Jan 13, 2014

Oblomov | Ivan Aleksandrovic Goncarov

Orijinal Adı: Обломов
Türkçe Adı: Oblomov
Yazar: Ivan Aleksandrovic Goncarov (Rusya)
Sayfa Sayısı: 598
Yayınevi: Everest Yayınları (2010)
Türü: Tarihi Kurgu
Değerlendirmem: %90 - Harikulade
Ben bu kitabı okurken...: ... çok seveceğimi en baştan biliyordum.

NEDEN BU KİTAP?
Bu kitabı uzun zamandır okumayı planlıyordum. Sonunda Kış Okuma Şenliği kategorilerimizden biri olan "600 sayfadan uzun kitap" kategorisinde (600 sayfadan azıcık kısa olmasına rağmen) okumaya karar verdim.

KONUSU:
1850’lerin Rusya’sında ailesi tarafından kendisine bir çiftlik, bir köy daha doğrusu Oblomovka miras kalan ve küçüklüğünden beri tembelliğe alıştırılmış olan Oblomov’un hayat hikayesi...

DEĞERLENDİRMEM:
Bu kitaba başladığımda 2013 yılını Oblomovla bitirmeye ve 2014 yılına da Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar isimli romanıyla başlamaya karar vermiştim. Bu iki kitabı peş peşe okumaya karar vereli epeyce olmuştu ama zamanlamanın önemli olduğunu biliyordum. İki kitabı da hakkını vererek okumam gerekiyordu. Bu nedenle 3-4 sene bekledim sanırım ama iki kitabı da okumayı bitirdiğimde doğru zamanlamayı yakalamamış olmamın bıraktığı keyif bambaşka.

Oblomov'a dönecek olursak, okurken kendisine sinir olacağım konusunda pek çok kişi tarafından uyarılmıştım. Nihayetinde sinir oldum da ama kitabı çok sevdim.

Rus yazar Goncarov Oblomov'u 1800'lü yılların başında yazmış ve kitap yazıldığı dönemde Rusya'da büyük ses getirmiştir. Hatta bir söylentiye göre o dönem Rusya'da Oblomov okumayan kimse kalmamıştır. Goncarov'un çok başarılı bir şekilde anlattığı ve okuyan herkesin bam teline dokunan şey ne miydi peki? "Tembellik". Tabii bu bildiğiniz bir tembellik değil. Bugünün işini yarına bırakan bir tembellik değil. Yarının işini asla bugünden yapmaması, hatta yarın geldiğinde de yapmayan cinsten bir tembellik. Sürekli bir probleme odaklanıp bu problemi çözmek için yerinden bile kıpırdamayan, mütemadiyen dünyanın zorluğundan ve kendi şanssızlığından yakınan cinsten bir tembellik. Oblomov yazarın uyuşukluğa, hareketsizliğe ve tembelliğe açtığı bir savaştır. Goncarov Oblomov üzerinden Sovyet Rusya'yı, toprak sahiplerini, Rusya'da modası geçmiş burjuvalığı, doğuştan soyluluğu eleştirmiştir. Diğer bir deyişle yazar Oblomov üzerinden Oblomov'un köyü olan Oblomovka'yı yani Rusya'yı yerden yere vurmaktadır. Bu yüzden kitap yazıldığı dönemde büyük ilgi görmüş ve elden ele dolaşmıştır.

Rus yazar Goncarov, Oblomov ile öylesine güçlü bir kurgusal karakter yaratmıştır ki Bolşevik İhtilali sonrası yaptığı coşkulu konuşmada Lenin "Aramızda halen Oblomovlar var"diye haykırdığında Rus olsun olmasın kimsenin aklına "Bu Oblomov kim ki?" sorusu gelmemiştir.

Oblomov'u mutlaka okumalısınız!

Dec 29, 2013

Pinuccia'nın Kitapları 2013'ü Yorumlar ve Hediyelerle Kapatıyor

Pinuccia'nın Kitapları'nın en dolu dolu geçirdiği yıl oldu bu yıl. Benim yani Pinuccia'nın ise en çok kitap okuduğu sene. Senelik hedefim olan 70 kitap okuma hedefini tutturdum. Yazar Ayları başlı başına sevilen, izlenen bir etkinlik oldu. Kitap Oburu oldum. Okuma Şenliği'ni yaptık, yapıyoruz ve yapmaya devam edeceğiz. Kitap Ağacı ailesine katıldım. Kitap Oburu olmama ilişkin düşüncelerimi burada, Kitap Ağacı Ailesi'ni ise burada anlatmıştım. Okuma Şenliği ile ilgili düşüncelerimi hep paylaşıyorum zaten. Bu nedenle bu yazıda sizlerle Yazar Ayları'nda 2013'te hangi yazarları okuduğumuzu ve 2013'te benim en sevdiğim kitapları paylaşacağım. En sona da bir sürpriz koyuyorum, bakalım kimler fark edecek :)

YAZAR AYLARI 2013

Yazar Ayları Diloş'un Kayfesi'nden devraldığım bir etkinlik. Katılımcılar her ay ortaklaşa karar verilen bir yazarın istedikleri kitabını okuyup bloglarında yorumluyorlar. Blogları yoksa da bu blogda misafir yayın yapıyorlar. 2013 yılında 8 ülkeden, 12 yazarın kitaplarını okuduk. Ayda ortalama 14 yorum olmak üzere katılımcılar yıl içinde toplam 173 blog yazısı yazdı. Şimdi şöyle bir hatırlayalım hangi ay, neler okuduk (Ayların üzerine tıklayarak ilgili o aya ilişkin yayına ve okunan kitapların bağlantılarına ulaşabilirsiniz):

Ocak / Necib Mahfuz (Mısır): 8 katılımcı kitaplarını okuyup yorumladı. En çok okunan kitap Hırsız ve Köpekler ile Kuştimur Kahvehanesi oldu.
Şubat / Isaac Asimov (ABD): 18 katılımcının 14'ü kitaplarını okuyup yorumladı. En çok okunan kitap Ben Robot oldu.
Mart / Mario Vargas Llosa (Peru): 14 katılımcının 12'si kitaplarını okuyup yorumladı. En çok okunan kitap Palomino Molero'yu Kim Öldürdü? oldu.
Nisan / Jules Verne (Fransa): 27 katılımcı kitaplarını okuyup yorumladı. En çok okunan kitap Yüzen Şehir oldu.
Mayıs / José Mauro de Vasconcelos (Brezilya): 18 katılımcı kitaplarını okuyup yorumladı. En çok okunan kitap Şeker Portakalı ve Delifişek oldu.
Haziran / Tess Gerritsen (ABD): 13 katılımcı kitaplarını okuyup yorumladı. En çok okunan kitap Bıçak Sırtı oldu.
Temmuz / Agatha Christie (İngiltere): 13 katılımcının 12'si kitaplarını okuyup yorumladı. En çok okunan kitap Ölüm Sessiz Geldi oldu.
Ağustos / Neil Gaiman (İngiltere): 21 katılımcının 14'ü kitaplarını okuyup yorumladı. En çok okunan Neil Gaiman kitapları Yokyer ve Mezarlık Kitabı oldu.
Eylül / Stephen King (ABD): 23 katılımcının 13'ü kitaplarını okuyup yorumladı. En çok okunan kitaplar Çağrı ve Kubbenin Altında oldu.
Ekim / José Saramago (Portekiz): 21 katılımcının 16'sı kitaplarını okuyup yorumladı. En çok okunan kitaplar Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş ile Körlük oldu.
Kasım / Yaşar Kemal (Türkiye): 21 katılımcının 10'u kitaplarını okuyup yorumladı. En çok okunan Yaşar Kemal kitapları Bir Ada Hikayesi dörtlemesinin kitapları oldu.
Aralık / Orhan Kemal (Türkiye): 24 katılımcının 17'si kitaplarını okuyup yorumladı. En çok okunan Orhan Kemal kitapları El Kızı ve Murtaza oldu.

Yazar Ayları'nda 2014 yılının ilk ayında Fakir Baykurt kitapları okuyacağız. Bunun duyurusu için ayrıca bir yayın yapacağım zaten ama bir kez de buradan duyurayım istedim. 2014'te hangi yazarları okumak istediğinizi bu yayının altına yorum bırakabilirsiniz.

2013'TE OKUDUĞUM EN İYİ 10 KİTAP

Şu an okumakta olduğum Gonçarov'un Oblomov'unu hariç tutarsak, 2013'te 73 kitap okudum. 2014 hedefimi 75 mi yoksa 80 mi yapsam, kararsızım. Bu sene geçen sene olduğu gibi beni çok büyük hayal kırıklığına uğratan bir kitap olmadı. Okuduğum harika kitaplar vardı yine. İşte 2013 için benim ilk 10'um (Kitap isimlerine tıklayarak yorumlarıma ulaşabilirsiniz):

Kar Çiçeği ve Sırlar Yelpazesi / Lisa See: Bu kitabı Goodreads'de bir okuma topluluğu okumuştu 2011 yılında ve o zaman konusunun ilginçliği dikkatimi çekmişti. İlk 50 sayfadan itibaren bu kitabın ömrümde en severek okuduğum kitaplar arasında yer alacağından emindim ve öyle de olacak. Tarihi kurgu seviyorsanız veya Çin ilginizi çeken bir ülkeyse, mutlaka okumalısınız.

Bülbülü Öldürmek / Harper Lee: Yaklaşık 20 sene önce severek okuduğum, bu sene de Kitap Ağacı ile birlikte tekrar okuyup, tekrar sevdiğim, yasaklanmış kitap kategorilerde hep üst sıralarda yer alan, yazarı Harper Lee'nin hayatında yazdığı ilk, tek ve son roman olan bir baş yapıt.

Cesur Yeni Dünya / Aldous Huxley: Kızkardeşimden ona kitabın bende olduğunu unutturacak kadar uzun süre önce ödünç aldığım, çeşitli nedenlerle okumayı sürekli ertelediğim, sonunda okuyarak büyük bir memnuniyete ulaştığım yine yasaklanmış kitaplar arasında bir kült haline gelmiş bir bilim kurgu klasiği.

Duman ve Kemiğin Kızı / Laini Taylor: Kitap Oburları blog turu ekibi olarak, Artemis Yayınları'nın desteğiyle blog turunu yaptığımız, olayların Avrupa'nın en sevdiğim şehirlerinden biri olan Prag'da geçtiği, kurgusu ve karakterleri özgün bir fantastik kurgu.

