Aug 14, 2013

Kaiken | Jean-Christoph Grangé

Orijinal Adı: Kaiken
Türkçe Adı: Kaiken
Yazar: Jean-Christophe Grangé (Fransa)
Çevirmen: Tankut Gökçe
Sayfa Sayısı: 384
Yayınevi: Doğan Kitap (2013)
Türü: Gerilim, macera
Değerlendirmem: %72 - Çok iyi
Ben bu kitabı okurken...: ... Bulgaristan yollarındaydık.

NEDEN BU KİTAP?
#kitapkardesligiagustos

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Kaiken'in zamanı geldi
Doğan güneş karardığında,
Geçmiş, çıplak bir kılıç gibi keskinleştiğinde,
Japonya artık bir anı değil, kâbus olduğunda,
Kaiken'in zamanı gelmiş demektir.

DEĞERLENDİRMEM:
İnternetten okuduğum yorumlara göre bu kitap pek çok Grangé hayranını hayal kırıklığına uğratan, beklentilerin altında kalan bir romanmış. Kaiken benim Grangé kitapları arasında okuduğum ikinci kitaptı. (Okuduğum ilk kitap olan Ölü Ruhlar Ormanı yorumuma buradan ulaşabilirsiniz). Bu nedenle Kaiken'i diğer Grangé kitaplarıyla karşılaştırma niyetim yok.

Romanın adı ve kapağı yazarından daha çok ilgimi çekmişti. Tabii bunda bu sene Nisan ayında yaptığımız iki haftalık Japonya gezimizin de etkisi büyük. Nagasaki'yi görmedik gerçi ama yine de insanın okuduğu romandaki olayların daha önceden gördüğü bir yerlerde geçmesi ayrı bir tat veriyor romana. En azından benim için durum böyle.

Kitabın en güçlü yönü karakterleriydi. Kurgusu parça parça bakıldığında (kitap iki bölüm gibiydi çünkü) her bir parça içinde bütünsel dursa da birleştiğinde biraz bozuk bir akışa dönüştü. Birkaç yerde beni şaşırtan ufak tefek olaylar olmasına karşın bağzı (!) okuyucuların hiç beklemedikleri ve şaşırdıkları romanın kırılma noktalarının hiçbiri benim için şok edici bir etki yaratmadı.

Kaiken uzun bir yolculukta (kara yoluyla Ankara-İstanbul-Sofya) okuduğum bir romandı ve bu açıdan doğru bir seçimdi. Yol boyunca okurken beni yormadı, sıkmadı, boğmadı. Her şeyi tadında bırakarak şaşırtmayan bir sonla bitti. Bu da bana Doğan Kitap'ın kitabı yaz aylarında piyasaya sürerek doğru bir zamanlama tercihi yaptığını düşündürdü.

Ağustos ayının ilk yarısında Kaiken'i okuyup yorumlamayı başararak twitterda büyüyerek devam eden Kitap Kardeşliği (#kitapkardesligi) etkinliğinde yer almaktan duyduğum mutluluğu bir kez de buradan herkesle paylaşmak isterim.

Jul 26, 2013

Cehennem | Dan Brown

Orijinal Adı: Inferno (Robert Langdon, #4)
Türkçe Adı: Cehennem (Robert Langdon, #4)
Yazar: Dan Brown (ABD)
Çevirmen: İpek Demir
Sayfa Sayısı: 576
Yayınevi: Altın Kitaplar Yayınevi
Değerlendirmem: %77 - Çok iyi
Ben bu kitabı okurken...: ... Kitap Kardeşliği'ne yine geç kaldım, yine geç kaldım.

