Jan 4, 2015

Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek | Cengiz Aytmatov

Türkçe Adı: Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek
Orijinal Adı: Пегий пес, бегущий краем моря
Yazar: Cengiz Aytmatov (Kırgızistan)
Sayfa Sayısı: 124
Yayınevi: Elips Kitap (2010)
Değerlendirmem: %95 - Harikulade
Ben bu kitabı okurken...: ... Avusturya'ya seyahat planları yordum.

NEDEN BU KİTAP?
Cengiz Aytmatov ne yazsa okurum da ondan. Dev eseri "Gün Olur Asra Bedel"in yarısına gelmemiştim Aytamtov'un külliyatını okumaya karar verdiğimde. Elips Kitap'tan çıkmış tüm kitaplarını da aldık Bahar ile birlikte 2013'te. Yavaş yavaş okuyorum.

KONUSU:
Bu kitap içinde "Yıldırım Sesli Manasçı" ve "Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek" isimli iki öykünün yer aldığı kısacık bir kitap.

DEĞERLENDİRMEM:
Yazar Cengiz Aytmatov olunca ben aslında çok taraflı bir yorumcuyum. Her kitabına "kesin bu kitabı da çok seveceğim" diye başlıyorum. Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek, Gün Olur Asra Bedel, Beyaz Gemi ve Cemile'nin ardından yazardan okuduğum dördüncü kitap olacaktı başlarken. Bitirdiğimde ise Gün Olur Asra Bedel'in ardından en sevdiğim ikinci Aytmatov kitabı oldu.

Kitapta iki öykü var. Kitaba ismini de veren ikinci öykü beni daha çok etkileyeni. 98 sayfalık bir uzun öykü değil de upuzun bir roman okumuş gibi hissettim kendimi bu ikinci öyküyü bitirdiğimde. Denizin ortasında çekilen susuzluk bu kadar mı güzel tariflenir? İnsan "Aytmatov böyle bir olayı yaşadı da öyle yazdı bunları herhalde" diye düşünmeden edemiyor ama yok öyle bir durum tabii ki de. Unutulmayacak, dev bir yazar olmak da böyle bir ustalık gerektiriyor sanırım. Okuduğum en iyi susuzluk betimlemesini Emilé Zola'nın Germinal'inde okuduğumu düşünüyordum ama artık Cengiz Aytmatov'un da bu konuda ne kadar başarılı olduğunu yazacak kadar şanslıyım efendim.

Bu kitabı okuyunuz, okutturunuz der ve iyi pazarlar dileklerimle köşeme çekilirim.

Jan 2, 2015

Mostari - Bir Köprü Bekçisinin Günlüğü | Gündüz Vassaf

Kitabın Adı: Mostari - Bir Köprü Bekçisinin Günlüğü
Yazar: Gündüz Vassaf (Türkiye)
Sayfa Sayısı: 368
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları (2013)
Değerlendirmem: %96 - Harikulade
Ben bu kitabı okurken...: ... ağzım bir karış açık kaldı. Güzel bir kitap okuyacağımı biliyordum ama bu kadarını beklemiyordum.

NEDEN BU KİTAP?
Goodreads'de uzun zamandır pasif üyesi olduğum, 2015'te okumalarına daha sık katılmayı hedeflediğim Turkish Reading Challenges adında bir grup var. (Goodreads'i İngilizce olduğu için kullanmayanlar için önceden belirteyim. Bu gruptaki tüm yazışmalar Türkçe. Ancak goodreads'in genel kullanımı için ihtiyaç duyacağınız tüm komutlar yine İngilizce.) Bu grupta her ay Türk edebiyatından kitaplar oylanıyor ve en çok oy alan kitaplar okunup tartışılıyor. Grubun amacı hem Türk Edebiyatı'ndan mümkün olduğunca fazla kitap okumak, hem de Goodreads veritabanına kayıtlı Türk Edebiyatı'na ait kitap sayısını arttırmak. Bu kitap da benim bu grubu keşfettiğim zaman (sanırım 2013 yılının ortalarıydı) grubun bir sonraki ay okumaya niyetlendiği kitaptı. Hatta diğer kitap da Murat Menteş'ten Ruhi Mücerret'ti. Ben bu 2 kitabı da o zaman hemen almıştım ama şu an hatırlayamadığım sebeplerden okumalara katılamamıştım. Mostari'yi Kasım 2014'te Güz Okuma Şenliği'nin deneme kategorisi için okudum sonunda ama Ruhi Mücerret halen beklemede.