Un Lun Dun / China Miéville: Neil Gaiman'a benzetildiği için dikkatimi çeken, geçen seneki Idefix Sanal Kitap Fuarı'ndaki indirimin cazibesiyle o zamana kadarki çıkmış kitaplarını bir anda alıverdiğim İngiliz yazar China Miéville henüz radarınıza takılmadıysa takılsın lütfen. Kendine has fantastik kurgusuyla ve orijinalini okumuş olsaydım daha çok keyfini sürebileceğim kelime oyunlarıyla Un Lun Dun (veya UnLondon) çok eğlenerek okuduğum bir kitap oldu.

Murtaza / Orhan Kemal: Daha dün yorumunu yazdığım bu kitap uzun süredir Orhan Kemal okumadığımdan ve yazarın tarzına duyduğum özlem nedeniyle çok sevdiğim bir başka kitap oldu bu yıl. 1957 Varlık Yayınları'ndan çıkan baskısını okumuş olmam da benim için bir başka ayrıcalık.

Odd ve Ayaz Devleri / Neil Gaiman: Neil Gaiman ne yazsa seviyorum da bu yıl okuduğum iki Gaiman kitabından biri olan bu kitap (diğeri Yolun Sonundaki Okyanus) çocuk edebiyatına da olan düşkünlüğümün etkisiyle kendini daha çok sevdirdi bana. Hem kendiniz okuyun, hem de çocuklarınıza alıp okutun lütfen.

İhanet Altını / Philip Reeve: Son dönemin en sağlam kurgulu steampunk serisini yazdığını iddia ettiğim Philip Reeve'in "Yürüyen Kentler" dörtlemesinin ikinci kitabı. Ben bu kitabın Günışığı Kitaplığı'ndan çıkan versiyonunu okumuştum. Ancak, ON8 Kitap yepyeni ve şahane kapaklarla bu serinin tamamını tekrar yayınladı geçen sene içinde (Detaylara buradan bakabilirsiniz). Distopik roman severlere bu dörtlemeyi şiddetle tavsiye ederim.

Hırsız ve Köpekler / Necib Mahfuz: Asabi Bakire ile eş zamanlı olarak keşfettiğimiz ve ikimizin de çok sevdiği Mahfuz 2013 yılının ilk ayında Yazar Ayları etkinliğimizin yazarıydı. Romanlarının yalınlığı ve o yalınlığa rağmen verdiği sosyal mesajların derinliğiyle beni kendine hayran bırakan bir yazar olmuştur Necib Mahfuz. Henüz keşfetmediyseniz 2014 için bir okuma hedefi olsun size.

Siyah Hatıralar Denizi / Mehmet Açar: Fıstıklı Tombime taaa 2012'deki "Kitaplaşalım mı?"etkinliğinde bir dünya arama tarama yapmak zorunda bırakarak aldırttığım bir Türk bilim kurgu eseri. Türe yabancı olanlar veya pek ilgisi olmayanlar için ağır gelebileceğini düşündüğüm bir kurgusu olsa da ben çok severek okudum.


YILBAŞI ÇEKİLİŞİ YAPTIM

Ve son olarak blogumun takipçi sayısının 700 kişiyi geçmesinin şerefine takipçilerim arasında kendi kendime bir yılbaşı çekilişi yaptım. Kazananların isim, adres ve telefon bilgilerini pbcelebi@gmail.com adresine göndermelerini rica ediyorum. İşte çekilişi kazananlar ve kazandıkları kitaplar:

Dec 28, 2013

Murtaza | Orhan Kemal

Kitabın Adı: Murtaza
Yazar: Orhan Kemal (Türkiye)
Sayfa Sayısı: 169
Yayınevi: Varlık Yayınları (1957)
Türü: Tarihi kurgu
Değerlendirmem: %88 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... kullanılan şiveye olan aşinalığım nedeniyle sürekli sırıtıp durdum.

NEDEN BU KİTAP?
Yazar Ayları | Aralık 2013

KONUSU:
“Bekçi Murtaza” Yunanistan 'ın Alasonya kasabasından 1925'den sonra olan mübadele ile Türkiye'ye göçeden, bir pamuk fabrikasında gece bekçiliği yapmaktadır. İşine o kadar bağlıdır ki, çalıştığı fabrikanın sahibi bile onun gerisinde kalır. Murtaza ilk bakışta “işçi düşmanı” ve “patron uşağı” gibi görülse de aslında değildir; öylesine işgüzar, öylesine kuralcıdır ki, amirlerini bile geride bırakır. Çünkü Murtaza "Görmüştür kurs, almıştır amirlerinden takdir!”

DEĞERLENDİRMEM:
Yazar Ayları etkinliğimizde Aralık ayı yazarımız olan Orhan Kemal'den çok uzun zamandır hiç okumamıştım. Etkinlik vesilesiyle bir kaç ay önce sahaftan almış olduğum Murtaza'yı okuma fırsatım oldu böylelikle. İyi ki de olmuş. İnanılmaz keyif alarak okudum bu başyapıtı. Murtaza'nın gülünç olan ama asla güldürmeyen yaşamında başına gelenler beni bir üzdü, bir şaşırttı, bir kızdırdı ama Orhan Kemal öyle güzel tariflemişti ki karakterini empati kurabildim pek çok kez onunla. Bu sene okuduğum kitaplar arasında ana karakter derinliği anlamında en başarılı kitap oldu Murtaza kesinlikle.

Göçmen bir ailenin torunu bir Egeli olduğum için kitapta kullanılan şive inanılmaz hoşuma gitti. 1957 baskısını okumuş olmak ise ayrı bir keyifti. Her ne kadar etrafımda "O kitabı Orhan Kemal kendi mi basmış?" diyip geyik yapanlar olsa da, sahaf kitaplarını "pis" gören yakınlarım olsa da seviyorum eski kitapları. Orhan Kemal'in Varlık Yayınları'ndan çıkan diğer kitaplarını da toplamaya devam etmeye karar verdim Murtaza'yı bitirdiğimde.

Yaşasın Murtaza, Yaşasın Orhan Kemal, Yaşasın Yazar Ayları, Yaşasın Kitaplar!

Dec 6, 2013

[Blog Tur] Ada - Tracey Garvis Graves | Alıntılar

Orijinal Adı: On the Island (On the Island, #1)
Kitabın Adı: Ada (Ada, #1)
Yazar: Tracey Garvis Graves (ABD)
Sayfa Sayısı: 391
Yayınevi: Epsilon Yayınları (2013)
Türü: Kurgu, chicks-lit (Türkçesi?)
Değerlendirmem: %57 - Eh işte
Ben bu kitabı okurken...: ... hızlı okuma tekniğimi ne kadar geliştirdiğimi fark ettim.

NEDEN BU KİTAP?
#kitapoburu

ARKA KAPAK YAZISI:
Otuzlu yaşlardaki İngilizce Öğretmeni Anna Emerson, Maldivlerdeki bir yazlıkta T.J. Callahan'a özel ders vermesi teklif edildiğinde bir an bile tereddüt etmeden bu yaz işini kabul eder. Kütüphanenin yerine tropik bir adada çalışmayı kim istemez ki?
Kimse onun fikrini almış olmasa da, T.J.'in şehri terk etmeye hiç niyeti yoktur. On yedi yaşında olan T.J, kanseri daha yeni alt etmiştir. Bu dertlerden kurtulduktan sonra ilk yazını ailesiyle değil, arkadaşlarıyla beraber geçirmek ister.
Anna ve T.J. Maldivler'deki yazlık eve doğru yola çıkmışken, bindikleri deniz uçağının pilotu kalp krizi geçirir ve uçak köpekbalıklarıyla dolu Hint Okyanusu'na çakılır.
Zorlukla kıyısına vardıkları ıssız adada, ilk düşünceleri hayatta kalmaktır. Su, yiyecek, ateş ve barınak bulmak için beraber çalışmak zorunda kalırlar. Günler, haftalara, aylar yıllara dönerken, kazazedeler şiddetli tropik fırtınalar, denizin içindeki tehlikeli canlılar ve T.J.'in kanserinin tekrarlama ihtimali de dâhil birçok sıkıntıyla karşılaşırlar.
Ancak en büyük tehlike adada herkesten çok uzakta, iki kişi yaşamaktır. T.J. adada bir doğum günü daha kutlarken, Anna da, yavaşça yetişkinliğe adım atan bu genç adamla yaşamanın eskisi kadar kolay olamayacağını anlamaya başlar.

DEĞERLENDİRMEM:
Öncelikle belirteyim ki benim gibi bilim kurgu, fantastik kurgu, savaş romanları ve 100 yıllık klasikleri seven birisine göre bir tür değil "chicks lit" denen bu tür. Okuduğum romanlarda kurguda ve karakterlerde derinlik, betimlemelerde zenginlik, kıvrak geçişler arıyorum. Bu romanda karakter derinliği dışında hiçbirini bulamadım. Gerçi Yaşar Kemal'in Bir Ada Hikayesi dörtlemesini okurken arada okuduğum bir roman oldu Ada ve kafamı boşaltmama da yardımcı oldu aslında. Ancak, yılın yanlış zamanında okudum. Bu kitap tam uzun otobüs/tren yolculuklarında veya yazın plajda okunacak bir roman. Eminim öyle bir ortamda okusam daha çok severdim.

Benim yukarıda yazdıklarımın tam tersine pek çok takipçimin severek okuyacağını düşündüğüm bir roman bu aynı zamanda. Özellikle benim gibi 30'lu yaşlarda olanlar Anna ile çok rahat empati kurabilirler. "Anna ile aynı durumda olsam onun yaptıklarını yapar mıydım?" diye sorup durdum kendi kendime. İnsan karşı cinsten biriyle o kadar uzun süre öyle bir ortamda baş başa kalırsa malum sonuçlar kaçınılmaz bence de. Kimse "Yok canım hayatta olmaz" demesin. O şartlarda illa ki bir yakınlık doğar. Tersi bir durum insanın doğasına aykırı bence.

Romanda beni rahatsız eden konu T.J.'in kanseri yeni atlatmış bir karakter olarak ön plana çıkarılması oldu. Çağımızın illeti olarak kabul edilen bu hastalığın romanlarda araya sıkıştırılması bazen fena olmuyor ama bence bu romanda tamamen gereksizdi. T.J. sağlıklı bir çocuk olsa da kurgu etkilenmezdi bence. Romanlarda araya böyle hastalık sıkıştırıp sonra kurguyu o hastalıktan alakasız hale getiren yazarların gerçek hayatlarında doğrudan veya dolaylı olarak o hastalıkla alakalı önemli bir tecrübeleri olduğuna inanıyorum. Ada'nın yazarı için de aynı durum geçerli mi emin değilim ama inancım bu.