NEDEN BU KİTAP?
#kitapkardesligihaziran

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Harvard Üniversitesi Simgebilim Profesörü Robert Langdon başından vurulmuş bir halde hastane odasında gözlerini açar. Ne buraya nasıl geldiğini ne de nasıl vurulduğunu hatırlamaktadır. Camdan gördüğü manzara karşısında altüst olan profesör, evinden binlerce kilometre uzakta, Floransa’da olduğunu anlar. Yaşadığı korkunç baş ağrısına eşlik eden tek şey; sürekli kâbuslarında gördüğü kan kırmızısı bir nehrin karşısından kendisine seslenen gümüş saçlı güzel bir kadın ve toprağa baş aşağı gömülü can çekişen bedenlerdir.
 Langdon gördüğü kâbusları anlamlandırmaya çalışırken kadın bir suikastçı tarafından takip edildiğini, kendine tedavi uygulayan doktorlardan biri gözlerinin önünde vurulunca anlar. Hastanede görevli diğer doktorlardan biri olan Sienna Brooks’un o ölüm kalım anında yardım etmesiyle hayatta kalır.
Simgebilim profesörü kendini bir anda ipuçlarını Dante’nin cehenneminde bularak çözmesi gereken korkunç bir senaryonun içinde bulur. Floransa’nın tarih kokan dar sokaklarından Venedik’in muazzam bazilikalarına uzanan semboller zinciri Langdon’ı insanlık tarihini sonsuza dek değiştirebilecek bir mekâna sürükler.
Burası üç imparatorluğun merkezi olmuş, insanlık tarihi kadar eski, dünyanın incisi İstanbul’dur. Ve bu şehirde ya insanlık tarihi baştan sona yeniden yazılacak ya da bunu yazacak hiç kimse kalmayacaktır...

DEĞERLENDİRMEM:
Cehennem yorumumu paylaşmadan önce Dan Brown’un Robert Langdon serisinin diğer üç kitabıyla aramızda geçenlerden de biraz bahsetmem gerekiyor. Dan Brown’dan okuduğum ilk kitap olan Da Vinci Şifresi’ni 2004 yılında İtalya’ya MBA’e gitmeden hemen önce okumuştum. Kitabı o kadar çok sevmiştim ki o dönemde nişanlıma (şu an eşim olur kendisi) Melekler ve Şeytanlar’ı alıp İtalya’ya göndertmiştim. Melekler ve Şeytanlar’a da  2004 yılının sonuna doğru bir arkadaşımı görmek için bindiğim Trieste-Venedik-Floransa tren seyahatimde başlamış ve kitabı Floransa gezim sırasında bitirmiştim. Floransa’ya görmek için gittiğim arkadaşım da epey bozulmuştu hatta. “Sen buraya beni görmeye mi kitap okumaya mı geldin?” demişti. Melekler ve Şeytanlar’ı okuyup da içlerinde Floransa’yı görme isteği oluşanların benimle empati kurabileceğini düşünüyorum. Robert Langdon serisinin 3. kitabı olan Kayıp Sembol’ü Dan Brown kitaplarına uzunca bir ara verdikten sonra 2010 yılı başında okumuştum. İşte tam da o zamanlarda öğrendim ki Da Vinci Şifresi serinin ilk değil, ikinci kitabıymış. Neyse ki kitaplardaki olaylar birbirinden bağımsızdı da içime çok dert olmadı bu gerçeği çok geç öğrenmiş olmak.

Serinin diğer 3 kitabını da severek okuduğum için 4. kitap olan Cehennem’e çok olumlu bir beklentiyle başladım. Kitabın akışı ve olayların kurgusu beklentime paralel çıksa da, Dante’nin İlahi Komedyası’nı okumamış olmamdan hayıflanıp dursam da, Robert Langdon ve Mickey Mouse’lu saatine, Langdon'ın Floransa’nın altını üstüne getirmesini çok kıskansam da romanın sonu çok etkilemedi beni. Belki de kitabın bir kısmının İstanbul’da geçeceği ve mükemmel olacağı yazılı ve görsel medya kanalıyla biraz fazla pompalandığından böyle oldu. Tabii bu Robert Langdon ile aramızda kara kedi geçtiği anlamına gelmiyor. Beşinci kitap yazılsın, çıksın, hemen alır okurum.

"KİTAP KARDEŞLİĞİ" HAKKINDA:
Hem kitap sevdalısı olup hem de twitter kullanıcısı olanlar #kitapkardesligi nden haberdardır herhalde. Değilse de ben bilgilendireyim. Kitap Kardeşliği, twitter üzerinden yapılan oylamada takip eden ayda hangi kitabın/kitapların okunacağını kararlaştırıp, ayın 1’i itibariyle herkesin o kitabı okumaya başladığı veya en azından -aynı benim gibi- o ayın içinde okumaya gayret ettiği bir kitap gönüllüleri birliği aslında.

