar hakkında yazıyor musun?
- Hayır. Şimdiye kadar tanıdığım hiç kimse hakkında yazmadım ama Hiçliğin Kıyısında'yı kendimin de dünyayı gezme hayali olduğu için yazdım. Camryn'in yaptıklarını yazarken kendimin de benzer şeyler yaptığını hayal ettim ve sanırım kendim de böylesine seyahat etmeye başlayana kadar bunu yapmaya devam edeceğim.
- En çok hangi karakterin sana benziyor?
- Kesinlikle Camryn Bennett.
- Müzik eşliğinde yazmayı sever misin veya kitapların için müzik listeleri oluşturur musun?
- Tam bir sessizlik olduğunda yazabiliyorum ama müzik listesi yapmayı ve araba kullanırken dinlemeyi seviyorum.
- Yazmaya başladığında nasıl bitireceğini biliyor muydun, yoksa, olaylar yazdıkça mı gelişti?
- Yazarken genellikle romanın başını ve sonunu biliyorum ama aralarda yazdığım olayların neredeyse tamamı romanı yazarken gelişiyor.
- Hobilerin neler?
- Bisiklete binmek, yürüyüş yapmak, kamp yapmak, kısaca dışarıda yapılabilen ve doğayla ilgili her şey.
- Yazar olmasaydın ne olurdun?
- Aslında aktris olmak isterdim. Gerçi halen istiyorum. The Walking Dead veya Supernatural'ın bir bölümünde oynamak isterim :) (Tabii ki öyle bir şey olmayacak, korkmayın :)
- Yazarken en çok neler atıştırırsın?
- Suşiyi çok seviyorum. Hatta o kadar çok suşi yiyorum ki arada civa zehirlenmesi geçirip geçirmediğime bakılsa iyi olur. Tatlıyla aram yok.
- Okurlarının seninle ilgili öğrenince şaşıracağı şey ne olurdu?
- Hmm, bilmiyorum! Aslında o kadar ilginç bir insan değilim. Mesela söyleyebileceğim en ilginç şey büyükannemin Johnny Cash ile çocukluk arkadaşı olduğu ama bu da büyükannemle ilgili şaşırtıcı bir gerçek, benimle ilgili değil :)
- Ne yazsa okurum dediğin yazarlar kimler?
- Neil Gaiman ve Anne Rice – Halen tüm yazdıklarını okumadım ama bu iki isim ne yazsa okurum. Bundan başka Paullina Simmons'ı da severim.
- Dünyada görmek istediğin yerler?
- Her yer :) Kitapları basılmış bir yazar olmak dışında en büyük bir başka hayalim de dünyayı dolaşmak oldu hep. Eğer bir yer seçmem gerekse... Sanırım bu imkânsız. Roma'ya, Yeni Zelanda'ya, İrlanda'ya, İskoçya'ya gitmek istiyorum.
- Okumayı en sevdiğin tür hangisi?
- Hmmm, zor bir soru. Sanırım romantik gerilim ve yeni yetişkin.
- Sence yeni yetişkin türü neden bu kadar popüler oldu?
- Sanırım bu tür uzunca bir süre göz ardı edildi. Yeni yetişkin türünün hedeflediği yaş grubu ne çok genç ne de çok yetişkin. Tam arada, tam kararında.
27 Ekim - 2 Kasım Tur Programı
27 Ekim mirielenda.blogspot.com | Kitap Yorumu - Ön Okuma
28 Ekim raflarinarasindan.blogspot.com | Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı
29 Ekim sssuigenerisss.blogspot.com | Kitap Yorumu - Bunları Biliyor musunuz?
30 Ekim kutsalyorumcu.blogspot.com | Kitap Yorumu - Alıntılar
31 Ekim thcodex.blogspot.com | Kitap Yorumu - Tanırım Videosu
01 Kasım pinucciasbooks.blogspot.com | Kitap Yorumu - Yazarla Söyleşi
01 Kasım sohbetedecekkimseyok.blogspot.com | Kitap Yorumu
02 Kasım tugceninkitapligi.com | Kitap Yorumu - Bonus Sahne
Etiketler:
2014 Kitapları
,
Amerika
,
Blog Turları
,
Çok İyi Kitaplar
,
Ephesus Yayınları
,
Kitap Oburları
,
Yeni Yetişkin
Jan 29, 2014
[Blog Tur] Demir Kral - Julie Kagawa | Ekstra Sahne (İlk Öpücük)
Orijinal Adı: The Iron King (Iron Fey, #1)
Türkçe Adı: Demir Kral (Iron Fey, #1)
Yazar: Julie Kagawa (ABD-Japonya ortak yapımı :)
Sayfa Sayısı: 416
Yayınevi: Pegasus Yayınları (2013)
Türü: Fantastik Kurgu, Genç Yetişkin
Değerlendirmem: %89 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... ikinci kez okumama rağmen yine heyecanlandım, yine ilk kez okuyormuş gibi beğendim.
NEDEN BU KİTAP?
Obur kitap perileriyiz biz de ondan :)
KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Evde ve okulda çevresine uyum sağlayamayan Meghan on altıncı yaş gününde hayatında bir terslik olduğunu hisseder. Karanlık bir yabancı onu izlemeye ve muzip dostu aşırı korumacı davranmaya başlamıştır. Ancak gerçek, bütün tahminlerin ötesindedir; genç kız, efsanevi bir peri kralının kızı ve ölümcül bir savaşın en önemli piyonudur.
Bu gerçekle yüzleşen Meghan, kardeşini perilerden kurtarmak, hiçbir perinin yüzleşemeyeceği gizemli bir canavarı durdurmak ve doğuştan hakkı olan güçleri yönetmek için ne kadar ileri gidebileceğine kendi bile şaşıracaktır. Bu macerada ona tuhaf bir ekip eşlik edecektir: en yakın dostu, fazlasıyla ilgili ve şakacı Puck; sürekli ortadan kaybolan kedi Grimalkin… Ve yasak aşkın vücut bulmuş hali, soğuk kalpli Prens Ash.
DEĞERLENDİRMEM:
Yaklaşık üç sene önce yabancı bloglarda görüp önce kapağına sonra konusuna bayılarak Amazon'dan almıştım Iron Fey serisinin ilk iki kitabını. Daha sonrasında da serinin kalan kitaplarıyla novellalarını toparlamıştım. İlk kitabı alır almaz okumuştum ama devam kitapları halen raflarda okunmayı bekliyor. "Nasıl yani?" diye soranlar için kütüphanemizde olup henüz okumadığım yaklaşık 200 kitapla aynı kaderi paylaştığını söyleyebilirim bu kitapların. (Bu arada geçen hafta sonu yaptığımız sayıma göre evdeki kütüphanemizde 533 kitabımız var :)
Kitap Oburları olarak Demir Kral'ın turunu aldığımızda çok sevindim. Devam kitaplarını da hemen okurum artık diye. Hatta "Winter's Passage" isimli novellayı (Iron Fey, #1.5) Demir Kral'dan hemen sonra okudum ama Okuma Şenliği kitaplarım nedeniyle Mart'tan önce serinin ikinci kitabına geçemeyeceğim.
