Oct 29, 2016

[Blog Tur] Kazananın Laneti - Marie Rutkoski | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: The Winner's Curse (The Winner's Trilogy, #1)
Türkçe Adı: Kazananın Laneti (Kazananın Üçlemesi, #1)
Yazar: Marie Ruthoski (ABD)
Çeviri: Barış Mol
Sayfa Sayısı: 363
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Değerlendirmem: Çok çok iyi
Ben bu kitabı okurken...: ... tura yetişmek için hep bitirme stresi içerisindeydim..

NEDEN BU KİTAP?
Bloglara azalan ilgiye direnen Kitap Oburlarından biri olduğum için.

KONUSU (ARKA KAPAKTAN:
On yedi yaşındaki Kestrel, bir generalin kızı olarak savurgan ve ayrıcalıklı hayatının tadını çıkarmaktadır. Arin'in ise sırtındaki giysilerinden başka bir şeyi yoktur.

Kestrel, Arin'i kendisine bağlayan fevri bir karar alır ve bununla savaşmaya çalışsalar da birbirlerine aşık olmaktan kendilerini alıkoyamazlar. Ancak genç aşıkların dünyasında, isyan, düellolar, ahlaksız söylentiler, kirli sırlar ve her şeyin tehlikede olduğu oyunlar hüküm sürmektedir. Birlikte olabilmek için halklarına;ülkelerine sadık kalmak için ise birbirlerine ihanet etmelidirler.

DEĞERLENDİRMEM:
İtiraf ediyorum, bu kitabın blog turunun yapılması önerildiğinde sadece grubun geneline uymak için kabul etmiştim. Çok fazla genç yetişkin, fantastik/distopik türde blog turu yapmıştık ve bu tür bana artık çok sıkıcı gelmeye başlamıştı. Bu nedenle kitabı okumaya hem çok temkinli hem de kitap elime seyahatlerim nedeniyle geç ulaşınca çok stresli başladım. Tura katılmak istiyordum ama kitabı sevmemekten korkuyordum. Neyse ki korktuğum başıma gelmedi.

Kitaba olan tüm önyargıma karşın BEN BU KİTABA BAYILDIM. Sonunda Amerikalı yazarlardan seri üretim tadında çıkan genç yetişkin klişelerinden kendini kurtarmış ve gerçekten çok orijinal bir kurgu vardı karşımda. Karakterlerden tutun da sınıf çatışmalarına, ilişkilerden tutun da siyasi ve askeri stratejilere, oyunlara, entrikalara kendi şahsına münhasır çok başarılı bir kitaptı Kazananın Laneti. Özellikle de kitabın sonunda yazarın bu kitabın fikrini nereden nasıl aldığını öğrenmem bambaşka bir lezzet oldu. Bana kalırsa siz de benim gibi yapın ve kitap bitmeden yazarla ilgili o son iki sayfayı okumayın veya internette araştırma yapmayın veya yorum okumayın. Benim ki tesadüfen oldu ama tavsiyem bu size.

Benim yaş grubumda (+35 diyeyim) genç yetişkin çok okunan bir tür değil. Adı üstünde genç yetişkin. Okunmamasının bir nedeni isminin yanıltıcı olması. Bir diğer nedeni de genelde bu türde distopik/fantastik kitaplar çıkması ve benim akranlarımın bu türe uzak hissetmesi veya bu türle kendini ilişkilendirememesi. Bu yazıyı bu akranlardan okuyan varsa bu kitabı rahat rahat okuyabilirsiniz. Korkmayın genç yetişkin diye. Kurgu gayet yetişkin, karakterler gayet uygun ve en güzeli vıcık vıcık aşk dolu (Gamze ile birebir aynı ifadeyi kullanmışım ama bu yazıyı yazdıktan sonra onun yazısını okudum :), bunaltan bir ortam yok. Ana karakterlerin ikisi de (Kerstel ve Arin) çok kuvvetli karakterler ve yazarın bu ikisinin nasıl birer yetişkine dönüştüğü ve birbirleriyle olan ilişkilerinin gelişimini aktarma tarzı çok iyi.

Feb 7, 2016

[Blog Tur] Cadı Avcısı - Virginia Boecker | Kitap Yorumu ~ Alıntılar

Orijinal Adı: The Witch Hunter (The With Hunter, #1)
Türkçe Adı: Cadı Avcısı (Cadı Avcısı, #1)
Yazar: Virginia Boecker (ABD)
Çeviri: Onur Özkan
Sayfa Sayısı: 400
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Değerlendirmem: %81 - Çok iyi
Ben bu kitabı okurken...: ... havaalanlarında, uçaklardayım bolcana.

NEDEN BU KİTAP?
Bizim baykuşu tanımıyor musunuz yoksa halen?

KONUSU:
Elizabeth Grey kraliyetin sahip olduğu en iyi cadı avcılarından biriydi; büyücülüğü yok etmeye ve adaletin uygulayıcısı olmaya kendini adamıştı. Fakat inanılmayacak bir şekilde büyücülükle suçlandığında, sadakatinin hiçbir anlamı kalmamış ve tutuklanarak, yakılmasına karar verilmişti.

Sonunun geldiğini düşünen Elizabeth'in kurtuluş umudu hiç beklemediği birisinden gelmişti: Nicholas Perevil, krallıktaki en güçlü ve en tehlikeli büyücü, aynı zamanda onun en büyük düşmanıydı. Nicholas, onu yakılmaktan kurtaracaktı ama tek bir şartla: Elizabeth, Nicholas'ın üzerindeki ölümcül laneti kaldırmalıydı.

Esas sorun ise ne Nicholas'ın ne de yanındakilerin Elizabeth'in kim olduğunu bilmemeleriydi ve eğer onun bir cadı avcısı olduğunu öğrenirlerse yakılmak Elizabeth'in başına gelebilecek en korkunç şey olmayacaktı. Elizabeth kendisini bir anda cadıların, hayaletlerin, korsanların ve fazlasıyla yakışıklı bir şifacının büyülü dünyasında bulmuş ve aslında neyin yanlış, kimin dost kimin düşman olduğunu bilmediğini fark etmeye başlamıştı.

DEĞERLENDİRMEM:
Tarihi fantastik türde bir kitap okumayalı çok uzun zaman olmuştu. Bu nedenle Ortaçağ İngiltere'sinde olayların geçtiği bir fantastik kitap okumak, konudan bağımsız, başlı başına bir keyif oldu benim için. Her ne kadar kitabın "tarihi" öğeleri oldukça sınırlı kalsa da bu kitaptan aldığım tadı pek etkilemedi.

Kitabı bir iş seyahatimin son demlerinde, havaalanları ve uçaklarda bolca vakit geçirdiğim bir zaman diliminde okudum. Son kısmındaki (sanırım yazarın ilk kitabı olmasından kaynaklı) hafif anlatım karmaşası haricinde kitabın tamamı sürükleyiciydi diyebilirim. Yoksa 4 günlük uzun toplantı trafiğimin dönüş yolunda bu kitabı bu kadar hızlı okuyamazdım. Kurguda beni rahatsız eden bir unsur olmadı. Bir genç yetişkin romanında bekleyeceğiniz ne varsa bu kitapta var çünkü.

Karakterlere gelecek olursak, on numara beş yıldız karakter Fifer'dı benim için. Her tavrını, her duruşunu, her cümlesini, atarlarını sevdim ben bu kızın. Fifer dışında Şifacı John az biraz (daha çok hal ve tavırlarına acıyıp üzüldüğüm için) gönlümü çaldı. Erkek karakter çekingen oldu mu seviyorum bazen. John da çok başarılıydı bu konuda.

Kitabın adı Cadı Avcısı ama cadılıkla ilgili detaylar çok yüzeysel. Bu nedenle cadılığa ilişkin kitaplara olan ilgim arttı. Hatta Barnes & Noble'da dikkatimi çeken ama o an Cadı Avcısı'nı okumamış olduğum için el sürmediğim (el sürdükçe alıyorum çünkü) Stacy Schiff'in "The Witches: Salem, 1692" isimli kitabı alınacaklar listemde üst sıralara çıktı kitabı okuduktan sonra.

Son olarak kapaktan bahsetmesem olmaz. Youtube kanalımda paylaştığım bir iki videomda kapağın içini dışını paylaştım. Anlata anlata bitiremedim ama övünülmeyecek gibi değil. Bu kitabın tüm dünyada satışta olanlar arasında en iyi kapağı şu an Türkiye'de. Çok samimi söylüyorum. Yurtdışı kapakların karşılaştırması için SeGe'nin bloguna bakabilirsiniz. Yabancı Yayınları'na ve bu kitabın bu şekilde çıkmasında çok emeğinin olduğunu bildiğim genel yayın koordinatörü sevgili Tuğçe Nida Sevin'e buradan kocaman teşekkürler. Çıtayı öyle bir yükselttiniz ki bu kitabın kapağıyla sırada daha neler var insan heyecanlanmadan, merak etmeden duramıyor.

Kitap hakkında söyleyeceklerim bu kadar. Sizi kitaptan alıntılarla baş başa bırakıyorum.

ALINTILAR:

Beni kurtaran büyücüye, iyileştiren şifacı çocuğa, yıkayan kıza, arkadaş sayan soytarıya bir şekilde borçluydum ama buna rağmen düşmanımdılar. Bana insaniyet göstermişlerdi ama buna rağmen onları öldürmeye hazırdım. (Sayfa 93)

“Nicholas büyünün kendi başına ne kötü, ne de iyi olduğunu söyler; onun ne olduğunu insanların onunla yaptıkları belirler. Benim bunu anlamam uzun zaman aldı. Anladığımdaysa bizi onlardan; beni senden ayıranın büyü olmadığını fark ettim. Bizi ayıran şey sadece karşılıklı yanlış anlamaydı.” (Sayfa 298)

“Diğerlerine seni kaybettiğimi söyleyeceğim.” Sesi sertti ve tonunda nefret ettiği, saklamaya çok uğraştığı tüm duyguları duyabiliyordum. “Yalan söylemiş de olmayacağım.” (Sayfa 320)

Ona baktım. Hep tanıdığım, bildiğim Caleb’dı. Durmak bilmez, hırslı, hep daha fazlası için çabalayan çocuktu. Ancak şimdi o hastalıklı hırsın içinde ne kadar derine yayıldığını fark edebiliyordum. Bir salgın gibi kontrolü eline almıştı artık. Düşünceleri, hareketleri, görmeyi ve görmemeyi seçtiği şeyler hep bu hırsın eseriydi. Ve o hırs bir gün tıpkı bir salgın gibi ölümüne neden olacaktı. (Sayfa 317)

“Büyü öylece bırakabileceğin bir şey değil. Büyü seni tanımlayan şeydir. Onunla veya onsuz doğarsın. Benle Fifer gibi ondan elde edebileceğin azami faydayı sağlarsın veya görmezden gelirsin. Ama kurtulamazsın.” (Sayfa 118)

Bana yaklaşıp yaralı bir hayvanla konuşur gibi yavaşça ve kısık bir sesle konuşmuştu. Pislik içinde çamurda çömelmiş, bahçeden kazarak çıkardığım son çiğ sebzeleri yiyordum. Çığlık çığlığa yarısı yenmiş bir yabani havucu ona fırlattığımı hatırlıyorum. Konuşulacak noktayı çoktan geçmiştim. (Sayfa 119)

