Oct 29, 2016

[Blog Tur] Kazananın Laneti - Marie Rutkoski | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: The Winner's Curse (The Winner's Trilogy, #1)
Türkçe Adı: Kazananın Laneti (Kazananın Üçlemesi, #1)
Yazar: Marie Ruthoski (ABD)
Çeviri: Barış Mol
Sayfa Sayısı: 363
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Değerlendirmem: Çok çok iyi
Ben bu kitabı okurken...: ... tura yetişmek için hep bitirme stresi içerisindeydim..

NEDEN BU KİTAP?
Bloglara azalan ilgiye direnen Kitap Oburlarından biri olduğum için.

KONUSU (ARKA KAPAKTAN:
On yedi yaşındaki Kestrel, bir generalin kızı olarak savurgan ve ayrıcalıklı hayatının tadını çıkarmaktadır. Arin'in ise sırtındaki giysilerinden başka bir şeyi yoktur.

Kestrel, Arin'i kendisine bağlayan fevri bir karar alır ve bununla savaşmaya çalışsalar da birbirlerine aşık olmaktan kendilerini alıkoyamazlar. Ancak genç aşıkların dünyasında, isyan, düellolar, ahlaksız söylentiler, kirli sırlar ve her şeyin tehlikede olduğu oyunlar hüküm sürmektedir. Birlikte olabilmek için halklarına;ülkelerine sadık kalmak için ise birbirlerine ihanet etmelidirler.

DEĞERLENDİRMEM:
İtiraf ediyorum, bu kitabın blog turunun yapılması önerildiğinde sadece grubun geneline uymak için kabul etmiştim. Çok fazla genç yetişkin, fantastik/distopik türde blog turu yapmıştık ve bu tür bana artık çok sıkıcı gelmeye başlamıştı. Bu nedenle kitabı okumaya hem çok temkinli hem de kitap elime seyahatlerim nedeniyle geç ulaşınca çok stresli başladım. Tura katılmak istiyordum ama kitabı sevmemekten korkuyordum. Neyse ki korktuğum başıma gelmedi.

Kitaba olan tüm önyargıma karşın BEN BU KİTABA BAYILDIM. Sonunda Amerikalı yazarlardan seri üretim tadında çıkan genç yetişkin klişelerinden kendini kurtarmış ve gerçekten çok orijinal bir kurgu vardı karşımda. Karakterlerden tutun da sınıf çatışmalarına, ilişkilerden tutun da siyasi ve askeri stratejilere, oyunlara, entrikalara kendi şahsına münhasır çok başarılı bir kitaptı Kazananın Laneti. Özellikle de kitabın sonunda yazarın bu kitabın fikrini nereden nasıl aldığını öğrenmem bambaşka bir lezzet oldu. Bana kalırsa siz de benim gibi yapın ve kitap bitmeden yazarla ilgili o son iki sayfayı okumayın veya internette araştırma yapmayın veya yorum okumayın. Benim ki tesadüfen oldu ama tavsiyem bu size.

Benim yaş grubumda (+35 diyeyim) genç yetişkin çok okunan bir tür değil. Adı üstünde genç yetişkin. Okunmamasının bir nedeni isminin yanıltıcı olması. Bir diğer nedeni de genelde bu türde distopik/fantastik kitaplar çıkması ve benim akranlarımın bu türe uzak hissetmesi veya bu türle kendini ilişkilendirememesi. Bu yazıyı bu akranlardan okuyan varsa bu kitabı rahat rahat okuyabilirsiniz. Korkmayın genç yetişkin diye. Kurgu gayet yetişkin, karakterler gayet uygun ve en güzeli vıcık vıcık aşk dolu (Gamze ile birebir aynı ifadeyi kullanmışım ama bu yazıyı yazdıktan sonra onun yazısını okudum :), bunaltan bir ortam yok. Ana karakterlerin ikisi de (Kerstel ve Arin) çok kuvvetli karakterler ve yazarın bu ikisinin nasıl birer yetişkine dönüştüğü ve birbirleriyle olan ilişkilerinin gelişimini aktarma tarzı çok iyi.

Feb 7, 2016

[Blog Tur] Cadı Avcısı - Virginia Boecker | Kitap Yorumu ~ Alıntılar

Orijinal Adı: The Witch Hunter (The With Hunter, #1)
Türkçe Adı: Cadı Avcısı (Cadı Avcısı, #1)
Yazar: Virginia Boecker (ABD)
Çeviri: Onur Özkan
Sayfa Sayısı: 400
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Değerlendirmem: %81 - Çok iyi
Ben bu kitabı okurken...: ... havaalanlarında, uçaklardayım bolcana.

NEDEN BU KİTAP?
Bizim baykuşu tanımıyor musunuz yoksa halen?

KONUSU:
Elizabeth Grey kraliyetin sahip olduğu en iyi cadı avcılarından biriydi; büyücülüğü yok etmeye ve adaletin uygulayıcısı olmaya kendini adamıştı. Fakat inanılmayacak bir şekilde büyücülükle suçlandığında, sadakatinin hiçbir anlamı kalmamış ve tutuklanarak, yakılmasına karar verilmişti.

Sonunun geldiğini düşünen Elizabeth'in kurtuluş umudu hiç beklemediği birisinden gelmişti: Nicholas Perevil, krallıktaki en güçlü ve en tehlikeli büyücü, aynı zamanda onun en büyük düşmanıydı. Nicholas, onu yakılmaktan kurtaracaktı ama tek bir şartla: Elizabeth, Nicholas'ın üzerindeki ölümcül laneti kaldırmalıydı.

Esas sorun ise ne Nicholas'ın ne de yanındakilerin Elizabeth'in kim olduğunu bilmemeleriydi ve eğer onun bir cadı avcısı olduğunu öğrenirlerse yakılmak Elizabeth'in başına gelebilecek en korkunç şey olmayacaktı. Elizabeth kendisini bir anda cadıların, hayaletlerin, korsanların ve fazlasıyla yakışıklı bir şifacının büyülü dünyasında bulmuş ve aslında neyin yanlış, kimin dost kimin düşman olduğunu bilmediğini fark etmeye başlamıştı.

DEĞERLENDİRMEM:
Tarihi fantastik türde bir kitap okumayalı çok uzun zaman olmuştu. Bu nedenle Ortaçağ İngiltere'sinde olayların geçtiği bir fantastik kitap okumak, konudan bağımsız, başlı başına bir keyif oldu benim için. Her ne kadar kitabın "tarihi" öğeleri oldukça sınırlı kalsa da bu kitaptan aldığım tadı pek etkilemedi.

Kitabı bir iş seyahatimin son demlerinde, havaalanları ve uçaklarda bolca vakit geçirdiğim bir zaman diliminde okudum. Son kısmındaki (sanırım yazarın ilk kitabı olmasından kaynaklı) hafif anlatım karmaşası haricinde kitabın tamamı sürükleyiciydi diyebilirim. Yoksa 4 günlük uzun toplantı trafiğimin dönüş yolunda bu kitabı bu kadar hızlı okuyamazdım. Kurguda beni rahatsız eden bir unsur olmadı. Bir genç yetişkin romanında bekleyeceğiniz ne varsa bu kitapta var çünkü.

Karakterlere gelecek olursak, on numara beş yıldız karakter Fifer'dı benim için. Her tavrını, her duruşunu, her cümlesini, atarlarını sevdim ben bu kızın. Fifer dışında Şifacı John az biraz (daha çok hal ve tavırlarına acıyıp üzüldüğüm için) gönlümü çaldı. Erkek karakter çekingen oldu mu seviyorum bazen. John da çok başarılıydı bu konuda.

Kitabın adı Cadı Avcısı ama cadılıkla ilgili detaylar çok yüzeysel. Bu nedenle cadılığa ilişkin kitaplara olan ilgim arttı. Hatta Barnes & Noble'da dikkatimi çeken ama o an Cadı Avcısı'nı okumamış olduğum için el sürmediğim (el sürdükçe alıyorum çünkü) Stacy Schiff'in "The Witches: Salem, 1692" isimli kitabı alınacaklar listemde üst sıralara çıktı kitabı okuduktan sonra.

Son olarak kapaktan bahsetmesem olmaz. Youtube kanalımda paylaştığım bir iki videomda kapağın içini dışını paylaştım. Anlata anlata bitiremedim ama övünülmeyecek gibi değil. Bu kitabın tüm dünyada satışta olanlar arasında en iyi kapağı şu an Türkiye'de. Çok samimi söylüyorum. Yurtdışı kapakların karşılaştırması için SeGe'nin bloguna bakabilirsiniz. Yabancı Yayınları'na ve bu kitabın bu şekilde çıkmasında çok emeğinin olduğunu bildiğim genel yayın koordinatörü sevgili Tuğçe Nida Sevin'e buradan kocaman teşekkürler. Çıtayı öyle bir yükselttiniz ki bu kitabın kapağıyla sırada daha neler var insan heyecanlanmadan, merak etmeden duramıyor.

Kitap hakkında söyleyeceklerim bu kadar. Sizi kitaptan alıntılarla baş başa bırakıyorum.

ALINTILAR:

Beni kurtaran büyücüye, iyileştiren şifacı çocuğa, yıkayan kıza, arkadaş sayan soytarıya bir şekilde borçluydum ama buna rağmen düşmanımdılar. Bana insaniyet göstermişlerdi ama buna rağmen onları öldürmeye hazırdım. (Sayfa 93)

“Nicholas büyünün kendi başına ne kötü, ne de iyi olduğunu söyler; onun ne olduğunu insanların onunla yaptıkları belirler. Benim bunu anlamam uzun zaman aldı. Anladığımdaysa bizi onlardan; beni senden ayıranın büyü olmadığını fark ettim. Bizi ayıran şey sadece karşılıklı yanlış anlamaydı.” (Sayfa 298)

“Diğerlerine seni kaybettiğimi söyleyeceğim.” Sesi sertti ve tonunda nefret ettiği, saklamaya çok uğraştığı tüm duyguları duyabiliyordum. “Yalan söylemiş de olmayacağım.” (Sayfa 320)

Ona baktım. Hep tanıdığım, bildiğim Caleb’dı. Durmak bilmez, hırslı, hep daha fazlası için çabalayan çocuktu. Ancak şimdi o hastalıklı hırsın içinde ne kadar derine yayıldığını fark edebiliyordum. Bir salgın gibi kontrolü eline almıştı artık. Düşünceleri, hareketleri, görmeyi ve görmemeyi seçtiği şeyler hep bu hırsın eseriydi. Ve o hırs bir gün tıpkı bir salgın gibi ölümüne neden olacaktı. (Sayfa 317)

“Büyü öylece bırakabileceğin bir şey değil. Büyü seni tanımlayan şeydir. Onunla veya onsuz doğarsın. Benle Fifer gibi ondan elde edebileceğin azami faydayı sağlarsın veya görmezden gelirsin. Ama kurtulamazsın.” (Sayfa 118)