Kitabın konusunu ve birinci kitabın nerede bittiğini büyük ölçüde hatırlamama karşın üç sene sonra kitabı tekrar okumam aldığım keyfi zerre azaltmadı: Ash'in soğukluğunu (!) yine sevdim. Kedilerden hiç hoşlanmayan bir şahıs olan ben Grimalkin'i yine sempatik buldum (Alıp eve koyarım yani). Puck'a yine uyuz oldum (Durumum Team Ash yani). Kullanılan fantastik öğelerin bir kısmı tanıdık adaptasyonlar olmalarına karşın beni yine rahatsız etmedi.
Julie Kagawa her şeyi tadında bırakmıştı sanki: Aşkı da, macerayı da, insanların gerçekliğiyle perilerin gizemini de. Hal böyle olunca kitabın 16 yaşında bir karakterin etrafına kurulmuş klasik bir genç yetişkin romanında bulunan tüm öğeleri barındırması da gözüme batmadı. Yazarın öyle güzel bir yazım tarzı vardı ki okurken yormuyor ve siz romanda ilerledikçe roman sanki sürekli tazeleniyordu. Olayların Meghan'ın bakış açısıyla anlatılması da sevdiğim diğer bir yöndü. Meghan'ın dilinden anlatılanlar onun yaşadıklarını inanılabilir kıldı benim için.
Son olarak, kitabın periler arasındaki bir aşk romanı olmamasını çok sevdim. Kitaptaki aşka dair tüm öğeler ikinci planda bırakılmıştı. Fantastik karakterlerle olayların geçtiği peri diyarı olan Olurolmaz'ın kendine has dokusu hep ön plandaydı. Demir Kral'ın varlığı ile bu varlığın Meghan-Puck-Ash üçlüsünden bağımsız olması da romana ayrı bir özgünlük katmıştı.
Fantastik kurgu severlerin kütüphanelerinde kendine yer açabilecek bir kitap Demir Kral. Okuyunuz efendim. "Çekilişte şansımı mı denesem?" diyorsanız buraya buyurun efendim.
Gelelim bu turda bana düşen göreve. Diğer turlardan farklı olarak bu tura özel kitapta zaten var olan bir bölümü yazar Kagawa kitabın genelindeki gibi Meghan'ın bakış açısının yanı sıra "İlk Öpücük" adıyla Kış Prensi Ash'in bakış açısıyla yazmış. Adından da anlaşılabileceği gibi Meghan ve Ash'in ilk kez öpüştükleri sahne. Ben de oturdum, sizler için Türkçe'ye çevirdim bu kısmı. Keyifli okumalar...
25-31 Ocak Tur Programı
25 Ocak | sssuigenerisss.blogspot.com | Çekiliş
26 Ocak | sohbetedecekkimseyok.blogspot.com | Ön Okuma
27 Ocak | segesegese.blogspot.com | Yazar Tanıtımı
28 Ocak | raflarinarasindan.blogspot.com | Alıntılar
29 Ocak | pinucciasbooks.blogspot.com | Ekstra Sahne (İlk Öpücük)
30 Ocak | kutsalyorumcu.blogspot.com
31 Ocak | mirielenda.blogspot.com
31 Ocak | thcodex.blogspot.com | Bunları Biliyor Musunuz?
Etiketler:
2014 Kitapları
,
Amerika
,
Blog Turları
,
Kitap Oburları
,
Mükemmel Kitaplar
,
Pegasus Yayınları
Jan 19, 2014
[Blog Tur] Steelheart - Brandon Sanderson | Tanıtım Videoları
Orijinal Adı: Steelheart (Reckoners, #1)
Türkçe Adı: Steelheart (Reckoners, #1)
Yazar: Brandon Sanderson (ABD)
Sayfa Sayısı: 467
Yayınevi: DEX Kitap (2014)
Türü: Fantastik Kurgu, Genç Yetişkin
Değerlendirmem: %86 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... Ankara Kitap Fuarı'nda sahafları talan ediyorduk SeGe ile birlikte :)
NEDEN BU KİTAP?
Oburolojidir nedeni.
KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Dünyanın üstüne çöken felaketin gökyüzünde belirmesinin üzerinden on yıl geçmişti. Sıradan insanlar değişmeye başlamış, süper kahramanları andıran Epiklere dönüşmüşlerdi. Ama Epikler halkın dostu değildiler. O muhteşem yeteneklerini, güç için kullanıp insanları sömürüyorlardı.
Kimse Epiklerle savaşamazdı… Asiler hariç. Asiler bir grup sıradan insandı ve hayatlarını Epiklerin zayıf noktalarını bulup onları yok etmeye adamışlardı. David Asilere katılmak istiyordu. Çünkü Steelheart'ı istiyordu: yıllar önce babasını öldüren yenilmez Epik'i. Bunu uzun zamandır beklemiş, planlar yapmış, dünya üzerindeki tüm Epiklerle ilgili bilgi toplamıştı.
Şimdi harekete geçme zamanıydı. İntikam zamanı...
DEĞERLENDİRMEM:
Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar isimli, okunması bir hayli güç kitabının üzerine bu kitabı okumaya başlamıştım. O açıdan bakıldığında dili, kurgusu başlarda çok hafif geldi kitabın ama ilk 100 sayfadan sonra bir silkelenip kendime geldim. Ucundan kıyısından karşılaştırılabilir değildi iki kitap ama ekonomistler, istatistikçiler bilir "birim kök" diye bir istatistiki mesele vardır. Bence "birim kök" kitaplardan ne kadar tat aldığımıza da uygulanabilecek bir konu. Özetle, bir kitaptan önce okuduğunuz son kitabı ne kadar çok sevdiğinizin veya sevmediğinizin o an okumakta olduğunuz kitabı beğenmenizde doğrudan belirleyici bir parametre olduğunu düşünüyorum. Neyse bilimsel tartışmaları bir kenara bırakıp kitap yorumuma döneyim ben.