Uyarısı yeterince açıktı ama ben çoktan arkamı dönmüştüm. Bir anlığına gerçek sınavımın bu olduğunu düşündüm. Her anı mezardaki sınavım kadar gerçek olan; irade, güç ve korkunun zorlamasına karşı gelmem gereken bir sınav. En iyi arkadaşımla ailem, özgürlüğüm, hayatım arasında bir seçim yapmak zorunda bırakıldığım, Blackwell’in tasarlamasa bile bir şekilde peydahladığı bir sınav. (Sayfa 319)

Ne yapacağımdan emin değildim. Tüm gün bu yaşlı ahmakların ilahilerini dinleyemezdim veya büyülerini bitirmelerine izin veremezdim. Ama ortalarına atlayıp kılıcımla onları yere de seremezdim. Bizden tutuklamamız beklenirdi, öldürmemiz değil. Blackwell’in kuralı böyleydi ve hiçbirimiz bu kurala karşı gelmeye cesaret edemezdik. (Sayfa 12)

Ne yaptıklarını bilmiyordum; benim tutuklularım değillerdi ama af dilemeyeceklerini biliyordum. Ne son dakika merhamet yalvarışları, ne de yarım ağızla edilen tövbe yeminleri olacaktı. Cellatlar meşalelerini odunlara dokundurup alevleri kurşuni gökyüzüne sıçratırken bile sessiz kaldılar. Öyle de kalacaklardı; sonuna kadar inatçı bir şekilde. (Sayfa 5)

Dec 12, 2015

[Blog Tur] Kan Kırmızı Yol - Moira Young | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: Blood Red Road (Dust Lands, #1)
Türkçe Adı: Kan Kırmızı Yol (Toz Diyarları, #1)
Yazar: Moira Young (ABD)
Çeviri: Eyüp Timur Avarkan
Sayfa Sayısı: 448
Yayınevi: Ephesus Yayınları
Değerlendirmem: %80 - Çok iyi
Ben bu kitabı okurken...: ... Nice'te tatildeydim. Aaah ah...




12 - 15 Aralık Tur Programı

12 Aralık tugceninkitapligi.com | Ön Okuma
12 Aralık pinucciasbooks.blogspot.com | Kitap Yorumu
13 Aralık thcodex.blogspot.com | Tanıtım Videosu
14 Aralık raflarinarasindan.blogspot.com | Yazar Tanıtımı
15 Aralık mirielenda.blogspot.com.tr | Bunları Biliyor musunuz?
15 Aralık segesegese.blogspot.com | Yazar Tanıtımı

Aug 16, 2015

[Blog Tur] Kafes - Josh Malerman | Kitap Yorumu ~ Bunları Biliyor musunuz?


Orijinal Adı: Bird Box
Türkçe Adı: Kafes
Yazar: Josh Malerman (ABD)
Çeviri: Aslı Dağlı
Sayfa Sayısı: 330
Yayınevi: İthaki Yayınları
Değerlendirmem: %83 - Çok iyi
Ben bu kitabı okurken...: ... gözüm kapalı neler yapıp neler yapamadığımla ilgili tuhaf denemeler yaptım evin içinde. Sağımı solumu morarttım. Ben ettim, siz etmeyin.

NEDEN BU KİTAP?
Kitap Oburları.

KONUSU (Tanıtım Bülteninde):
Dışarıda bir şey var…

Görülmemesi gereken korkunç bir şey… Ona atılan bir bakış kişiyi ölümcül bir deliliğe sürüklüyor. Ne olduğunu ve nereden geldiğini ise kimse bilmiyor.

Malorie ve iki çocuğu, olayların başlangıcından beş yıl sonra hayatta kalmayı beceren bir avuç insan arasındaydı. Nehrin kenarındaki terk edilmiş bir evde çocuklarıyla yaşayan Malorie, ailesinin güvende olabileceği bir yere gitmenin hayalini kuruyordu. Fakat onları bekleyen yolculuk tehlikelerle doluydu. Tek bir yanlış hamle ölümlerine yol açabilirdi. Ve onları takip eden bir şey vardı.

Bu bilinmeyene doğru gözbağının karanlığında yaptığı yolculukta Malorie sık sık geçmişi hatırlıyordu. Bilinmez tehlikenin karşısında bir araya gelerek hayatta kalmaya çalışan, kendisini de aralarına kabul ederek onu da kurtaran ev arkadaşları teker teker aklına geliyordu: Bir zamanlar yabancı olan bir grup insanın birer birer kapısını çaldığı evde kurdukları ortak hayat... Ancak sağ kalan ve kapılarını çalan insanlar arttıkça ortaya yüzleşmeleri gereken bir soru çıkmıştı: Herkesin aniden delirdiği bir dünyada kime güvenilebilirdi?

DEĞERLENDİRMEM:
Korku-gerilim türü benim sık okuduğum bir tür değil. Nedeni de çok basit. Bildiğiniz korkuyorum okurken. Rüyama falan giriyor. Bu kitabı okurken de rüyalarımda hep nehirler ve karanlıklar vardı mesela.

Kafes okurken beni ürkütmesinin dışında epeyce meraklandırdı. Böyle olunca da son dönemde okuduğum ağır klasiklere oranla çok hızlı bir okuma oldu benim için. Betimlemeler çok sağlamdı. Kitabın ana karakteri Malorie'nin yanı başında gibi hissettim kendimi pek çok defa. Hatta onun gözünden gördüm sanki pek çok olayı.

Malorie'nin çocuklarla olan ilişkisini, çocukları nasıl eğittiğini ve onlarla nelere kalkıştığını okurken küçük çocuğu olan pek çok arkadaşımın bu kitapta bana nazaran çok farklı detaylar yakalayacaklarını, hatta korkuyu bir kenara bırakıp, dramayı ön planda tutacaklarını düşünüyorum. Küçük çocuğu olanlara, bu nedenle, ayrıca öneriyorum bu kitabı.

Duyularımızla ilgili güçlü ve zayıf yönlerimizi keşfetmemiz açısından kitap çok yönlendiriciydi. Yukarıda da belirttiğim gibi evde bir sürü deney yaptım ama bunun dışında çok kalabalık, gürültülü ortamlarda da gözlerimi kapatıp sese odaklanmayı denedim. Bu nedenle bazen komik durumlara düştüm, bazen şaşırtıcı keşifler yaptım. Kesinlikle tavsiye ederim. Duyularımıza ne kadar hakim olduğumuzun veya onları ne kadar geliştirebileceğimizin farkında olmadan yaşıyoruz aslında. Benim bu kitaptan en büyük kazanımım bunu fark etmek oldu.

Kitabı korku-gerilim türü severlerin zaten okuyacaklarını düşünüyorum. Bunun dışında, benim gibi bu türe aşina olmayanlara ise rahatlıkla öneriyorum. Aman dikkat, sakın gözlerinizi açmayın.

BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?
Gelelim Kafes ve yazarı Josh Malerman hakkında bilmeyebileceğinizi düşündüğünüz konulara:

  • Kafes, solist ve şarkı sözü yazarı Josh Malerman'ın ilk kitabı.
  • Malerman The High Strung isimli müzik grubunun solisti ve şarkı sözü yazarı.
  • Yazar kitabın ilk taslağını 26 günde tamamlamış.
  • Malerman'ın kitabın taslağını yazdığı Boston-Edison'daki (Detroit) evde kitabın yazım süresi boyunca 5 saka kurşu serbestmiş.
  • Kitabın ilk taslağını italik olarak, bölüm arası olmadan ve çoğu noktalama işaretini kullanmadan yazmış.
  • Yazar kitabı tamamladıktan sonra hiçbir yayıncıya göndermemiş. Etrafındakilere, eşine dostuna kitabından bahsetmiş ve kopyalar dağıtmış. Kafes tamamen tesadüfi bir şekilde Harper Collins'e ulaşmış. Bu noktada Josh Malerman'ın oldukça farklı ortamlardan ve sayıca oldukça fazla arkadaşı olduğunu da belirtmek gerekiyor.
  • Kafes'in film hakları kitap satışa çıkmadan Universal Pictures tarafından opsiyonlu olarak satın alınmış durumda. Andy Muschetti tarafından yönetilmesi planlanan filmin yapımcılarının Scott Stuber ve Chris Morgan olması planlanıyor.
  • Yazar üniversiteyi bitirdikten sonra Faulkner, Hemingway, Woolf, Proust ve Dostoyevski'nin tüm külliyatını okumuş. Ancak ne zaman ki klasiklerde Dracula'yı okumayı tamamlamış, yüzünü korku-gerilim türüne dönmüş ve o zamandan beri bu türden çok fazla kitap okumuş.


14 - 17 Ağustos Tur Programı

14 Ağustos raflarinarasindan.blogspot.com | Ön Okuma
15 Ağustos sohbetedecekkimseyok.blogspot.com | Kitap Yorumu
15 Ağustos  kutsalyorumcu.blogspot.com | Alıntılar
16 Ağustos pinucciasbooks.blogspot.com |  Bunları Biliyor musunuz?
16 Ağustos thcodex.blogspot.com | Tanıtım Videosu
17 Ağustos segesegese.blogspot.com | Yazar Tanıtımı

May 5, 2015

[Blog Tur] Kızıl Yükseliş - Pierce Brown | Distopyanın Yeni Süperstarı Pierce Brown

 

Pierce Brown dünyalar yaratır. Bu dünyalardan birisi etkileyici çıkış romanı Kızıl Yükseliş için yarattığı distopik gelecek. Diğer dünyaları ise şimdilik yatak odasında. İlk göreceğiniz bir dizi DVD, Battlestar Galactica serisinin tamamı Indiana Jones ve Yüzüklerin Efendisi’nin yanında. Dikkatli bir şekilde düzenlenmiş kitap raflarını deri ciltli fantastik romanlar doldururken küçük heykelcikler üst raflardan gözlerini size dikmiş durumdalar. Çerçeveli ve gösterişli bir Ölüm Yıldızı derebeyi Grand Moff Tarkin masasının üzerinde post-itler ve polaroid resimlerle dolu ilham duvarının üzerinde asılı duruyor.
 
“Ne zaman odama biri girse, onun her zaman nerd IQ’sunu test ederim” diyor. “O kim diye sorsalar, 'Ah o mu, amcam Grand Moff,' diyorum. Eğer kim olduğunu biliyorlarsa sonsuza dek arkadaş oluyoruz – ömür boyu beleş bira ve ardından da tabii ki Yıldız Savaşları maratonu.”
 