Son olarak düşününce Ada etrafımdaki pek çok kişiye yeni yıl hediyesi olarak alabileceğim bir roman. Sadece benim tarzım değil... Şimdi Alıntılar'a bir göz atın ve kararınızı verin bakalım: Ada sizin tarzınız bir kitap mı?

ALINTILAR
* - Ben senin dünyana uymuyorum.
   - Ben de seninkine uymuyorum, biz de kendi dünyamızı oluşturalım. Daha önce de yapmıştık.
     (sayfa 372)

* - Aşık olman gerekmiyordu.
   - Öyleydi, ama ben aşık oldum.
     (sayfa 201)

* - Her gün en sevdiğin yiyeceği yemek gibi bir şey olurdu. İlk başta muhteşem gelir  tabii ama bir süre sonra       istememeye başlarsın. Tadı artık o kadarda harika gelmemeye başlar.
   - Anna. İnan senin tadın her zaman harika gelir bana.
     (sayfa 192)

* Daha şimdiden pek çok şey kaçırmıştı ve benim daha fazla zamanını çalıp onu oyalamaya hakkım olamazdı.    Ama daha bencil olan bir parçam da onun kollarında uyumama ve ya her gün birlikte olmama fikrinden hiç      hoşlanmıyordu.
  (sayfa 198)

* - Sana gününü göstereceğim Callahan.
   - Gerçekten mi? Nasıl acaba?
   - Kendine o kadar güvenme. Günün birinde seni yere devirmenin yolunu bulacağım.
   - Ah Anna, işte şimdi çok korktum.
   Eğer isterse tek parmağının ucuyla beni dizlerimin üzerine çökertebilirdi. Eğer parmağını doğru yere                koyarsa tabii. Bunu o da biliyor mu acaba diye merak ettim.
   (sayfa 135)

* - Ben başka hiç kimseyi istemedim T.J.. Ben sadece senin için en iyi olanı istedim.
   - Benim için en iyi olan sensin Anna, hiç bir yere gitmiyorum. Burası tam olmak istediğim yer, tam olmak           istediğim yerdeyim ben.
     (sayfa 373)

* Eve girer girmez onu öpmeye başladım. Pek nazik olduğum söylenemezdi. Yüzünü sertçe ellerimin arasına      alarak dudaklarımı dudaklarına bastırmıştım. O herhangi birinin sahip olabileceği bir şey değildi - ama şu        anda - bana aitti.
  (sayfa 328)

* - Tavuğa Gıdak ismini mi verdin?
   - Kesmemeye karar verince ona biraz bağlanmış olabilirim.
     (sayfa 188)

* - Kendisi golden retriver. Tam yetişkin. Bir barınaktan. Her yerde arıyordum. Tasmasız, etiketsiz halde yol       kenarında başıboş dolaşırken bulunduğunu söylediler. Bir deri bir kemikmiş.
   - Çok sağlıklı görünüyor.
   - Adını havhav koyacaksın deðil mi?
   - Hayır. Saçma olur. Adı Bo. İsmini uzun süre önce seçmiştim zaten.
     (sayfa 341)

* Aylardır sana aşığım. Şu anda söylüyorum çünkü seninde bana aşık olduğunu düşünüyorum Anna. Sadece      olmaman gerektiğini düşünüyorsun. Hazır olduğunda söyleyeceksin. Ben beklerim. Doğum günün kutlu          olsun.
  (sayfa 201)

2-8 ARALIK TUR PROGRAMI

2 Aralık: mirielenda.blogspot.com | Kitap Yorumu - Çekiliş
3 Aralık: sssuigenerisss.blogspot.com | Kitap Yorumu - Ön Okuma
4 Aralık: kutsalyorumcu.blogspot.com | Kitap Yorumu - Kitap Kapakları
5 Aralık: raflarinarasindan.blogspot.com | Kitap Yorumu
6 Aralık: pinucciasbooks.blogspot.com |  Kitap Yorumu - Alıntılar
7 Aralık: thcodex.blogspot.com | Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı
8 Aralık: segesegese.blogspot.com | Kitap Yorumu - Bunları Biliyor musunuz?

Nov 30, 2013

Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana | Yaşar Kemal

Kitabın Adı: Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana (Bir Ada Hikayesi, #1)
Yazar: Yaşar Kemal (Türkiye)
Sayfa Sayısı: 318
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları (2004)
Türü: Fantastik kurgu
Değerlendirmem: %86 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... bu kitabı ilk okuduğumda nerelerde neler yapıyor olduğumu hatırlamaya çalıştım. (Kitabı 9 sene önce de okumuştum da.)

NEDEN BU KİTAP?
Yazar Ayları | Kasım 2013

ARKA KAPAK YAZISI:
Lozan’da alınan mübadele kararıyla, Rumlar Yunanistan’a gönderilmiş ve savaşlarda yerini yurdunu yitirmiş insanların Ege’deki bu adaya yerleştirilmelerine karar verilmiştir. Adanın kaderi Poyraz Musa’nın gelişiyle değişir. Adaya sığınan çeşitli kökenlerden insanlar, Poyraz Musa’nın desteğiyle yaşadıkları bütün acılara karşın umudu ayakta tutarak yeni bir yaşamın filizlerini yeşertirler.

DEĞERLENDİRMEM:
Anneannem Lozan'da alınan mübadele kararı sonrasında Türkiye'ye gelmemeyi başarıp, II. Dünya Savaşı'ndan sonra dayanılmaz yaşam koşulları (sosyal ve siyasi baskı) nedeniyle İskeçe'den (Yunanistan) kaçak göçek Edirne'ye gelen bir ailenin en büyük kızıdır. Ailede böyle bir şahsiyet olunca da mübadeleyle ilgili romanlara olan ilgim yüksektir. Buradan hareketle neredeyse 10 sene önce almıştım Bir Ada Hikayesi dörtlemesinin ilk iki romanını. Her ikisini de okumuş ve sonrasında dörtlemenin diğer iki kitabını da almama karşın bir türlü okuma fırsatım olmamıştı. Aradan geçen bunca zamandan sonra Yazar Ayları yazarımız Yaşar Kemal olunca dörtlemenin tamamını okumaya karar verdim ve böylelikle Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana'yı ikinci defa okudum. Aradan geçen onca zamana karşın olayları büyük ölçüde hatırlasam ve kitap boyunca beni şaşırtan herhangi bir konu olmasa da aynı 9 sene önce olduğu gibi yine çok sevdim dörtlemenin bu ilk kitabını.

Savaşın insan psikolojisinde, insan karakterinde yarattığı değişimlerin tüm boyutlarını birbirinden güzel, eşsiz betimlemelerle okuyucularına aktaran Yaşar Kemal'in ne kadar büyük bir kalem olduğunun en iyi örneklerinden biri bu roman. Karakterleri o kadar güzel anlatıyor ki her biri gerçek hayatta tanıdığınız insanlarmış gibi gelmeye başlıyor bir süre sonra. Karınca Adası'nın iskelesini, yemeklerin yenilip içildiği, çeşit çeşit paylaşımın yapıldığı çınar ağacını o kadar ince ince anlatıyor ki yazar, iskeleden çınar ağacına giden yolu, çınar ağacının kendisini veya çınar ağacının önünden devam eden yolu hayal etmeniz inanılmaz basitleşiyor. Sanki yazarın hayalgücü sizin belleğinize olduğu gibi kopyalanıyor kelimeler aracılığıyla. Şu an serinin ikinci kitabını (yine ikinci defa) okuyorum, yarı yoldayım ve her şey aynı güzelliğini koruyor. Dördüncü kitabın sonunda da aynı yorumları yapabilmek dileğiyle...

Nov 24, 2013

Bülbülü Öldürmek | Harper Lee

Orijinal Adı: To Kill a Mockingbird
Türkçe Adı: Bülbülü Öldürmek
Yazar: Harper Lee (ABD)
Sayfa Sayısı: 395
Yayınevi: Altın Kitaplar Yayınevi (1976)
Türü: Tarihi Kurgu
Değerlendirmem: %93 - Harikulade
Ben bu kitabı okurken...: ... #kitapagaciailesi'nin (IG) bir ferdi oldum.

NEDEN BU KİTAP?
Önce instagramda başlayan, sonrasında facebook ve twittera yayılan, şimdilerde kendi web sitesi bile olan, sanal alemde başlayıp gerçek alemde devam eden dostane ilişkiler içerisindeki farklı şehirlerdeki insanların oluşturduğu bir grup olan Kitap Ağacı grubuyla birlikte bir kitap okumayı denemek istediğim için.

KONUSU (TANITIM YAZISINDAN):
Büyük Bunalım (1929 - Great Depression) sonrasında Amerika'nın Güney Eyaletleri'nden birinde bir zenci beyaz bir kızın ırzına geçmekle suçlanır. Önyargılar, şiddet ve riyakârlıkla beslenen Güneyli erişkinlerin ırk ve sınıf ayrımı konusundaki mantıksız yaklaşımlarını Scout ve Jem Finch adlarındaki iki çocuğun ağzından keyifli bir dille bize aktaran roman, aynı zamanda kent halkının vicdanına karşı tek başına karşı koyan bir erkeğin mücadelesini de anlatmaktadır.

DEĞERLENDİRMEM:
Bu kitabı 1993 veya 1994 yılında lise kütüphanemizden ödünç alıp okumuştum. O kadar beğenmiştim ki lise boyunca kitabı birkaç kez daha kütüphaneden ödünç alıp anneme ve yengeme de zorla okutmuştum.

Blogumun sosyal medyada tanıtımını daha yoğun yapabilmek için aktif tutmaya başladığım ve kullandıkça da çok keyif almaya başladığım Instagram'da dikkatimi çeken bir okuma topluluğu vardı. Adı Kitap Ağacı. Uzaktan aktivitelerini izlediğim bir grupken Bülbülü Öldürmek'i okumaya karar verdiklerini görünce katılmadan duramadım. Böylelikle bir taşta üç kuş vurdum: 1. Ne zamandır bu romanı tekrar okumak istiyordum. Çünkü kitabı çok sevdiğimi hatırlıyordum sadece ama konusunu unutmuştum. 2. Kitap Ağacı Ailesi sanal ortamda bile o kadar samimi ve davetkar gelmişti ki aralarına bir karışasım vardı. 3. Yasaklanmış bir kitap olan Bülbülü Öldürmek Kış Okuma Şenliği'nde de okuma hedeflerime uyan bir kitaptı. Hal böyle olunca Ekim sonundaki İzmir seyahatim sırasında Alsancak Sevgi Yolu'ndan alıverdim Altın Kitaplar 1976 baskısını. Böylelikle Bülbülü Öldürmek kütüphanemde de yerini almış oldu.