Süper kahramanlar o kadar çok kitapta ve filmde yer aldı ki başlarda biraz rahatsız oldum Epiklerden. Yine aynı hikaye moduna girdim kitabın ilk yarısında ama Sanderson'un Epikler, Asiler ve bizler gibi sıradan insanlardan oluşturduğu bu distopik evren kendine has, kitabı kendi türündeki diğer kitaplardan ayrıştıran bir çok öğe barındırıyordu. Pek çok süper kahraman romanında olduğu gibi Sanderson'ın süper kahramanları, Epikler insanoğlunun iyiliği için çalışmıyordu. Tamam arada iyiler yani Asiler vardı ama Epikler'in bencil, istilacı, acımasız ve karanlık tarafları kitabın en çok hoşuma giden tarafı oldu. "Büyük güç büyük sorumluluk gerektirir" klişesinden uzaklaşarak gücün verdiği hazzın karanlık tarafını okuyucuya aktarmada Sanderson süper bir iş çıkarmıştı.
Başta David olmak üzere kitaptaki tüm karakterler, tadında bırakılmış betimlemeler ve çeşitli kurgusal olaylar aracılığıyla okuyucuya aktarılmıştı. Bu açıdan bakıldığında Sanderson'ın Epik ve Asi karakterleri yaratırken epey eğlendiğini düşünüyorum. Benim en sevdiğim karakter Prof oldu. Karanlığın ve soğuğun hakim olduğu bu yeni Chicago'da (Sanderson'ın deyimiyle Newcago - Bu arada bana biraz zorlama bir isim gibi geldi Newcago ismi) bazı insanların ve hatta Asilerin inançlarını koruması ve çok tadında bırakılarak araya serpiştirilmiş dini öğeler de kurguda şık durmuştu.
Kitabın kapağı o kadar şahane olmuş ki. Orijinal kapaklardan birini kullandıkları için DEX'e buradan kocaman teşekkürler. Ancak, kitabın orijinalini okuyanlar veya dinleyenler yorumlarında hep Sanderson'ın anlatım dilinin kusursuzluğundan bahsetmişler. İş kitabın Türkçesini okumaya geldiğinde çevirinin biraz aceleye geldiğini veya redaksiyon konusuna gereken titizliğin gösterilmediğini belirtmeden geçemeyeceğim.
Filmini çekmek veya bilgisayar oyununu yaratmak isteyenler için bolca malzeme sunan bu güzel kitabın tanıtım videolarıyla sizi baş başa bırakıyorum.
ABD:
İNGİLTERE:
TÜRKİYE:
13- 19 Ocak Tur Programı
13 Ocak | thcodex.blogspot.com | Kitap Yorumu - Çekiliş
14 Ocak | kutsalyorumcu.blogspot.com | Kitap Yorumu - Ön Okuma
15 Ocak | mirielenda.blogspot.com | Kitap Yorumu - Bunları Biliyor musunuz?
16 Ocak | sssuigenerisss.blogspot.com | Kitap Yorumu
17 Ocak | raflarinarasindan.blogspot.com | Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı
18 Ocak | segesegese.blogspot.com | Kitap Yorumu - Alıntılar
19 Ocak | pinucciasbooks.blogspot.com | Kitap Yorumu - Tanıtım Videoları
Etiketler:
2014 Kitapları
,
Amerika
,
Blog Turları
,
DEX Yayınevi
,
Fantastik Kurgu
,
Genç Yetişkin
,
Kitap Oburları
,
Mükemmel Kitaplar
Dec 6, 2013
[Blog Tur] Ada - Tracey Garvis Graves | Alıntılar
Orijinal Adı: On the Island (On the Island, #1)Kitabın Adı: Ada (Ada, #1)
Yazar: Tracey Garvis Graves (ABD)
Sayfa Sayısı: 391
Yayınevi: Epsilon Yayınları (2013)
Türü: Kurgu, chicks-lit (Türkçesi?)
Değerlendirmem: %57 - Eh işte
Ben bu kitabı okurken...: ... hızlı okuma tekniğimi ne kadar geliştirdiğimi fark ettim.
NEDEN BU KİTAP?
#kitapoburu
ARKA KAPAK YAZISI:
Otuzlu yaşlardaki İngilizce Öğretmeni Anna Emerson, Maldivlerdeki bir yazlıkta T.J. Callahan'a özel ders vermesi teklif edildiğinde bir an bile tereddüt etmeden bu yaz işini kabul eder. Kütüphanenin yerine tropik bir adada çalışmayı kim istemez ki?
Kimse onun fikrini almış olmasa da, T.J.'in şehri terk etmeye hiç niyeti yoktur. On yedi yaşında olan T.J, kanseri daha yeni alt etmiştir. Bu dertlerden kurtulduktan sonra ilk yazını ailesiyle değil, arkadaşlarıyla beraber geçirmek ister.
Anna ve T.J. Maldivler'deki yazlık eve doğru yola çıkmışken, bindikleri deniz uçağının pilotu kalp krizi geçirir ve uçak köpekbalıklarıyla dolu Hint Okyanusu'na çakılır.
Zorlukla kıyısına vardıkları ıssız adada, ilk düşünceleri hayatta kalmaktır. Su, yiyecek, ateş ve barınak bulmak için beraber çalışmak zorunda kalırlar. Günler, haftalara, aylar yıllara dönerken, kazazedeler şiddetli tropik fırtınalar, denizin içindeki tehlikeli canlılar ve T.J.'in kanserinin tekrarlama ihtimali de dâhil birçok sıkıntıyla karşılaşırlar.
Ancak en büyük tehlike adada herkesten çok uzakta, iki kişi yaşamaktır. T.J. adada bir doğum günü daha kutlarken, Anna da, yavaşça yetişkinliğe adım atan bu genç adamla yaşamanın eskisi kadar kolay olamayacağını anlamaya başlar.
DEĞERLENDİRMEM:
Öncelikle belirteyim ki benim gibi bilim kurgu, fantastik kurgu, savaş romanları ve 100 yıllık klasikleri seven birisine göre bir tür değil "chicks lit" denen bu tür. Okuduğum romanlarda kurguda ve karakterlerde derinlik, betimlemelerde zenginlik, kıvrak geçişler arıyorum. Bu romanda karakter derinliği dışında hiçbirini bulamadım. Gerçi Yaşar Kemal'in Bir Ada Hikayesi dörtlemesini okurken arada okuduğum bir roman oldu Ada ve kafamı boşaltmama da yardımcı oldu aslında. Ancak, yılın yanlış zamanında okudum. Bu kitap tam uzun otobüs/tren yolculuklarında veya yazın plajda okunacak bir roman. Eminim öyle bir ortamda okusam daha çok severdim.