Üç yıl önce, 23 yaşında, Pierce Brown Kızıl Yükseliş’i Random House’tan Del Rey’e sattı. Yayıncılar sadece kitabı almadı, bunun yanında onunla baştan üç kitaplık bir anlaşma yaparak diğer yayıncıların sonradan Brown’un kafasını karıştırmalarının önüne geçtiler. Kızıl Yükseliş’in editörü Mike Braff’a göre bu önleyici teklif yeni çıkan bir yazar için oldukça “nadir” yakalanan bir fırsattı. Hem yayın dünyası hem de Hollywood bir sonraki büyük hak alımı için resmen avlanıyor ve Brown’un üç kitaplık serisi eğer aradıklarıysa, bu demektir Brown milyoner olmak üzere (Açlık Oyunları’nın yazarı Suzanne Collins’in 55 Milyon Dolarlık bir servetinin olduğu tahmin ediliyor). Brown ilk filmin senaryosunu yazdı bile ve Universal Pictures’a 7 basamaklı bir tutara sattı. Marc Foster -Dünya Savaşı Z, Düşler Ülkesi ve Kesişen Yollar filmlerinin yönetmeni- ve Joe Roth -Alis Harikalar Diyarında ve Angelina Jolie’nin yeni filmi Malefiz’in yapımcısı- işin içinde. Brown’un kitabı artık satışta olduğu için gelecekteki filmlerinin başarısını kitabının satış figürlerine bağlı. Tabii ki bu Brown’un karşısına geçip oturduğunuzda hissedeceğiniz bir baskı değil.
 
“Gerilecek kadar bilmiyorum,” diyor Brown ama yine de sanki biraz sıkılgan. “Hayır,” diyor, sanki içindeki tereddüdü yok etmek istermişçesine. “İşaretlenmesi gereken her kutu işaretlendi. Sadece şimdiye kadar olması gereken terslikler henüz olmadı. Haberler hep iyi. Bu nedenle tecrübesizliğim ve başarısızlık korkum dışında endişelenmemi gerektiren bir durum yok.”
 
Romanı sattığında Brown NBC için çalışıyordu ve eski siyaset bilimi hocasının garajında yaşıyordu. “O dönemde bedava bir kiralık yeri reddedecek durumda değildim,” diyor. Artık Brown’un üç ev arkadaşıyla paylaştığı bir dairesi var, günlük işinden ayrılmış durumda, İstanbul’da arkadaşlarıyla yaptığı tatilden yeni döndü ve ilk romanı yayınlandı. Neredeyse büyüleyici denilebilecek bir hayat sürüyor. Random House’un Brown’u seçmiş olması işe yaramaya başladı bile. Kitap şimdiden Açlık Oyunları, Harry Potter serisi, Sineklerin Efendisi ve Taht Oyunları ile karşılaştırılmaya başlandı bile. New York Times Çok Satanlar yazarlarından Terry Brooks ise kitaba 5 yıldız verdiğini ve Brown’un yazım tarzı tarafına mest olduğunu yazdı.
 
Biz Brown’un odasındayken, o ayakları kendisi tarafından bir el baltasıyla 10 cm kısaltılmış bir sandalyede oturmayı tercih ediyor. Bu babasının eski deri sandalyesi, koyu ahşap ve rahat görünüyor. “Bunu plaja götürüyorum ve yazıyorum veya okuyorum,” diyor. Yerde yanında duran birasını ara ara yudumluyor. “Onu sadece dışarı götürüyorsun ve süper rahatsın,” diyor.
 
Brown’un odasındaki her eşyanın bir hikayesi var. Yatağının yanında köşede 1800’lerden beri ailesine ait eski bir sandık var. İçinde çizgi romanları duruyor. Yatak başlığının üzerinde Clawdius isminde, ailesinin 9 yaşındayken kendini iyi hissetmediği bir dönemde hediye ettiği bir kutup ayısı var. Kapının yanında üzerinde ölü bir kuşun üzerinde duran iki erkek kardeşin yer aldığı çerçevesiz bir kanvas var.
 
Brown ilk ilham kaynağının Runyon Kanyonu olduğunu itiraf ediyor. Yanına bir sırt çantası dolusu atıştırmalık, bir Red Hat şapkası ve yürüyüş ayakkabıları alarak yola çıkmış ve dağ tırmanışı yaparken Kızıl Yükseliş fikrini aklına gelmiş. “Antigone’un hikayesini okuyordum. Daha doğrusu tekrar okuyordum. Kızıl Yükseliş fikri bunun ardından geldi. Sonrasında arkadaşlarımla tırmanışa gittik. Üç kişi tek bir ipe bağlı olarak dikey tırmanış yapıyorduk. O an düşüncelerimle baş başaydım. Baldırlarım ve kalçam cayır cayır yanıyordu. O tırmanış boyunca hep 'daha az yerçekimi olsa her şey çok daha kolay olurdu' diye düşünüp durdum. Böylelikle Mars’ı düşünmeye başladım ve sonra Antigone ve diğer fikirler işin içine karıştı. Bazı arkadaşlarımla düşüncelerim hakkında beyin fırtınası yapmaya başladım.”
 
Diğer pek çok genç yetişkin distopya romanı gibi, Kızıl Yükseliş de en güçlü olanın yaşamını sürdürmesi ilkesi üzerine kurulu fütüristik bir düzen hakkında. Renkler toplumdaki yerinizi belirliyor. Kahramanımız, 16 yaşındaki Darrow bir Kızıl yani en düşük kasttan ve madenciliğe mahkum ve Mars’ı yaşanabilir bir gezegen yapmaya uğraşan bir hayat sürmek zorunda. Darrow’un bilmediği ve hızlıca ortaya çıkardığı ise Kızılların uzun zamandır Altınlar tarafından sömürüldüğü.
 
Roman boyunca Darrow hayatından kopartılan birçok insan için adaleti sağlamanın peşinde. “Hikayenin tamamı başkalarının sizde yarattığı limitleri yıkmak üzerine ve kötülük üzerine. Kötülük ise sadece açgözlülük. Yani açgözlülüğe karşı savaşmak, bencilliğe karşı savaşmak ve toplumun size bulunmanızı dikte ettiği yerden daha yukarıya çıkmaya uğraşmak.”
 
Brown Kızıl Yükseliş’i yazmaya başladığında 22 yaşındaydı ve Seattle’da ailesinin garajının üzerinde yaşıyordu. Onun öncesinde pazarlama işinde ve 9 aylığına da bir senatörünü seçim kampanyasında çalıştı. Kızıl Yükseliş’in ilk taslağını yazması Brown’un 2 ayını, sonrasında kitabı yayıncılara beğendirecek ve daha iyi bir hale getirecek düzeltmeleri yapması ise çok daha fazla zamanını aldı.


Runyon Kanyonu’nda bir bankta otururken, başarısızlığın ne kadar olası olduğunu unutmamak için banyo duvarlarına yayıncılardan aldığı ret mektuplarının üzerinde asılı olduğu bir iple bağladığını söylüyor. Akşamüstü olmuş, hava sıcak ve kanyondaki yürüyüş yolu neredeyse bomboş. Brown sırt çantasındaki atıştırmalıkları çıkartıyor: badem, elma ve ahududu, her biri kilitli poşetlerin içerisinde. “Şeker (diyabet) sorunum var,” diyor.
 
Brown 2011 yılında, kitabını yazıp bir ajans ile anlaştıktan sonra Los Angeles’a taşındı ve NBC için çalışmaya başladı. NBC’de birilerini dolaştırırken Random House’tan kitabının basılacağı haberini aldı. Arka bahçedeki masada oturuyoruz. Kitabı yayınlanmış bir yazar olarak Brown apartman dairesindeki havanın bir miktar değiştiğini anlatıyor. Erken kalkıyor, her çeşit sosyal medyadan uzak duruyor ve akşam üstüne kadar yazıyor. Günün geri kalanında ise yazmaya dair hiçbir şey yapmıyor.
 
Ev arkadaşları bir yana, başarılı bir yazarın süreceği bir hayat sürüyor. Brown projesi için endişeli olmadığını söylese de aslında endişeli. Sadece bu konuya odaklanmak istemiyor. Aslında aklını bu konudan uzaklaştırmak için başka yazma projelerine başlamış durumda. Yani Brown’u meşgul eden sadece Kızıl Yükseliş’in devam kitabı değil. TV projeleri için de fikirler geliştiriyor ve bu projeler kargacık burgacık yazılarla odasının duvarlarında yer alıyor.
 
Brown bırakın kendisi hakkında konuşmayı, başkalarının kendisi hakkında konuşmalarını da sevmiyor. Ona sorular sorduğunuzda, hemen size aynı soruyu soruyor. Bir soruya yanıt verdiğinde, sizi de yanıta dahil etmeye çalışıyor. Kızıl Yükseliş’in kapağında kendisi hakkında yazanlar dahi oldukça filtreli ve okuyucuya sanki başka bir kurgu okuyormuş havasını veriyor.


Artık akşam oluyor ve Brown’un birası bitmek üzere. “En sorumluluk sahibi ev arkadaşıyım ama bazen de partide en çok içip dağıtan oluyorum,” diyor. “Elektrik faturalarını ben ödüyorum. Bu yüzden sürekli evin içinde dolanıp lambaları kapatıyorum. Bazen evin babası olmam gerekiyor ve bunu pek sevmiyorum çünkü başkalarına ne yapmaları gerektiğini söylemeyi sevmiyorum.”
 
Brown aslında kontrol edemediği bir durumun ortasında ve o kontrolü kaybetmeyi seven bir insan değil. Bu nedenle kitabın film sürecinin her aşamasında yer almak istiyor. Kendisi ve okuyucusu için yarattığı dünyanın tüm detaylarının filme yansımasını istiyor. Yorgun ama memnun. “Umarım bu kitap popüler olur ama tamamen buna güvenemem. O yüzden söylemesi çok zor,” diyor ve gülümsüyor.


Metnin orijinali ve fotoğraflar Buzzfeed.com web sitesine aittir. Kitap Oburları'nın Kızıl Yükseliş blog turu için çevrilmiştir.

Mar 22, 2015

[Blog Tur] Trendeki Kız - Paula Hawkins | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: The Girl on the Train
Türkçe Adı: Trendeki Kız
Yazar: Paula Hawkins (Zimbabwe-ABD)
Çeviri: Aslıhan Kuzucan
Sayfa Sayısı: 360
Yayınevi: İthaki Yayınları
Değerlendirmem: %79 - Çok iyi
Ben bu kitabı okurken...: ... ana karakterlerden biriyle mütemadiyen zihnimde kavga ettim.

NEDEN BU KİTAP?
Kitap Oburları.

KONUSU (What Happened to Elenda?'dan Alıntıdır):
Rachel, eski eşini unutamayan, saplantılı, alkolik ve sorunlu bir karakterdir. Her gün işine gidip gelirken pencereden gördüğü bir ailenin hayatı hakkında tahminler yürütür, kafasında kurgular. Onları o şekilde mutlu görmek tren yolculuğunun en keyifli anlarıdır. Bir gün yine bu tren yolculuğu sırasında o ailenin evine baktığında, hiç de kafasında kurguladığı gibi mükemmel bir hayatları olmadığına tanık olacaktır. Daha da kötüsü bu tanık olduğu olaydan bir gün sonra o ailedeki kadının kayıp olduğunu öğrenir. Rachel yalnızca kendisinin bildiği bu sırrı polislere ve üzgün eşe bildirmek için çare bulmaya çalışır, ancak bir engelle karşı karşıyadır. O gün çok fazla alkol aldığından olanları hatırlayamaz, ama yavaş yavaş kadının kaybolduğu gün kendisinin de onların evlerinin bulunduğu sokakta olduğunu hatırlamaya başlar.

DEĞERLENDİRMEM:
Ah Rachel ah. O kadar sinir oldum ki senin kendini düşürdüğün ve düşürmekten zevk aldığın çaresizliğe. Bu durumun kitaptan alacağım keyfi sınırladı resmen.