Bana yaklaşıp yaralı bir hayvanla konuşur gibi yavaşça ve kısık bir sesle konuşmuştu. Pislik içinde çamurda çömelmiş, bahçeden kazarak çıkardığım son çiğ sebzeleri yiyordum. Çığlık çığlığa yarısı yenmiş bir yabani havucu ona fırlattığımı hatırlıyorum. Konuşulacak noktayı çoktan geçmiştim. (Sayfa 119)

Uyarısı yeterince açıktı ama ben çoktan arkamı dönmüştüm. Bir anlığına gerçek sınavımın bu olduğunu düşündüm. Her anı mezardaki sınavım kadar gerçek olan; irade, güç ve korkunun zorlamasına karşı gelmem gereken bir sınav. En iyi arkadaşımla ailem, özgürlüğüm, hayatım arasında bir seçim yapmak zorunda bırakıldığım, Blackwell’in tasarlamasa bile bir şekilde peydahladığı bir sınav. (Sayfa 319)

Ne yapacağımdan emin değildim. Tüm gün bu yaşlı ahmakların ilahilerini dinleyemezdim veya büyülerini bitirmelerine izin veremezdim. Ama ortalarına atlayıp kılıcımla onları yere de seremezdim. Bizden tutuklamamız beklenirdi, öldürmemiz değil. Blackwell’in kuralı böyleydi ve hiçbirimiz bu kurala karşı gelmeye cesaret edemezdik. (Sayfa 12)

Ne yaptıklarını bilmiyordum; benim tutuklularım değillerdi ama af dilemeyeceklerini biliyordum. Ne son dakika merhamet yalvarışları, ne de yarım ağızla edilen tövbe yeminleri olacaktı. Cellatlar meşalelerini odunlara dokundurup alevleri kurşuni gökyüzüne sıçratırken bile sessiz kaldılar. Öyle de kalacaklardı; sonuna kadar inatçı bir şekilde. (Sayfa 5)

Dec 12, 2015

[Blog Tur] Kan Kırmızı Yol - Moira Young | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: Blood Red Road (Dust Lands, #1)
Türkçe Adı: Kan Kırmızı Yol (Toz Diyarları, #1)
Yazar: Moira Young (ABD)
Çeviri: Eyüp Timur Avarkan
Sayfa Sayısı: 448
Yayınevi: Ephesus Yayınları
Değerlendirmem: %80 - Çok iyi
Ben bu kitabı okurken...: ... Nice'te tatildeydim. Aaah ah...




12 - 15 Aralık Tur Programı

12 Aralık tugceninkitapligi.com | Ön Okuma
12 Aralık pinucciasbooks.blogspot.com | Kitap Yorumu
13 Aralık thcodex.blogspot.com | Tanıtım Videosu
14 Aralık raflarinarasindan.blogspot.com | Yazar Tanıtımı
15 Aralık mirielenda.blogspot.com.tr | Bunları Biliyor musunuz?
15 Aralık segesegese.blogspot.com | Yazar Tanıtımı

Aug 16, 2015

[Blog Tur] Kafes - Josh Malerman | Kitap Yorumu ~ Bunları Biliyor musunuz?


Orijinal Adı: Bird Box
Türkçe Adı: Kafes
Yazar: Josh Malerman (ABD)
Çeviri: Aslı Dağlı
Sayfa Sayısı: 330
Yayınevi: İthaki Yayınları
Değerlendirmem: %83 - Çok iyi
Ben bu kitabı okurken...: ... gözüm kapalı neler yapıp neler yapamadığımla ilgili tuhaf denemeler yaptım evin içinde. Sağımı solumu morarttım. Ben ettim, siz etmeyin.

NEDEN BU KİTAP?
Kitap Oburları.

KONUSU (Tanıtım Bülteninde):
Dışarıda bir şey var…

Görülmemesi gereken korkunç bir şey… Ona atılan bir bakış kişiyi ölümcül bir deliliğe sürüklüyor. Ne olduğunu ve nereden geldiğini ise kimse bilmiyor.

Malorie ve iki çocuğu, olayların başlangıcından beş yıl sonra hayatta kalmayı beceren bir avuç insan arasındaydı. Nehrin kenarındaki terk edilmiş bir evde çocuklarıyla yaşayan Malorie, ailesinin güvende olabileceği bir yere gitmenin hayalini kuruyordu. Fakat onları bekleyen yolculuk tehlikelerle doluydu. Tek bir yanlış hamle ölümlerine yol açabilirdi. Ve onları takip eden bir şey vardı.

Bu bilinmeyene doğru gözbağının karanlığında yaptığı yolculukta Malorie sık sık geçmişi hatırlıyordu. Bilinmez tehlikenin karşısında bir araya gelerek hayatta kalmaya çalışan, kendisini de aralarına kabul ederek onu da kurtaran ev arkadaşları teker teker aklına geliyordu: Bir zamanlar yabancı olan bir grup insanın birer birer kapısını çaldığı evde kurdukları ortak hayat... Ancak sağ kalan ve kapılarını çalan insanlar arttıkça ortaya yüzleşmeleri gereken bir soru çıkmıştı: Herkesin aniden delirdiği bir dünyada kime güvenilebilirdi?

DEĞERLENDİRMEM:
Korku-gerilim türü benim sık okuduğum bir tür değil. Nedeni de çok basit. Bildiğiniz korkuyorum okurken. Rüyama falan giriyor. Bu kitabı okurken de rüyalarımda hep nehirler ve karanlıklar vardı mesela.

Kafes okurken beni ürkütmesinin dışında epeyce meraklandırdı. Böyle olunca da son dönemde okuduğum ağır klasiklere oranla çok hızlı bir okuma oldu benim için. Betimlemeler çok sağlamdı. Kitabın ana karakteri Malorie'nin yanı başında gibi hissettim kendimi pek çok defa. Hatta onun gözünden gördüm sanki pek çok olayı.

Malorie'nin çocuklarla olan ilişkisini, çocukları nasıl eğittiğini ve onlarla nelere kalkıştığını okurken küçük çocuğu olan pek çok arkadaşımın bu kitapta bana nazaran çok farklı detaylar yakalayacaklarını, hatta korkuyu bir kenara bırakıp, dramayı ön planda tutacaklarını düşünüyorum. Küçük çocuğu olanlara, bu nedenle, ayrıca öneriyorum bu kitabı.

Duyularımızla ilgili güçlü ve zayıf yönlerimizi keşfetmemiz açısından kitap çok yönlendiriciydi. Yukarıda da belirttiğim gibi evde bir sürü deney yaptım ama bunun dışında çok kalabalık, gürültülü ortamlarda da gözlerimi kapatıp sese odaklanmayı denedim. Bu nedenle bazen komik durumlara düştüm, bazen şaşırtıcı keşifler yaptım. Kesinlikle tavsiye ederim. Duyularımıza ne kadar hakim olduğumuzun veya onları ne kadar geliştirebileceğimizin farkında olmadan yaşıyoruz aslında. Benim bu kitaptan en büyük kazanımım bunu fark etmek oldu.

Kitabı korku-gerilim türü severlerin zaten okuyacaklarını düşünüyorum. Bunun dışında, benim gibi bu türe aşina olmayanlara ise rahatlıkla öneriyorum. Aman dikkat, sakın gözlerinizi açmayın.

BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?
Gelelim Kafes ve yazarı Josh Malerman hakkında bilmeyebileceğinizi düşündüğünüz konulara:

  • Kafes, solist ve şarkı sözü yazarı Josh Malerman'ın ilk kitabı.
  • Malerman The High Strung isimli müzik grubunun solisti ve şarkı sözü yazarı.
  • Yazar kitabın ilk taslağını 26 günde tamamlamış.
  • Malerman'ın kitabın taslağını yazdığı Boston-Edison'daki (Detroit) evde kitabın yazım süresi boyunca 5 saka kurşu serbestmiş.
  • Kitabın ilk taslağını italik olarak, bölüm arası olmadan ve çoğu noktalama işaretini kullanmadan yazmış.
  • Yazar kitabı tamamladıktan sonra hiçbir yayıncıya göndermemiş. Etrafındakilere, eşine dostuna kitabından bahsetmiş ve kopyalar dağıtmış. Kafes tamamen tesadüfi bir şekilde Harper Collins'e ulaşmış. Bu noktada Josh Malerman'ın oldukça farklı ortamlardan ve sayıca oldukça fazla arkadaşı olduğunu da belirtmek gerekiyor.
  • Kafes'in film hakları kitap satışa çıkmadan Universal Pictures tarafından opsiyonlu olarak satın alınmış durumda. Andy Muschetti tarafından yönetilmesi planlanan filmin yapımcılarının Scott Stuber ve Chris Morgan olması planlanıyor.
  • Yazar üniversiteyi bitirdikten sonra Faulkner, Hemingway, Woolf, Proust ve Dostoyevski'nin tüm külliyatını okumuş. Ancak ne zaman ki klasiklerde Dracula'yı okumayı tamamlamış, yüzünü korku-gerilim türüne dönmüş ve o zamandan beri bu türden çok fazla kitap okumuş.


14 - 17 Ağustos Tur Programı

14 Ağustos raflarinarasindan.blogspot.com | Ön Okuma
15 Ağustos sohbetedecekkimseyok.blogspot.com | Kitap Yorumu
15 Ağustos  kutsalyorumcu.blogspot.com | Alıntılar
16 Ağustos pinucciasbooks.blogspot.com |  Bunları Biliyor musunuz?
16 Ağustos thcodex.blogspot.com | Tanıtım Videosu
17 Ağustos segesegese.blogspot.com | Yazar Tanıtımı

Mar 22, 2015

[Blog Tur] Trendeki Kız - Paula Hawkins | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: The Girl on the Train
Türkçe Adı: Trendeki Kız
Yazar: Paula Hawkins (Zimbabwe-ABD)
Çeviri: Aslıhan Kuzucan
Sayfa Sayısı: 360
Yayınevi: İthaki Yayınları
Değerlendirmem: %79 - Çok iyi
Ben bu kitabı okurken...: ... ana karakterlerden biriyle mütemadiyen zihnimde kavga ettim.

NEDEN BU KİTAP?
Kitap Oburları.

KONUSU (What Happened to Elenda?'dan Alıntıdır):
Rachel, eski eşini unutamayan, saplantılı, alkolik ve sorunlu bir karakterdir. Her gün işine gidip gelirken pencereden gördüğü bir ailenin hayatı hakkında tahminler yürütür, kafasında kurgular. Onları o şekilde mutlu görmek tren yolculuğunun en keyifli anlarıdır. Bir gün yine bu tren yolculuğu sırasında o ailenin evine baktığında, hiç de kafasında kurguladığı gibi mükemmel bir hayatları olmadığına tanık olacaktır. Daha da kötüsü bu tanık olduğu olaydan bir gün sonra o ailedeki kadının kayıp olduğunu öğrenir. Rachel yalnızca kendisinin bildiği bu sırrı polislere ve üzgün eşe bildirmek için çare bulmaya çalışır, ancak bir engelle karşı karşıyadır. O gün çok fazla alkol aldığından olanları hatırlayamaz, ama yavaş yavaş kadının kaybolduğu gün kendisinin de onların evlerinin bulunduğu sokakta olduğunu hatırlamaya başlar.