Ben de sözde iki defa katıldım etkinliğe ama Mayıs ayı kitabı olan Kar Kurdu’nu Mayıs sonunda okuyup yorumlayabildim, Haziran ayı kitabı olan Cehennem’i Haziran ortasında okudum ve ancak şimdi yorumluyorum. Temmuzu pas geçtim. Ağustos’ta çok azimliyim bu sefer. Jean-Christophe Grangé’ın Kaiken isimli kitabını 1 Ağustos’ta okumaya başlamak (#kitapkardesligiagustos), okudukça ben de tweetlerle ve fotolarla twitterdaki bu eğlenceli ortama katılmak istiyorum. 3-11 Ağustos arası Bulgaristan'da olacağım ve internet erişimim olmazsa yine kaçıracağım diye de içimde gizli bir endişe var.

İki seferdir ayın kitabını okumayı ayın ikinci yarısına bıraktığım için işin eğlencesine dahil olamamaktan muzdaribim. Sizin de yakın dönemde Kaiken’i okuma niyetiniz varsa 1 Ağustos’ta başlamanızı öneririm.

May 27, 2013

Kar Kurdu | Glenn Meade

Orijinal Adı: Snow Wolf
Türkçe Adı: Kar Kurdu
Yazar: Glenn Meade
Çevirmen: Ali Cevat Akkoyunlu
Sayfa Sayısı: 661
Yayınevi: Doğan Kitap
Değerlendirmem: %78 - Çok iyi
Ben bu kitabı okurken...: ... ev almaya karar verdik.

NEDEN BU KİTAP?
Bilmeyenler için kısaca özetleyeyim. Twitter'da Kitap Kardeşliği diye bir grup var. Her ayın ilk günü o ay için seçilmiş kitabı okumaya başlıyor katılımcılar. Katılımcılar derken, kimi twitterdan, kimi instagramdan, kimi de benim gibi bloggerdan. Kitaplar okunurken yorumlar, fotoğraflar paylaşılıyor. Ben bu ay ilk kez katıldım ama sanırım katılımcılar arasında kitabı son okuyan oldum. Haziran'da ne okunacağını da buradan paylaşayım: Dan Brown'un son kitabı Cehennem. Ben de kitabımı aldım bekliyorum Haziran gelsin diye.

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Ocak 1953. Soğuk Savaş'ın en gergin dönemi. Başkan Dwight Eisenhower, Stalin'in akli dengesinin bozulmakta olduğu yolunda ürkütücü bilgiler alır. SSCB'nin korkunç temizlik operasyonlarına yeniden başlayacağını ve dünyayı üçüncü bir savaşın eşiğine getirecek nükleer bomba programının tamamlanmakta olduğunu öğrenir. Böylece yemin töreninden yalnızca birkaç saat sonra, hiçbir Amerikan başkanının cüret edemeyeceği bir karar alacak ve "Kar Kurdu" operasyonunu onaylayacaktır. Karıkoca rolünde iki CIA ajanı Rusya'nın buzlu topraklarından geçerek Moskova'ya gitmek ve dünyanın en güçlü adamını öldürmek zorundadır. Ne var ki, onlar daha Sovyet topraklarına ayak basmadan, KGB bu planı öğrenir. Artık iki CIA ajanı iki yönden gelen ölüm tehlikesiyle karşı karşıyadı. Birine hazırlıklıydılar, ama ya diğeri?

DEĞERLENDİRMEM:
Bu ay Kitap Kardeşliği'ne katılmaya karar verdiğimde ve internetten kitap siparişini verdiğimde tek bildiğim okuyacağım kitabın II. Dünya Savaşı ile ilgili olduğuydu. Ne zaman ki kargo geldi ve paketi açtım, o zaman gördüm kitabın 600+ sayfa olduğunu. Önce okumam uzun sürecek diye gözüm korktu ama ilk 50 sayfadan sonra anladım kitabı ne kadar hızlı bitireceğimi.

Kar Kurdu uzun yolculuklarda veya tatilde okunacak, akıcı, sürükleyici bir kitap. Benim gibi işe giderken çantanızda taşımaya uğraşırsanız az biraz zorlanabilirsiniz. Kalınlığından kaynaklı azıcık tuğla gibi bir kitap. Edebi katkısının çok derin olmadığını düşünsem de kurgusuna bayıldım. Karakterlerin her birini (en kötüsünü, en gaddarını bile) sevdim. Kişisel ve çevresel betimlemeler o kadar kuvvetliydi ki Rus soğuğunu hissettim zaman zaman. Sadece kitabın ikinci yarısında tempo zaman zaman düştü. Bu da "Kitap daha kısa olsa daha mı iyi olurdu?" diye düşünmeme neden oldu.

Yaz tatilinin yaklaştığı yılın bu zamanında komplo teorilerine de merakınız varsa bu kitap tam size göre...