Benim yukarıda yazdıklarımın tam tersine pek çok takipçimin severek okuyacağını düşündüğüm bir roman bu aynı zamanda. Özellikle benim gibi 30'lu yaşlarda olanlar Anna ile çok rahat empati kurabilirler. "Anna ile aynı durumda olsam onun yaptıklarını yapar mıydım?" diye sorup durdum kendi kendime. İnsan karşı cinsten biriyle o kadar uzun süre öyle bir ortamda baş başa kalırsa malum sonuçlar kaçınılmaz bence de. Kimse "Yok canım hayatta olmaz" demesin. O şartlarda illa ki bir yakınlık doğar. Tersi bir durum insanın doğasına aykırı bence.
Romanda beni rahatsız eden konu T.J.'in kanseri yeni atlatmış bir karakter olarak ön plana çıkarılması oldu. Çağımızın illeti olarak kabul edilen bu hastalığın romanlarda araya sıkıştırılması bazen fena olmuyor ama bence bu romanda tamamen gereksizdi. T.J. sağlıklı bir çocuk olsa da kurgu etkilenmezdi bence. Romanlarda araya böyle hastalık sıkıştırıp sonra kurguyu o hastalıktan alakasız hale getiren yazarların gerçek hayatlarında doğrudan veya dolaylı olarak o hastalıkla alakalı önemli bir tecrübeleri olduğuna inanıyorum. Ada'nın yazarı için de aynı durum geçerli mi emin değilim ama inancım bu.
Son olarak düşününce Ada etrafımdaki pek çok kişiye yeni yıl hediyesi olarak alabileceğim bir roman. Sadece benim tarzım değil... Şimdi Alıntılar'a bir göz atın ve kararınızı verin bakalım: Ada sizin tarzınız bir kitap mı?
ALINTILAR
* - Ben senin dünyana uymuyorum.- Ben de seninkine uymuyorum, biz de kendi dünyamızı oluşturalım. Daha önce de yapmıştık.
(sayfa 372)
* - Aşık olman gerekmiyordu.
- Öyleydi, ama ben aşık oldum.
(sayfa 201)
* - Her gün en sevdiğin yiyeceği yemek gibi bir şey olurdu. İlk başta muhteşem gelir tabii ama bir süre sonra istememeye başlarsın. Tadı artık o kadarda harika gelmemeye başlar.
- Anna. İnan senin tadın her zaman harika gelir bana.
(sayfa 192)
* Daha şimdiden pek çok şey kaçırmıştı ve benim daha fazla zamanını çalıp onu oyalamaya hakkım olamazdı. Ama daha bencil olan bir parçam da onun kollarında uyumama ve ya her gün birlikte olmama fikrinden hiç hoşlanmıyordu.
(sayfa 198)
* - Sana gününü göstereceğim Callahan.
- Gerçekten mi? Nasıl acaba?
- Kendine o kadar güvenme. Günün birinde seni yere devirmenin yolunu bulacağım.
- Ah Anna, işte şimdi çok korktum.
Eğer isterse tek parmağının ucuyla beni dizlerimin üzerine çökertebilirdi. Eğer parmağını doğru yere koyarsa tabii. Bunu o da biliyor mu acaba diye merak ettim.
(sayfa 135)
* - Ben başka hiç kimseyi istemedim T.J.. Ben sadece senin için en iyi olanı istedim.
- Benim için en iyi olan sensin Anna, hiç bir yere gitmiyorum. Burası tam olmak istediğim yer, tam olmak istediğim yerdeyim ben.
(sayfa 373)
* Eve girer girmez onu öpmeye başladım. Pek nazik olduğum söylenemezdi. Yüzünü sertçe ellerimin arasına alarak dudaklarımı dudaklarına bastırmıştım. O herhangi birinin sahip olabileceği bir şey değildi - ama şu anda - bana aitti.
(sayfa 328)
* - Tavuğa Gıdak ismini mi verdin?
- Kesmemeye karar verince ona biraz bağlanmış olabilirim.
(sayfa 188)
* - Kendisi golden retriver. Tam yetişkin. Bir barınaktan. Her yerde arıyordum. Tasmasız, etiketsiz halde yol kenarında başıboş dolaşırken bulunduğunu söylediler. Bir deri bir kemikmiş.
- Çok sağlıklı görünüyor.
- Adını havhav koyacaksın deðil mi?
- Hayır. Saçma olur. Adı Bo. İsmini uzun süre önce seçmiştim zaten.
(sayfa 341)
* Aylardır sana aşığım. Şu anda söylüyorum çünkü seninde bana aşık olduğunu düşünüyorum Anna. Sadece olmaman gerektiğini düşünüyorsun. Hazır olduğunda söyleyeceksin. Ben beklerim. Doğum günün kutlu olsun.
(sayfa 201)
2-8 ARALIK TUR PROGRAMI
2 Aralık: mirielenda.blogspot.com | Kitap Yorumu - Çekiliş
3 Aralık: sssuigenerisss.blogspot.com | Kitap Yorumu - Ön Okuma
4 Aralık: kutsalyorumcu.blogspot.com | Kitap Yorumu - Kitap Kapakları
5 Aralık: raflarinarasindan.blogspot.com | Kitap Yorumu
6 Aralık: pinucciasbooks.blogspot.com | Kitap Yorumu - Alıntılar
7 Aralık: thcodex.blogspot.com | Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı
8 Aralık: segesegese.blogspot.com | Kitap Yorumu - Bunları Biliyor musunuz?
Etiketler:
2013 Kitapları
,
Amerika
,
Blog Turları
,
Eh İşte Kitaplar
,
Epsilon Yayınevi
,
Kitap Oburları
,
Kurgu
Nov 24, 2013
Bülbülü Öldürmek | Harper Lee
Orijinal Adı: To Kill a MockingbirdTürkçe Adı: Bülbülü Öldürmek
Yazar: Harper Lee (ABD)
Sayfa Sayısı: 395
Yayınevi: Altın Kitaplar Yayınevi (1976)
Türü: Tarihi Kurgu
Değerlendirmem: %93 - Harikulade
Ben bu kitabı okurken...: ... #kitapagaciailesi'nin (IG) bir ferdi oldum.
NEDEN BU KİTAP?
Önce instagramda başlayan, sonrasında facebook ve twittera yayılan, şimdilerde kendi web sitesi bile olan, sanal alemde başlayıp gerçek alemde devam eden dostane ilişkiler içerisindeki farklı şehirlerdeki insanların oluşturduğu bir grup olan Kitap Ağacı grubuyla birlikte bir kitap okumayı denemek istediğim için.