DEĞERLENDİRMEM:
Ah Rachel ah. O kadar sinir oldum ki senin kendini düşürdüğün ve düşürmekten zevk aldığın çaresizliğe. Bu durumun kitaptan alacağım keyfi sınırladı resmen.

Evet, bu çok nadiren başıma gelir ve bu kitapta da geldi. Ben başından sonuna tüm kitap boyu Rachel ile sürekli bir kavga halindeydim. Onu bir kaşık suda boğacak kadar sinirli, elinden tutup alkolü bırakmasına yardımcı olabilmeyi gönülden dileyecek kadar merhametli, hayatıyla ilgili gerçekleri çat çat yüzüne çarparak onu silkelemek için istekliydim.

Siz bakmayın Rachel ile böyle bozuştuğuma. Karakterin kurgunun önüne geçtiği ve kendimin de karakterle bu kadar etkileşime girdiği kitapları seviyorum aslında. Bu kitap o açıdan benim için tam bir başarıydı. Kitabın gerilim ve polisiye öğelerinden ziyade psikolojik boyutuna bayıldım. Özellikle Rachel'ın sarhoş olduğu için hatırlamakta zorlandığı olaylar sırasında içinde bulunduğu durumun tarifi o kadar güzel ve ince detaylarla doluydu ki, yakınım da olsa yazara sarılıp kucaklayarak teşekkür ederdim herhalde.

Karakter başarısına karşın kurgu çok orijinal gelmedi bana. Gerçi benim bu konuda yorum yapmam da çok doğru olmaz. Polisiye kitapların kurgularını beğenememe/sevememe gibi bir özrüm var benim. Kitabın üç kadın karakterin ağzından anlatılıyor olması ve tarihlerin ileri geri gitmesi başlarda beni yorsa da sonrasında sevdiğim bir detay halini aldı.

Sözün özü, polisiye severlerin beğeneceğini düşündüğüm, sevmeyenlerin veya benim gibi kendini bu türe uzak hissedenlerin ise bir şans vermesini dilediğim bir kitap Trendeki Kız.

18 - 22 Mart Tur Programı

18 Mart raflarinarasindan.blogspot.com | Ön Okuma
19 Mart mirielenda.blogspot.com | Bunları Biliyor musunuz?
20 Mart sohbetedecekkimseyok.blogspot.com | Yazar Tanıtımı
21 Mart thcodex.blogspot.com | Tanıtım Videosu
22 Mart pinucciasbooks.blogspot.com | Kitap Yorumu

Nov 1, 2014

[Blog Tur] Hiçliğin Kıyısında - J.A. Redmerski | Yazarla Söyleşi


Orijinal Adı: The Edge of Never (The Edge of Never, #1)
Türkçe Adı: Hiçliğin Kıyısında (Hiçliğin Kıyısında, #1)
Yazar: J.A. Redmerski (ABD)
Sayfa Sayısı: 467
Yayınevi: Ephesus Yayınları
Değerlendirmem: %76 - Çok iyi
Ben bu kitabı okurken...: ... tahmin ettiğimden iki kat hızlı ilerledim.

NEDEN BU KİTAP?
Kitap Oburları'ndan ötürü elbette :)

KONUSU (TANITIM BROŞÜRÜNDEN):
Yirmi yaşındaki Camryn, alışılmışın dışında bir yaşam tarzı düşlemektedir. Fakat başına gelen trajediler bu yaşamı kendisinden zorla çekip alınca, ilk bulduğu otobüse atlayarak varış noktasını bilmediği bir yolculuğa çıkar. Çıktığı bu kendini yeniden keşfetme yolculuğunda, kendisi gibi nereye gideceğini bilmeyen, Andrew Parrish adında biriyle tanışır. Fakat Andrew'un da bazı karanlık sırları vardır.

Andrew yolculukları esnasında Camryn'e kimseye bağlı kalmadan, içinden geldiği gibi yaşama, en derin ve kuytu arzularına teslim olma sanatını öğretir. Ancak Andrew'un ondan gizlediği sır yolun sonunda kendisini beklemektedir. Bu sır ikiliyi bir araya getirebilecek midir, yoksa onları sonsuza dek birbirlerinden ayrılmaya mı mahkûm edecektir?

DEĞERLENDİRMEM:
Açıkça baştan söyleyeyim ki ben bu kitabın konusunu okuyunca Oburgiller'e bu blog turuna katılmayacağımı söylemiştim. Konusu ilgimi çekmemişti. Fakat bizim obur kızların kitabı okuyup paylaşımlarını görünce bir merak oluştu bende ve dayanamadım turun son kısmına ekletiverdim kendimi.

Kitabın konusu aslında basit hatta sıradan diyebileceğimiz türde ama birkaç yerde yazarın beni şaşırtması ve sıradanın dışına çıkmayı başarması romanı sevmemi sağladı.

Camryn'in yaptığı aslında hepimizin hayatımızın en az bir döneminde yapmak isteyeceğimiz ama çoğumuzun asla yapmadığı bir şey: Her şeyi bırakıp alıp başını gitmek. "Acıların çocuğu" diyebileceğimiz türde başından kırk çeşit felaket geçmiş Camryn'in bunu yapabilmesi takdir edilesi. Hatta bu yolculukta hayatının aşkını tekrar keşfederek Andrew ile tanışması imrenilesi. Andrew'un gizemli halleri merak edilesi ve romanın sonları biraz şaşırtası, biraz üzülesi. Her tür histen bir doz atılmış bu ortaya karışık duygusal fırtınada romanın akıcılığını hiçbir yerde duraksatmamış yazar J.A. Redmerski.

Normalde okumayacağımı ve hatta sevmeyeceğimi düşündüğüm bu romana erişimimi sağlayan başta Gizemim olmak üzere tüm Kitap Oburları'na ve turumuzun destekçisi Ephesus Yayınları'na teşekkürü bir borç biliyor ve J.A. Redmerski ile yapılmış söyleşilerin Türkçe çevirisiyle sizleri baş başa bırakıyorum.

YAZARLA SÖYLEŞİ

- Yazmaya başladığında kaç yaşındaydın? Hep yazar olmak istedin mi?
- İlk romanıma başladığımda 13 yaşındaydım ve ondan önce de hem şiir yazıyordum hem de günlük tutuyordum. Sanırım hep bir şeyler yazıyordum ama romanlara olan sevgimi keşfettikten sonra başka bir şey yazamaz oldum. Yaşadığım sürece, hiç kimse okumasa bile, yazacağım.

- Hiç hayatından gelip geçmiş insanlar veya yaşadığın olaylar veya hayatında değiştirmek istediğin olaylar hakkında yazıyor musun?
- Hayır. Şimdiye kadar tanıdığım hiç kimse hakkında yazmadım ama Hiçliğin Kıyısında'yı kendimin de dünyayı gezme hayali olduğu için yazdım. Camryn'in yaptıklarını yazarken kendimin de benzer şeyler yaptığını hayal ettim ve sanırım kendim de böylesine seyahat etmeye başlayana kadar bunu yapmaya devam edeceğim.

- En çok hangi karakterin sana benziyor?
- Kesinlikle Camryn Bennett.

- Müzik eşliğinde yazmayı sever misin veya kitapların için müzik listeleri oluşturur musun?
- Tam bir sessizlik olduğunda yazabiliyorum ama müzik listesi yapmayı ve araba kullanırken dinlemeyi seviyorum.

- Yazmaya başladığında nasıl bitireceğini biliyor muydun, yoksa, olaylar yazdıkça mı gelişti?
- Yazarken genellikle romanın başını ve sonunu biliyorum ama aralarda yazdığım olayların neredeyse tamamı romanı yazarken gelişiyor.

- Hobilerin neler?
- Bisiklete binmek, yürüyüş yapmak, kamp yapmak, kısaca dışarıda yapılabilen ve doğayla ilgili her şey.

- Yazar olmasaydın ne olurdun?
- Aslında aktris olmak isterdim. Gerçi halen istiyorum. The Walking Dead veya Supernatural'ın bir bölümünde oynamak isterim :) (Tabii ki öyle bir şey olmayacak, korkmayın :)
- Yazarken en çok neler atıştırırsın?
- Suşiyi çok seviyorum. Hatta o kadar çok suşi yiyorum ki arada civa zehirlenmesi geçirip geçirmediğime bakılsa iyi olur. Tatlıyla aram yok.

- Okurlarının seninle ilgili öğrenince şaşıracağı şey ne olurdu?
- Hmm, bilmiyorum! Aslında o kadar ilginç bir insan değilim. Mesela söyleyebileceğim en ilginç şey büyükannemin Johnny Cash ile çocukluk arkadaşı olduğu ama bu da büyükannemle ilgili şaşırtıcı bir gerçek, benimle ilgili değil :)

- Ne yazsa okurum dediğin yazarlar kimler?
- Neil Gaiman ve Anne Rice – Halen tüm yazdıklarını okumadım ama bu iki isim ne yazsa okurum. Bundan başka Paullina Simmons'ı da severim.

- Dünyada görmek istediğin yerler?
- Her yer :) Kitapları basılmış bir yazar olmak dışında en büyük bir başka hayalim de dünyayı dolaşmak oldu hep. Eğer bir yer seçmem gerekse... Sanırım bu imkânsız. Roma'ya, Yeni Zelanda'ya, İrlanda'ya, İskoçya'ya gitmek istiyorum.

- Okumayı en sevdiğin tür hangisi?
- Hmmm, zor bir soru. Sanırım romantik gerilim ve yeni yetişkin.

- Sence yeni yetişkin türü neden bu kadar popüler oldu?
- Sanırım bu tür uzunca bir süre göz ardı edildi. Yeni yetişkin türünün hedeflediği yaş grubu ne çok genç ne de çok yetişkin. Tam arada, tam kararında.