Nihayetinde Harper Lee'nin ömr-ü hayatında yazdığı bu tek ve dev eserini yaklaşık 20 yıl aradan sonra bir kez daha severek, elimden düşürmeyerek, evde, işte, serviste, iş seyahatim sırasında otelde, havaalanında, uçakta Kitap Ailesi'nin onlarca üyesiyle birlikte eş zamanlı okudum. Romandaki olayların o kadar içine girdim ki Jem ve Scout'un yanında ben de koşturdum sokaklarda. Onların korkularını, heyecanlarını, hayal kırıklıklarını yaşadım. O mahkeme salonunda ben de ter döktüm. Haksızlıklara ben de baş kaldırdım ama sesimi duyuramadım, Atticus'a kızdım, öfkelendim ama kendimi onun yanında ben de güvende hissettim.

Okuduğum kitaplar arasında en zarif şekilde kurgulanmış kitap diyebileceğim Bülbülü Öldürmek'i okuduğunuzda hangi nedenlerle yasaklanmış olabileceğini çok çabuk anlıyorsunuz. Romanı bitirip aldığınız keyfin etkisiyle Harper Lee daha başka neler yazdı acaba diye baktığınızda da bu romanın yazarın ilk, tek ve son romanı olduğunu görüyorsunuz. Romanıyla Pulitzer, film adaptasyonuyla (eşimle izledik ve filmi de çok beğendik) Oscar ödülü kazanan bu kitap her kütüphanede mutlaka bulunması gereken bir baş yapıt.

Tekrar okumama vesile olduğunuz için teşekkürler Kitap Ağacı...

Nov 23, 2013

Han el Halili | Necip Mahfuz

Orijinal Adı: خان الخليلي
Türkçe Adı: Han el Halili
Yazar: Necip Mahfuz (Mısır)
Sayfa Sayısı: 256
Yayınevi: Hit Kitap (2011)
Türü: Kurgu
Değerlendirmem: %87 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... güzel İzmirimdeydim.

NEDEN BU KİTAP?
Yazarın bundan önce okuduğum iki romanını da (Aşk Zamanı ile Hırsız ve Köpekler) severek okumuştum. Bunun üzerine de bu kitabı almıştım ama epeydir bekliyordu bende. Kısmet bu zamanaymış.

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
İkinci Dünya Savaşı sırasında zaman zaman Alman uçaklarının bombaladığı Kahire'de daha güvenli bir semt olarak gördükleri Han el Halili'ye taşman Akif ailesinin iki oğlu vardır: Ahmet ve Rüşdi. Kardeşi Rüşdi için yaptığı fedakârlıklarla hayatını harcadığına, müthiş yeteneklerinin keşfedilemediğine inanan Ahmet, Bayındırlık Bakanlığı'nda küçük bir memurdur ama aslında çok daha önemli mevkilere, makamlara layık olduğuna emindir. Kardeşi Rüşdi ise gerçekten de kendisine hem babalık hem ağabeylik yapan Ahmet sayesinde üniversite okumuş, Mısır Bankası'nda çalışan bir gençtir. Ağabeyi ne kadar beceriksiz, ürkek, korkak ve asosyal ise Rüşdi de o kadar becerikli, girişken, cesur ve sosyal biridir.

DEĞERLENDİRMEM:
Han el Halili okuduğum diğer iki eserine de hayran kaldığım Necip Mahfuz'un küçük insanların üzerinden büyük insanları anlatma konusunda ne kadar usta bir yazar olduğunu bana bir kere daha gösteren bir roman oldu. "Firavunlar döneminin eski Nil Deltası'ndan bugünkü Kahire'nin arka sokaklarına kadar çok çeşitli ortamlarda insana özgü değerleri ortaya koyması" nedeniyle 1988 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan yazarın bu ödülü ne kadar hak ederek kazandığının bir başka kanıtıydı bu kitap.

Aslında iki kardeşin İkinci Dünya Savaşı sırasında Mısır'da geçen günlük hayatlarından ibaretti olaylar. Günlük ve rutin sayılabilecek ("herhangi" kategorisine koyabileceğiniz) insan ilişkileri üzerine bir romandı Han el Halili. Ancak, öylesine yalın ve içten bir anlatım vardı ki Mısır'da hissettim ben de kendimi bazı kısımlarda.

Konusu, karakterleri bir başkasına anlattığınızda çok sıradan çağrışımı yapacak olayların kitabı bitirdiğimde ben de bıraktığı keyif yine bambaşkaydı. Yazarın diğer kitaplarını da okumayı hedefliyorum yani. Bundan sonra okuyacağım kitabı da aylar önce Kitaplarla Beslenmek blogunda okuduğum yorum nedeniyle Cebelavi Sokağı'nın Çocukları.

Nov 17, 2013

Beyin | Robin Cook

Orijinal Adı: Brain
Türkçe Adı: Beyin
Yazar: Robin Cook (ABD)
Sayfa Sayısı: 336
Yayınevi: Altın Kitaplar Yayınevi (1981)
Türü: Tıbbi gerilim
Değerlendirmem: %75 - Çok iyi
Ben bu kitabı okurken...: ... çoğunu 17 yıldır görmediğim lise arkadaşlarımla buluştum İzmir'de.

NEDEN BU KİTAP?
Canım gerilim çektiğinden ve epeydir Robin Cook okumadığımdan.

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Kimsesiz 17 genç kız hastaneye yatmış, bir daha da kendilerini gören olmamıştı. Bu 17 olayın ardına gizli büyük sır neydi? Bunu bilenlere ne olmuştu?
* 1980'lerin arka kapak yazılarına bayılıyorum. Genelde yazarın koca bir resmi ve 3-4 cümlelik konu özeti :)

DEĞERLENDİRMEM:
Geçen ay yaptığım dev nadirkitap alışverişi sonrasında elimde epey bir Robin Cook kitap stoğu oluşmuş durumda. Beyin yazarın okuduğum 3. kitabı. Daha önce yazarın İblis Tohumu ve Sancı isimli kitaplarını okumuştum. Beyin diğer iki kitaptan da çok sevdiğim bir kitap oldu. Sanırım bunun en önemli nedeni bu kitaptaki "gerilim" öğesinin "tıp" öğesini gölgede bırakmasıydı. Diğer iki kitapta (özellikle Sancı'nın bir kısmında) tıp kitabı okuyormuş gibi hissetmiştim kendimi. Yazar doktor olunca böyle zaafiyetler oluyor tabii ve Robin Cook benim ilk göz ağrım. Her fırsatta diyorum, yine diyeyim: Tess Gerritsen'den önce tıbbi gerilimde Robin Cook vardı :) (Buradan Tess Gerritsen kitaplarını sevmediğim düşünülmesin. O da henüz çok fazla kitabını okuyamamış olsam da sevdiğim bir yazardır bu türde).

Çok fazla gerilim kitabı okuyan birisi değilim. Okuduklarımda da kim gerçek suçlu genelde çözemem. Böyle olunca da kitapların sonunda ağzım açık kalıyor. Hangisi daha keyifli bilemiyorum: Benim gibi suçluyu/katili tahmin etmeyi beceremeyip sonunda şaşırmak mı yoksa tahmin edip sonunda "nasıl da bildim ama" demek mi? Bu türde çok okuyanların dedektiflik becerileri de ister istemez gelişiyor sanırım. Benim gibi arada sırada okuyanlar ise şaşkın şaşkın okuyor. Ben sonunda şaşırmayı sevenler grubundayım. Zaten bildiğim, tahmin ettiğim bir son olsa çok da keyif almazdım herhalde. Bu kitapta da suçlu sandığım adam masummuş. Gerçi bir ara ben bunu suçlu sanıyorum, kesin suçlu değil" dedim kendi kendime ama sonradan aksine ikna etmeyi başardım kendimi ve yine yanıldım :)

Okuduğum pek çok gerilim kitabında gördüğüm zaafiyet bu kitapta da vardı. Kurgu o kadar hızlı karakterlerin önüne geçti ki, romanın ana karakterlerini tanıyamadan roman bitiverdi. İşin içine olay örgüsü, tıbbi bir arka plan falan girince karakterler yine gümbürtüye gitmiş. Beyin aslında Martin Philips isminde bir radyologun hayatındaki 3 günün hikayesi ama roman bittiğinde kendime "Martin Philips kimdi?" diye sorduğumda doğru dürüst yanıtlayamadım soruyu. Çünkü yazar bu konuya pek bir kafa yormamıştı.

Kitabım yine bir sahaf kitabıydı ve 1981 basımıydı. Amerika'da da aynı yıl yayınlanmış. Altın Kitaplar Yayınevi Doğan Hızlan başkanlığında bir kurul tarafından aynı yılda dilimize kazandırmış kitabı. Kitapta ilginç gelen tıbbi terimlerin o dönemki çevirisi oldu: Radyolojist, jinekolojist gibi günümüzde daha farklı kullandığımız terimler vardı. Hoşuma gitti :)

Tıbbi gerilim seviyorsanız ve hiç Robin Cook okumadıysanız bu kitabı öneririm.

İyi pazarlar, keyifli okumalar...

Nov 13, 2013

[Blog Tur] Yolun Sonundaki Okyanus - Neil Gaiman | Yazar Tanıtımı


Orijinal Adı: The Ocean at the End of the Lane
Kitabın Adı: Yolun Sonundaki Okyanus
Yazar: Neil Gaiman (İngiltere)
Sayfa Sayısı: 177
Yayınevi: İthaki Yayınları (2013)
Türü: Fantastik kurgu
Değerlendirmem: %87 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... zaman nasıl geçti anlamadım. Bir baktım kitap bitmiş.

NEDEN BU KİTAP?
#kitapoburu

ARKA KAPAK YAZISI:
Hikâye, kahramanımızın çocukluğuna dönmesi ve evinin yanındaki gölün aslında bir okyanus olduğunu iddia eden Lettie Hempstock’a dair anılarının canlanmasıyla başlıyor. Bu andan sonra; küçük bir çocuğun fazlasıyla ürkütücü, garip ve tehlikelerle dolu geçmişine doğru bir kapı açılıyor. Artık, yolun sonunda neyle karşılaşacağını kahramanımız da bilmiyor…

DEĞERLENDİRMEM:
Öncelikle belirteyim ki Neil Gaiman "Sabah kalktım, yüzümü yıkadım" dese "Adam bir başka diyor" der ben beğenirim herhalde. Bu nedenle bu kitaba başlarken kitabı seveceğimden emin olarak okumaya başladım. Severek devam ettim, severek bitirdim. Neilciğim bir kere daha beni yanıltmadı, kendi hayal gücünün tüm ince detaylarını kullanarak büyükler için bir masal daha anlatmış oldu. Benim içimdeki çocuk hep aktif olduğundan, kimi zaman yetişkin vasıflarımın üzerini örtecek kadar baskın gelebildiğinden bu tür kitapları fazlasıyla seviyorum. Neil Gaiman da zaten benim için tüm zamanların en iyi yazarlarından biri olduğundan her şeyiyle beni fazlasıyla saran bir roman(cık) oldu bu roman(cık).