KONUSU (TANITIM YAZISINDAN):
Büyük Bunalım (1929 - Great Depression) sonrasında Amerika'nın Güney Eyaletleri'nden birinde bir zenci beyaz bir kızın ırzına geçmekle suçlanır. Önyargılar, şiddet ve riyakârlıkla beslenen Güneyli erişkinlerin ırk ve sınıf ayrımı konusundaki mantıksız yaklaşımlarını Scout ve Jem Finch adlarındaki iki çocuğun ağzından keyifli bir dille bize aktaran roman, aynı zamanda kent halkının vicdanına karşı tek başına karşı koyan bir erkeğin mücadelesini de anlatmaktadır.
DEĞERLENDİRMEM:
Bu kitabı 1993 veya 1994 yılında lise kütüphanemizden ödünç alıp okumuştum. O kadar beğenmiştim ki lise boyunca kitabı birkaç kez daha kütüphaneden ödünç alıp anneme ve yengeme de zorla okutmuştum.Blogumun sosyal medyada tanıtımını daha yoğun yapabilmek için aktif tutmaya başladığım ve kullandıkça da çok keyif almaya başladığım Instagram'da dikkatimi çeken bir okuma topluluğu vardı. Adı Kitap Ağacı. Uzaktan aktivitelerini izlediğim bir grupken Bülbülü Öldürmek'i okumaya karar verdiklerini görünce katılmadan duramadım. Böylelikle bir taşta üç kuş vurdum: 1. Ne zamandır bu romanı tekrar okumak istiyordum. Çünkü kitabı çok sevdiğimi hatırlıyordum sadece ama konusunu unutmuştum. 2. Kitap Ağacı Ailesi sanal ortamda bile o kadar samimi ve davetkar gelmişti ki aralarına bir karışasım vardı. 3. Yasaklanmış bir kitap olan Bülbülü Öldürmek Kış Okuma Şenliği'nde de okuma hedeflerime uyan bir kitaptı. Hal böyle olunca Ekim sonundaki İzmir seyahatim sırasında Alsancak Sevgi Yolu'ndan alıverdim Altın Kitaplar 1976 baskısını. Böylelikle Bülbülü Öldürmek kütüphanemde de yerini almış oldu.
Nihayetinde Harper Lee'nin ömr-ü hayatında yazdığı bu tek ve dev eserini yaklaşık 20 yıl aradan sonra bir kez daha severek, elimden düşürmeyerek, evde, işte, serviste, iş seyahatim sırasında otelde, havaalanında, uçakta Kitap Ailesi'nin onlarca üyesiyle birlikte eş zamanlı okudum. Romandaki olayların o kadar içine girdim ki Jem ve Scout'un yanında ben de koşturdum sokaklarda. Onların korkularını, heyecanlarını, hayal kırıklıklarını yaşadım. O mahkeme salonunda ben de ter döktüm. Haksızlıklara ben de baş kaldırdım ama sesimi duyuramadım, Atticus'a kızdım, öfkelendim ama kendimi onun yanında ben de güvende hissettim.
Okuduğum kitaplar arasında en zarif şekilde kurgulanmış kitap diyebileceğim Bülbülü Öldürmek'i okuduğunuzda hangi nedenlerle yasaklanmış olabileceğini çok çabuk anlıyorsunuz. Romanı bitirip aldığınız keyfin etkisiyle Harper Lee daha başka neler yazdı acaba diye baktığınızda da bu romanın yazarın ilk, tek ve son romanı olduğunu görüyorsunuz. Romanıyla Pulitzer, film adaptasyonuyla (eşimle izledik ve filmi de çok beğendik) Oscar ödülü kazanan bu kitap her kütüphanede mutlaka bulunması gereken bir baş yapıt.
Tekrar okumama vesile olduğunuz için teşekkürler Kitap Ağacı...
Etiketler:
1001 Books
,
2013 Kitapları
,
Altın Kitaplar
,
Amerika
,
Harikulade Kitaplar
,
Kitap Ağacı
,
Tarihi Kurgu
,
Yasaklanmış Kitaplar
Nov 17, 2013
Beyin | Robin Cook
Orijinal Adı: BrainTürkçe Adı: Beyin
Yazar: Robin Cook (ABD)
Sayfa Sayısı: 336
Yayınevi: Altın Kitaplar Yayınevi (1981)
Türü: Tıbbi gerilim
Değerlendirmem: %75 - Çok iyi
Ben bu kitabı okurken...: ... çoğunu 17 yıldır görmediğim lise arkadaşlarımla buluştum İzmir'de.
NEDEN BU KİTAP?
Canım gerilim çektiğinden ve epeydir Robin Cook okumadığımdan.
KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Kimsesiz 17 genç kız hastaneye yatmış, bir daha da kendilerini gören olmamıştı. Bu 17 olayın ardına gizli büyük sır neydi? Bunu bilenlere ne olmuştu?
* 1980'lerin arka kapak yazılarına bayılıyorum. Genelde yazarın koca bir resmi ve 3-4 cümlelik konu özeti :)
DEĞERLENDİRMEM:
Geçen ay yaptığım dev nadirkitap alışverişi sonrasında elimde epey bir Robin Cook kitap stoğu oluşmuş durumda. Beyin yazarın okuduğum 3. kitabı. Daha önce yazarın İblis Tohumu ve Sancı isimli kitaplarını okumuştum. Beyin diğer iki kitaptan da çok sevdiğim bir kitap oldu. Sanırım bunun en önemli nedeni bu kitaptaki "gerilim" öğesinin "tıp" öğesini gölgede bırakmasıydı. Diğer iki kitapta (özellikle Sancı'nın bir kısmında) tıp kitabı okuyormuş gibi hissetmiştim kendimi. Yazar doktor olunca böyle zaafiyetler oluyor tabii ve Robin Cook benim ilk göz ağrım. Her fırsatta diyorum, yine diyeyim: Tess Gerritsen'den önce tıbbi gerilimde Robin Cook vardı :) (Buradan Tess Gerritsen kitaplarını sevmediğim düşünülmesin. O da henüz çok fazla kitabını okuyamamış olsam da sevdiğim bir yazardır bu türde).