27 Ekim - 2 Kasım Tur Programı

27 Ekim   mirielenda.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Ön Okuma
28 Ekim   raflarinarasindan.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı
29 Ekim   sssuigenerisss.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Bunları Biliyor musunuz?
30 Ekim   kutsalyorumcu.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Alıntılar
31 Ekim   thcodex.blogspot.com |  Kitap Yorumu - Tanırım Videosu
01 Kasım pinucciasbooks.blogspot.com |  Kitap Yorumu  -  Yazarla Söyleşi
01 Kasım sohbetedecekkimseyok.blogspot.com  |  Kitap Yorumu
02 Kasım tugceninkitapligi.com  |  Kitap Yorumu - Bonus Sahne

Mar 28, 2014

[Blog Tur] 2055: Büyük Hesaplaşma - Teri Terry


Orijinal Adı: Fractured (Slated, #2)
Türkçe Adı: 2055: Büyük Hesaplaşma (Programlanmış, #2)
Yazar: Teri Terry (İngiltere)
Sayfa Sayısı: 354
Yayınevi: Altın Kitaplar (2014)
Türü: Genç yetişkin, distopya
Değerlendirmem: %78 - Çok iyi
Ben bu kitabı okurken...: ... iş yoğunluğuma saydırdım durdum.

NEDEN BU KİTAP?
Kitap oburuyuz dedik ya!

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Kyla programlanmadan önceki hayatına dair hiçbir şey hatırlamamalıydı ama geçmişine ait karanlık sırlar gömülü oldukları yerde kalmayacak. Huda baskısı ve özgürlük mücadelesi arasında bir savaşın ortasında kaldı ve sağ çıkamayacağı bir çıkmaza doğru sürüklenmeye başlıyor. Beni umutsuzca arayışı devam ederken bu sırlar ve yalanlar dünyasında kime güvenebilir? Geçmişinden gelen karizmatik fakat tehlikeli biri, çokça övülen 2054: Çıkış Yok'un bu gergin ve sürükleyici devam kitabında Kyla'yı kendi yolunu seçmeye zorluyor.

DEĞERLENDİRMEM:
Üçlemelerin ikinci kitapları hep bir stres yaratır bende. Tempoları genelde en düşük kitaplardır onlar. Kurgunun oturtulmaya çalışıldığı, karakterlerin ve olayların geçtiği ortamın derinleştirilmeye çalışıldığı, yazarın aslında epeyce emek harcadığı ama rüştünü ispat etmekte hep zorlanan kitaplardır ikinci kitaplar.

2055: Büyük Hesaplaşma da aynı dertlerden muzdaripti bence (özellikle romanın ilk yarısında). İlk romana oranla temposu (başlarda sıkıcı diyebileceğim kadar) yavaştı. Sanırım biraz da iş aralarında okuma gayretlerimden kaynaklı bir konsantre olamadım ilkin bu romana. Ancak kitabın ortalarında entegrasyonum öyle bir başladı ki gerisi çorap söküğü gibi geldi. O kadar çok defa ters köşe oldum ki bu roman boyunca her yanılgım ayrı bir keyif verdi bana.

Ana karakter Kyla'ya olan ilgim ve sevgim bu romanda daha da arttı. Teri Terry'nin distopik evrenindeki bilim kurguvari detaylar, bu evrenin kural ve kaideleri, pis oyunlar, hırs, entrika, acımasızlık çok ince bir dozla veriliyordu okuyucuya. Öyle ince bir ayardı ki bu romanın sonuna geldiğimde yine "Yok artık. Hani 3. kitap dedim?"

Programlanmış serisi ile olan birlikteliğim  Veronica Roth'un Uyumsuz serisi ile olan birlikteliğime çok benziyor: Şahane bir ilk kitap, temposu düşük başlayan ama ikinci yarısında beni heyecanlandırıp sonunda ağzımı açık bırakan bir ikinci kitap ve üçüncü kitabı elimin altında olmadığı için geçici bir asap bozukluğu yaratan bir üçleme. Programlanmış serisinin kapakları ise son dönemde okuduğum distopik, genç yetişkin üçlemeleri arasında en beğendiğim kapaklardan. Orijinal kapakları kullandığı için Altın Kitaplar'a çok teşekkürler (Ayrıca üçüncü kitabı da sabırsızlıkla beklediğimi buradan bir kere daha duyurmak isterim).

Bu seriye yabancıysanız, ilk kitap yorumumu buradan okuyabilir. Canım yayınevim Altın Kitaplar'ın desteğiyle serinin ilk iki kitabını birlikte hediye edeceğimiz çekilişimize ise buradan katılabilirsiniz.

Nov 17, 2013

Beyin | Robin Cook

Orijinal Adı: Brain
Türkçe Adı: Beyin
Yazar: Robin Cook (ABD)
Sayfa Sayısı: 336
Yayınevi: Altın Kitaplar Yayınevi (1981)
Türü: Tıbbi gerilim
Değerlendirmem: %75 - Çok iyi
Ben bu kitabı okurken...: ... çoğunu 17 yıldır görmediğim lise arkadaşlarımla buluştum İzmir'de.

NEDEN BU KİTAP?
Canım gerilim çektiğinden ve epeydir Robin Cook okumadığımdan.

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Kimsesiz 17 genç kız hastaneye yatmış, bir daha da kendilerini gören olmamıştı. Bu 17 olayın ardına gizli büyük sır neydi? Bunu bilenlere ne olmuştu?
* 1980'lerin arka kapak yazılarına bayılıyorum. Genelde yazarın koca bir resmi ve 3-4 cümlelik konu özeti :)

DEĞERLENDİRMEM:
Geçen ay yaptığım dev nadirkitap alışverişi sonrasında elimde epey bir Robin Cook kitap stoğu oluşmuş durumda. Beyin yazarın okuduğum 3. kitabı. Daha önce yazarın İblis Tohumu ve Sancı isimli kitaplarını okumuştum. Beyin diğer iki kitaptan da çok sevdiğim bir kitap oldu. Sanırım bunun en önemli nedeni bu kitaptaki "gerilim" öğesinin "tıp" öğesini gölgede bırakmasıydı. Diğer iki kitapta (özellikle Sancı'nın bir kısmında) tıp kitabı okuyormuş gibi hissetmiştim kendimi. Yazar doktor olunca böyle zaafiyetler oluyor tabii ve Robin Cook benim ilk göz ağrım. Her fırsatta diyorum, yine diyeyim: Tess Gerritsen'den önce tıbbi gerilimde Robin Cook vardı :) (Buradan Tess Gerritsen kitaplarını sevmediğim düşünülmesin. O da henüz çok fazla kitabını okuyamamış olsam da sevdiğim bir yazardır bu türde).

Çok fazla gerilim kitabı okuyan birisi değilim. Okuduklarımda da kim gerçek suçlu genelde çözemem. Böyle olunca da kitapların sonunda ağzım açık kalıyor. Hangisi daha keyifli bilemiyorum: Benim gibi suçluyu/katili tahmin etmeyi beceremeyip sonunda şaşırmak mı yoksa tahmin edip sonunda "nasıl da bildim ama" demek mi? Bu türde çok okuyanların dedektiflik becerileri de ister istemez gelişiyor sanırım. Benim gibi arada sırada okuyanlar ise şaşkın şaşkın okuyor. Ben sonunda şaşırmayı sevenler grubundayım. Zaten bildiğim, tahmin ettiğim bir son olsa çok da keyif almazdım herhalde. Bu kitapta da suçlu sandığım adam masummuş. Gerçi bir ara ben bunu suçlu sanıyorum, kesin suçlu değil" dedim kendi kendime ama sonradan aksine ikna etmeyi başardım kendimi ve yine yanıldım :)

Okuduğum pek çok gerilim kitabında gördüğüm zaafiyet bu kitapta da vardı. Kurgu o kadar hızlı karakterlerin önüne geçti ki, romanın ana karakterlerini tanıyamadan roman bitiverdi. İşin içine olay örgüsü, tıbbi bir arka plan falan girince karakterler yine gümbürtüye gitmiş. Beyin aslında Martin Philips isminde bir radyologun hayatındaki 3 günün hikayesi ama roman bittiğinde kendime "Martin Philips kimdi?" diye sorduğumda doğru dürüst yanıtlayamadım soruyu. Çünkü yazar bu konuya pek bir kafa yormamıştı.

Kitabım yine bir sahaf kitabıydı ve 1981 basımıydı. Amerika'da da aynı yıl yayınlanmış. Altın Kitaplar Yayınevi Doğan Hızlan başkanlığında bir kurul tarafından aynı yılda dilimize kazandırmış kitabı. Kitapta ilginç gelen tıbbi terimlerin o dönemki çevirisi oldu: Radyolojist, jinekolojist gibi günümüzde daha farklı kullandığımız terimler vardı. Hoşuma gitti :)

Tıbbi gerilim seviyorsanız ve hiç Robin Cook okumadıysanız bu kitabı öneririm.

İyi pazarlar, keyifli okumalar...

Oct 20, 2013

Ressamın El Kitabı | José Saramago

Orijinal Adı: Manual de Pintura e Caligrafia
Türkçe Adı: Ressamın El Kitabı
Yazar: José Saramago (Portekiz)
Sayfa Sayısı: 275
Yayınevi: Can Yayınları (2002)
Türü: Kurgu
Değerlendirmem: %72 - Çok iyi
Ben bu kitabı okurken...: ... iş yoğunluğum yine tavan yapmıştı.

NEDEN BU KİTAP?
Buraya tıklayın lütfen.

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Siparişle çalışan, yeteneksiz ressam H., bir işletmenin yöneticisi olan S.'nin portresini yapma görevini üstlenir. H., yeteneksizliğinin bilincindedir, üstelik tablolarının ve yaşamının sıradanlığından da acı duymaktadır. Aldığı işi bitirmeye çalışırken, yaşamını ve sanatının amacını sorgulama ihtiyacı duyar. Bu amaçla atölyesinde gizlice S.'nin ikinci bir portresini yapmaya, buna koşut olarak da 'günlük' tutmaya başlar. Ülke siyasal çalkantılarla alt üst olurken H., kendi küçük dünyasında kendi sıkıntılarını yaşamaktadır.

DEĞERLENDİRMEM:
1998 yılının Nobel Edebiyat ödülü sahibi José Saramago benim en sevdiğim yazarlardandır. Yazar Ayları'nda Saramago okunmasına karar verildiğinde kendimce çok mutlu olmuş ve küçük bir kutlama yapmıştım kendi kendime. Ressamın El Kitabı yazarın 1977 yılında yayınlanan romanı. Bendeki kopyasını ise biz taaa 2002 yılında almışız ama okumak 2013'e kısmet oldu. Nedenini sormayın, ben de bilmiyorum.

Ressamın El Kitabı konu olarak yazarın diğer okuduğum kitapları (Körlük, Yitik Adanın Öyküsü, Filin Yolculuğu) ile kıyasladığımda benim açımdan takip etmesi zor bir konuya sahipti. Anlatım tarzı olarak okuduğum diğer kitaplardan bir farkı yoktu ama paragrafsız sayfalarda arada kaybolup başa dönmem gerekti. Bu dönüşlerim sonrasında yaşadığım aydınlanmalar da sonuçta romanı sevmeme neden oldu.