Romanı çok fazla ara vermeden okuyabilmem sayesinde yolun sonundaki okyanusun içindeydim bir ara. Zaten bu romanın tadını çıkarmak istiyorsanız bir veya en fazla iki oturuşta okumanızı öneririm. Diğer türlü büyüsü bozulabilir. Neil Gaiman'ın şimdiye kadar okuduğum romanları arasında en iyi olduğunu düşündüğüm yapıtı değil bu yapıt ama her kütüphanede yer almalı. Neil Gaiman okunmalı, okutturulmalı :)

NEIL GAIMAN HAKKINDA:
10 Kasım 1960 tarihinde İngiltere'nin Portchester kasabasında doğan Neil Gaiman çizgi romanlardan (The Sandman) çocuk kitaplarına (Coraline), genç yetişkin edebiyatından (Anansi Çocukları) yetişkin edebiyatına (Amerikan Tanrıları) her türde eserler veren günümüzün kalemi en güçlü, hayalgücü en zengin, ödülü en bol yazarlarından olup vaktinin ciddi bir kısmını da okumaya adayan bir şahsiyettir. 53 senelik ahir ömründe Hugo, Nebula ve Bram Stoker ödüllerini kazanan Neil Gaiman'ın bu ödülleri çeşitli dallarda birden fazla defa kazanması sevenlerini gelecekte yazacağı romanları düşündüklerinde şimdiden heyecanlandırmaktadır.

1980'li yıllarda gazetecilikle (röportajlar ve kitap yorumları) geçinen Gaiman 1990'lı yıllara gelindiğinde tam zamanlı yazarlık yapmaya başlamış ve gazetecilik yaptığı dönemde kurduğu bağlantılar sayesinde kitaplarını (daha doğrusu çizgi romanları) yayınlatmayı başarmıştır. 1996'da BBC için yazdığı mini TV dizisi Yokyer'i romanlaştırmasıyla ilk romanını yazmıştır. Yokyer'i 1999'da Yıldzı Tozu, 2001'de Amerikan Tanrıları, 2005'de Anansi Çocukları, 2008'de Mezarlık Kitabı izlemiştir.

Neil Gaiman kendi kitaplarını sesli kitaba çeviren bir yazardır ve kendi kitaplarından bölümler okuduğu çeşit çeşit etkinliğe katılan sosyal bir kişiliktir. İşte size Neil Gaiman'dan Coraline'ın ilk bölümü:



10-16 KASIM TUR PROGRAMI

10 Kasım: segesegese.blogspot.com | Kitap Yorumu - Çekiliş
11 Kasım: raflarinarasindan.blogspot.com | Kitap Yorumu - Ön Okuma
12 Kasım: sssuigenerisss.blogspot.com | Kitap Yorumu  -  Bunları Biliyor musunuz?
13 Kasım: kutsalyorumcu.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Alıntılar
14 Kasım: pinucciasbooks.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı
15 Kasım: thcodex.blogspot.com | Kitap Yorumu
16 Kasım: mirielenda.blogspot.com | Kitap Yorumu - Kitap Kapakları

Nov 2, 2013

[Blog Tur] Yağmurdan Kaçmayanların Şarkısı - Melda Uytun | Ön Okuma


Kitabın Adı: Yağmurdan Kaçmayanların Şarkısı
Yazar: Melda Uytun (Türkiye)
Sayfa Sayısı: 143
Yayınevi: Potkal Kitap (2013)
Türü: Fantastik kurgu
Değerlendirmem: %83 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... işte her akşam mesaideydim.

NEDEN BU KİTAP?
#kitapoburu

ARKA KAPAK YAZISI:
Hayallerinizle kurduğunuz bir dünyada tek başına yaşamak ile hepimizin birlikte kurduğu bir hayalle şekillenmiş dünyada yaşamak arasında sıkışıp kalsaydık ne olurdu? İnsan hayalinde yalnızlığı değil "hayal" arkadaşını arar. Bir ortak düşe onları da çağırır, çağırmak ister. İşte bunun için hep birlikte bir sinema salonunda korkudan titrer, sevinçten güler, ıstıraptan ağlarız. İşte bunun için bir tiyatro sahnesinde oyuncunun bir tek repliği bizi günlerce güldürür. İşte bunun için kitaplar okur ve o kitapları yazarız. Ortak bir hayale çağrı için...

DEĞERLENDİRMEM:
Yağmurdan Kaçmayanların Şarkısı genç ve bence umut vaat eden yazarlarımızdan Melda Uytun'un ilk (ve sanırım şimdilik tek) romanı. Her ne kadar kitabın kapağı ben de" romantizm veya aşk acısı veya ızdırap temalı bir roman bu herhalde" fikrini yarattıysa da bu kitap dolu dolu bir fantastik kurgu: Fantastik bir dünya deseniz var, doğaüstü güçler deseniz var, garip garip yaratıklar deseniz var, ejderhası bile var.

Kitabı başından sonuna ilgiyle okudum. Sonlara doğru bir yerde beni hayal kırıklığına uğratacak bir kurgu çıkar mı diye tereddüt ettim ama korktuğum başıma gelmedi ve Melda Uytun da aynı Ambrosia Laneti'nin yazarı Mustafa Resul Yalçınkaya (yorumum için buraya lütfen) gibi ikinci kitabı konusuna bakılmaksızın alınacak yazarlar arasına girdi.

Romanın referansladığı şarkılar, diziler, kitaplar bana öylesine hitap ediyordu ki romandaki karakterlerin bazılarını hayatımdan gelip geçmiş bazı insanlara çok yakın buldum. Bu roman aslında oldukça kısa ama bir o kadar da dolu dolu bir roman. Yazar romanı bu kadar kısa tutarken zaman ve mekan betimlemelerine girmekten, karakter derinliğine inmekten çekinmiş gibi geldi bana. Tabii bu bir ilk roman olduğundan romanı uzatırken kurguyu bozma riski almak istememiş olabilir yazar.

Ülkemizde kitap çıkarmak, yazar olmak kolay değil. Aradığınız desteği bulmak tahminlerinizin ötesinde zor. İyi bir editör bulmak için tıkır tıkır çalışan bağlantılar bulmanız veya para dökmeniz gerekiyor. Ben de bu nedenle mümkün olduğunca özellikle sevdiğim türler olan bilim kurgu ve fantastik kurgu türlerinde yazan yeni Türk yazarlara zaman ve blogumda yer ayırmaya çalışıyorum. M.R. Yalçınkaya ve Korkut Aldemir'den sonra Melda Uytun da bu gruba girdi.

Romanın en anlamlandıramadığım kısmı biraz ismi, daha çok da kapağı oldu. Kitabın adı "Yağmurdan Kaçmayanların Şarkısı" iken kapaktaki kız niye yağmura karşı şemsiye tutuyor ki? Neden ıslanmıyor? İsim de romanın konusunun ve kurgusunun yanında zayıf kalmış. Açıkçası ben bu kitabı herhangi bir kitapçının fantastik kurgu bölümünde görsem ismi de kapağı da (hatta arka kapak yazısı da) ilgimi çekmezdi. Hayatta alıp okumazdım ama iyi ki blog turunu yapıyoruz diyorum şu an ve fantastik kurgu severlere bu kitabı şiddetle öneriyorum ve sizleri tadımlık bir ön okumayla baş başa bırakıyorum.
1-7 KASIM TUR PROGRAMI

1 Kasım - raflarinarasindan.blogspot.com | Çekiliş
2 Kasım - pinucciasbooks.blogspot.com | Ön Okuma
3 Kasım - mirielenda.blogspot.com | Bunları Biliyor musunuz?
4 Kasım - sohbetedecekkimseyok.blogspot.com | Yazarla Söyleşi
5 Kasım - sssuigenerisss.blogspot.com  | Yazar Tanıtımı
6 Kasım - thcodex.blogspot.com | Alıntılar

Oct 30, 2013

Ankara'da Soğuk Gece | Korkut Aldemir

Orijinal Adı: Ankara'da Soğuk Gece
Yazar: Korkut Aldemir (Türkiye)
Sayfa Sayısı: 340
Yayınevi: Laika Yayınları (2010)
Türü: Fantastik Kurgu
Değerlendirmem: %66 - İyi
Ben bu kitabı okurken...: ... Türk fantastik kurgu edebiyatına önem vermediğim için kendimi çok yargıladım.

NEDEN BU KİTAP?
Bu kitabı Yaz Okuma Şenliği kapsamında esas mesleği yazarlık olmayan bir yazar tarafından yazılmış kitap kategorisinde okumayı hedeflemiştim. Yazar Korku Aldemir aslında Ankara'da diş hekimliği yapıyor. Şenlik kapsamında okumayı yetiştiremedim ama...

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Tüm yaz, yıkıcı Anadolu sıcağının taarruzlarını atlattıktan sonra, bu seferde çimentosuna kadar dondurmaya niyetli Ankara’nın sert soğuğuna maruz kalan; Tandoğan’da, cadde üstünde bir apartman.

DEĞERLENDİRMEM:
Ankara'da Soğuk Gece, Korkut Aldemir'in ilk romanı. Ankara'da yaşadığım için ismiyle ve Kayıp Rıhtım'da tanıtıldığı için türüyle ilgimi çekmiş ve kitapla yollarımız bu şekilde kesişmişti. Kitabın türünün fantastik kurgu olmasına karşın bu kitapta devler, ejderhalar, elfler, cüceler vb. yok. Olaylar günümüz Ankara'sında bir grup FRP tarzı fantastik oyun severin yeni oynamaya başladıkları bir oyun sırasında gerçek ile fantastik dünya arasında geçişen bir dizi fantastik olayla başlıyor ve tüm kurgu bu eksende devam ediyor. Bu nedenle kitabın FRP severlerin daha çok ilgisini çekeceğini düşünüyorum.