Çok fazla gerilim kitabı okuyan birisi değilim. Okuduklarımda da kim gerçek suçlu genelde çözemem. Böyle olunca da kitapların sonunda ağzım açık kalıyor. Hangisi daha keyifli bilemiyorum: Benim gibi suçluyu/katili tahmin etmeyi beceremeyip sonunda şaşırmak mı yoksa tahmin edip sonunda "nasıl da bildim ama" demek mi? Bu türde çok okuyanların dedektiflik becerileri de ister istemez gelişiyor sanırım. Benim gibi arada sırada okuyanlar ise şaşkın şaşkın okuyor. Ben sonunda şaşırmayı sevenler grubundayım. Zaten bildiğim, tahmin ettiğim bir son olsa çok da keyif almazdım herhalde. Bu kitapta da suçlu sandığım adam masummuş. Gerçi bir ara ben bunu suçlu sanıyorum, kesin suçlu değil" dedim kendi kendime ama sonradan aksine ikna etmeyi başardım kendimi ve yine yanıldım :)
Okuduğum pek çok gerilim kitabında gördüğüm zaafiyet bu kitapta da vardı. Kurgu o kadar hızlı karakterlerin önüne geçti ki, romanın ana karakterlerini tanıyamadan roman bitiverdi. İşin içine olay örgüsü, tıbbi bir arka plan falan girince karakterler yine gümbürtüye gitmiş. Beyin aslında Martin Philips isminde bir radyologun hayatındaki 3 günün hikayesi ama roman bittiğinde kendime "Martin Philips kimdi?" diye sorduğumda doğru dürüst yanıtlayamadım soruyu. Çünkü yazar bu konuya pek bir kafa yormamıştı.
Kitabım yine bir sahaf kitabıydı ve 1981 basımıydı. Amerika'da da aynı yıl yayınlanmış. Altın Kitaplar Yayınevi Doğan Hızlan başkanlığında bir kurul tarafından aynı yılda dilimize kazandırmış kitabı. Kitapta ilginç gelen tıbbi terimlerin o dönemki çevirisi oldu: Radyolojist, jinekolojist gibi günümüzde daha farklı kullandığımız terimler vardı. Hoşuma gitti :)
Tıbbi gerilim seviyorsanız ve hiç Robin Cook okumadıysanız bu kitabı öneririm.
İyi pazarlar, keyifli okumalar...
Etiketler:
2013 Kitapları
,
Altın Kitaplar
,
Amerika
,
Çok İyi Kitaplar
,
Gerilim
,
Tıbbi Gerilim
Oct 23, 2013
[Blog Tur] Kağıttan İtiraflar - Elizabeth Wein | Bunları Biliyor musunuz?
Orijinal Adı: Code Name Verity
Türkçe Adı: Kağıttan İtiraflar
Yazar: Elizabeth Wein (ABD)
Çevirmen: Derya Engin
Sayfa Sayısı: 405
Yayınevi: Martı Yayınları (2013)
Türü: Tarihi kurgu
Değerlendirmem: %67 - İyi
Ben bu kitabı okurken...: ... istediğim keyfi alamadım bir türlü.
NEDEN BU KİTAP?
Kitap oburluğu başa bela kardeş :)
KONUSU:
11 Ekim 1943. Bir İngiliz casus uçağı Nazi işgalindeki Fransa'ya düşer. Pilotu ve yolcusu en yakın iki arkadaştır. Kızlardan birinin hayatta kalmak için bir şansı vardır. Diğeri ise daha oyunu başında kaybetmiştir.
DEĞERLENDİRMEM:
Dünya üzerinde en fazla can yakmış ve benim en çok ilgi duyduğum savaşlardan biridir II. Dünya Savaşı. Özellikle lise yıllarımda epey kafa yormuşluğum vardır Hitler'e ve onun her dediğini sorgusuzca yerine getiren binlerce insana. Evet adam manyaktır, diktatördür ama seçimle gelmiştir başa. Hem de peş peşe birden fazla seçimi kazanmıştır Almanya'da. Nasıl bir zekadır ki fikirleri bu kadar çılgınca olmasına rağmen yüzlerce, binlerce insan tarafından olduğu gibi benimsenmiş, on binlerce insanın yok yere ölümüyle sonuçlanan ve onlarca ülkenin zarar gördüğü, taraf olduğu bir dünya savaşı yaratmıştır? Ben ne kadar okusam da ne kadar belgesel izlesem de anlayamamışımdır bir insanın bir insana yapabileceği kötülüğün sınırlarının nereye kadar zorlanabileceğini. (Bu sene ki Japonya seyahatimiz sırasında uğradığımız Hiroshima'da bir kere daha sorgulamışımdır insanın ne kadar yıkıcı bir varlık olabileceğini. Okumak isterseniz buraya tıklayın lütfen).
Ben kitap değerlendirecektim değil mi? Aslında değerlendiremeyeceğim. Daha doğrusu kitaba hak ettiği kadar konsantre olamadım okurken. II. Dünya Savaşı ile ilgili bir romana başlarken beklentilerim o kadar yüksek oluyor ki roman istediğim tempoda gitmezse harcayıveriyorum romanı. Kağıttan İtiraflar'da da durum biraz böyle oldu. Pek çok okurun tersine romanın ilk kısmı beni içine çekmişti ki ikinci kısım da bir baktım kaybolmuşum. Neden koptuğumu aktaramayacağım ama bu romanı ilerleyen bir zamanda tekrar okuyacağım (ve büyük ihtimalle yukarıda verdiğim not değişecek).
Bende, kütüphanemde savaş romanlarının yeri apayrıdır. Bu nedenle romanın kurgusuna, karakter analizlerine, yazarın yazım tekniklerine değinmeyeceğim bu değerlendirmemde. Savaş romanları iyidir güzeldir. (Ben çok severim. Acaba "Kış Okuma Şenliği'ne katılacaklar da sever mi?" diyerek bir şenlik ipucu daha sıkıştırayım araya :)
BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?:
Aslında bu kısımda Kağıttan İtiraflar'ın temasından hareketle II. Dünya Savaşı'nın kadın pilotlarıyla ilgili genel bilgiler paylaşacaktım. Ancak, yaptığım araştırma sonrasında savaşta görev almış kadın pilotlar başlığını "Gece Cadıları" olarak daraltmaya karar verdim.
GECE CADILARI
- Gece Cadıları (Almanca:Nachthexen) II. Dünya Savaşı sırasında Sovyetler Birliği'nin Almanlara karşı kullandığı özel kadın pilot timinden oluşan 586, 587 ve 588. Gece Bombardıman Hava Alayı'na Almanların verdiği isimdir.
- Gece Cadıları Marina Raskova isimli kadın bir Sovyet subayın 1941 yılında Almanların doğuya ilerlemesini önlemek amacıyla Stalin'e yaptığı öneri sonrasında kurulmasına karar verilen, 15-16 yaşındaki kızlara hızlıca bir uçma eğitim verdikten sonra göreve başlayan timlerdir.
- Gece Cadıları'nın savaştaki görevi Almanları taciz etmekti. Alman kamp alanlarını vurmaktan, malzeme depolarını, yakıt hatlarını bombalamaya kadar pek çok görevi savaş boyunca yerine getirmişlerdi.
