Jan 13, 2014

Oblomov | Ivan Aleksandrovic Goncarov

Orijinal Adı: Обломов
Türkçe Adı: Oblomov
Yazar: Ivan Aleksandrovic Goncarov (Rusya)
Sayfa Sayısı: 598
Yayınevi: Everest Yayınları (2010)
Türü: Tarihi Kurgu
Değerlendirmem: %90 - Harikulade
Ben bu kitabı okurken...: ... çok seveceğimi en baştan biliyordum.

NEDEN BU KİTAP?
Bu kitabı uzun zamandır okumayı planlıyordum. Sonunda Kış Okuma Şenliği kategorilerimizden biri olan "600 sayfadan uzun kitap" kategorisinde (600 sayfadan azıcık kısa olmasına rağmen) okumaya karar verdim.

KONUSU:
1850’lerin Rusya’sında ailesi tarafından kendisine bir çiftlik, bir köy daha doğrusu Oblomovka miras kalan ve küçüklüğünden beri tembelliğe alıştırılmış olan Oblomov’un hayat hikayesi...

DEĞERLENDİRMEM:
Bu kitaba başladığımda 2013 yılını Oblomovla bitirmeye ve 2014 yılına da Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar isimli romanıyla başlamaya karar vermiştim. Bu iki kitabı peş peşe okumaya karar vereli epeyce olmuştu ama zamanlamanın önemli olduğunu biliyordum. İki kitabı da hakkını vererek okumam gerekiyordu. Bu nedenle 3-4 sene bekledim sanırım ama iki kitabı da okumayı bitirdiğimde doğru zamanlamayı yakalamamış olmamın bıraktığı keyif bambaşka.

Oblomov'a dönecek olursak, okurken kendisine sinir olacağım konusunda pek çok kişi tarafından uyarılmıştım. Nihayetinde sinir oldum da ama kitabı çok sevdim.

Rus yazar Goncarov Oblomov'u 1800'lü yılların başında yazmış ve kitap yazıldığı dönemde Rusya'da büyük ses getirmiştir. Hatta bir söylentiye göre o dönem Rusya'da Oblomov okumayan kimse kalmamıştır. Goncarov'un çok başarılı bir şekilde anlattığı ve okuyan herkesin bam teline dokunan şey ne miydi peki? "Tembellik". Tabii bu bildiğiniz bir tembellik değil. Bugünün işini yarına bırakan bir tembellik değil. Yarının işini asla bugünden yapmaması, hatta yarın geldiğinde de yapmayan cinsten bir tembellik. Sürekli bir probleme odaklanıp bu problemi çözmek için yerinden bile kıpırdamayan, mütemadiyen dünyanın zorluğundan ve kendi şanssızlığından yakınan cinsten bir tembellik. Oblomov yazarın uyuşukluğa, hareketsizliğe ve tembelliğe açtığı bir savaştır. Goncarov Oblomov üzerinden Sovyet Rusya'yı, toprak sahiplerini, Rusya'da modası geçmiş burjuvalığı, doğuştan soyluluğu eleştirmiştir. Diğer bir deyişle yazar Oblomov üzerinden Oblomov'un köyü olan Oblomovka'yı yani Rusya'yı yerden yere vurmaktadır. Bu yüzden kitap yazıldığı dönemde büyük ilgi görmüş ve elden ele dolaşmıştır.

Rus yazar Goncarov, Oblomov ile öylesine güçlü bir kurgusal karakter yaratmıştır ki Bolşevik İhtilali sonrası yaptığı coşkulu konuşmada Lenin "Aramızda halen Oblomovlar var"diye haykırdığında Rus olsun olmasın kimsenin aklına "Bu Oblomov kim ki?" sorusu gelmemiştir.

Oblomov'u mutlaka okumalısınız!

Nov 3, 2012

27 Gün | 3 Ülke | 6 Şehir | 7 Kitap

Adımın Pınar Çelebi olması nedeniyle Evliya Çelebi ile bir akrabalık bağım olup olmadığını soran kişi sayısı epey arttı son dönemde. Tamam, ben imkanlarım el verdiği ölçüde seyahat etmeyi seven, bir seyahati bitmeden diğerini planlamak hevesinden kurtulamayan bir bağımlıyım. Bir de iş nedeniyle yapmam gereken seyahatler eklenince benim gibi bir bağımlının hayatına son bir ayda dört dönüverdim dünyayı. "Ekim Ayı, Pınar'ın Yolculuk Ayı" adlı yayınımda paylaşmıştım seyahat planını ve bu seyahatlerde bana eşlik edecek kitapları.

Yerleşik hayata geri döndüğümün bu beşinci gününde sizlerle bu son dönemde okuduğum kitaplardan topluca bahsedeyim istedim. 7 kitaptan kısaca bahsedeceğim birazdan ama öncelikle bunların 4'ünün Türk yazarlardan olmasının altını çizmem gerekiyor. 2012 yılının başında Türk yazarlardan daha çok okuma kararı almıştım ve bunu büyük ölçüde başarmış olmaktan çok mutluyum.