Turkish Reading Challenges grubunda 2015 için kendinize Türk edebiyatına ilişkin okuma hedefi koyabiliyorsunuz. Benim 2014'te okuduğum 92 kitabın 29'u Türk edebiyatındanmış. 2015 hedefim ise toplamda 100 kitap okumak. Bunun da 35'inin Türk edebiyatından olmasını hedefliyorum.

2015 yılında Turkish Reading Challenges grubu hem Türk hem dünya edebiyatından eserler okumaya karar verdi bu arada. İlgilenenler için Ocak ayı için seçilen kitaplar Orhan Pamuk'tan Kafamda Bir Tuhaflık ve Harper Lee'den Bülbülü Öldürmek. Şubat ayı için şu an öneri toplama süreci devam ediyor. Önerilerinizi Türk Edebiyatı için buradan, dünya edebiyatı için de buradan yazabilirsiniz. 8 Ocak'a kadar adaylar belirlenip, sonra da Şubat ayı için oylama yapılacak.

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Yazar ve psikolog Gündüz Vassaf’ın Mostari - Bir Köprü Bekçisinin Günlüğü kitabının macerası, Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nde çalışırken Bosna’da yaşayan kuzeninin Gündüz Vassaf'a Mostar’daki evinde kalabileceğini söylemesiyle başlar. Mostar’a varışının ertesi günü, dünyanın dört tarafından gelen herkes gibi Vassaf da evrensel ününe savaş acıları eklenmiş Mostar Köprüsü’nün yolunu tutar, yanında taşıdığı küçük defterini çıkarıp bir kaç gözlemini yazar. Hava kararmaya başladığında, elinde kalemi, Köprü duvarının üstünde defteri, kendini de dönüştürecek bir alemin beklenmedik yolculuğuna çıkar. Anı olarak yazmaya başladığı notları bir köprü bekçisinin nöbet defterine dönüşür.

DEĞERLENDİRMEM:
Blogumda şenlik ve blog turu yayınlarına ağırlık verip kendi kitap yorumlarımı yavaşlattığım bir dönemden çıkmaya çalışırken yeni seneye 2014'te en sevdiğim ve beni en çok etkileyen kitap hangisiyse onun yorumuyla başlayayım dedim. 2014'te okuduklarım arasında ise "Mostari - Bir Köprü Bekçisin Günlüğü" listemde tüm asaletiyle en tepede yer alıyordu.

Türü kapağında deneme olarak geçtiği için ve eşimin bir arkadaşının "Gündüz Vassaf anlaşılması güç bir yazardır" demiş olması nedeniyle neredeyse 1,5 sene kütüphanemde okunmayı bekledi sessizce bu dev eser. Okumaya başladıktan sonra ise hiç bitmesin istedim.

Köprünün bir o başında bir bu başında beklerken serbest çağrışımla Gündüz Vassaf'ın hatırladıkları, betimlemeleri, gözlemleri, notları o kadar güzeldi ki... Kısa kısa cümlelerle okuyucuyu uzun uzun düşündüren, yalın cümlelere yoğun anlamlar yükleyen o kadar güzel bir anlatım tarzı var ki bu kitabın mutlaka okumanızı öneriyorum. Kütüphanemde kendisine şık bir yer edinen, defalarca okuyacağım şahane bir kitap Mostari. Şiirsel bir anlatımı olan, okuyucuya kendisini o köprünün başında hissettiren dev bir eser özetle. Bu kadar övgünün üzerine beni en çok etkileyen pek çok kısımdan birine ait kısa bir alıntıyla sizleri başbaşa bırakıyorum.

“Hakem düdüğüyle biten futbol maçı gibi, sabah saat tam 11’de bitmiş 1. Dünya Savaşı.
Bir İngiliz askerinin günlüğünden:
“Onuncu saatin son saniyesinde ateş kesildi. Bir Alman askeri savaşın son dakikasına kadar İngiliz cephesini makinelisiyle taradı. Saatin dolmasıyla siperinden dışarı tırmandı. Miğferini çıkardı. Yıllardır savaştığı düşmanları önünde nazikçe selam verdi. Arkasını dönüp gitti.”” (Sayfa 321)
“Savaşı mümkün kılan, savaşın kaçınılmaz olduğuna inandırılmamız. (Sayfa 320)

Dec 31, 2014

[Blog Tur] Karanlık Zihinler - Alexandra Bracken | Yazar Tanıtımı


Orijinal Adı: The Darkest Minds (The Darkest Minds, #1)
Türkçe Adı: Karanlık Zihinler (Karanlık Zihinler, #1)
Yazar: Alexandra Bracken (ABD)
Sayfa Sayısı: 576
Yayınevi: Parodi Yayınları
Değerlendirmem: %58 - Eh işte
Ben bu kitabı okurken...: ... çok büyük beklentiye girmişim meğer.