Ankara'da Soğuk Gece macera ve aksiyon içeren bir roman olmasına karşın romanın merkezine yerleştirilmeye çalışılan iyi ve kötü arasındaki savaşın anlatımında, karakter betimlemesinde yeterli derinlik yoktu. Özellikle üç ana kahraman karakter olan Cem, Gökhan ve Devor'u daha yakından tanıyabilmeyi isterdim. Ancak, yazarların ilk romanlarına yorum yazarken çok da acımasız olmamak gerektiğini düşünüyorum. Bu nedenle yazarın ikinci romanı olan Ankara'da Puslu Sabah da okunacaklar listem arasında yerini aldı.

Romanda en sevdiğim unsur türünün fantastik kurgu olmasına rağmen olayların fantastik diyarlar da değil de bildiğimiz Ankara'da geçmesi oldu. Bazı okurların zorlama buldukları bu zaman/mekan tercihi benim tarafımda hoşnutlukla karşılandı.

Fantastik kurgu seven kitap kurtları; bu kitap ilginizi çeker mi veya beğenir misiniz bilemiyorum ama bu türde eser veren Türk yazarların artmasını, kendilerini geliştirmelerini bekliyorsak bizlere düşen de onların kitaplarına bir şans vermek. Çok yakında bir başka Türk fantastik kurgu yazarının yorumuyla görüşmek üzere hepinize keyifli okumalar...

Oct 23, 2013

[Blog Tur] Kağıttan İtiraflar - Elizabeth Wein | Bunları Biliyor musunuz?


Orijinal Adı: Code Name Verity
Türkçe Adı: Kağıttan İtiraflar
Yazar: Elizabeth Wein (ABD)
Çevirmen: Derya Engin
Sayfa Sayısı: 405
Yayınevi: Martı Yayınları (2013)
Türü: Tarihi kurgu
Değerlendirmem: %67 - İyi
Ben bu kitabı okurken...: ... istediğim keyfi alamadım bir türlü.

NEDEN BU KİTAP?
Kitap oburluğu başa bela kardeş :)

KONUSU:
11 Ekim 1943. Bir İngiliz casus uçağı Nazi işgalindeki Fransa'ya düşer. Pilotu ve yolcusu en yakın iki arkadaştır. Kızlardan birinin hayatta kalmak için bir şansı vardır. Diğeri ise daha oyunu başında kaybetmiştir.

DEĞERLENDİRMEM:
Dünya üzerinde en fazla can yakmış ve benim en çok ilgi duyduğum savaşlardan biridir II. Dünya Savaşı. Özellikle lise yıllarımda epey kafa yormuşluğum vardır Hitler'e ve onun her dediğini sorgusuzca yerine getiren binlerce insana. Evet adam manyaktır, diktatördür ama seçimle gelmiştir başa. Hem de peş peşe birden fazla seçimi kazanmıştır Almanya'da. Nasıl bir zekadır ki fikirleri bu kadar çılgınca olmasına rağmen yüzlerce, binlerce insan tarafından olduğu gibi benimsenmiş, on binlerce insanın yok yere ölümüyle sonuçlanan ve onlarca ülkenin zarar gördüğü, taraf olduğu bir dünya savaşı yaratmıştır? Ben ne kadar okusam da ne kadar belgesel izlesem de anlayamamışımdır bir insanın bir insana yapabileceği kötülüğün sınırlarının nereye kadar zorlanabileceğini. (Bu sene ki Japonya seyahatimiz sırasında uğradığımız Hiroshima'da bir kere daha sorgulamışımdır insanın ne kadar yıkıcı bir varlık olabileceğini. Okumak isterseniz buraya tıklayın lütfen).

Ben kitap değerlendirecektim değil mi? Aslında değerlendiremeyeceğim. Daha doğrusu kitaba hak ettiği kadar konsantre olamadım okurken. II. Dünya Savaşı ile ilgili bir romana başlarken beklentilerim o kadar yüksek oluyor ki roman istediğim tempoda gitmezse harcayıveriyorum romanı. Kağıttan İtiraflar'da da durum biraz böyle oldu. Pek çok okurun tersine romanın ilk kısmı beni içine çekmişti ki ikinci kısım da bir baktım kaybolmuşum. Neden koptuğumu aktaramayacağım ama bu romanı ilerleyen bir zamanda tekrar okuyacağım (ve büyük ihtimalle yukarıda verdiğim not değişecek).

Bende, kütüphanemde savaş romanlarının yeri apayrıdır. Bu nedenle romanın kurgusuna, karakter analizlerine, yazarın yazım tekniklerine değinmeyeceğim bu değerlendirmemde. Savaş romanları iyidir güzeldir. (Ben çok severim. Acaba "Kış Okuma Şenliği'ne katılacaklar da sever mi?" diyerek bir şenlik ipucu daha sıkıştırayım araya :)

BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?:
Aslında bu kısımda Kağıttan İtiraflar'ın temasından hareketle II. Dünya Savaşı'nın kadın pilotlarıyla ilgili genel bilgiler paylaşacaktım. Ancak, yaptığım araştırma sonrasında savaşta görev almış kadın pilotlar başlığını "Gece Cadıları" olarak daraltmaya karar verdim.

GECE CADILARI

  • Gece Cadıları (Almanca:Nachthexen) II. Dünya Savaşı sırasında Sovyetler Birliği'nin Almanlara karşı kullandığı özel kadın pilot timinden oluşan 586, 587 ve 588. Gece Bombardıman Hava Alayı'na Almanların verdiği isimdir.
  • Gece Cadıları Marina Raskova isimli kadın bir Sovyet subayın 1941 yılında Almanların doğuya ilerlemesini önlemek amacıyla Stalin'e yaptığı öneri sonrasında kurulmasına karar verilen, 15-16 yaşındaki kızlara hızlıca bir uçma eğitim verdikten sonra göreve başlayan timlerdir.
  • Gece Cadıları'nın savaştaki görevi Almanları taciz etmekti. Alman kamp alanlarını vurmaktan, malzeme depolarını, yakıt hatlarını bombalamaya kadar pek çok görevi savaş boyunca yerine getirmişlerdi.
  • Gece Cadıları II. Dünya Savaşı boyunca dört yıl kesintisiz görev yaptı. Toplamda 30 binden fazla sorti yaptılar ve 23 bin ton bomba attılar.
  • Kullandıkları uçaklar 1920'lerden kalma Polikarpov PO-2 tipi, ağaç ve kumaştan yapılma uçaklardı. Uçaklarında telsiz ve paraşüt yoktu. Yön bulmak için harita ve kronometre kullanıyorlardı.
  • Rus ordusunun ilk kadın pilotu olan ve bu sene hayatını kaybeden Nadezhda Popoya da Gece Cadıları'ndan biriydi.
  • Popoya ilk kez 15 yaşında uçmuştu ve paraşütle ilk atlayışını 16 yaşında yapmıştı.
  • Popoya 19 yaşında Gece Cadıları'na katılmış ve Sovyet Hava Kuvvetleri'nde bugünkü Beyaz Rusya bölgesinde Almanlara karşı sayısız defa uçmuştur.
  • Popoya Gece Cadıları arasında bir gecede 18 uçuş gerçekleştirerek rekor kırmıştır. (Popoya'nın bir gecede bu kadar defa uçmak zorunda kalmasının nedeni kullandığı uçağın kanatlarının altında sadece iki bomba taşıma kapasitesinin olması ve kendisinin sürekli mevziye inip yeniden bomba yüklemesinin gerekmesidir).
  • Popoya 2010 yılında bir röportajda II. Dünya Savaşı sırasında yaşadıklarını şu cümlelerle aktarmıştır: "Kışın hedefimizi göremezdik. Çünkü soğuktan her yerimiz acırdı. Ayaklarımız çizmelerin içinde donardı ama uçmaya devam ederdik. Hedefimize kilitlenip nasıl vuracağımızı düşünmeye çalışırdık. Duygulara yer yoktu. Çünkü duygularına yenik düşenler vurulurdu. Uçaklar ağaçtandı ve paraşüt de yoktu." 
Kaynaklar:


21-26 EKİM TUR PROGRAMI

21 Ekim - sssuigenerisss.blogspot.com | Çekiliş
22 Ekim - raflarinarasindan.blogspot.com | Ön Okuma
23 Ekim - pinucciasbooks.blogspot.com | Bunları Biliyor musunuz?
24 Ekim - mirielenda.blogspot.com | Alıntılar
25 Ekim - thcodex.blogspot.com | Kitap Kapakları
26 Ekim - sohbetedecekkimseyok.blogspot.com | Yazar Tanıtımı

Oct 20, 2013

Ressamın El Kitabı | José Saramago

Orijinal Adı: Manual de Pintura e Caligrafia
Türkçe Adı: Ressamın El Kitabı
Yazar: José Saramago (Portekiz)
Sayfa Sayısı: 275
Yayınevi: Can Yayınları (2002)
Türü: Kurgu
Değerlendirmem: %72 - Çok iyi
Ben bu kitabı okurken...: ... iş yoğunluğum yine tavan yapmıştı.

NEDEN BU KİTAP?
Buraya tıklayın lütfen.

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Siparişle çalışan, yeteneksiz ressam H., bir işletmenin yöneticisi olan S.'nin portresini yapma görevini üstlenir. H., yeteneksizliğinin bilincindedir, üstelik tablolarının ve yaşamının sıradanlığından da acı duymaktadır. Aldığı işi bitirmeye çalışırken, yaşamını ve sanatının amacını sorgulama ihtiyacı duyar. Bu amaçla atölyesinde gizlice S.'nin ikinci bir portresini yapmaya, buna koşut olarak da 'günlük' tutmaya başlar. Ülke siyasal çalkantılarla alt üst olurken H., kendi küçük dünyasında kendi sıkıntılarını yaşamaktadır.

DEĞERLENDİRMEM:
1998 yılının Nobel Edebiyat ödülü sahibi José Saramago benim en sevdiğim yazarlardandır. Yazar Ayları'nda Saramago okunmasına karar verildiğinde kendimce çok mutlu olmuş ve küçük bir kutlama yapmıştım kendi kendime. Ressamın El Kitabı yazarın 1977 yılında yayınlanan romanı. Bendeki kopyasını ise biz taaa 2002 yılında almışız ama okumak 2013'e kısmet oldu. Nedenini sormayın, ben de bilmiyorum.

Ressamın El Kitabı konu olarak yazarın diğer okuduğum kitapları (Körlük, Yitik Adanın Öyküsü, Filin Yolculuğu) ile kıyasladığımda benim açımdan takip etmesi zor bir konuya sahipti. Anlatım tarzı olarak okuduğum diğer kitaplardan bir farkı yoktu ama paragrafsız sayfalarda arada kaybolup başa dönmem gerekti. Bu dönüşlerim sonrasında yaşadığım aydınlanmalar da sonuçta romanı sevmeme neden oldu.