Evet, bu çok nadiren başıma gelir ve bu kitapta da geldi. Ben başından sonuna tüm kitap boyu Rachel ile sürekli bir kavga halindeydim. Onu bir kaşık suda boğacak kadar sinirli, elinden tutup alkolü bırakmasına yardımcı olabilmeyi gönülden dileyecek kadar merhametli, hayatıyla ilgili gerçekleri çat çat yüzüne çarparak onu silkelemek için istekliydim.

Siz bakmayın Rachel ile böyle bozuştuğuma. Karakterin kurgunun önüne geçtiği ve kendimin de karakterle bu kadar etkileşime girdiği kitapları seviyorum aslında. Bu kitap o açıdan benim için tam bir başarıydı. Kitabın gerilim ve polisiye öğelerinden ziyade psikolojik boyutuna bayıldım. Özellikle Rachel'ın sarhoş olduğu için hatırlamakta zorlandığı olaylar sırasında içinde bulunduğu durumun tarifi o kadar güzel ve ince detaylarla doluydu ki, yakınım da olsa yazara sarılıp kucaklayarak teşekkür ederdim herhalde.

Karakter başarısına karşın kurgu çok orijinal gelmedi bana. Gerçi benim bu konuda yorum yapmam da çok doğru olmaz. Polisiye kitapların kurgularını beğenememe/sevememe gibi bir özrüm var benim. Kitabın üç kadın karakterin ağzından anlatılıyor olması ve tarihlerin ileri geri gitmesi başlarda beni yorsa da sonrasında sevdiğim bir detay halini aldı.

Sözün özü, polisiye severlerin beğeneceğini düşündüğüm, sevmeyenlerin veya benim gibi kendini bu türe uzak hissedenlerin ise bir şans vermesini dilediğim bir kitap Trendeki Kız.

18 - 22 Mart Tur Programı

18 Mart raflarinarasindan.blogspot.com | Ön Okuma
19 Mart mirielenda.blogspot.com | Bunları Biliyor musunuz?
20 Mart sohbetedecekkimseyok.blogspot.com | Yazar Tanıtımı
21 Mart thcodex.blogspot.com | Tanıtım Videosu
22 Mart pinucciasbooks.blogspot.com | Kitap Yorumu

Dec 31, 2014

[Blog Tur] Karanlık Zihinler - Alexandra Bracken | Yazar Tanıtımı


Orijinal Adı: The Darkest Minds (The Darkest Minds, #1)
Türkçe Adı: Karanlık Zihinler (Karanlık Zihinler, #1)
Yazar: Alexandra Bracken (ABD)
Sayfa Sayısı: 576
Yayınevi: Parodi Yayınları
Değerlendirmem: %58 - Eh işte
Ben bu kitabı okurken...: ... çok büyük beklentiye girmişim meğer.

NEDEN BU KİTAP?
I am the Oburist.

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Adım Ruby.
Hepinizden farklıyım.
Aklınızın derinliklerinde gezinebilir,
Anılarınızı hiç yaşamamışsınız gibi silebilirim.
Henüz on yaşındayken Thurmond'daki bu rehabilitasyon kampına gönderildim. Hem de kendi ailem tarafından...
Burada her adımımız izleniyor, nefes alış verişlerimiz bile.
Yalnız değilim.
Maviler... Yeşiller... Turuncular...
Sarılar ve Kırmızılar...
Karanlık Zihinler...
Ve yaşamak için saklanmak zorunda kalanlar
Ve kaçanlar...

DEĞERLENDİRMEM:
Korkum odur ki yakında eli kalem tutan, azıcık hayalgücünü çalıştırabilen her Amerikalı kadın distopya yazacak. Peki niye böyle düşünüyorum? Ya bu türde son dönemde fazla kitap okudum ya da aynı türde bu kadar ortak öğe görmekten yoruldum.

Karanlık Zihinler "genç yetişkin, distopya" türünde bir roman, aynı Açlık Oyunları veya Uyumsuz gibi. Aynı onlar gibi derken edebi tür ve kullanılan öğeler olarak, yazım kalitesi veya olay kurgusu olarak değil; yanlış anlaşılma olmasın. Fantastik kurgu, bilim kurgudan sonra en sevdiğim türlerden biri olsa da sanırım ben artık ciddi ciddi 16 yaşındaki karakterlerden, birbirine benzer doğaüstü güçlerden, o güçlere verilen garip gurup isimlerden, kötü/despot hükümetlerden/yönetimlerden, aşk üçgenlerinden sıkıldım.

Bu kitabın ismi ve kapağı çok etkileyici gelmişti bana. İsminde de olduğu gibi "karanlık" olay/durum/karakter beklentim yüksekti ama 576 sayfa boyunca aradığımı bulamadım. "İyi bulamadın da bulamayacağını 576 sayfayı bitirene kadar fark etmedin mi?" diye soranlara yanıtım ise romanın akışı o kadar da kötü değildi, sadece biraz fazla uzundu.

Bu kitabın merkezinde çeşit çeşit doğaüstü güce sahip gençler ve her bir güç için tanımlanmış bir renk var: Maviler, yeşiller, sarılar, turuncular, kırmızılar... Kitap boyu "Kim hangi renkti? O renk ne anlama geliyordu?" diye hatırlamaya çalışırken de bunaldım ben. Bunalmamın nedeni ise yazarın karakterlerin monologlarına uzun uzun, geniş geniş yer verirken, yarattığı bu distopik evrendeki güçleri anlatmayı ikinci plana atmasıydı.

Ve son olarak Zu'yu (Açlık Oyunları'ndaki Rue'nun çakmasıydı ama olsun) ve Chubs'ı çok sevdim. Sadece bu iki karakter yüzünden 3 yıldız, Onlar da olmasa...

YAZAR TANITIMI
ALEXANDRA BRACKEN

aboutalexAlexandra Bracken (veya herkesin bildiği ismiyle Alex) Phoenix, Arizona'da üç çocuklu bir ailenin ortanca çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Pek çok standart Amerikalı çocuğun geçirdiği türde bir çocukluk geçiren Alex'in hayatındaki en farklı şey babasının Yıldız Savaşları düşkünlüğüymüş. Hatta babasının Yıldız Savaşları sevdası öylesine büyükmüş ki Amerika'da Yıldız Savaşları ile ilgili çeşit çeşit buluşmalara, toplantılara gitmişler birlikte.

Üniversitede tarih okuyan Alex ilk kitabı olan Brightly Woven'ı ikinci sınıftayken üniversitedeki en yakın arkadaşı olan Carlin'e doğumgünü hediyesi olarak yazmaya başlamış ve kitabı altı ay içerisinde tamamlamış. Bunu yapabilmek için ise sosyal hayatından byük ölçüde vazgeçmiş. Bu kitap için yayıneviyle anlaştığında Alex 21 yaşındaymış.

Üniversite yaşamının ikinci yarısında yazmaktan aldığı keyfi fark eden ve yazmaya gittikçe daha fazla zaman ayırmaya başlayan Alex üniversiteyi bitirdikten sonra New York'a taşınmış. New York'ta yayıncılık sektöründe beş yıllık çalışmanın ardından artık tam zamanlı yazarlık yapıyor.

28 - 31 Aralık Tur Programı

28 Aralık fanboyungunluguu.blogspot.com | Kitap Yorumu
28 Aralık suigenerisss.blogspot.com | Kitap Yorumu - Ön Okuma
29 Aralık thcodex.blogspot.com | Kitap Yorumu - Alıntılar
29 Aralık mirielenda.blogspot.com | Kitap Yorumu - Bunları Biliyor musunuz?
30 Aralık kutsalyorumcu.blogspot.com | Kitap Yorumu
30 Aralık raflarinarasindan.blogspot.com | Kitap Yorumu - Tanıtım Videoları
31 Aralık pinucciasbooks.blogspot.com | Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı

Dec 15, 2014

[Blog Tur] Marslı - Andy Weir | Ön Okuma


Orijinal Adı: The Martian
Türkçe Adı: Marslı
Yazar: Andy Weir (ABD)
Sayfa Sayısı: 416
Yayınevi: İthaki Yayınları
Değerlendirmem: %84 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... kızkardeşim İtalya'da tatildeydi ve ben çok kıskandım.

NEDEN BU KİTAP?
Kitap Oburları demek kaliteli blog turu demek de o yüzden.

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Altı gün önce, Mark Watney Mars'a ayak basan ilk insanlardan biriydi. Şimdi ise, orada ölmesi neredeyse kesin.

DEĞERLENDİRMEM:
Konuyu iki cümleyle özetlemiş İthaki Yayınları arka kapakta ama benim bu özet o kadar hoşuma gitti ki sonuna ek bilgi koymak istemedim. Sonuçta kitabın adı üstünde: Marslı! Mars'a özel bir görev için giden bir ekipten talihsizlik sonucu tek başına orada kalmak zorunda olan Mark Watney'in yaşam mücadelesinin hikayesi.

Bu kitap Arthur C. Clarke'in Susuz Deniz'i ile birlikte 2014'te okuduğum en iyi iki bilim kurgu romanından biri oldu. Bilimsel ve kurgusal öğelerin tam dengede bir dağılımla okuyucuya sunulduğu, bazı Jules Verne kitaplarında bolca gördüğümüz türde yüzlerce hesap kitabın yer aldığı bir roman Marslı.

Andy Weir'in Marslı'da kullandığı matematiksel yoğunluk bana sıkça bazı Jules Verne romanlarını çağrıştırsa da Weir'in kurguyu bozmadan, okuyucuyu boğmadan bunu başarması çok takdire şayan bir durum. Zira, naçizane fikrim, bazı Jules Verne romanlarında bu tadın, dengenin olmadığı. Burada birden bire Andy Weir ve Jules Verne Ustayı karşılaştırma moduna geçmiş olsam da Jules Verne'in yerini doldurabilecek başka bir kalem olmadığına gönülden inanan biriyim. Vurgulamaya çalıştığım ise Weir'in kaleminin ustalığı. Yazarın romana doldurduğu bilimsel öğelerin zenginliği düşünüldüğünde kurgunun ötesinde bilimsel tutarlılık adına ne kadar emek harcandığını görüyorsunuz. Eminim ki romanın satır aralarında bilimsel tutarsızlıklar yakalayıp Weir'i eleştirip sinirimi bozan yorumlar da dolaşıyordur ortalıkta ama sonuçta bu bir roman, Mars'ta Hayatta Kalma El Kitabı değil.

Romanın pek çok yerinde kendinizi doğrudan Mars'ta kalan talihsiz insan Mark Watney'in yerine rahatlıkla koyabiliyorsunuz. Watney'in aylarca tek başına kendisiyle, başına gelen tüm tersliklerle barışık, bu kadar zor şartlarda nasıl böyle yaşayabildiğini ve yine de esprili kalabildiğini anlamakta zorlansam da kendisinin içimizden herhangi biri değil de her çeşit eğitimden geçmiş, donanımlı bir astronot olduğu açıklamasıyla kendi kendimi ikna etmeye çalıştım kitap boyunca. Romanda beni rahatsız eden tek unsur bu oldu sanırım. O kadar uzun süre insanın dayanabileceğine, direnebileceğine, metanetini koruyabileceğine ve ölüm korkusunun hiç olmadığına pek inanasım gelmiyor herhalde. Zaten benden de astronot olmaz. Belki de bu yüzden tereddütlerim. Zaten bu tereddütler de olmasa 100 üzerinden 90'ın üzerinde bir puan verirdim herhalde bu kitaba.