NEDEN BU KİTAP?
I am the Oburist.

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Adım Ruby.
Hepinizden farklıyım.
Aklınızın derinliklerinde gezinebilir,
Anılarınızı hiç yaşamamışsınız gibi silebilirim.
Henüz on yaşındayken Thurmond'daki bu rehabilitasyon kampına gönderildim. Hem de kendi ailem tarafından...
Burada her adımımız izleniyor, nefes alış verişlerimiz bile.
Yalnız değilim.
Maviler... Yeşiller... Turuncular...
Sarılar ve Kırmızılar...
Karanlık Zihinler...
Ve yaşamak için saklanmak zorunda kalanlar
Ve kaçanlar...

DEĞERLENDİRMEM:
Korkum odur ki yakında eli kalem tutan, azıcık hayalgücünü çalıştırabilen her Amerikalı kadın distopya yazacak. Peki niye böyle düşünüyorum? Ya bu türde son dönemde fazla kitap okudum ya da aynı türde bu kadar ortak öğe görmekten yoruldum.

Karanlık Zihinler "genç yetişkin, distopya" türünde bir roman, aynı Açlık Oyunları veya Uyumsuz gibi. Aynı onlar gibi derken edebi tür ve kullanılan öğeler olarak, yazım kalitesi veya olay kurgusu olarak değil; yanlış anlaşılma olmasın. Fantastik kurgu, bilim kurgudan sonra en sevdiğim türlerden biri olsa da sanırım ben artık ciddi ciddi 16 yaşındaki karakterlerden, birbirine benzer doğaüstü güçlerden, o güçlere verilen garip gurup isimlerden, kötü/despot hükümetlerden/yönetimlerden, aşk üçgenlerinden sıkıldım.

Bu kitabın ismi ve kapağı çok etkileyici gelmişti bana. İsminde de olduğu gibi "karanlık" olay/durum/karakter beklentim yüksekti ama 576 sayfa boyunca aradığımı bulamadım. "İyi bulamadın da bulamayacağını 576 sayfayı bitirene kadar fark etmedin mi?" diye soranlara yanıtım ise romanın akışı o kadar da kötü değildi, sadece biraz fazla uzundu.

Bu kitabın merkezinde çeşit çeşit doğaüstü güce sahip gençler ve her bir güç için tanımlanmış bir renk var: Maviler, yeşiller, sarılar, turuncular, kırmızılar... Kitap boyu "Kim hangi renkti? O renk ne anlama geliyordu?" diye hatırlamaya çalışırken de bunaldım ben. Bunalmamın nedeni ise yazarın karakterlerin monologlarına uzun uzun, geniş geniş yer verirken, yarattığı bu distopik evrendeki güçleri anlatmayı ikinci plana atmasıydı.

Ve son olarak Zu'yu (Açlık Oyunları'ndaki Rue'nun çakmasıydı ama olsun) ve Chubs'ı çok sevdim. Sadece bu iki karakter yüzünden 3 yıldız, Onlar da olmasa...

YAZAR TANITIMI
ALEXANDRA BRACKEN

aboutalexAlexandra Bracken (veya herkesin bildiği ismiyle Alex) Phoenix, Arizona'da üç çocuklu bir ailenin ortanca çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Pek çok standart Amerikalı çocuğun geçirdiği türde bir çocukluk geçiren Alex'in hayatındaki en farklı şey babasının Yıldız Savaşları düşkünlüğüymüş. Hatta babasının Yıldız Savaşları sevdası öylesine büyükmüş ki Amerika'da Yıldız Savaşları ile ilgili çeşit çeşit buluşmalara, toplantılara gitmişler birlikte.

Üniversitede tarih okuyan Alex ilk kitabı olan Brightly Woven'ı ikinci sınıftayken üniversitedeki en yakın arkadaşı olan Carlin'e doğumgünü hediyesi olarak yazmaya başlamış ve kitabı altı ay içerisinde tamamlamış. Bunu yapabilmek için ise sosyal hayatından byük ölçüde vazgeçmiş. Bu kitap için yayıneviyle anlaştığında Alex 21 yaşındaymış.

Üniversite yaşamının ikinci yarısında yazmaktan aldığı keyfi fark eden ve yazmaya gittikçe daha fazla zaman ayırmaya başlayan Alex üniversiteyi bitirdikten sonra New York'a taşınmış. New York'ta yayıncılık sektöründe beş yıllık çalışmanın ardından artık tam zamanlı yazarlık yapıyor.