Ressamın El Kitabı Saramago'nun ilk romanıymış. (Bunu öğrenmemi takiben 8 Kasım'da başlayacak Okuma Şenliği için aklıma bir kategori geldiğini de belirtmeden geçemeyeceğim :) Yazarın benim okuduğum diğer romanlarında ustalık seviyesine çıkan yazım tekniklerinin bu romanda çıraklık eseri olduğu düşünüldüğünde şaşırmamak elde değil. Saramago bu romanında da tam bir usta çünkü. Romanın ilk yarısındaki nispeten düşük tempo ikinci yarıda gayet güzel bir ritm kazanıyor ve kitap güzel bir finalle bitiyor. Yine de Saramago'nun yazım tarzına yabancı pek çok okuyucu için bu romanın biraz ağır kaçabileceğini düşünüyorum. Sözün özü, Ressamın El Kitabı okunulası bir roman ama ilk defa Saramago okuyacaklar için pek de uygun olmayan bir roman.

Aug 14, 2013

Kaiken | Jean-Christoph Grangé

Orijinal Adı: Kaiken
Türkçe Adı: Kaiken
Yazar: Jean-Christophe Grangé (Fransa)
Çevirmen: Tankut Gökçe
Sayfa Sayısı: 384
Yayınevi: Doğan Kitap (2013)
Türü: Gerilim, macera
Değerlendirmem: %72 - Çok iyi
Ben bu kitabı okurken...: ... Bulgaristan yollarındaydık.

NEDEN BU KİTAP?
#kitapkardesligiagustos

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Kaiken'in zamanı geldi
Doğan güneş karardığında,
Geçmiş, çıplak bir kılıç gibi keskinleştiğinde,
Japonya artık bir anı değil, kâbus olduğunda,
Kaiken'in zamanı gelmiş demektir.

DEĞERLENDİRMEM:
İnternetten okuduğum yorumlara göre bu kitap pek çok Grangé hayranını hayal kırıklığına uğratan, beklentilerin altında kalan bir romanmış. Kaiken benim Grangé kitapları arasında okuduğum ikinci kitaptı. (Okuduğum ilk kitap olan Ölü Ruhlar Ormanı yorumuma buradan ulaşabilirsiniz). Bu nedenle Kaiken'i diğer Grangé kitaplarıyla karşılaştırma niyetim yok.

Romanın adı ve kapağı yazarından daha çok ilgimi çekmişti. Tabii bunda bu sene Nisan ayında yaptığımız iki haftalık Japonya gezimizin de etkisi büyük. Nagasaki'yi görmedik gerçi ama yine de insanın okuduğu romandaki olayların daha önceden gördüğü bir yerlerde geçmesi ayrı bir tat veriyor romana. En azından benim için durum böyle.

Kitabın en güçlü yönü karakterleriydi. Kurgusu parça parça bakıldığında (kitap iki bölüm gibiydi çünkü) her bir parça içinde bütünsel dursa da birleştiğinde biraz bozuk bir akışa dönüştü. Birkaç yerde beni şaşırtan ufak tefek olaylar olmasına karşın bağzı (!) okuyucuların hiç beklemedikleri ve şaşırdıkları romanın kırılma noktalarının hiçbiri benim için şok edici bir etki yaratmadı.

Kaiken uzun bir yolculukta (kara yoluyla Ankara-İstanbul-Sofya) okuduğum bir romandı ve bu açıdan doğru bir seçimdi. Yol boyunca okurken beni yormadı, sıkmadı, boğmadı. Her şeyi tadında bırakarak şaşırtmayan bir sonla bitti. Bu da bana Doğan Kitap'ın kitabı yaz aylarında piyasaya sürerek doğru bir zamanlama tercihi yaptığını düşündürdü.

Ağustos ayının ilk yarısında Kaiken'i okuyup yorumlamayı başararak twitterda büyüyerek devam eden Kitap Kardeşliği (#kitapkardesligi) etkinliğinde yer almaktan duyduğum mutluluğu bir kez de buradan herkesle paylaşmak isterim.

Jul 29, 2013

Boyalı Kuş | Jerzy Kosiński

Orijinal Adı: The Painted Bird
Türkçe Adı: Boyalı Kuş
Yazar: Jerzy Kosiński (Polonya)
Çevirmen: Aydın Emeç
Sayfa Sayısı: 172
Yayınevi: E Yayınları (1991)
Türü: Kurgu
Değerlendirmem: %72 - Çok iyi
Ben bu kitabı okurken...: ... 15 sene önceki "ben"i hatırlamaya çalıştım.

NEDEN BU KİTAP?
Üniversite yıllarımda (o zaman erkek arkadaşım olan bugünkü eşim dahil) herkese hediye ettiğim bir kitaptı Boyalı Kuş. Ev taşıma sırasında kitaplarımızı kolilerken elime geçti tekrar. Konusunu hatırlayamadığımdan tekrar okumaya karar verdim. (Bu türde bir diğer kitap da Bülbülü Öldürmek’tir benim için. Lisede kütüphaneden ödünç alıp okumuş ve çok beğenmiştim ama hatırlayamıyorum yine. Püfff!)

KONUSU:
Yazar Jerzy Kosiński’nin hayatından izler taşıyan Boyalı Kuş henüz 6 yaşındayken bir Avrupa ülkesinde yahudi soykırımından kurtulsun diye ailesi tarafından taşraya gönderilen kara saçlı, kara kaşlı bir çocuğun sarı saçlı, mavi gözlü “üstün ırk” (!) köylülerinin arasında geçirdiği tüm acımasız olayların öyküsüdür.

DEĞERLENDİRMEM:
İkinci Dünya Savaşı ile ilgili tüm romanlar ilgimi çeker. Bu savaşa özel bir ilgim var. Boyalı Kuş da okuduğum İkinci Dünya Savaşı romanları arasında olayları en sert, en ağır romanlardan biri. Kesinlikle herkesin rahatlıkla okuyabileceği bir roman değil bu roman. Kitaptaki tüm şiddete, tüm acımasızlığa hazır olarak bu romanı okumaya başlamanız lazım; yoksa sinir bozukluğundan yarı yolda kalma olasılığınız çok yüksek. Kitap hepi topu 172 sayfa ama hissedilen (olayların şiddetinden) bence çok daha uzun.

Olayların 1939 yılının sonbaharında başladığı Boyalı Kuş’ta Kosiński kendinden farklı olanlara karşı insanoğlunun gösterdiği tüm acımasızlığı çeşit çeşit insan psikolojisini alt üst edebilecek, utanılacak, tiksinilecek olaylarla okuyucuya sunuyor. O zamanın taşra toplum yapısını, köy halklarının bağnaz tabularını ortaya sererken, aykırı olmanın insanı nerelere sürükleyebileceğini anlatıyor. Yaşamın ve savaşın en aykırı taraflarını okumaya cesaretiniz varsa bu kitap size göre!

Romanı okumadan önce Jerzy Kosiński’nin hayatına bir göz atmak isteyebilirsiniz. Yazar, Boyalı Kuş yayınlanıp, yasaklanıp, otuzdan fazla dile çevrilip dünyaca kabul gören bir roman olduğu zaman yapılan bir ropörtajda romanı kendi hayatından  esinlenip yazmadığını söylese de pek çok okur gibi ben de kendisine katılmıyorum. Bu yorumumum ardından kitabı merak edip de okuyan olursa bakalım bana katılacak mı?

Jul 27, 2013

Pi'nin Yaşamı | Yann Martel

Orijinal Adı: Life of Pi
Türkçe Adı: Pi'nin Yaşamı
Yazar: Yann Martel (Kanada)
Çevirmen: Aylin Yengin
Sayfa Sayısı: 344
Yayınevi: İnkılâp Yayınevi
Değerlendirmem: %79 - Çok iyi
Ben bu kitabı okurken...: ... (hemen bitmesin diye) yavaş yavaş okudum.

NEDEN BU KİTAP?
Çok uzun zamandır okumayı planladığım için...

KONUSU:
Hindistan’dan Kanada’ya giden bir yük gemisi, içindeki neredeyse tüm canlılarla birlikte batar. Bir cankurtaran filikası, uçsuz bucaksız Pasifik Okyanusu'nun ortasında yapayalnız kalır. Geminin batışı sırasında hayatta kalmayı başarıp da filikada kendisine yer bulanlar ise bir sırtlan, kırık bacaklı bir zebra, Portakal Suyu adında bir orangutan, Richard Parker adında üç yüz kiloluk bir Bengal kaplanı ve Pi adlı 16 yaşında Hintli bir çocuktur. Pi'nin hayvanat bahçesi işleten ve hayvanlarıyla Hindistan’dan Kanada’ya göç etmeye çalışan ailesi, batan gemide yaşamını kaybetmiştir.

Pi, kurtuluş yok gibi görünen bu okyanusta zayıf bir sandalda yanındaki hayvanlarla birlikte hayatta kalma savaşı verir ve keskin zekası ve zooloji bilgisiyle hayatta kalmayı başarır. 200+ gün sürecek yolculukta Pi'nin başına gelenlerin öyküsüdür Pi’nin Yaşamı.

DEĞERLENDİRMEM:
Goodreads isimli şimdi hemen hemen tüm kitapseverlerin bildiği ve çoğunun üyesi olduğu internet sitesini 2009 yılı sonuna doğru keşfetmiştim. Goodreads’de ne var ne yok diye araştırırken gördüğüm ve okunacaklar listeme ilk eklediğim beş kitaptan biriydi Pi’nin Yaşamı (Diğer dördü Kar Çiçeği ve Sırlar Yelpazesi, Loto, Zaman Yolcusunun Karısı ve Oscar Wao’nun Tuhaf Kısa Yaşamı. Bir yerlere not etmişim bu kitapları. O nedenle bu kadar net hatırlıyorum).

Her bahanede kitap satın alan bir insan olan bendeniz bu kitapta bir türlü %30 indirim yakalayamadığımdan kitabı alamamış, sonrasında unutmuştum (İnternetten kitap alırken en az %30 indirim yakalamaya çalışıyorum genelde). Ne zaman ki Pi’nin Yaşamı’nın 3D filmi gösterime girdi ve İnkılâp Yayınevi kitabı yeni kapakla çıkardı, o zaman hatırladım kitabı ve yakaladım indirimi.

Pi’nin Yaşamı’nı seveceğimi biliyordum. Konusunu, adını ve yeni kapağını çok beğenmiştim, sevmeyip de ne yapacaktım. Yazarın bazı kısımlarda olayları biraz abarttığını düşünsem de sonradan kızdım kendime. Bir genç, bir kaplan, bir filika, 200+ gün: Ne bekliyordum ki? Olayları Pi’den dinlemek çok güzeldi. O kadar konsantre oldum ki bir ara yatakta ayaklarımı uzatmış oturup kitabı okurken filikada sallanıyormuşum gibi geldi. Aynı günün gecesi Portakal Suyu rüyama girdi, hatta sayıklamışım bile ama ne dediğimi söylersem spoiler olur, söylemiyorum.