Bu kitabın Türkçesini ilk okuyanlardan biri olduğumu bilmek benim gibi bir bilim kurgu sever için ayrı bir keyif. Bu nedenle bize bu imkanı tanıyan bu blog turunun destekçisi İthaki Yayınları'na buradan çok teşekkür ediyor, Goodreads okuyucuları arasında yapılan oylamada 2014'ün En İyi Bilim Kurgu romanı seçilen Marslı'dan tadımlık bir ön okumayla sizleri baş başa bırakıyorum.


15 - 18 Aralık Tur Programı

15 Aralık  pinucciasbooks.blogspot.com |  Kitap Yorumu  -  Ön Okuma
16 Aralık  kutsalyorumcu.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Alıntılar
16 Aralık  mirielenda.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Bunları Biliyor musunuz?
16 Aralık  raflarinarasindan.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı
17 Aralık  sssuigenerisss.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Film Hakkında
17 Aralık  sohbetedecekkimseyok.blogspot.com  |  Kitap Yorumu
18 Aralık  thcodex.blogspot.com |  Kitap Yorumu - Tanıtım Videosu
18 Aralık  segesegese.blogspot.com |  Kitap Yorumu

Nov 1, 2014

[Blog Tur] Hiçliğin Kıyısında - J.A. Redmerski | Yazarla Söyleşi


Orijinal Adı: The Edge of Never (The Edge of Never, #1)
Türkçe Adı: Hiçliğin Kıyısında (Hiçliğin Kıyısında, #1)
Yazar: J.A. Redmerski (ABD)
Sayfa Sayısı: 467
Yayınevi: Ephesus Yayınları
Değerlendirmem: %76 - Çok iyi
Ben bu kitabı okurken...: ... tahmin ettiğimden iki kat hızlı ilerledim.

NEDEN BU KİTAP?
Kitap Oburları'ndan ötürü elbette :)

KONUSU (TANITIM BROŞÜRÜNDEN):
Yirmi yaşındaki Camryn, alışılmışın dışında bir yaşam tarzı düşlemektedir. Fakat başına gelen trajediler bu yaşamı kendisinden zorla çekip alınca, ilk bulduğu otobüse atlayarak varış noktasını bilmediği bir yolculuğa çıkar. Çıktığı bu kendini yeniden keşfetme yolculuğunda, kendisi gibi nereye gideceğini bilmeyen, Andrew Parrish adında biriyle tanışır. Fakat Andrew'un da bazı karanlık sırları vardır.

Andrew yolculukları esnasında Camryn'e kimseye bağlı kalmadan, içinden geldiği gibi yaşama, en derin ve kuytu arzularına teslim olma sanatını öğretir. Ancak Andrew'un ondan gizlediği sır yolun sonunda kendisini beklemektedir. Bu sır ikiliyi bir araya getirebilecek midir, yoksa onları sonsuza dek birbirlerinden ayrılmaya mı mahkûm edecektir?

DEĞERLENDİRMEM:
Açıkça baştan söyleyeyim ki ben bu kitabın konusunu okuyunca Oburgiller'e bu blog turuna katılmayacağımı söylemiştim. Konusu ilgimi çekmemişti. Fakat bizim obur kızların kitabı okuyup paylaşımlarını görünce bir merak oluştu bende ve dayanamadım turun son kısmına ekletiverdim kendimi.

Kitabın konusu aslında basit hatta sıradan diyebileceğimiz türde ama birkaç yerde yazarın beni şaşırtması ve sıradanın dışına çıkmayı başarması romanı sevmemi sağladı.

Camryn'in yaptığı aslında hepimizin hayatımızın en az bir döneminde yapmak isteyeceğimiz ama çoğumuzun asla yapmadığı bir şey: Her şeyi bırakıp alıp başını gitmek. "Acıların çocuğu" diyebileceğimiz türde başından kırk çeşit felaket geçmiş Camryn'in bunu yapabilmesi takdir edilesi. Hatta bu yolculukta hayatının aşkını tekrar keşfederek Andrew ile tanışması imrenilesi. Andrew'un gizemli halleri merak edilesi ve romanın sonları biraz şaşırtası, biraz üzülesi. Her tür histen bir doz atılmış bu ortaya karışık duygusal fırtınada romanın akıcılığını hiçbir yerde duraksatmamış yazar J.A. Redmerski.

Normalde okumayacağımı ve hatta sevmeyeceğimi düşündüğüm bu romana erişimimi sağlayan başta Gizemim olmak üzere tüm Kitap Oburları'na ve turumuzun destekçisi Ephesus Yayınları'na teşekkürü bir borç biliyor ve J.A. Redmerski ile yapılmış söyleşilerin Türkçe çevirisiyle sizleri baş başa bırakıyorum.

YAZARLA SÖYLEŞİ

- Yazmaya başladığında kaç yaşındaydın? Hep yazar olmak istedin mi?
- İlk romanıma başladığımda 13 yaşındaydım ve ondan önce de hem şiir yazıyordum hem de günlük tutuyordum. Sanırım hep bir şeyler yazıyordum ama romanlara olan sevgimi keşfettikten sonra başka bir şey yazamaz oldum. Yaşadığım sürece, hiç kimse okumasa bile, yazacağım.

- Hiç hayatından gelip geçmiş insanlar veya yaşadığın olaylar veya hayatında değiştirmek istediğin olaylar hakkında yazıyor musun?
- Hayır. Şimdiye kadar tanıdığım hiç kimse hakkında yazmadım ama Hiçliğin Kıyısında'yı kendimin de dünyayı gezme hayali olduğu için yazdım. Camryn'in yaptıklarını yazarken kendimin de benzer şeyler yaptığını hayal ettim ve sanırım kendim de böylesine seyahat etmeye başlayana kadar bunu yapmaya devam edeceğim.

- En çok hangi karakterin sana benziyor?
- Kesinlikle Camryn Bennett.

- Müzik eşliğinde yazmayı sever misin veya kitapların için müzik listeleri oluşturur musun?
- Tam bir sessizlik olduğunda yazabiliyorum ama müzik listesi yapmayı ve araba kullanırken dinlemeyi seviyorum.

- Yazmaya başladığında nasıl bitireceğini biliyor muydun, yoksa, olaylar yazdıkça mı gelişti?
- Yazarken genellikle romanın başını ve sonunu biliyorum ama aralarda yazdığım olayların neredeyse tamamı romanı yazarken gelişiyor.

- Hobilerin neler?
- Bisiklete binmek, yürüyüş yapmak, kamp yapmak, kısaca dışarıda yapılabilen ve doğayla ilgili her şey.

- Yazar olmasaydın ne olurdun?
- Aslında aktris olmak isterdim. Gerçi halen istiyorum. The Walking Dead veya Supernatural'ın bir bölümünde oynamak isterim :) (Tabii ki öyle bir şey olmayacak, korkmayın :)
- Yazarken en çok neler atıştırırsın?
- Suşiyi çok seviyorum. Hatta o kadar çok suşi yiyorum ki arada civa zehirlenmesi geçirip geçirmediğime bakılsa iyi olur. Tatlıyla aram yok.

- Okurlarının seninle ilgili öğrenince şaşıracağı şey ne olurdu?
- Hmm, bilmiyorum! Aslında o kadar ilginç bir insan değilim. Mesela söyleyebileceğim en ilginç şey büyükannemin Johnny Cash ile çocukluk arkadaşı olduğu ama bu da büyükannemle ilgili şaşırtıcı bir gerçek, benimle ilgili değil :)

- Ne yazsa okurum dediğin yazarlar kimler?
- Neil Gaiman ve Anne Rice – Halen tüm yazdıklarını okumadım ama bu iki isim ne yazsa okurum. Bundan başka Paullina Simmons'ı da severim.

- Dünyada görmek istediğin yerler?
- Her yer :) Kitapları basılmış bir yazar olmak dışında en büyük bir başka hayalim de dünyayı dolaşmak oldu hep. Eğer bir yer seçmem gerekse... Sanırım bu imkânsız. Roma'ya, Yeni Zelanda'ya, İrlanda'ya, İskoçya'ya gitmek istiyorum.

- Okumayı en sevdiğin tür hangisi?
- Hmmm, zor bir soru. Sanırım romantik gerilim ve yeni yetişkin.

- Sence yeni yetişkin türü neden bu kadar popüler oldu?
- Sanırım bu tür uzunca bir süre göz ardı edildi. Yeni yetişkin türünün hedeflediği yaş grubu ne çok genç ne de çok yetişkin. Tam arada, tam kararında.

27 Ekim - 2 Kasım Tur Programı

27 Ekim   mirielenda.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Ön Okuma
28 Ekim   raflarinarasindan.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı
29 Ekim   sssuigenerisss.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Bunları Biliyor musunuz?
30 Ekim   kutsalyorumcu.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Alıntılar
31 Ekim   thcodex.blogspot.com |  Kitap Yorumu - Tanırım Videosu
01 Kasım pinucciasbooks.blogspot.com |  Kitap Yorumu  -  Yazarla Söyleşi
01 Kasım sohbetedecekkimseyok.blogspot.com  |  Kitap Yorumu
02 Kasım tugceninkitapligi.com  |  Kitap Yorumu - Bonus Sahne

May 24, 2014

[Blog Tur] İdhun Günlükleri Direniş - Laura Gallego Garcia | Alıntılar


Orijinal Adı: La Resistancia (Memorias de Idhún, #1)
Türkçe Adı: Direniş (İdhun Günlükleri, #1)
Yazar: Laura Gallego Garcia (İspanya)
Sayfa Sayısı: 527
Yayınevi: Pegasus Yayınları (2014)
Türü: Genç yetişkin, fantastik
Değerlendirmem: %86 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... her karakteri hayatımdan gelmiş geçmiş biriyle eşleştirebildim.

NEDEN BU KİTAP?
Oburlukta sınır tanımıyoruz da ondan.

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Üç ay ve üç güneşin diyarı İdhun'da, karanlık büyücü Ashran hâkimiyeti ele geçirir.Yaşadıkları dünyadan kaçan bir savaşçı ile büyücü, yeryüzünde yaşayan Jack ve Victoria'yı da aralarına alarak Direniş'i kurar. Amaçları kanatlı yılanların hâkimiyetini sona erdirmektir ama Ashran'ın bu iş için özel olarak görevlendirdiği genç ve acımasız katil Kirtash buna izin vermemeye kararlıdır.

DEĞERLENDİRMEM:
En son okuduğum fantastik kitapla bu kitap arasında farklı türlerde bir sürü kitap okuyunca sevdiğim ve özlediğim bu türe geri dönmek bir başka güzeldi bu sefer. Çok olumlu fikirlerle başladım kitaba. Kitabın ciltli, şömizli olması gibi verdiği yan hazlar da vardı elbette ama bu kitap bitirdiğimde her yönüyle çok özel bir kitap oldu benim için.