- Gece Cadıları II. Dünya Savaşı boyunca dört yıl kesintisiz görev yaptı. Toplamda 30 binden fazla sorti yaptılar ve 23 bin ton bomba attılar.
- Kullandıkları uçaklar 1920'lerden kalma Polikarpov PO-2 tipi, ağaç ve kumaştan yapılma uçaklardı. Uçaklarında telsiz ve paraşüt yoktu. Yön bulmak için harita ve kronometre kullanıyorlardı.
- Rus ordusunun ilk kadın pilotu olan ve bu sene hayatını kaybeden Nadezhda Popoya da Gece Cadıları'ndan biriydi.
- Popoya ilk kez 15 yaşında uçmuştu ve paraşütle ilk atlayışını 16 yaşında yapmıştı.
- Popoya 19 yaşında Gece Cadıları'na katılmış ve Sovyet Hava Kuvvetleri'nde bugünkü Beyaz Rusya bölgesinde Almanlara karşı sayısız defa uçmuştur.
- Popoya Gece Cadıları arasında bir gecede 18 uçuş gerçekleştirerek rekor kırmıştır. (Popoya'nın bir gecede bu kadar defa uçmak zorunda kalmasının nedeni kullandığı uçağın kanatlarının altında sadece iki bomba taşıma kapasitesinin olması ve kendisinin sürekli mevziye inip yeniden bomba yüklemesinin gerekmesidir).
- Popoya 2010 yılında bir röportajda II. Dünya Savaşı sırasında yaşadıklarını şu cümlelerle aktarmıştır: "Kışın hedefimizi göremezdik. Çünkü soğuktan her yerimiz acırdı. Ayaklarımız çizmelerin içinde donardı ama uçmaya devam ederdik. Hedefimize kilitlenip nasıl vuracağımızı düşünmeye çalışırdık. Duygulara yer yoktu. Çünkü duygularına yenik düşenler vurulurdu. Uçaklar ağaçtandı ve paraşüt de yoktu."
Kaynaklar:
21-26 EKİM TUR PROGRAMI
21 Ekim - sssuigenerisss.blogspot.com | Çekiliş
22 Ekim - raflarinarasindan.blogspot.com | Ön Okuma
23 Ekim - pinucciasbooks.blogspot.com | Bunları Biliyor musunuz?
24 Ekim - mirielenda.blogspot.com | Alıntılar
25 Ekim - thcodex.blogspot.com | Kitap Kapakları
26 Ekim - sohbetedecekkimseyok.blogspot.com | Yazar Tanıtımı
Etiketler:
2013 Kitapları
,
Amerika
,
Blog Turları
,
İyi Kitaplar
,
Kitap Oburları
,
Martı Yayınları
,
Tarihi Kurgu
,
World War II
Sep 21, 2013
Güneşin Kızları | Corban Addison
Orijinal Adı: A Walk Across the SunTürkçe Adı: Güneşin Kızları
Yazar: Corban Addison (ABD)
Sayfa Sayısı: 464
Yayınevi: Feniks Kitap (2011)
Türü: Kurgu
Değerlendirmem: %57 - Eh işte
Ben bu kitabı okurken...: ... Hindistan'a olan merakım tekrar arttı. Bir gün görme fırsatım olur mu acaba?
NEDEN BU KİTAP?
Bu kitabı geçen sene Ütopik Kızların Günlüğü'nün blog turu sırasında fark etmiş, o dönemde hemen satın almıştım. Sonra kütüphanemdeki pek çok diğer kitap gibi Güneşin Kızları okunma sırasının gelmesini beklemeye başladı. "Okuma Şenliği | Yaz 2013" kategorilerinden olan "doğduğunuz yıl ölen veya doğan bir yazarın kitabı" okuma kategorisinde Corban Addison'ın benimle yaşıt olduğunu görünce okumaya karar verdim kitabı.
KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Tsunami, Hindistan'da yaşadıkları kasabalarını dünya üzerinden silip ailelerini de ellerinden aldığında Ahalya on yedi, Sita da henüz on beş yaşındaydı. Kimsesiz kalan iki kız kardeşin tek kurtuluşları okudukları yatılı okula ulaşabilmekti.
İki kız kardeş Hindistan'da bunları yaşarken, çok uzakta, dünyanın diğer ucu Washington'da avukatlık yapan Thomas Clarke ise özel ve iş hayatıyla ilgili radikal kararlar alarak yeni bir hayat kurmanın eşiğindeydi.
Yolculuklarında acının başka bir yüzüyle karşılaşan Ahalya ve Sitanın kaderi akıl almaz bir şekilde Thomas ile kesişir.
DEĞERLENDİRMEM:
Kapağını, adını, konusunu çok beğenerek başladım kitaba. Kısa sürede de okudum aslında ama tam olarak beklediğimin karşılığını alamadım ne yazık ki. Yazarın ilk romanı olduğu için haksızlık etmek istemiyorum ama kurguda beni rahatsız eden pek çok detay vardı. Thomas'ın özel hayatıyla ilgili kısımlar hiç olmasa daha güzel olurdu bence. Özellikle Ahalya'nın romanda geri planda kalırken, Thomas'ın özel hayatının ön plana çıkarılması beni çok rahatsız etti. Güneşin Kızları'ndan biri Ahalya, diğeri de Sita olmalıydı. Thomas'ın hayatındaki diğer kadınlara ne gerek vardı sanki?
Okurken kurguda "zorlama" gibi duran bir başka konu da Sita'nın defalarca kurtarılamayışıydı. Yazarın "insan ticareti" konusundaki her detayı ve rezaleti gözler önüne sürme gayretinin Sita'nın kurtarılamaması döngüsü üzerinden bir çıkmaza girdiğini düşünüyorum. Bu da romanın temposunu düşüren bir etki yaratmıştı. "Spoiler" vermemek için detaya inmek istemiyorum ama romanda kurguyu yaratmaya çalışırken bence bozan çok tesadüf vardı ve ben onlara öyle bir takıldım ki nihayetinde keyifsiz bir okuma oldu benim için. "Böylesine bir konu daha tecrübeli bir yazarın elinden çıksaydı keşke..." demeden de duramadım.
Benim keyifsizliğim sizlerin hevesini kaçırmasın. Bu kitabı beğenen çok fazla okuyucu var. Bugün itibariyle Goodreads'de kitabı notlayan 5.336 kişi ortalama 4,14/5,00 vermiş bu kitaba. Sadece benim kitabım değilmiş bu kitap, o kadar...