Şimdi sırada filmi izlemek var. İçim gitmişti sinemada oynarken ama kural kuraldır: Kitabı okuma niyetim varsa kitabın filmini veya dizisini izlemek yasak.

Jul 26, 2013

Cehennem | Dan Brown

Orijinal Adı: Inferno (Robert Langdon, #4)
Türkçe Adı: Cehennem (Robert Langdon, #4)
Yazar: Dan Brown (ABD)
Çevirmen: İpek Demir
Sayfa Sayısı: 576
Yayınevi: Altın Kitaplar Yayınevi
Değerlendirmem: %77 - Çok iyi
Ben bu kitabı okurken...: ... Kitap Kardeşliği'ne yine geç kaldım, yine geç kaldım.

NEDEN BU KİTAP?
#kitapkardesligihaziran

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Harvard Üniversitesi Simgebilim Profesörü Robert Langdon başından vurulmuş bir halde hastane odasında gözlerini açar. Ne buraya nasıl geldiğini ne de nasıl vurulduğunu hatırlamaktadır. Camdan gördüğü manzara karşısında altüst olan profesör, evinden binlerce kilometre uzakta, Floransa’da olduğunu anlar. Yaşadığı korkunç baş ağrısına eşlik eden tek şey; sürekli kâbuslarında gördüğü kan kırmızısı bir nehrin karşısından kendisine seslenen gümüş saçlı güzel bir kadın ve toprağa baş aşağı gömülü can çekişen bedenlerdir.
 Langdon gördüğü kâbusları anlamlandırmaya çalışırken kadın bir suikastçı tarafından takip edildiğini, kendine tedavi uygulayan doktorlardan biri gözlerinin önünde vurulunca anlar. Hastanede görevli diğer doktorlardan biri olan Sienna Brooks’un o ölüm kalım anında yardım etmesiyle hayatta kalır.
Simgebilim profesörü kendini bir anda ipuçlarını Dante’nin cehenneminde bularak çözmesi gereken korkunç bir senaryonun içinde bulur. Floransa’nın tarih kokan dar sokaklarından Venedik’in muazzam bazilikalarına uzanan semboller zinciri Langdon’ı insanlık tarihini sonsuza dek değiştirebilecek bir mekâna sürükler.
Burası üç imparatorluğun merkezi olmuş, insanlık tarihi kadar eski, dünyanın incisi İstanbul’dur. Ve bu şehirde ya insanlık tarihi baştan sona yeniden yazılacak ya da bunu yazacak hiç kimse kalmayacaktır...

DEĞERLENDİRMEM:
Cehennem yorumumu paylaşmadan önce Dan Brown’un Robert Langdon serisinin diğer üç kitabıyla aramızda geçenlerden de biraz bahsetmem gerekiyor. Dan Brown’dan okuduğum ilk kitap olan Da Vinci Şifresi’ni 2004 yılında İtalya’ya MBA’e gitmeden hemen önce okumuştum. Kitabı o kadar çok sevmiştim ki o dönemde nişanlıma (şu an eşim olur kendisi) Melekler ve Şeytanlar’ı alıp İtalya’ya göndertmiştim. Melekler ve Şeytanlar’a da  2004 yılının sonuna doğru bir arkadaşımı görmek için bindiğim Trieste-Venedik-Floransa tren seyahatimde başlamış ve kitabı Floransa gezim sırasında bitirmiştim. Floransa’ya görmek için gittiğim arkadaşım da epey bozulmuştu hatta. “Sen buraya beni görmeye mi kitap okumaya mı geldin?” demişti. Melekler ve Şeytanlar’ı okuyup da içlerinde Floransa’yı görme isteği oluşanların benimle empati kurabileceğini düşünüyorum. Robert Langdon serisinin 3. kitabı olan Kayıp Sembol’ü Dan Brown kitaplarına uzunca bir ara verdikten sonra 2010 yılı başında okumuştum. İşte tam da o zamanlarda öğrendim ki Da Vinci Şifresi serinin ilk değil, ikinci kitabıymış. Neyse ki kitaplardaki olaylar birbirinden bağımsızdı da içime çok dert olmadı bu gerçeği çok geç öğrenmiş olmak.

Serinin diğer 3 kitabını da severek okuduğum için 4. kitap olan Cehennem’e çok olumlu bir beklentiyle başladım. Kitabın akışı ve olayların kurgusu beklentime paralel çıksa da, Dante’nin İlahi Komedyası’nı okumamış olmamdan hayıflanıp dursam da, Robert Langdon ve Mickey Mouse’lu saatine, Langdon'ın Floransa’nın altını üstüne getirmesini çok kıskansam da romanın sonu çok etkilemedi beni. Belki de kitabın bir kısmının İstanbul’da geçeceği ve mükemmel olacağı yazılı ve görsel medya kanalıyla biraz fazla pompalandığından böyle oldu. Tabii bu Robert Langdon ile aramızda kara kedi geçtiği anlamına gelmiyor. Beşinci kitap yazılsın, çıksın, hemen alır okurum.

"KİTAP KARDEŞLİĞİ" HAKKINDA:
Hem kitap sevdalısı olup hem de twitter kullanıcısı olanlar #kitapkardesligi nden haberdardır herhalde. Değilse de ben bilgilendireyim. Kitap Kardeşliği, twitter üzerinden yapılan oylamada takip eden ayda hangi kitabın/kitapların okunacağını kararlaştırıp, ayın 1’i itibariyle herkesin o kitabı okumaya başladığı veya en azından -aynı benim gibi- o ayın içinde okumaya gayret ettiği bir kitap gönüllüleri birliği aslında.

Ben de sözde iki defa katıldım etkinliğe ama Mayıs ayı kitabı olan Kar Kurdu’nu Mayıs sonunda okuyup yorumlayabildim, Haziran ayı kitabı olan Cehennem’i Haziran ortasında okudum ve ancak şimdi yorumluyorum. Temmuzu pas geçtim. Ağustos’ta çok azimliyim bu sefer. Jean-Christophe Grangé’ın Kaiken isimli kitabını 1 Ağustos’ta okumaya başlamak (#kitapkardesligiagustos), okudukça ben de tweetlerle ve fotolarla twitterdaki bu eğlenceli ortama katılmak istiyorum. 3-11 Ağustos arası Bulgaristan'da olacağım ve internet erişimim olmazsa yine kaçıracağım diye de içimde gizli bir endişe var.

İki seferdir ayın kitabını okumayı ayın ikinci yarısına bıraktığım için işin eğlencesine dahil olamamaktan muzdaribim. Sizin de yakın dönemde Kaiken’i okuma niyetiniz varsa 1 Ağustos’ta başlamanızı öneririm.

Jul 24, 2013

Cerrah | Tess Gerritsen

Orijinal Adı: Surgeon (Rizzoli & Isles, #1)
Türkçe Adı: Cerrah (Rizzoli & Isles, #1)
Yazar: Tess Gerritsen (ABD)
Çevirmen: Ali Cevat Akkoyunlu
Sayfa Sayısı: 300
Yayınevi: Doğan Kitap
Değerlendirmem: %77 - Çok iyi
Ben bu kitabı okurken...: ... azıcık korktum evde yalnız kalınca.

NEDEN BU KİTAP?
Yazar Ayları - Haziran 2013 yazarıydı çünkü Tess Gerritsen.

KONUSU:
Yalnız yaşayan kadınlara tecavüz eden ve rahimlerini çıkardıktan sonra öldüren katil, son girişiminde kurban olarak seçtiği Dr. Catherine Cordell tarafından öldürülmüştür. Ancak, iki yıl sonra cinayetler tekrar başlamıştır.Geçirdiği ruhsal travmadan henüz kurtulmakta olan Cordell, gerçek hedefin kendisi olduğundan emindir. Olayları aydınlatmakla görevli olan dedektif ekibinin lideri Bayan Rizzoli erkek meslektaşlarının küçümseme dolu tavırlarından bıkmış, cinayetleri aydınlatmayı içinde bulunduğu bu durumdan çıkmak için bir fırsat olarak görmektedir. Yapılan araştırmalar kurbanların,daha önce tecavüze uğradıklarını,sağlık kurumlarına başvurduklarını ve kendilerinden kan ve doku örnekleri alındığını göstermektedir. Peki bu yeterli bir ipucu mudur?

DEĞERLENDİRMEM:
Pek çok okurun aksine tıbbi gerilim denince benim aklıma gelen ilk yazar Tess Gerritsen değil, Robin Cook’tur. Aynı Gerritsen gibi tıp okumuş ve mesleki tecrübesini edebiyata tıbbi gerilim türüyle kazandırmıştır Robin Cook. Kendisini bir sahaf ziyaretim sırasında keşfettiğimden ve kitaplarının bir kısmı sadece sahaflarda bulunabildiğinden kendisiyle aramda ayrı bir gönül bağı vardır. İşte bu nedenle Tess Gerritsen kitaplarına uzak durmuşumdur. Bunun nedeni zaten hoşlandığım bir tür olan tıbbi gerilim dünyamda Robin Cook’a karşı bir rakip oluşsun istemediğimden mi yoksa Robin Cook sevdamın aslında sahafa gitme bahanesi yaratmasının etkisinden mi bilemiyorum ama Yazar Ayları olmasaydı yanaşmayacaktım Tess’e.

İşin doğrusu ilk markafoni alışverişimi Tess’in Rizzoli & Isles serisinin 2.,3. ve 4. kitaplarının ciltli versiyonları için yapmıştım ama kitapları alıp kütüphaneme yerleştirme ötesinde bir gayretim olmamıştı. Bir taraftan da CNBC-e’de gördükçe ilgimi çeken ama kitaplarını okumadığım için kendime izin vermediğim Rizzoli & Isles dizisini (dizinin seri kitaplarının bire bir adaptasyonu olmadığını bilmeme rağmen) izlemedim (Aynı yasağı Taht Oyunları dizisi için de uyguluyorum kaç senedirkendime). Sonrasında Yazar Ayları için yaptığımız oylamada Haziran ayı yazarı olarak Tess Gerritsen seçilince kütüphanemde boynu bükük bekleyen kitaplara yanaştım ve o sırada fark ettim ki serinin ilk kitabı olan Cerrah bende yok. Mecburen satın aldım :)

Çok mutluyum ki korktuğum başıma gelmedi. Tess Gerritsen bir Robin Cook taklidi değildi. Hatta yazdığı dönemin adli tıp teknolojisi ve şartları o kadar bambaşkaydı ki Robin Cook ile tarzları benzeşmedi bile birbirine. Her iki yazarın tarzında da gerçekten tıp okumuş olmalarından doğan bir tıbbi derinlik olsa da Tess Gerritsen işe polisiye boyutunu da ekleyerek kendini farklılaştırmıştı.