Kitabın üç karakterini de yaşamımda birileriyle eşleştirebildim. Burada özel hayatımdan detaylar vermeyeceğim elbette. Kanatlı yılanlar, ejderhalar, tek boynuzlu atlar falan da yok benim dünyamda ama karakterlerin yaşadıklarını kendi yaşamımdan olaylarla ilişkilendirince hem Victoria-Jack-Kirtash arasında neler yaşanacak diye merak edip durdum romanı okuma sürem boyunca, hem de tüm bunların fantastik bir ortamda yaşanmasından, büyülü karakterlerden, gizemli dünyalardan inanılmaz bir keyif aldım. Yalnız özünde sanırım bu romanı fantastik kurgu okurmuş gibi değil de aşk romanı okurmuş gibi okudum ki emin olun fantastik öğeler her daim ön planda. Yani tuhaflık bende.

İki dünya arası gidip gelen kitaplara ayrı bir sempatim var. Direniş'te de olayların bir kısmı Dünya'da, bir kısmı ise İdhun'da geçiyor. Hatta bu kitapta iki farklı diyara ek bir de Limbadh diye de bir yer var ki burası ne Dünya'da ne İdhun'da yer alıyor; arada kalmış, sürekli gecenin yaşandığı ve ayrı bir ruha sahip bir başka diyar. Ruh derken mekanın, Limbadh'ın ruhundan bahsediyorum ki bu fikri başlı başına enteresan buldum.

Yaşantımdan bir kişilerle, olaylarla ilişkilendirebileceğim bu kadar çok öğeyi barındıran bu fantastik kurgu serisinin devamını merakla beklediğimi tahmin edersiniz herhalde. Üç ana karakterin (Victoria, Jack ve Kirtash) başına neler geleceğini ve serinin devam kitabında yaşanacakları yine kendi hayatımla eşleştirip eşleştiremeyeceğim ise benim için büyük bir merak konusu.

Gelelim kitaptan yaptığımız alıntılara. (Yukarıda kitabı aşk romanı gibi okuduğumu söylemiştim. Sanırım bu biraz alıntılara da yansıdı :)

ALINTILAR

"Ejderhalar. Devasa, muhteşem, korkutucu ve çok güzeldiler. Sadece efsanelerde ve halk hikayelerinde var olan mitolojik yaratıklar. Jack oldukça etkilenmişti. Onları takip etmek istedi ama gitmişlerdi bile. Günün ilk ışıklarına doğru uzaklaşmalarını sakince seyretmeye karar verdi ama önünde uçan ejderhalar durmuştu. Jack bir şeylerin yolunda gitmediğini anladı."
Jack sf. 38

"Kirtash'ın buz kesmiş ölümcül gözleri".
Jack gözlerini o bakışlardan ayırmadan bir adım geri attı. O korkunç his onu bir defa daha sarıyordu.
"Soğuk"
Jack sf. 104

"Kirtash gülümsedi.
Biz madeni bir paranın iki yüzü gibiyiz, Victoria. Birbirimizi tamamlıyoruz. Ben varım, çünkü sen varsın. Aynısı bunun tersi için de geçerli."
Kirtash sf 222

"Birisi büyüyle arasına girmiş, Elrion'un büyüsü ile Kirtash'ın büyüsü Victoria'yı korumak için karanlığın içinden çıkan bu beden üzerinde karşılaşmış, sonucunda rengarenk bir patlama oluşturmuştu. Patlama korkunçtu ama renkleri göz kamaştırıyordu. Tıpkı bir yıldızın ölümü gibiydi."
Sf. 225

"İkisi de karşılaştıklarında birbirlerine ne söyleyeceklerini defalarca hayal etmişti ama karşı karşıya geldikleri o anda ikisinin de zihni boş birer kağıt gibiydi."
Sf. 269

"Ne konuşmak istiyorsun?" diye sordu.
Ama cevap onu afallattı.
"Seni"
Kirtash gözlerinin içine bakınca genç kızın içi ürperdi.
"Anlamıyorum" dedi genç kız.  "Benden ne istiyorsun?"
"Emin değilim" diye itiraf etti. "Belki seni anlamak, seni tanımak. Belki...seni bir daha görmemek. Anlamaya çalışıyorum"
Kirtash- Victoria sf 320

"Bunu bana neden yapıyorsun?" diye fısıldadı. "Bu doğru değil."
"Hayat doğru değil."
Kirtash-Victoria sf. 324

"Victoria Jack'in kulağına, "Sana yalvarırım," diye fısıldadı.. "Sana yalvarırım Jack, benden nefret etme..."
"Nasıl?..." diye cevapladı Jack şaşkındı. "Senden nefret etmek mi? Ama ben..."
Victoria- Jack sf 336

"Seni çok düşündüm" diye cevapladı, "seni öldürebileceğim ama öldüremediğim o geceden beri. Seni öldürmem gereken o geceden beri. Ama sana her baktığımda sadece seni korumak istiyorum, Victoria." Christian sf. 355

"Sana ne teklif ettiğimi mi soruyorsun?" dedi yüzünde hafif bir gülümsemeyle. "Her zaman yanında olmayacağım. Daima varlığına güvenebileceğin bir arkadaşın olmayacağım. Ben hep yalnız birisi oldum ama sana göz kulak olacağım. Ve gerekirse seni hayatım pahasına koruyacağım. Sadece bir duygu yüzünden."
Sf. 356. Kirtash

"Sana... seni tüm ruhumla sevdiğimi, seni kaybetmek istemediğimi, seni mutlu etmek için her şeyi feda edebileceğimi söylemek için yüzlerce fırsatım oldu. Oysa bunları ancak sen başka birine aşıkken ve kalbin kırıkken söyleme cesareti bulabiliyorum."
Jack | Sayfa 372

21 - 24 Mayıs Tur Programı

21 Mayıs | raflarinarasindan.blogspot.com - Ön Okuma
21 Mayıs | mirielenda.blogspot.com - Kitap Yorumu
22 Mayıs | segesegese.blogspot.com - Yazar Tanıtımı
22 Mayıs | kutsalyorumcu.blogspot.com - Kitap Yorumu
23 Mayıs | sssuigenerisss.blogspot.com - Kitap Kapakları
23 Mayıs | sohbetedecekkimseyok.blogspot.com - Kitap Yorumu
24 Mayıs | thcodex.blogspot.com - Kitap Yorumu
24 Mayıs | pinucciasbooks.blogspot.com - Alıntılar

Bu güzel tur için Pegasus Yayınları'na tekrar çok teşekkürler. Gerek yorumum gerek alıntılar ile bu kitabı merak ettiyseniz facebook sayfamızda hala devam eden bir yarışmamız var. Hemen ona katılmanızı öneririm. Facebook sayfamıza buradan ulaşabilirsiniz :) 

Feb 19, 2014

[Blog Tur] Anna Kan Giyinmiş Kız - Kendare Blake | Söyleşi


Orijinal Adı: Anna Dressed in Blood
Türkçe Adı: Kan Giyinmiş Kız
Yazar: Kendare Blake (ABD)
Sayfa Sayısı: 350
Yayınevi: Martı Yayınları (2014)
Türü: Genç yetişkin, korku
Değerlendirmem: %75 - İyi
Ben bu kitabı okurken...: ... yepyeni, el değmemiş bir sahaf keşfettim Ankara'da morjje sayesinde.

NEDEN BU KİTAP?
Kısa ve öz: Oburluk.

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Cas Lowood, ihbarlar üzerine hayaletlerin peşine düşerek onları yok eden bir hayalet avcısıdır. Yeni görevi ise, evine adım atan herkesi acımasızca öldüren hayalet Anna Korlov'u yakalamak ve ondan kurtulmaktır. Fakat Cas bu kez daha önce hiç rastlamadığı türden bir hayaletle karşı karşıyadır. Anna'nın içindeki, insanları öldürme isteğinin nedenini öğrendiğinde onun hayatına ve ölümüne dair sırlarla örülü gerçekleri de su yüzüne çıkarır.

DEĞERLENDİRMEM:
Korku filmlerinin en ucuz efektlerinden bile korkan ben bu romanı da sadece korku romanı olsa bu kadar sevmezdim herhalde. Korku öğeleri öne çıksa da araya serpiştirilmiş romantizmle hafif tatlı ve alkolü fazla bir kokteyl tadında olan bir hikaye Anna'nın hikayesi. İş yoğunluğum nedeniyle istediğim hızda okuyamadım bu romanı ama yorgunluktan göz kapaklarımın kapanma isyanına çarpışarak teslim oldum çoğu kez ve bitirdim kitabımı.

Romanın geneli betimlemeler açısından çok kuvvetli değil. Ancak, Anna'nın başta romanda ilk belirdiği kısımdaki betimlemesi olmak üzere aralarda öyle güzel betimlemeleri vardı ki kitabı evde yalnızken ve ev sessizken okumamakla ne kadar doğru bir tercih yaptığımı gösterdi bana. Hatta Anna seri katil moduna geçmiş bir hayalet olsa ve haklı veya haksız bir şekilde bir sürü insanı harcasa da bende Dexter'a duyduğum sempatiye benzer bir sempati yarattı.

Romanı anlatan karakter olan hayalet avcımız Cas nedense roman boyunca benim yakınlaşamadığım bir karakter oldu. Ne yalan söyleyeyim, roman boyu Cas'ten ziyade annesini merak ettim. Hatta annesi ve babasıyla ilgili flashbackler olsun istedim. Belki ikinci kitapta olur. Kim bilir?

Romanın kurgusunun detaylarına inmek istemiyorum. Çünkü karakterlerin daha baskın olduğu bir roman bu roman. Genç yetişkin, korku romanı okuyasınız varsa, aralarda romantik bir iki bir şey de olsun diyorsanız bu kitap tam size göre.

Gelelim işin oburoloji kısmına. Bu turda Kitap Oburları olarak bir ilk yaptık ve Kan Giyinmiş Kız'ı dilimize kazandıran Gülfem Çırak ile bir söyleşi yaptık. Merak mı ettiniz öyleyse buyrun lütfen:

KAN GİYİNMİŞ KIZ ÇEVİRMENİ GÜLFEM ÇIRAK İLE SÖYLEŞİ

Kitap Oburları: Merhaba, öncelikle söyleşi isteğimizi kabul ettiğin için çok teşekkür ederim!
Gülfem Çırak: Selamlar! =) Turunuzda bana da yer ayırdığınız için asıl ben size teşekkür ederim.

Kitap Oburları: Eminim seni tanımak isteyen okurlarımız vardır. Bize biraz kendinden bahsedebilir misin?
Gülfem Çırak: 1991 Kütahya doğumluyum. Eşit ağırlık bölümünde geçen sıkıcı ve zorlu (sırf Matematik yüzünden >.<) lise hayatından sonra özel bir üniversitede çok sevdiğim İngilizce çevirmenlik bölümünü okudum. İngilizce olan her şeyi severim. Yabancı dizi ve film tutkunuyum. Kitaplar benim hayatım. <3 p="">

Kitap Oburları: Çevirmen olmaya nasıl karar verdin?
Gülfem Çırak: Küçükken, “Sen çevirmen olsana.” Demişti birisi bana. O zamanlar tek bu meslekle hayat geçmez diye düşünüyordum. Ama ÖSS’de bölümümü burslu kazanınca gitmeye karar verdim. İngilizceyi ve kitapları da çok sevdiğim için şimdi iyi ki de bu bölümü seçmişim diyorum.