Ressamın El Kitabı Saramago'nun ilk romanıymış. (Bunu öğrenmemi takiben 8 Kasım'da başlayacak Okuma Şenliği için aklıma bir kategori geldiğini de belirtmeden geçemeyeceğim :) Yazarın benim okuduğum diğer romanlarında ustalık seviyesine çıkan yazım tekniklerinin bu romanda çıraklık eseri olduğu düşünüldüğünde şaşırmamak elde değil. Saramago bu romanında da tam bir usta çünkü. Romanın ilk yarısındaki nispeten düşük tempo ikinci yarıda gayet güzel bir ritm kazanıyor ve kitap güzel bir finalle bitiyor. Yine de Saramago'nun yazım tarzına yabancı pek çok okuyucu için bu romanın biraz ağır kaçabileceğini düşünüyorum. Sözün özü, Ressamın El Kitabı okunulası bir roman ama ilk defa Saramago okuyacaklar için pek de uygun olmayan bir roman.

Sep 30, 2013

[Blog Tur] 2054: Çıkış Yok - Teri Terry | Kitap Yorumu & Çekiliş


Orijinal Adı: Slated (Slated, #1)
Türkçe Adı: 2054: Çıkış Yok (Slated, #1)
Yazar: Teri Terry (İngiltere)
Çevirmen: Özgecan Kunt
Sayfa Sayısı: 368
Yayınevi: Altın Kitaplar
Türü: Genç yetişkin, distopya, bilim kurgu
Değerlendirmem: %82 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... çok keyif aldım.

NEDEN BU KİTAP?
Kitap oburu olmamdan ötürü.

KONUSU:
Kyla'nın hafızası silindi, kişiliği yok edildi, anıları sonsuza dek kayboldu. O programlandı. Hükümet onun bir terörist olduğunu ve kurallarına uyduğu takdirde ona ikinci bir şans vereceklerini söylüyor. Fakat geçmişin yankıları Kyla'nın zihninde fısıldaşıyor. Birileri ona yalan söylüyor ve hiçbir şey göründüğü gibi değil. Gerçeği ararken kime güvenebilir?

DEĞERLENDİRMEM:
Bu kitaptan önce okumaya çalıştığım kitapla aramızda şiddetli geçimsizlik yaşanmıştı. Bu nedenle "2054: Çıkış Yok; adın güzel, kapağın güzel, en sevdiğim yayınevlerinden biri seni çıkarmış, sen de güzel olmak zorundasın" diyerek başladım bu kitabı okumaya.

Başlarda kitabın akışı biraz durağan geldi ama kurgunun özünü sevdiğim için romanda ilerledikçe bana durağanlık yok oldu gibi geldi veya konusunu sevdiğimden rahatsız olmadım. Distopik romanları seviyorum zaten. Genç yetişkin türüyle de bir sorunum yok ama şu gençler arada bir 17 yaşında olsa ne olur sanki. Hep "sweet sixteen", hep "sweet sixteen". 16 yaşın tadı biraz da aşk meşkten geliyor tabii. Bu kitapta Kyla ve arkadaşı Ben arasında biraz acemice tariflenmiş (ve bu sayede vıcık vıcık olmaktan tesadüfen kurtarılmış) bir romantizm de var.

Kanada yapımı "Continuum" isimli dizinin müdavimi olmama da paralel olarak olayların 2054 yılında geçtiği bu romanı ben çok keyif alarak, acele etmeden, yavaş yavaş, sindire sindire okudum. Serinin ikinci ve üçüncü kitaplarını da merak ediyorum ve umarım Altın Kitaplar bizi çok bekletmez. Kendimi amazon'dan e-kitap almamak için bir süre daha kontrol edebilirim diye düşünüyorum. Çünkü gerçekten romandaki her detayın (Kyla ve Ben arasında ön plana çıkması muhtemel romantizmi bile) çok merak ediyorum. Serinin devam kitaplarında Kyla'nın başına gelenlerin yanı sıra yazarın hayal ettiği 2054 dünyasının daha derinlemesine anlatılmasını istiyorum. Eğer olayların geçtiği zaman ve mekan daha derinleştirilmeyecekse yazarın bu romanı bir üçleme olarak kurgulamasının ticari bir kaygıdan doğduğunu söylemek zorunda kalacağım. Bu nedenle lütfen lütfen devam kitapları zengin olsun ve ilk kitaptan aldığım bu keyif daha da artsın.

Bu şahane kapaklı distopyayı okuma fırsatını Kitap Oburları olarak sunuyoruz sizlere. 4 şanslıya Altın Kitaplar Yayınevi'nin sponsorluğunda "2054: Çıkış Yok"u hediye ediyoruz. Böyle buyrun lütfen:

a Rafflecopter giveaway

1-7 EKİM TUR PROGRAMI

1 Ekim - pinucciasbooks.blogspot.com | Çekiliş
2 Ekim - thcodex.blogspot.com | Ön Okuma
3 Ekim - mirielenda.blogspot.com | Yazar Tanıtımı
4 Ekim - raflarinarasindan.blogspot.com | Bunları Biliyor musunuz?
5 Ekim - sssuigenerisss.blogspot.com | Alıntılar
6 Ekim - sohbetedecekkimseyok.blogspot.com | Kitap Kapakları

Sep 21, 2013

Güneşin Kızları | Corban Addison

Orijinal Adı: A Walk Across the Sun
Türkçe Adı: Güneşin Kızları
Yazar: Corban Addison (ABD)
Sayfa Sayısı: 464
Yayınevi: Feniks Kitap (2011)
Türü: Kurgu
Değerlendirmem: %57 - Eh işte
Ben bu kitabı okurken...: ... Hindistan'a olan merakım tekrar arttı. Bir gün görme fırsatım olur mu acaba?

NEDEN BU KİTAP?
Bu kitabı geçen sene Ütopik Kızların Günlüğü'nün blog turu sırasında fark etmiş, o dönemde hemen satın almıştım. Sonra kütüphanemdeki pek çok diğer kitap gibi Güneşin Kızları okunma sırasının gelmesini beklemeye başladı. "Okuma Şenliği | Yaz 2013" kategorilerinden olan "doğduğunuz yıl ölen veya doğan bir yazarın kitabı" okuma kategorisinde Corban Addison'ın benimle yaşıt olduğunu görünce okumaya karar verdim kitabı.

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Tsunami, Hindistan'da yaşadıkları kasabalarını dünya üzerinden silip ailelerini de ellerinden aldığında Ahalya on yedi, Sita da henüz on beş yaşındaydı. Kimsesiz kalan iki kız kardeşin tek kurtuluşları okudukları yatılı okula ulaşabilmekti.

İki kız kardeş Hindistan'da bunları yaşarken, çok uzakta, dünyanın diğer ucu Washington'da avukatlık yapan Thomas Clarke ise özel ve iş hayatıyla ilgili radikal kararlar alarak yeni bir hayat kurmanın eşiğindeydi.
Yolculuklarında acının başka bir yüzüyle karşılaşan Ahalya ve Sitanın kaderi akıl almaz bir şekilde Thomas ile kesişir.

DEĞERLENDİRMEM:
Kapağını, adını, konusunu çok beğenerek başladım kitaba. Kısa sürede de okudum aslında ama tam olarak beklediğimin karşılığını alamadım ne yazık ki. Yazarın ilk romanı olduğu için haksızlık etmek istemiyorum ama kurguda beni rahatsız eden pek çok detay vardı. Thomas'ın özel hayatıyla ilgili kısımlar hiç olmasa daha güzel olurdu bence. Özellikle Ahalya'nın romanda geri planda kalırken, Thomas'ın özel hayatının ön plana çıkarılması beni çok rahatsız etti. Güneşin Kızları'ndan biri Ahalya, diğeri de Sita olmalıydı. Thomas'ın hayatındaki diğer kadınlara ne gerek vardı sanki?

Okurken kurguda "zorlama" gibi duran bir başka konu da Sita'nın defalarca kurtarılamayışıydı. Yazarın "insan ticareti" konusundaki her detayı ve rezaleti gözler önüne sürme gayretinin Sita'nın kurtarılamaması döngüsü üzerinden bir çıkmaza girdiğini düşünüyorum. Bu da romanın temposunu düşüren bir etki yaratmıştı. "Spoiler" vermemek için detaya inmek istemiyorum ama romanda kurguyu yaratmaya çalışırken bence bozan çok tesadüf vardı ve ben onlara öyle bir takıldım ki nihayetinde keyifsiz bir okuma oldu benim için. "Böylesine bir konu daha tecrübeli bir yazarın elinden çıksaydı keşke..." demeden de duramadım.

Benim keyifsizliğim sizlerin hevesini kaçırmasın. Bu kitabı beğenen çok fazla okuyucu var. Bugün itibariyle Goodreads'de kitabı notlayan 5.336 kişi ortalama 4,14/5,00 vermiş bu kitaba. Sadece benim kitabım değilmiş bu kitap, o kadar...

Sep 8, 2013

Cesur Yeni Dünya | Aldous Huxley

Orijinal Adı: Brave New World
Türkçe Adı: Cesur Yeni Dünya
Yazar: Aldous Huxley (İngiltere)
Sayfa Sayısı: 349
Yayınevi: İthaki Yayınları (2000)
Türü: Bilim kurgu
Değerlendirmem: %91 - Harikulade
Ben bu kitabı okurken...: ... aylar önce yabancı bir blogdaki blog turuna katıldığımı hatırlayıp kitaba ara vermem gerekti. (Sonrasında da kitaba baştan başladım. Cesur Yeni Dünya öyle yolda, plajda okunabilecek bir kitap değil.)

NEDEN BU KİTAP?
Bu kitabı kızkardeşimden ödünç alalı aylar oldu. Hatta o kadar uzun zaman oldu ki bir ara kitabı kendimin bile sandım. Okuma Şenliği bahanesiyle yasaklanmış kitaplar kategorisinde okumaya karar verdim ve sonunda okudum.

KONUSU (TANITIM BÜLTENİNDEN):
Uzak gelecekte, dünya denetçileri nihayet ideal toplumu yaratmışlardır. Tüm dünyaya yayılmış laboratuvarlarda genetik bilimi insan ırkını kusursuzluğa ulaştırmıştır. Alfa-artı mandarin sınıfından, ayak işlerini yapmak üzere tasarlanmış olan epsilon-eksi yarı moronlara kadar insanlar, önceden belirlenmiş rollerine seve seve razı olmaları için yetiştirilir ve eğitilirler. Fakat Londra Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi'nde Bernard Marx mutsuzdur.