1. Kabuk Adam / Aslı Erdoğan: Kitap Delisi Gizem ve Diloş'un Kayfesi blogları aracılığıyla (utanarak itiraf edeceğim) varlığından haberdar olduğum bir yazar ve kitap. Kuşkusuz 2012 yılında Türk yazarlardan okuduğum en güzel kitap. Kitap kısa ve öz, anlatımı sade ve vurucu, karakterler yalın ve derin. Okumadıysanız, okuyun, okutturun.
* Bu kitabı bitireceğim derken 10 ay önceden planladığımız Paris tatil heyecanım uçtu gitti. Ben de artık o adada, onlarla birlikteydim.

2. Dünyaların Savaşı / H.G. Wells: Bilim kurgu okumaktan normalin üzerinde keyif alan bir okuyucu olarak uzun zamandır okunacaklar listemde sırasının gelmesini bekleyen bir kitaptı bu kitap. Eşimle bir süre önce izlediğimiz Cold Case isimli NBC dizisinin bir bölümü bu kitapla ilintili başlayınca dedim ki kendime "Al oku artık kızım. Kitap ben buradayım diye bağırıyor. Bu nasıl bir kitap? Bilim kurgu türünü severek okuyorsanız beğeneceğiniz, arada bir okuyorsanız sıradan bulabileceğiniz bir kitap. Yine de "Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap" listesinde yer aldığını ve klasik kabul edildiğini hatırlatayım.
* 30 Ekim 1938'de Amerika'da bir radyo kanalı Cadılar Bayramı etkinlikleri kapsamında Orson Welles'den bu kitaptan bir bölüm okumasını rica etti ve Orson Welles teklifi kabul etti. Radyo yayınını takip eden bir hafta boyunca ABD'nin bazı eyaletlerinde ciddi panik yaşandı. Marslıların dünyayı gerçekten istila ettiğini sanan yüzlerce kişi evlerini terk edip kaçmaya başladı :)


3. Firmin / Sam Savage: Bir akıllı fare Firmin. Hem de kitap okumaya hepimizden daha aç. Aç derken birincil sözlük anlamıyla aç. Kitap bloglarında son dönemde çok sık beliren bir kitaptı. Ben de bir kitap etkinliğinde eşim için bu kitabı alırken, kapağına bayılıp kendime de alıvermiştim. (Halen de bu yıl okuduğum kitaplar arasında en güzel kapaklı kitaptır kendisi). Firmin Boston'da yaşadığından ben de yabacıların "reading in context" dediklerinden yaptım ve kitabı Londra-Boston uçağında okumaya başladım ve okumayı Boston'da bitirdim. Pek çok blog yazarının tersine benim için ortalama ama okuması keyifli, güzel bir seyahat kitabı oldu Firmin.
* Boston'da 24 saatten az kaldım ama dışarıda geçirdiğim tüm zamanlarda gözüm hep fare aradı yerlerde. Görebildim mi? Hayır. Fareler yerine sincaplar sarmış Boston'u.

4. New York Seyir Defteri / Buket Uzuner: İş nedeniyle New York'a gideceğimi öğrendiğimde hemen koşup satın almıştım bu kitabı. Niyetim New York'a gitmeden okumaktı ama iş seyahatim tahmin ettiğimden bin kat yoğun çıkınca boş vakitlerimi yemek yemek, banyo yapmak ve uyumak gibi daha temel ihtiyaçlara ayırmam gerekti. Kitabı da New York - Londra - İstanbul - Ankara rotasını takip ederek yapmak zorunda kaldığım saat farkları hariç neredeyse bir tam gün süren yolculuğum sırasında okuyup bitirdim. New York'u gördükten sonra okumak daha keyifli oldu.
* Bu kitabı okuduktan sonra "Keşke Buket Uzuner ile birlikte bir gün New York'ta Barnes & Noble gezebilsem, hazır gezerken kafesinde oturup birer kahve içsek" diye düşündüm.

5. Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek / Ayfer Tunç: Diloş'un Kayfesi'nin geçen ay birincisini düzenlediği Yazar Ayları etkinliği için e-kitap versiyonunu okudum. Kitap ile ilgili yorumlarıma buradan ulaşabilirsiniz.
* Yazar Ayları'nda bu ay İhsan Oktay Anar kitaplarını okuduğumuzu bir kez de buradan duyurayım sizlere.