Kitap Oburları: Çevirdiğin kitaplar içinde en sevdiğin hangisi?
Gülfem Çırak: En sevdiğim Kan Giyinmiş Kız.

Kitap Oburları: Ne tarz kitaplar okumayı seversin? Korku türü bunların arasında kaçıncı sırada gelir?
Gülfem Çırak: Son zamanlarda YA kitaplara sarmış durumdayım. Distopya, paranormal romans, fantastik, korku/gerilim, tarihi romans türleri en sevdiklerim. Eskiden olsaydı korku türü ilk sırada gelir derdim ama şimdi 3 ya da 4’üncü sırada diyebilirim.

Kitap Oburları: Kan Giyinmiş Kız'ı çevirme serüvenini anlatsana. Kitabı sen mi istedin yoksa yayınevi mi verdi?
Gülfem Çırak: Anna’yı ilk olarak bir blogda görüp kapağına âşık olmuştum. Konusu da çok ilgimi çekmişti. Daha sonra yayın haklarının Martı’da olduğunu öğrendim ama çoktan çeviriye verilmiş olduğunu düşündüm. Ama bir gün editörümle konuşurken ellerinde bana uygun yeni bir kitap olduğunu söyledi. “Yoksa Anna Dressed In Blood mı?” dedim. Onayladı. Ben de çevirmeyi çok istediğimi söyleyip aldım. Telefonu kapattığımda öyle bir sevinç narası atmışım ki annemlerin yüreği kalkmış. :D

Kitap Oburları: Anna hakkında ilk izlenimin neydi? 
Gülfem Çırak: Anna’yla karşılaştığımız ilk sahnede kendisi biraz korkunçtu. Adamın midesini deşince haliyle çok vahşi biri olduğunu düşündüm. Ama sonra Karanlık Tanrıçanın altındaki masum ve sevimli kız ortaya çıktı ve ben de ona hayran oldum. Böyle doğaüstü bir arkadaşı kim istemez?

Kitap Oburları: Kan Giyinmiş Kız’ı çevirirken en zorlandığın ve en eğlendiğin sahneler hangileriydi?
Gülfem Çırak: Zorlandığım sahne pek fazla yoktu. Sadece korkunç sahneleri düzgün bir şekilde aktarmak istediğim için onların üstünde daha fazla durdum. Cas’in ukalaca ve komik yorumları beni hep güldürdü. Korkunç kısımlarda bile anlatım eğlenceli ve komik olduğu için hep eğlendim aslında. Büyü yaparak Anna’nın geçmişine gittiklerinde –spoiler olacağı için hepsini yazmıyorum- “’Öz … Nasıl …?’ adlı film” dediği yerde bile koptum.

Kitap Oburları: Çevirirken sinir olduğun ve değiştirmek istediğin, yazarın sıkça kullandığı bir kalıp var mıydı?
Gülfem Çırak: Hayır, yoktu.

Kitap Oburları: Bunu kesinlikle ben çevirmeliyim dediğin bir kitap var mı?
Gülfem Çırak: Yayımlanacak çok fazla güzel kitap var. Listelere baktığınızda hayran olmamak elde değil. Benim şimdilik kesinlikle çevirmeliyim dediğim bir kitap yok. Ama Jus Accardo’nun Denazen serisi ilgimi çekti. Hakları alınsa (alındı mı bilmiyorum) çevirmek isterdim.

Kitap Oburları: Çevirmen olmayı düşünenlere ne önerirsin? 
Gülfem Çırak: Öncelikle hangi alanda çevirmen olmak istiyorlarsa o alana yönelik eserleri okumalılar. Edebi çeviri için tabii ki de bol bol kitap okumak gerekir. Küçüklüğünden beri kitap okuyan biriyle kitap okumayı sevmeyen birinin çevirilerinde çok fark olur. İkinci olarak da dizi ve film izleyerek, ayrıca da şarkılar dinleyerek kelime dağarcığını geliştirmek gerek.

Kitap Oburları: Son olarak herkesin merak ettiği soruyu soralım. Girl of Nightmares kitabının çevirisine başladın mı?
Gülfem Çırak: Girl of Nightmares’in çevirisi bitmek üzere. Herhangi bir aksilik çıkmazsa önümüzdeki aylarda basılması planlanıyor. :)

12 - 19 Şubat Tur Programı

12 Şubat sohbetedecekkimseyok.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Çekiliş
13 Şubat segesegese.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Ön Okuma
14 Şubat raflarinarasindan.blogspot.com |  Kitap Yorumu
15 Şubat kutsalyorumcu.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı
16 Şubat mirielenda.blogspot.com |  Kitap Yorumu - Alıntılar
17 Şubat thcodex.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Tanıtım Videosu
18 Şubat sssuigenerisss.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Bunları Biliyor musunuz?
19 Şubat pinucciasbooks.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Söyleşi

Jan 29, 2014

[Blog Tur] Demir Kral - Julie Kagawa | Ekstra Sahne (İlk Öpücük)


Orijinal Adı: The Iron King (Iron Fey, #1)
Türkçe Adı: Demir Kral (Iron Fey, #1)
Yazar: Julie Kagawa (ABD-Japonya ortak yapımı :)
Sayfa Sayısı: 416
Yayınevi: Pegasus Yayınları (2013)
Türü: Fantastik Kurgu, Genç Yetişkin
Değerlendirmem: %89 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... ikinci kez okumama rağmen yine heyecanlandım, yine ilk kez okuyormuş gibi beğendim.

NEDEN BU KİTAP?
Obur kitap perileriyiz biz de ondan :)

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Evde ve okulda çevresine uyum sağlayamayan Meghan on altıncı yaş gününde hayatında bir terslik olduğunu hisseder. Karanlık bir yabancı onu izlemeye ve muzip dostu aşırı korumacı davranmaya başlamıştır. Ancak gerçek, bütün tahminlerin ötesindedir; genç kız, efsanevi bir peri kralının kızı ve ölümcül bir savaşın en önemli piyonudur.

Bu gerçekle yüzleşen Meghan, kardeşini perilerden kurtarmak, hiçbir perinin yüzleşemeyeceği gizemli bir canavarı durdurmak ve doğuştan hakkı olan güçleri yönetmek için ne kadar ileri gidebileceğine kendi bile şaşıracaktır. Bu macerada ona tuhaf bir ekip eşlik edecektir: en yakın dostu, fazlasıyla ilgili ve şakacı Puck; sürekli ortadan kaybolan kedi Grimalkin… Ve yasak aşkın vücut bulmuş hali, soğuk kalpli Prens Ash.

DEĞERLENDİRMEM:
Yaklaşık üç sene önce yabancı bloglarda görüp önce kapağına sonra konusuna bayılarak Amazon'dan almıştım Iron Fey serisinin ilk iki kitabını. Daha sonrasında da serinin kalan kitaplarıyla novellalarını toparlamıştım. İlk kitabı alır almaz okumuştum ama devam kitapları halen raflarda okunmayı bekliyor. "Nasıl yani?" diye soranlar için kütüphanemizde olup henüz okumadığım yaklaşık 200 kitapla aynı kaderi paylaştığını söyleyebilirim bu kitapların. (Bu arada geçen hafta sonu yaptığımız sayıma göre evdeki kütüphanemizde 533 kitabımız var :)

Kitap Oburları olarak Demir Kral'ın turunu aldığımızda çok sevindim. Devam kitaplarını da hemen okurum artık diye. Hatta "Winter's Passage" isimli novellayı (Iron Fey, #1.5) Demir Kral'dan hemen sonra okudum ama Okuma Şenliği kitaplarım nedeniyle Mart'tan önce serinin ikinci kitabına geçemeyeceğim.

Kitabın konusunu ve birinci kitabın nerede bittiğini büyük ölçüde hatırlamama karşın üç sene sonra kitabı tekrar okumam aldığım keyfi zerre azaltmadı: Ash'in soğukluğunu (!) yine sevdim. Kedilerden hiç hoşlanmayan bir şahıs olan ben Grimalkin'i yine sempatik buldum (Alıp eve koyarım yani). Puck'a yine uyuz oldum (Durumum Team Ash yani). Kullanılan fantastik öğelerin bir kısmı tanıdık adaptasyonlar olmalarına karşın beni yine rahatsız etmedi.

Julie Kagawa her şeyi tadında bırakmıştı sanki: Aşkı da, macerayı da, insanların gerçekliğiyle perilerin gizemini de. Hal böyle olunca kitabın 16 yaşında bir karakterin etrafına kurulmuş klasik bir genç yetişkin romanında bulunan tüm öğeleri barındırması da gözüme batmadı. Yazarın öyle güzel bir yazım tarzı vardı ki okurken yormuyor ve siz romanda ilerledikçe roman sanki sürekli tazeleniyordu. Olayların Meghan'ın bakış açısıyla anlatılması da sevdiğim diğer bir yöndü. Meghan'ın dilinden anlatılanlar onun yaşadıklarını inanılabilir kıldı benim için.

Son olarak, kitabın periler arasındaki bir aşk romanı olmamasını çok sevdim. Kitaptaki aşka dair tüm öğeler ikinci planda bırakılmıştı. Fantastik karakterlerle olayların geçtiği peri diyarı olan Olurolmaz'ın kendine has dokusu hep ön plandaydı. Demir Kral'ın varlığı ile bu varlığın Meghan-Puck-Ash üçlüsünden bağımsız olması da romana ayrı bir özgünlük katmıştı.

Fantastik kurgu severlerin kütüphanelerinde kendine yer açabilecek bir kitap Demir Kral. Okuyunuz efendim. "Çekilişte şansımı mı denesem?" diyorsanız buraya buyurun efendim.

Gelelim bu turda bana düşen göreve. Diğer turlardan farklı olarak bu tura özel kitapta zaten var olan bir bölümü yazar Kagawa kitabın genelindeki gibi Meghan'ın bakış açısının yanı sıra "İlk Öpücük" adıyla Kış Prensi Ash'in bakış açısıyla yazmış. Adından da anlaşılabileceği gibi Meghan ve Ash'in ilk kez öpüştükleri sahne. Ben de oturdum, sizler için Türkçe'ye çevirdim bu kısmı. Keyifli okumalar...



25-31 Ocak Tur Programı

25 Ocak | sssuigenerisss.blogspot.com | Çekiliş
26 Ocak | sohbetedecekkimseyok.blogspot.com | Ön Okuma
27 Ocak | segesegese.blogspot.com | Yazar Tanıtımı
28 Ocak | raflarinarasindan.blogspot.com | Alıntılar
29 Ocak | pinucciasbooks.blogspot.com | Ekstra Sahne (İlk Öpücük)
30 Ocak | kutsalyorumcu.blogspot.com
31 Ocak | mirielenda.blogspot.com
31 Ocak | thcodex.blogspot.com | Bunları Biliyor Musunuz?

Jan 19, 2014

[Blog Tur] Steelheart - Brandon Sanderson | Tanıtım Videoları


Orijinal Adı: Steelheart (Reckoners, #1)
Türkçe Adı: Steelheart (Reckoners, #1)
Yazar: Brandon Sanderson (ABD)
Sayfa Sayısı: 467
Yayınevi: DEX Kitap (2014)
Türü: Fantastik Kurgu, Genç Yetişkin
Değerlendirmem: %86 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... Ankara Kitap Fuarı'nda sahafları talan ediyorduk SeGe ile birlikte :)

NEDEN BU KİTAP?
Oburolojidir nedeni.