Etiketler:
2013 Kitapları
,
Amerika
,
Eh İşte Kitaplar
,
Feniks Kitap
,
Kurgu
,
Okuma Şenliği
Sep 12, 2013
[Blog Tur] Kuralsız - Veronica Roth | Film Hakkında

Orijinal Adı: Insurgent (Divergent, #2)
Türkçe Adı: Kuralsız (Uyumsuz, #2)
Yazar: Veronica Roth (ABD)
Sayfa Sayısı: 507
Yayınevi: Artemis Yayınları (2013)
Türü: Genç yetişkin, distopya, bilim kurgu
Değerlendirmem: %84 - Mükemmel
NEDEN BU KİTAP?
Kitap Oburları'nın blog turu devam ediyor da ondan...
KONUSU (TANITIM BÜLTENİNDEN):
Her seçimin bir sonucu vardır. Tris sevdiklerini -ve kendini- kurtarmak zorunda. Üzüntü, fedakarlık, kimlik, bağlılık, kurallar ve aşkla ilgili sorunlarla boğuşurken bu hiç de kolay olmayacak. Üstelik savaş başlıyor ve herkes tarafını seçmek durumunda. Ancak geri dönüşü olmayan bir yola giriyorsan, zafer getireceğini umduğun seçim, tüm hayatını altüst edebilir.
DEĞERLENDİRMEM:
Esasen Uyumsuz serisinin ikinci kitabı olan bu kitabı geçen sene Ağustos ayında okumuştum (ve İngilizce olarak Eylül ayında yorumlamıştım). Uyumsuz serisinin ilk kitabı olan Uyumsuz'u da yine geçen sene Mayıs ayında alıp okuduktan sonra aslında kendi kendime söz vermiştim. Üçüncü kitabın çıkmasına daha çok vardı ve 2013'e kadar bekleyecektim. Bu yüzden Kuralsız'ı hemen okumamalıydım ama ancak 3 ay sabredebildim. İçimdeki merakı bastıramadım ve (çok net hatırlıyorum) bir hafta sonu işi gücü bırakıp okumaya verdim kendimi.
Aslında başlangıçta biraz endişeliydim. İlk kitabı o kadar çok sevmiştim ki ikinci kitapta kurgunun bozulmasından çok korkuyordum. "Ya ilk kitapta korkmama rağmen emaresine rastlanmayan aşk üçlüsü bu kitapta oluşursa... Ya yazar bu distopik evreni anlatma detayını derinleştirmeye çalışırken her şeyi komple batırırsa..." diye diye okudum kitabın dörtte birini.
Kitabın genelinde peki ne buldum? Ne bulmadım ki: aşk, aksiyon, romantizm, şiddet - Her şey bir aradaydı. Tris ve Four'un dünyasına daha çok girme fırsatı bulmuştum. Birbirlerine, kendilerine ve diğerlerine neden bu şekilde davrandıklarını öğrenip, karakterlerle empati kurmayı (zaman zaman) başarabildim. Kurguda her şey henüz tam değil ve Veronica Roth'un bunu özellikle yaptığından ve üçüncü kitabın mükemmel olacağından eminim artık. İlk kitabı olduğu gibi bu kitabı da şiddetle öneririm. Ben 22 Ekim'de satışa çıkacak serinin son kitabı olan Allegiant için uzun zamandır beklemedeyim.
"Divergent" (Uyumsuz) | Film Hakkında
Kitap olarak Uyumsuz'un Türkçe baskısı benim beklediğimden daha uzun bir süre sonra çıktı (Ülkemizdeki malum bandrol sorunlarının bu kitabı etkilediğini düşünüyorum). Neyse ki kitapların Türkçe çevirilerinde yaşanan gecikmeleri filmlerde yaşamıyoruz. Sadece arada çok uyduruk altyazılar oluyor ama genelde dünyayla eş zamanlı veya bir iki hafta gecikmeli filmleri izliyoruz.
Uyumsuz'un filmi de kitabı gibi ortalığı ayağa kaldıracak gibi görünüyor. Aylardır çeşitli internet sitelerinde oyuncuların kimler olacağı, bütçesi, yönetmeni konusunda yarışmalar, iddialar uçuştu gitti. Neyse ki ilk fragman yayınlandı da herkes bir sakinledi.
Veronica Roth bu gencecik yaşında yarattığı eşi benzeri olmayan distopik dünyanın henüz son kitabı yayınlanmamışken, serinin tüm kitaplarının film hakları satın alındı. Yeni çıkış yapan bir yazar olduğu düşünüldüğünde ve serinin son kitabı neredeyse hiç yazılmamışken film haklarının Summit Entertainment ve Red Wagon Entertainment tarafından alınması artık yapımcıların vizyonerliğini mi yoksa riske olan ilgilerini mi gösterecek bunu bugünden bilmek zor ama ilk iki kitabın başarısı düşünüldüğünde doğru bir tercih yaptıkları ortada. Film 21 Mart 2014'te ABD'de gösterime girecek.
Yönetmen Neil Burger film çekimlerini bu sene Nisan-Temmuz döneminde Chicago'da gerçekleştirdi. Yapımcılar film seti dışında yapılan çekimlerde basının ilgisini çekmemek için başka bir film adı kullandılar.
Son olarak, aylardır beklenen film fragmanı 25 Ağustos 2013'te MTV Müzik Ödülleri'nde yayınlandı. Sizleri bu fragmanla baş başak bırakıyorum.
Küçük bir finansal analist notu bırakmadan da geçemeyeceğim. 80 Milyon USD bütçeli Uyumsuz'un dünyadaki dağıtım haklarına sahip olan Lionsgate hissesi filmin fragmanının yayınlanmasının ertesinde işlem gördüğü borsada tavan yaptı ve 8 analist Lionsgate hissesi için belirlenen 12 aylık hedef hisse fiyatını da film gelirlerinin dünya genelinde çok yüksek olacağı beklentisiyle yukarı revize etti.
11 - 16 Eylül Tur Programı
11 Eylül thcodex.blogspot.com | Kitap Yorumu - Çekiliş
12 Eylül pinucciasbooks.blogspot.com | Kitap Yorumu - Film Hakkında
13 Eylül mirielenda.blogspot.com | Kitap Yorumu - Bunları Biliyor musunuz?
14 Eylül sohbetedecekkimseyok.blogspot.com | Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı
15 Eylül raflarinarasindan.blogspot.com | Kitap Yorumu - Alıntılar
16 Eylül sssuigenerisss.blogspot.com | Kitap Yorumu - Tanıtım Videoları
Etiketler:
2012 Kitapları
,
Amerika
,
Artemis Yayınları
,
Blog Turları
,
Distopya
,
Genç Yetişkin