Yalnızlık için duyduğu özlem, zorunlu cinsel özgürlüğün bitmek bilmeyen hazlarından duyduğu hoşnutsuzluk, kaçma duygusunu güçlendirir. Eski, ilkel yaşama biçiminin hala sürdürüldüğü az sayıdaki vahşi ayrı bölgelerinden birine yapacağı ziyaret derdine çare olmasa da dönerken beraberinde Londra'ya getirdiği 'Vahşi', teknik uygarlığı farklı bir gözle değerlendirir, onlara neleri kaybettirdiklerini hatırlatır.

DEĞERLENDİRMEM:
Cesur Yeni Dünya yasaklanan kitaplar arasında dünya genelinde liderliği çeken bilim kurgu klasiklerinden biri. Aldous Huxley'in "mülkiyetsizlik" kavramını en uç noktada tarifleyen yeni dünya düzeni pek çok dini ve siyasi görüşü rahatsız edecek öğelerden oluşuyor. Kitap 1931 yılında yazıldı ve ilk kez 1932'de yayınlandı. Yayınlanıp üç beş kişinin okumasıyla da özellikle İngiltere ve İrlanda'da ortalık karıştı. Özellikle dünyay çocuk getirme konusunun Cesur Yeni Dünya'da "doğum yapmak" gibi iğrenç (!) bir yöntem yerine bilimselleştirilmesi İngiliz ve İrlanda toplumunun her kesiminden inanılmaz tepki aldı. Sonrasında da Amerika'nın çeşitli eyaletlerinde defalarca yasaklandı ve sonuç olarak Cesur Yeni Dünya 20. yüzyılın en çok yasaklanan kitapları listesinde birinciliğe yerleşti. "Şimdi 21. yüzyıldayız. Son durum nedir?" derseniz American Library Association istatistiklerine göre kitabın içerdiği seksist, ırkçı öğeler ile kullanılan sert dil nedeniyle okullarda okutulmaması ve yasaklanması gerektiği konusunda defalarca başvuru aldı.

Kitabın bende bıraktığı ize gelirsek... Herkesin rahatlıkla okuyabileceği bir kitap olduğunu düşünmüyorum bu kitabın. Nedeni ise gerek kitabın genel teması, gerek dokunduğu pek çok toplumsal düzenin temelinde yatan öğelere olan bakış açısı, gerekse de bilim kurgu türünde yazılmış olması... Cesur Yeni Dünya ütopik bir dünya düzeninden bahsediyor ve insan okuduğunda hakkında neden bu kadar yazılıp çizildiğini anlayabiliyor. Pek çok düzen kurucuyu rahatsız edecek seviyede uç önermeler var kitabın her yerinde. Kadınların döllenmesi yasak ve ayıp olduğu için, "annelik" ve "babalık"ın pornografik görüldüğü bir dünya düzeninden bahsediyor Huxley bu romanında.

Açık, objektif bir zihinle herkesin okumaktan keyif alamayacağı, iddialı bir roman bu roman. Bilim kurgu türüne aşina değilseniz veya inandığınız dini, siyasi, kültürel ve toplumsal değerlerin bambaşka bir şekilde size sunulduğu bir roman okumak sizi rahatsız edecekse, hiç girişmeyin bu romanı okumaya. Neden mi? Hem mutsuz olup sinirlenebilirsiniz, hem de isyancı bir yaklaşımla kitabın ana fikrini kaçırabilirsiniz de ondan.    

Aug 29, 2013

Yıldız Tozu | Neil Gaiman

Orijinal Adı: Stardust
Türkçe Adı: Yıldız Tozu
Yazar: Neil Gaiman (İngiltere)
Sayfa Sayısı: 304
Yayınevi: İthaki Yayınları (2000)
Türü: Genç yetişkin, fantastik (hatta masalımsı)
Değerlendirmem: %87 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... sol elim alçıdaydı.

NEDEN BU KİTAP?
Gönül hep Neil Gaiman okumak ister, Yazar Ayları bahane :)

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Kraliçe Victoria devrinin şafağında, Perili Ülke ile kendisini ayıran taş duvardan adını alan Duvar Köyü'nde yaşam olanca sakinliğiyle akmaktadır... Her dokuz yılda bir Perili Ülke'de bir panayır düzenlenir ve bu zamanın dışında duvardaki tek delikten geçmek kesinlikle yasaktır. Duvar Köyü'ndeki genç Tristran Thorn, gerçek aşkı Victoria Forester'da bulduğuna kesinlikle emindir. Oysa Victoria ulaşılmaz biridir, bir ekim akşamı gökyüzünde kaydığını gördükleri yıldız kadar uzak... Victoria'nın kalbini kazanmak uğruna Tristran kaymış yıldızı bulacağına ve sevdiği kıza getireceğine yemin eder. Bu yemin Tristran'ı duvarın öte yanındaki Perili Ülke'ye, hayal bile edemeyeceği tuhaflıklar, en sinsi düşmanlar, yolu üzerinde beklenmedik dostlar ve umulmadık hazineler barındıran bir diyara yöneltecek. Oraya mum ışığında varmak, yolda Gönlünün Muradı'nı bulmak ve yüreğindeki gerçeği keşfetmek de Tristran'ın ödülü olacak...

DEĞERLENDİRMEM:
Neil Gaiman'ın yazıp da benim beğenmeyeceğim herhangi bir yazı var mı acaba? Okuduğum her Gaiman kitabından, öyküsünden sonra "Allah bu adama uzun ömür versin, bol bol yazsın, çizsin, okusun" diyorum. Yazdığı kitapların tamamını da okumadım ama bitecek diye okumuyorum valla. Bu endişemi bertaraf etmek için okuduğum kitapların orijinallerini de alıp okumaya karar verdim.

Hatta bu kitabı okumadan önce yine Neil Gaiman takıntım paralelinde kendime doğumgünü hediyesi olarak yanda resmini gördüğünüz hediyeyi aldım. O da ne ki derseniz? 15 Ekim 2013'te Neil Gaiman Londra'da "Fortunately, the Milk" adlı kitabını okuyacak. Kitap imzalamayacak ama daha önceden imzaladığı kitapları satılacak. 15 Ekim Kurban Bayramı'nın ilk günü. Biz o zaman nerede oluruz hiçbir fikrim yok. Çok küçük bir olasılıkla eşimin iş için gitme ihtimali var ve küçük olasılıkla benim ona eşlik etme ihtimalim var. Ama ne yapayım? Biletler makul bir fiyatla tam da evde geçirmek zorunda kaldığım doğumgünümde satışa çıktı. Ben de günümüzün Jules Verne'i olarak kabul ettiğim "Neil Gaiman'ı görme, dinleme ihtimalimi sevdim" ve alıverdim biletimi. Bir umut işte...

Bu yazyıyı buraya kadar okuyup "Bu nasıl değerlendirme?" diyenler için kısa bir not: Benden tarafsız bir Neil Gaiman yorumu beklemeyin. Adam ne yazsa seviyorum. Yıldız Tozu da harika, güzel, mükemmel bir masalımsı fantastik kurgu. Tabii ki okuyun, okutturun...

Aug 25, 2013

[Blog Tur] Ölmem Gerekirse - Amy Plum | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: If I Should Die (Revenants, #3)
Türkçe Adı: Ölmem Gerekirse (Geri Dönenler, #3)
Yazar: Amy Plum (ABD)
Çevirmen: Esra Çakıruylası
Sayfa Sayısı: 408
Yayınevi: Akılçelen Kitaplar
Türü: Genç yetişkin, fantastik, romantik
Değerlendirmem: %64 - İyi
Ben bu kitabı okurken...: ... alçılı elimle çeşit çeşit zor anlar yaşadım.

NEDEN BU KİTAP?
Üç nedeni var: Serinin ilk iki kitabını okumam, ikinci kitap ilkinden iyi olduğundan bunun da ikinci kitaptan iyi olacağı yönündeki beklentim ve yukarıdaki şahane logomuzdan da görebileceğiniz gibi Kitap Oburları olarak Akılçelen Kitaplar sponsorluğunda bu kitabın turunu yapmamız.

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Vincent beni bulmak için pek çok hayat boyunca beklemişti, ancak ortak geleceğimize dair hayallerimiz bir anda paramparça oldu. İkimizin de "arkadaş" olarak tanımladığımız biri ona ihanet etti ve ben de Vincent'i kaybetmiş oldum.
Şimdi düşmanımız Fransa'nın ölümsüzlerini hâkimiyeti altına almaya son derece kararlı ve istediklerini elde etmek için bir savaş başlatmaktan da kaçınmayacaklar.

DEĞERLENDİRMEM:
Bu serinin ilk kitabı beni çok sarmamıştı ama kolay, hızlıca okunabilir bir kitap olduğundan okuyuvermiştim. Yorumuma buradan ulaşabilirsiniz. İkinci kitap ilkinden açık ara daha iyiydi. Hatta tur kapsamında Gizem'in blogunda yer alan "Bunları Biliyor musunuz?" kısmında yazarın ikinci kitabı yazarken çok zorlandığını okuyunca çok şaşırdım ve hatta ilk kitapta da zorlansaydı belki daha etkileyici bir başlangıç olurdu diye düşündüm. İkinci kitabın yorumuna da buradan ulaşabilirsiniz. Gelelim serinin son kitabı olan Ölmem Gerekirse'ye.

Serinin sonunun nereye gideceği başından belliydi. Final kurgusunda iki beklentim vardı. Biri gerçekleşti, diğeri olmadı neyse ki. Olsaydı 2 puanı ancak verirdim kitaba herhalde. Tüm serinin özel bir gönül bağım olan Paris'te geçmesi diğer kitaplarda da bahsettiğim gibi bu seride bir miktar pozitif ayrımcılık yapmama neden oldu. Son kitapta sık sık "Bir iş güç çıksa da Paris'e gitsem" diye hayal kurup durdum.

Kitabın ikinci yarısında detaylı bir şekilde anlatılan iyiler ve kötüler arasındaki savaşta daha sert sonuçlar beklerdim. Göstermelik bir zayiatla iyiler kazanınca sonlarda içim şişti azıcık ama doğru bir zaman diliminde (tam bir yaz kitabı bence), doğru bir kafa yapısında (düşük tempolu bir moddayım bu ara) okuyunca ben toplamda sevdim seriyi. Hatta üç kitabı da tatile çıkan bir arkadaşımın yanına yolluk olarak verdim :)