6. Köpek Kalbi / Mihail Afanasyeviç Bulgakov: Son dönemde çevremde pek çok kişiyi Bulgakov'un Usta ile Margarita adlı kitabını okurken görüyordum. Bu kitap da bu vesileyle yazarı, kapağı ve adı sayesinde radarıma takılmıştı. Kitap Dedalus Kitap'tan çıkma. Çevirisi kötü değildi ama kısa bir roman olmasına rağmen çok fazla yazım hatası vardı. Konuyu ve kurguyu sevmeme rağmen bu yazım hataları beni çok rahatsız etti. Bulgakov'un komünist devrime ve dünyaya bakış açısını deli bir doktorun bir köpek üzerinde yaptığı deneyler sonrasında elde ettiği canlı üzerinden aktardığı romanın konusu ilginç. Hepi topu 108 sayfa zaten. Bir oturuşta bitirebileceğiniz türden (Tabii benim gibi yazım hatalarına takılıp sinirleriniz bozulmayacaksa!)
* Kitap kısa diye hızlı biter dedim. İkide bir yayınevine kızıp kitabı okumaya ara verdim. Sonra kısacık romanı bitiremediğim için kendime kızdım. Kısaca, pek asabiydim ben bu kitabı okurken.

7. Kozmik Tayyare / Bülent Özden: Türk bilim kurgu yazarlarından Bülent Özden'in bu yıl Mayıs ayında Cinius Yayınları'ndan çıkan kitabı. Kitap bittikten sonra öğrendim ki bu kitap yazarın Kuantum Serisinin ikinci kitabıymış. İlk kitap Sonsuz Gençlik Tröstü adındaymış. Kitap ilkiyle ne kadar bağlantılı bilemiyorum ama bu haliyle de tek başına okunabilecek bir kitap. İlk 50 sayfada beğenmiştim aslında kitabı ama sonrasında geçişler çok hızlıydı. Daha uzun ve detaylı bir roman olsa daha güzel olurdu diye düşünüyorum ama yazar sanki bir an önce bitirip yayınlama hevesiyle hızlıca yazıp koymuş kenara gibi geldi bana. Uzun sürmedi okumam ama pek hoşlanmadım. Tavsiye etmiyorum.
* Bu kitabı Datça'da okumaya başlamıştım ve orada bitirmeyi planlıyordum ama sündü de sündü.

Bu kadar uzun yorumu kaçınız baştan sona okur bilemiyorum ama yaklaşık bir ay önce fark ettim ki blogum 11.111 kere görüntülenmeye doğru gidiyor. Bugün Jeffrey Eugenides'in 600+ sayfalık Middlesex isimli Pulitzer ödüllü kitabını okumaya başladım. Büyük ihtimalle ben bu kitabı bitiremeden 11.111 kere de görüntülemiş olacak blogum. Ben de bunun şerefine okuyup bitirince bu kitabı ve yanında bir sürprizi takipçilerimden birine hediye edeceğim :)

Oct 9, 2012

Kukla

Kitabın Adı: Kukla
Yazar: Ahmet Ümit
Sayfa Sayısı: 504
Değerlendirmem: 4/5
Ben bu kitabı okurken...: ... 3 dakikalık vize mülakatı için 3 saat boyunca ABD Büyükelçiliği'nde oturdum durdum.

NEDEN BU KİTAP?
Bu kitap Her Şeyden Bir Tutam'ın kitaplaşma etkinliğinde eşleştiğim sevgili Metal Bebek'in hediyesiydi bana. Etkinliğe katılırken eşleşeceğim kişinin bana hiç okumadığım bir yazardan kitap seçmesini istemiştim. Metal Bebek de bu kitabı buldu da aldı bana Edirne'de. İyi ki de aldı. Ben de günü geldi, seve seve okudum.

KONUSU:
Alkole olan düşkünlüğü nedeniyle evliliği yerle bir olmuş, kariyeri dibe vurmuş ve hatta işsiz kalmış bir gazetecidir Adnan. Hayatının en depresif günlerinden birinin hayatının dönüm noktasına dönüşeceğini bilmediği bir günde kovulmuştur işinden. O gün sonrasında yaşanacaklar ise gençliğinde bir ülkücüyken sonradan derin güçlerin tetikçisi haline gelen üvey kardeş Doğan ile emniyet mensubu Müfit arasında kalan Doğan'ın tercihleriyle şekillenecektir.

DEĞERLENDİRMEM:
Ahmet Ümit'in yıllar önce gündeme küt diye düşen, günlerce aylarca haber olan ama halen tam olarak sonuçlandıramamış Susurluk Kazası'na göndermeler yapan, hiç sıkılmadan yorulmadan okuduğum bir kitap oldu Kukla. Kitap yorumumu yazmadan önce internette yaptığım araştırmada Ahmet Ümit kitapları için pek çok yorum yapıldığını ama Kukla ile ilgili hemen hemen hiç kitap yorumu olmadığını gördüm. Belki Ahmet Ümit'in çok fazla kitabı olmasından sıra daha bu kitabı okumaya gelmemiştir pek çok okuyucu için. Benim açımdan ilk Ahmet Ümit kitabı gayet güzeldi. İstanbul Hatırası ile devam etmeyi planlıyorum.