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Dünyanın üstüne çöken felaketin gökyüzünde belirmesinin üzerinden on yıl geçmişti. Sıradan insanlar değişmeye başlamış, süper kahramanları andıran Epiklere dönüşmüşlerdi. Ama Epikler halkın dostu değildiler. O muhteşem yeteneklerini, güç için kullanıp insanları sömürüyorlardı.

Kimse Epiklerle savaşamazdı… Asiler hariç. Asiler bir grup sıradan insandı ve hayatlarını Epiklerin zayıf noktalarını bulup onları yok etmeye adamışlardı. David Asilere katılmak istiyordu. Çünkü Steelheart'ı istiyordu: yıllar önce babasını öldüren yenilmez Epik'i. Bunu uzun zamandır beklemiş, planlar yapmış, dünya üzerindeki tüm Epiklerle ilgili bilgi toplamıştı.

Şimdi harekete geçme zamanıydı. İntikam zamanı...

DEĞERLENDİRMEM:
Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar isimli, okunması bir hayli güç kitabının üzerine bu kitabı okumaya başlamıştım. O açıdan bakıldığında dili, kurgusu başlarda çok hafif geldi kitabın ama ilk 100 sayfadan sonra bir silkelenip kendime geldim. Ucundan kıyısından karşılaştırılabilir değildi iki kitap ama ekonomistler, istatistikçiler bilir "birim kök" diye bir istatistiki mesele vardır. Bence "birim kök" kitaplardan ne kadar tat aldığımıza da uygulanabilecek bir konu. Özetle, bir kitaptan önce okuduğunuz son kitabı ne kadar çok sevdiğinizin veya sevmediğinizin o an okumakta olduğunuz kitabı beğenmenizde doğrudan belirleyici bir parametre olduğunu düşünüyorum. Neyse bilimsel tartışmaları bir kenara bırakıp kitap yorumuma döneyim ben.

Süper kahramanlar o kadar çok kitapta ve filmde yer aldı ki başlarda biraz rahatsız oldum Epiklerden. Yine aynı hikaye moduna girdim kitabın ilk yarısında ama Sanderson'un Epikler, Asiler ve bizler gibi sıradan insanlardan oluşturduğu bu distopik evren kendine has, kitabı kendi türündeki diğer kitaplardan ayrıştıran bir çok öğe barındırıyordu. Pek çok süper kahraman romanında olduğu gibi Sanderson'ın süper kahramanları, Epikler insanoğlunun iyiliği için çalışmıyordu. Tamam arada iyiler yani Asiler vardı ama Epikler'in bencil, istilacı, acımasız ve karanlık tarafları kitabın en çok hoşuma giden tarafı oldu. "Büyük güç büyük sorumluluk gerektirir" klişesinden uzaklaşarak gücün verdiği hazzın karanlık tarafını okuyucuya aktarmada Sanderson süper bir iş çıkarmıştı.

Başta David olmak üzere kitaptaki tüm karakterler, tadında bırakılmış betimlemeler ve çeşitli kurgusal olaylar aracılığıyla okuyucuya aktarılmıştı. Bu açıdan bakıldığında Sanderson'ın Epik ve Asi karakterleri yaratırken epey eğlendiğini düşünüyorum. Benim en sevdiğim karakter Prof oldu. Karanlığın ve soğuğun hakim olduğu bu yeni Chicago'da (Sanderson'ın deyimiyle Newcago - Bu arada bana biraz zorlama bir isim gibi geldi Newcago ismi) bazı insanların ve hatta Asilerin inançlarını koruması ve çok tadında bırakılarak araya serpiştirilmiş dini öğeler de kurguda şık durmuştu.

Kitabın kapağı o kadar şahane olmuş ki. Orijinal kapaklardan birini kullandıkları için DEX'e buradan kocaman teşekkürler. Ancak, kitabın orijinalini okuyanlar veya dinleyenler yorumlarında hep Sanderson'ın anlatım dilinin kusursuzluğundan bahsetmişler. İş kitabın Türkçesini okumaya geldiğinde çevirinin biraz aceleye geldiğini veya redaksiyon konusuna gereken titizliğin gösterilmediğini belirtmeden geçemeyeceğim.

Filmini çekmek veya bilgisayar oyununu yaratmak isteyenler için bolca malzeme sunan bu güzel kitabın tanıtım videolarıyla sizi baş başa bırakıyorum.

ABD:

İNGİLTERE:

TÜRKİYE:


13- 19 Ocak Tur Programı

13 Ocak | thcodex.blogspot.com | Kitap Yorumu - Çekiliş
14 Ocak | kutsalyorumcu.blogspot.com | Kitap Yorumu - Ön Okuma
15 Ocak | mirielenda.blogspot.com | Kitap Yorumu - Bunları Biliyor musunuz?
16 Ocak | sssuigenerisss.blogspot.com | Kitap Yorumu
17 Ocak | raflarinarasindan.blogspot.com | Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı
18 Ocak | segesegese.blogspot.com | Kitap Yorumu - Alıntılar
19 Ocak | pinucciasbooks.blogspot.com | Kitap Yorumu - Tanıtım Videoları

Dec 18, 2013

Kitap Oburları 1. Yıl Şenlikleri | Altın Genç Yetişkin Seti Çekilişi


Geçen sene bu zamanlarda severek takip ettiğim bloglardan biri olan Rafların Arasından'da kahverengi, sevimli mi sevimli bir baykuş logosu belirmişti "Kitap Oburları" adında. 2012 yılı Eylül ayından itibaren kurulmaya başlayan ve kitap blogları dünyasına hareket katacağını düşündüğüm blog turları arasında kalbimi çalmıştı oburların logosu. Uzaktan izlerken düzenledikleri ilk iki kitap turunu "Ben de bloguma koysam keşke bu baykuşu" diye içimden geçirmiş ama ekipteki blogların çoğunu o dönemde bilmediğim için düşüncelerimi kendime saklamıştım.

6 Ocak günü bir mail geldi bana tanımadığım bir isimden. "Yok artık, gününü de mi hatırlıyorsun?" diyenlere yanıtım "Evet hatırlıyorum". Kızkardeşimin doğumgünüydü o gün. "Obur olur musun?" diye soruyordu Gizemim Ekip Liderim bana. Neredeyse hiç düşünmedim "Evet" diye haykırırken satırların arasında. Derken ilk kitap geliverdi ama ben kalben adapte olmuştum ekibe, okuma planım ise halen epey geride. Katılmama rağmen ilk tura kitabı okumadan takıldım belki de, ama en güzellerine (tabii benim kitap zevkime göre) katıldım her seferinde.

Dolu dolu bir yıl geçirdim oburlarımla. Bazı turlarda sevindik aldığımız kitaplara, bazen üzüldük gönlümüzden geçen ama turlarını yapamadığımız/kapamadığımız kitaplara. Yayınevleri tuttu elimizden. "Acaba kitap bloglarına şans verecekler mi?" diye düşünmüştüm geçen sene yaz aylarında ama geride durmadı hiçbiri. Sadece bize değil, pek çok tura destek verdiler, bazen istediğimizin, beklediğimizin ötesinde, bazen de ummadığımız kadar az, kıt kanaat katkıyla. Önemli olan bir yerden başlatabilmekti bu ilişkiyi ve biz Kitap Oburları olarak bunu başardık şimdiye kadar 12 yayıneviyle yaptığımız 17 blog turuyla.

Bu 17 turun 3'ünde Altın Kitaplar'dı destekçimiz. Bu blogu takip edip de Altın Kitaplar ile olan gönül bağımı bilmeyen kaldı mı? 1995 yılı Temmuzunda İzmir'de o dönemde platonik aşkım olan tenisçi "Andre Agassi" resimlerini toplamak için eski spor dergilerini aramaya gittiğim bir sahafta bulmuştum ve kendim satın almıştım ilk Altın Kitaplar kitabımı (O zamana kadar annemin bana aldıkları sayılmaz). "Hangi kitap?" derseniz: Alex Haley'den Kökler. İkinci baskısıydı aldığım kitap ve Temmuz 1979'da basılmıştı. Ben doğmadan bir ay önce basılmış bir kitabı bulup almış olmak iki sevgiyi/ilgiyi aynı anda yarattı içimde: Altın Kitaplar'a olan sevgim ve sahaflara olan ilgim. Kitap Oburum Sege iyi bilir, daha geçen hafta bir çekilişte 1973 Oliver Twist baskısını kazanmayı o kadar çok istedim ki, hatta çekilişi kazanmayı (sadece Altın Kitaplar'ın kitaplarına olan 18 yıllık sevdamdan kaynaklı) hak ettiğime öylesine inandım ki kazandım çekilişi. Bence zihin gücümle :) Sonrasında da "Başka şey isteseydim olacakmış" da demedim ayrıca. O kitaptı istediğim o anda. Yayınevinden çıkıp da toplamaya çalıştığım Isaac Asimov, Robin Cook kitaplarını falan zaten biliyorsunuz. Daha fazla anlatmayacağım. Dünü, bugünü, yarını olan bir yayınevidir Altın Kitaplar. Okuyunuz, okutunuz :)

Oburların Altın Kitaplar Turları neydi ki diye bir hatırlayalım derseniz;

İlk turu 8-14 Nisan tarihleri arasında Josephine Angelini'den "Yıldız Geçidi" isimli roman için yaptık:
8 Nisan | Kitap Yorumu - Çekiliş
9 Nisan | Kitap Yorumu - Ön Okuma
10 Nisan | Kitap Yorumu - Bunları biliyor musunuz?
11 Nisan | Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı
12 Nisan | Kitap Yorumu - Tanıtım Videoları - Kitap Kapakları

Altın Kitaplar desteğiyle ikinci turumuz 9-13 Mayıs tarihleri arasında Mike Lancaster'ın "İnsan Sürümü: 0.4" isimli kitabı içindi:
09 Mayıs | Kitap Yorumu - Çekiliş
10 Mayıs | Kitap Yorumu - Ön Okuma
11 Mayıs | Kitap Yorumu - Yurtdışı Kapakları
12 Mayıs | Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı
13 Mayıs | Kitap Yorumu - Yazarla Söyleşi

Altın Kitaplar ile bu bir sene içinde yaptığımız üçüncü ve son turumuzda ise 1-7 Ekim tarihleri arasında Teri Terry'den "2054: Çıkış Yok" isimli romanı incelemeye aldık:
1 Ekim | Kitap Yorumu - Çekiliş
2 Ekim| Kitap Yorumu - Ön Okuma
3 Ekim | Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı
4 Ekim | Kitap Yorumu - Bunları Biliyor musunuz?
5 Ekim | Kitap Yorumu - Alıntılar
6 Ekim | Kitap Yorumu - Kitap Kapakları

Biz düşündük ki bu kitapların hepsini bir şanslıya "Altın Kitaplar Genç Yetişkin Seti" olarak hediye edelim. Yayınevi de bizi destekledi. "O halde buyurun çekilişimize :)" demeden önce Kitap Oburları'nın devam eden çekilişlerini de hatırlatmak isterim:




a Rafflecopter giveaway