Neticesinde ilk Gerritsen romanım olduğu için kaygıyla ve sürekli Tess Gerritsen’i Robin Cook ile karşılaştırarak okuduğum bir roman oldu Cerrah. Yazarın tarzını da karakterleri de sevdim. Hatta şimdi Tess Gerritsen okuyup Robin Cook okumamış birisi Robin Cook okusa “Bu şimdi bir saattir ne anlatmış ki böyle? Robin Cook'ta da ne varmış ki?” diye sorsa yanıtlamakta zorlanabilirim diye düşünüyorum ama başta da söyledim ya sahaf etkisi var işin içinde.

Jul 20, 2013

Nil'de Ölüm | Agatha Christie

Orijinal Adı: Death on the Nile
Türkçe Adı: Nil'de Ölüm
Yazar: Agatha Christie (İngiltere)
Sayfa Sayısı: 192
Yayınevi: Altın Kitaplar Yayınevi
Değerlendirmem: %71 - Çok iyi
Ben bu kitabı okurken...: ... istediğim okuma hızına çıkamadım bir türlü.

NEDEN BU KİTAP?
Yazar Ayları'nda bu ay Agatha Christie kitapları okuduğumuzu duymayan kaldı mı? Benim yazarın onlarca kitabı arasında bu kitabı seçmemin nedeni ise Sevgili Audrey'in tavsiyesi.

KONUSU (ARKA KAPAK):
Linnet Ridgeway, güzel ve zengin bir kadındır. Hayatının en büyük hatasını yaparak arkadaşının nişanlısını elinden alır. Balayları için gittikleri Mısır da, bütün yaşamının değişmesine neden olacak olayların başlayacağı yerdir.

DEĞERLENDİRMEM:
Yazar Ayları etkinliği olmasa kendiliğimden alıp okumazdım Agatha Christie. Bu üçüncü denemem oldu ama pek çok kişinin severek okuduğu polisiyenin kraliçesi kabul edilen bu edebiyat ustasıyla yıldızımı barıştıramıyorum. Gerçi şimdiye kadar okuduklarım arasında en iyisi bu romandı herhalde ama kurgudaki heyecan öğesinin eksikliğinden mi yoksa benim "katil kim" sorusuna kafa yormaya üşenmemden mi bilemiyorum, olmuyor bir türlü. Notlandırma metodolojime göre bu kitap "çok iyi" kategorisine girse de düz notlasam 5 üzerinden 2,5'tan 3 verirdim en fazla.

İtalya'daki yüksek lisansım sırasında "katil kim" adındaki oyunu oynamaya bayılırdı İtalyanlar. Biz de böyle bir oyun var mı bilmiyorum, kurallardan da tam emin değilim. Oyuncu sayısında küçük kağıtlar kırpardık. Birine polis, birine, katil, diğer tüm kağıtlara da kurban yazardık. Kağıtları bir torbaya atıp karıştırırdık. Herkes bir kağıt seçer ve rolünü öğrenirdi. Sonrasında tam bir sessizlik ortamında herkes birbirinin yüzüne bakar. Katil göz kırparak kurbanları öldürür. Kurbansanız ve öldürüldüyseniz öldüğünüzü söyleyip oyun dışında kalırdınız. Polis katili yakalayınca veya katil polisi öldürünce oyun biterdi. Ülkeye uyum sağlama gayretlerim kapsamında defalarca oynamak zorunda kaldığım, her defasında çok sıkıldığım ve bir kez dışında hiç kazanamadığım bir oyundur. Acaba bu oyunun bende yarattığı travma nedeniyle mi yakınlaşamıyorum bir türlü Agatha Christie'ye?

Jun 19, 2013

[Blog Tur] Doğum Lekesi - Caragh M. O'Brien | Yazarla Söyleşi


Orijinal Adı: Birthmarked (Birthmarked, #1)
Türkçe Adı: Doğum Lekesi (Doğum Lekesi, #1)
Yazar: Caragh M. O'Brien (ABD)
Çevirmen: Zeynep Yeşiltuna
Sayfa Sayısı: 477
Değerlendirmem: %79 - Çok iyi
Ben bu kitabı okurken...: ... ev aldık :)

NEDEN BU KİTAP?
Oburgiller familyasından olduğumdan ötürü.

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Geleceğin dünyasında insanoğlu ikiye bölünmüştür. Bir yanda son derece ihtişamlı ve korunaklı hayatlar yaşayan üstün ırk, diğer yanda bu ırkın varlığını sürdürmek için görevlendirilmiş, zor koşullar altında yaşayan ötekiler... Yüzündeki çirkin yara izi yüzünden kusursuzların dünyasından ucube olarak dışlanan bir kız, bu üstün ırkın bilinmeyen gerçeklerini ortaya çıkaracak bir güce sahiptir; çünkü geleceğin kaderi, bu kıza ait eski ve gizemli bir kurdelenin ucundadır.

DEĞERLENDİRMEM:
Bu kitabı öyle bir zaman okudum ki yağmurlar yağdı, şimşekler çaktı şu Türkiye denizinde usulca ilerleyen kayığımın üstünde. Öyle bir fırtına çıktı ki nice kayıklar alabora oldu, kimi fena yaralandı bu fırtınada, kimisi bir daha çıkamadı suyun yüzüne. Gözümün internete ve 2-3 TV kanalına kilitlendiği, iş güç dışında boş kalan tüm zamanında okuduğum yazdığım, tweet attığım, sinirlerimin gerildiği, enerjimin çekildiği, bir yandan umutlandığım bir yandan iki satır okuyacak dinginliğimin kalmadığı bir süreçti son bir iki hafta. Günlerce kitap alamadım elime. Kendimi toparlamaya başladığım zamanda ilk okuduğum kitaptı Doğum Lekesi ve inanılmaz sevdim kitabı. Nedenini çözemedim. Kendi standartlarıma göre ve son zamanda okuduğum tüm distopyalar arasında öyle acayip ayrışan bir konusu yoktu ama "dış güçlerin" etkisinden kaynaklı olsa gerek inanılmaz keyif aldım. Kurgu ve karakterler üzerinden detaylara girmeden distopya türünü seven herkese önereceğim bir kitap olduğunu belirteyim Doğum Lekesi'nin ve sizi yazarla yaptığım söyleşiyle baş başa bırakayım.

DOĞUM LEKESİ YAZARI CARAGH M: O'BRIEN İLE SÖYLEŞİ

Kitap Oburları: Merhaba Caragh, öncelikle bizimle söyleşi yapmayı kabul ettiğin için teşekkürler.
Caragh M. O’Brien: Öncelikle bizimle söyleşi yapmak istediğiniz için teşekkürler. Doğum Lekesi’ni umarım beğenerek okumuşsunuzdur.

Kitap Oburları: Neden genç yetişkin kitapları?
Caragh M. O’Brien: Aslında bu yola bir genç yetişkin romanı yazayım diye çıkmadım. Elimden gelenin en iyisini yaptığımı düşündüğümde ortaya çıkan roman bu türe denk geldi sadece. Romanın merkezinde 16 yaşındaki bir ebe olan Gaia olduğundan editörüm bu romanın hedef kitlesinin genç yetişkinler olacağını söyledi. Ben de editörümü dinledim ama sonrasında gördük ki kitabı yetişkinler de okudu ve sevdi.

Kitap Oburları: Genç yetişkin türünde yazmanın en zor tarafı nedir?
Caragh M. O’Brien: Sanırım en zor kısmı kendiniz genç yetişkin değilken bir genç yetişkin nasıl davranır, nasıl tepki verir diye kurgulamak. Günlük hayatımda gönüllü katıldığım aktivitelerde pek çok genç yetişkin şair ve yazarla vakit geçirmek işimi biraz kolaylaştırdı. Kalabalık bir ailemin olması da bir başka avantaj oldu benim için.

Kitap Oburları: Doğum Lekesi’ni yazmaya başladığınızda nasıl bitireceğinizi biliyor muydunuz, yoksa, olaylar yazdıkça mı gelişti?
Caragh M. O’Brien: Kitabı yazmaya başladığımda nasıl sonlandıracağımı aşağı yukarı biliyordum ama romanı son haline getirene kadar üzerinde çalıştığım taslak 10’dan fazla revizyona uğradı.

Kitap Oburları: En çok günün hangi saatlerinde yazmayı seviyorsunuz?
Caragh M. O’Brien: Özellikle tercih ettiğim bir saat yok. Herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde yazabilirim.

Kitap Oburları: Romanınızın herhangi bir bölümünü yazmak için bilgisayar karşısına geçtiğinizde planladığınızın tamamen dışında şeyler yazdığınız oluyor mu? Yazarken kafanızdaki kurgunun değil de yarattığınız karakterlerin romanın ilerleyişini belirlediği zamanlar oluyor mu?
Caragh M. O’Brien: Kesinlikle. Karakterlerim ve ben bir takımız ve karakterlerimin beni şaşırtacağına güvenerek yazıyorum biraz da. Böyle olmasa yazmanın keyfi de kaçabilir sanki. Bu arada bu sorular bana senin de bir yazar adayı olduğunu düşündürttü.
Kitap Oburları (Pınar): Çoğunluğun sesiyim sadece. Şimdiye kadar hiç yazma girişimim olmadı.

Kitap Oburları: En çok ne tür müzik eşliğinde yazmayı seviyorsunuz?
Caragh M. O’Brien: O günkü ruh halime göre değişiyor ama en sık dinlediklerim Eric Whitacre, The Lumineers, Bonnie Raitt ve James Taylor.

Kitap Oburları: Doğum Lekesi’nde değişiklik yapmak şansınız olsa değişiklik yapar mıydınız? Neyi değiştirdiniz?
Caragh M. O’Brien: Tek kelimesine dokunmazdım. Ben romanı tamamladığımda artık romanın benimle bağı koptu. Doğum Lekesi’nin ayrı bir hayatı var şimdi. Bu arada şu an yazmakta olduğum romanı değiştirmekle meşgulüm şu an.

Kitap Oburları: Nerelerde yazmayı tercih ediyorsunuz? Sevdiğiniz belli bir yer var mı?
Caragh M. O’Brien: Evin içinde güneş vuran herhangi bir kanepe üzerinde.

Kitap Oburları: Yazarken tıkandığınızda ne yapıyorsunuz?
Caragh M. O’Brien: Bir yazarın tıkanması gerçekten çok sancılı bir süreç. Çünkü hiçbir zaman bu tıkanmanın ne kadar süreceğini tahmin edemiyorsunuz. Böyle zamanlarda ben hiç bir şekilde yazmaya ara vermiyorum. O an üzerinde çalıştığım romanla ilgili olsun olmasın devamlı bir şeyler karalıyorum. Genelde son yazdığım birkaç sayfayı okumadan silip baştan yazmaya çalışıyorum. Gündüzleri peş peşe yazamadığım dönemlerde kendimi gündelik işlere verip geceleri yazmayı deniyorum. Az önce de söyledim, tekrar yinelemek istiyorum. Hiç bir şekilde “yazma” sürecine ara vermiyorum. Ara vermeniz durumunda geri dönmek tahmin ettiğinizden zor olabilir ve uzun sürebilir. Geçmişte bunu da yaşadım ve dersimi aldım.

Kitap Oburları: Kitap yazmak isteyen okuyucularınız için önerileriniz nelerdir?
Caragh M. O’Brien: Önerim çok basit: Size zevk veren, hoşunuza giden her konuda yazın.

Kitap Oburları: Son olarak, Türk okurlara vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
Caragh M. O’Brien: Kitaplarım kendi ülkem dışında bir ülkede her yayınlandığında sanki ilk kitabım satışa çıkmış gibi heyecanlanıyorum. Bu heyecanıma daha da heyecan katacak bir durumda Türkiye’ye gelebilmem olurdu herhalde. Bu keyifli söyleşi için tekrar çok teşekkürler.

17-23 HAZİRAN TUR PROGRAMI

17 Haziran 2013 - sssuigenerisss.blogspot.com | Çekiliş
18 Haziran 2013 - mirielenda.blogspot.com | Ön Okuma
19 Haziran 2013 - pinucciasbooks.blogspot.com | Yazarla Söyleşi
20 Haziran 2013 - thcodex.blogspot.com | Bunları Biliyor musun?
21 Haziran 2013 - raflarinarasindan.blogspot.com | Yazar Tanıtımı

May 27, 2013

Kar Kurdu | Glenn Meade

Orijinal Adı: Snow Wolf
Türkçe Adı: Kar Kurdu
Yazar: Glenn Meade
Çevirmen: Ali Cevat Akkoyunlu
Sayfa Sayısı: 661
Yayınevi: Doğan Kitap
Değerlendirmem: %78 - Çok iyi
Ben bu kitabı okurken...: ... ev almaya karar verdik.

NEDEN BU KİTAP?
Bilmeyenler için kısaca özetleyeyim. Twitter'da Kitap Kardeşliği diye bir grup var. Her ayın ilk günü o ay için seçilmiş kitabı okumaya başlıyor katılımcılar. Katılımcılar derken, kimi twitterdan, kimi instagramdan, kimi de benim gibi bloggerdan. Kitaplar okunurken yorumlar, fotoğraflar paylaşılıyor. Ben bu ay ilk kez katıldım ama sanırım katılımcılar arasında kitabı son okuyan oldum. Haziran'da ne okunacağını da buradan paylaşayım: Dan Brown'un son kitabı Cehennem. Ben de kitabımı aldım bekliyorum Haziran gelsin diye.

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Ocak 1953. Soğuk Savaş'ın en gergin dönemi. Başkan Dwight Eisenhower, Stalin'in akli dengesinin bozulmakta olduğu yolunda ürkütücü bilgiler alır. SSCB'nin korkunç temizlik operasyonlarına yeniden başlayacağını ve dünyayı üçüncü bir savaşın eşiğine getirecek nükleer bomba programının tamamlanmakta olduğunu öğrenir. Böylece yemin töreninden yalnızca birkaç saat sonra, hiçbir Amerikan başkanının cüret edemeyeceği bir karar alacak ve "Kar Kurdu" operasyonunu onaylayacaktır. Karıkoca rolünde iki CIA ajanı Rusya'nın buzlu topraklarından geçerek Moskova'ya gitmek ve dünyanın en güçlü adamını öldürmek zorundadır. Ne var ki, onlar daha Sovyet topraklarına ayak basmadan, KGB bu planı öğrenir. Artık iki CIA ajanı iki yönden gelen ölüm tehlikesiyle karşı karşıyadı. Birine hazırlıklıydılar, ama ya diğeri?

DEĞERLENDİRMEM:
Bu ay Kitap Kardeşliği'ne katılmaya karar verdiğimde ve internetten kitap siparişini verdiğimde tek bildiğim okuyacağım kitabın II. Dünya Savaşı ile ilgili olduğuydu. Ne zaman ki kargo geldi ve paketi açtım, o zaman gördüm kitabın 600+ sayfa olduğunu. Önce okumam uzun sürecek diye gözüm korktu ama ilk 50 sayfadan sonra anladım kitabı ne kadar hızlı bitireceğimi.

Kar Kurdu uzun yolculuklarda veya tatilde okunacak, akıcı, sürükleyici bir kitap. Benim gibi işe giderken çantanızda taşımaya uğraşırsanız az biraz zorlanabilirsiniz. Kalınlığından kaynaklı azıcık tuğla gibi bir kitap. Edebi katkısının çok derin olmadığını düşünsem de kurgusuna bayıldım. Karakterlerin her birini (en kötüsünü, en gaddarını bile) sevdim. Kişisel ve çevresel betimlemeler o kadar kuvvetliydi ki Rus soğuğunu hissettim zaman zaman. Sadece kitabın ikinci yarısında tempo zaman zaman düştü. Bu da "Kitap daha kısa olsa daha mı iyi olurdu?" diye düşünmeme neden oldu.

Yaz tatilinin yaklaştığı yılın bu zamanında komplo teorilerine de merakınız varsa bu kitap tam size göre...

Apr 18, 2013

Edom, Frrit-Flakk, Humbug | Jules Verne

Orijinal Adı: Edom, Frrit-Flakk, Humbug
Türkçe Adı: Edom, Frrit-Flakk, Humbug
Yazar: Jules Verne (Fransa)
Çevirmen: Pınar Güzelyürek
Sayfa Sayısı: 157
Yayınevi: İthaki Yayınları
Değerlendirmem: %76 - Çok iyi
Ben bu kitabı okurken...: ... ilk öyküyü o kadar severek okudum ki sonraki öykülere pek konsantre olamadım. (Sanırım üç öykülük bu kitabı sadece ilk öyküye göre notladım :)

NEDEN BU KİTAP?
Yazar Ayları!

KONUSU:
Adından da anlaşılacağı üzere bu kitap Jules Verne'in üç fantastik öyküsünden oluşuyor. Öykülerin konusunu da kitabın arka kapağından alıntılıyorum:
Edom: Bölgenin ileri gelenlerinin toplandığı bir akşam yemeğinde başlangıçta işler yolunda giderken, gecenin ilerleyen saatlerinde kopan büyük bir fırtınayla her şey değişir. Tufandan kurtulabilen bir avuç insan kendilerini uçsuz bucaksız bir ıssızlığın ortasında bulur. Yepyeni bir dünyanın ortasında onları artık bambaşka bir yaşam beklemektedir...
Frrit-Flakk: Küçük bir kasabadaki merhametsiz doktorun tuhaf öyküsü. Kasabanın gözünü para bürümüş bencil doktoru Trifulgas, ölmek üzere fakir hastanın evine gitmeye zar zor ikna edilir... ama gittiğinde karşılaştığı sürpriz büyük olacaktır.
Humbug: ABD'ye giden bir Avrupalının gözünden 1860'ların Yeni Dünyası... Amerikalı esrarengiz bir iş adamı bir gün şehre devasa boyutlardaki kasalarıyla birlikte çıkagelir. Sansasyon yaratmayı pek seven bu yeni girişimci, bir anda tüm şehrin ilgi odağı olmuştur. Ama asıl merak uyandıran, inşaat yerinde bulunduğu söylenen, dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş binlerce yıllık dev bir fosildir.

DEĞERLENDİRMEM:
İthaki Yayınları'ndan 6,9 TL gibi hoş bir fiyattan satışa sunduğu (ki internette en az %20-30 daha ucuzunu da bulursunuz) bu kitap bence sadece ilk öyküsü için alınır. Her ne kadar üç öykünün adı da birbirinden ilginç olsa ve siz kitabı okurken etrafınızdakilerde Türkçe olmayan bir kitap okuyormuşsunuz havası yaratsa da, ben Edom dışındaki öykülerden pek hoşlanmadım. Edom'un ise bir öyküdense uzun bir roman olmasını tercih ederdim ama kısa ve öz tutmuş anlatmak istediğini büyük usta.

İyi ki Yazar Ayları'nda bir ayımızı Jules Verne'e ayırdık. Okudukça okuyasım geliyor. İthaki Yayınları'na da yazarın eserlerini, emek emek, tam metinden çevirdikleri ve yeni kuşaklara da kazandırdıkları için sonsuz teşekkürler!

Mar 16, 2013

Yeşil Ev | Mario Vargas Llosa

Orijinal Adı: La Casa Verde
Türkçe Adı: Yeşil Ev
Yazar: Mario Vargas Llosa
Çevirmen: Alev Er
Sayfa Sayısı: 558
Yayınevi: Can Yayınları
Değerlendirmem: %74 - Çok iyi
Ben bu kitabı okurken...:... yıllar sonra bir müzikal izledik.

NEDEN BU KİTAP?
Bu kitabı yazarın Kelt Rüyası isimli kitabını okuyup beğendikten sonra sahaftan almıştım. Yazar Ayları etkinliğimizde Mart ayında Mario Vargas Llosa okunmasına karar verilince, kitabın okunma sırası da gelmiş oldu.

KONUSU:
Anlatayım derken kafanızı iyice karıştırabilirim diyerek merakınızı artırmayı hedefliyorum bu sefer :) (Beş bölümden oluşan, bazı bölümler arasında (garip) zaman farkları olan ve Amazon insanlarını anlatan bir kitap).

DEĞERLENDİRMEM:
Öncelikle söyleyeyim ki bu kitap okuması kolay bir kitap değil. Tek oturuşta 50 sayfa civarı okumayı başarırsanız nispeten kolay takip edebilirsiniz olayları. Kesinlikle plaj kitabı değil veya kafayı boşaltmak istiyorsanız da pek uygun değil.

Yeşil Ev, 2010 Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan Perulu yazar Mario Vargas Llosa'nın ilk kitaplarından ve yazarın tarzını henüz tam oturtmadığı bir dönemde yazdığı iddia edilen bir kitap. Ben farkında olmadan yukarıda önerdiğim disiplinde okuyabildim kitabı  ve 558 sayfalık yolculuğum sırasında sadece bir veya iki defa geri dönüş yapmam gerekti. Yazar bu kitabında aynı karakter için birden fazla isim kullanmış ve bunun keşfini okuyucuya bırakmış. Keşfetmekte gecikirseniz veya kaçırırsanız, kafanızın karışması çok kolay. Kimi bölümlerde karakterler arasındaki diyaloglar konuşma çizgileriyle gösterilmişken, bazı bölümlerde paragraf arası olmayan sayfalar var peş peşe. Yine de bulmacaya benzeyen ve son bölümde olayların birleşimiyle romanın genelinde Amazonlar'daki zor ve acımasız yaşamları, yazarın dolaylı olarak siyasi, dini ve sosyal düzene başkaldırısını beğeneceğinizi düşünüyorum.