28 - 31 Aralık Tur Programı

28 Aralık fanboyungunluguu.blogspot.com | Kitap Yorumu
28 Aralık suigenerisss.blogspot.com | Kitap Yorumu - Ön Okuma
29 Aralık thcodex.blogspot.com | Kitap Yorumu - Alıntılar
29 Aralık mirielenda.blogspot.com | Kitap Yorumu - Bunları Biliyor musunuz?
30 Aralık kutsalyorumcu.blogspot.com | Kitap Yorumu
30 Aralık raflarinarasindan.blogspot.com | Kitap Yorumu - Tanıtım Videoları
31 Aralık pinucciasbooks.blogspot.com | Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı

Dec 15, 2014

[Blog Tur] Marslı - Andy Weir | Ön Okuma


Orijinal Adı: The Martian
Türkçe Adı: Marslı
Yazar: Andy Weir (ABD)
Sayfa Sayısı: 416
Yayınevi: İthaki Yayınları
Değerlendirmem: %84 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... kızkardeşim İtalya'da tatildeydi ve ben çok kıskandım.

NEDEN BU KİTAP?
Kitap Oburları demek kaliteli blog turu demek de o yüzden.

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Altı gün önce, Mark Watney Mars'a ayak basan ilk insanlardan biriydi. Şimdi ise, orada ölmesi neredeyse kesin.

DEĞERLENDİRMEM:
Konuyu iki cümleyle özetlemiş İthaki Yayınları arka kapakta ama benim bu özet o kadar hoşuma gitti ki sonuna ek bilgi koymak istemedim. Sonuçta kitabın adı üstünde: Marslı! Mars'a özel bir görev için giden bir ekipten talihsizlik sonucu tek başına orada kalmak zorunda olan Mark Watney'in yaşam mücadelesinin hikayesi.

Bu kitap Arthur C. Clarke'in Susuz Deniz'i ile birlikte 2014'te okuduğum en iyi iki bilim kurgu romanından biri oldu. Bilimsel ve kurgusal öğelerin tam dengede bir dağılımla okuyucuya sunulduğu, bazı Jules Verne kitaplarında bolca gördüğümüz türde yüzlerce hesap kitabın yer aldığı bir roman Marslı.

Andy Weir'in Marslı'da kullandığı matematiksel yoğunluk bana sıkça bazı Jules Verne romanlarını çağrıştırsa da Weir'in kurguyu bozmadan, okuyucuyu boğmadan bunu başarması çok takdire şayan bir durum. Zira, naçizane fikrim, bazı Jules Verne romanlarında bu tadın, dengenin olmadığı. Burada birden bire Andy Weir ve Jules Verne Ustayı karşılaştırma moduna geçmiş olsam da Jules Verne'in yerini doldurabilecek başka bir kalem olmadığına gönülden inanan biriyim. Vurgulamaya çalıştığım ise Weir'in kaleminin ustalığı. Yazarın romana doldurduğu bilimsel öğelerin zenginliği düşünüldüğünde kurgunun ötesinde bilimsel tutarlılık adına ne kadar emek harcandığını görüyorsunuz. Eminim ki romanın satır aralarında bilimsel tutarsızlıklar yakalayıp Weir'i eleştirip sinirimi bozan yorumlar da dolaşıyordur ortalıkta ama sonuçta bu bir roman, Mars'ta Hayatta Kalma El Kitabı değil.

Romanın pek çok yerinde kendinizi doğrudan Mars'ta kalan talihsiz insan Mark Watney'in yerine rahatlıkla koyabiliyorsunuz. Watney'in aylarca tek başına kendisiyle, başına gelen tüm tersliklerle barışık, bu kadar zor şartlarda nasıl böyle yaşayabildiğini ve yine de esprili kalabildiğini anlamakta zorlansam da kendisinin içimizden herhangi biri değil de her çeşit eğitimden geçmiş, donanımlı bir astronot olduğu açıklamasıyla kendi kendimi ikna etmeye çalıştım kitap boyunca. Romanda beni rahatsız eden tek unsur bu oldu sanırım. O kadar uzun süre insanın dayanabileceğine, direnebileceğine, metanetini koruyabileceğine ve ölüm korkusunun hiç olmadığına pek inanasım gelmiyor herhalde. Zaten benden de astronot olmaz. Belki de bu yüzden tereddütlerim. Zaten bu tereddütler de olmasa 100 üzerinden 90'ın üzerinde bir puan verirdim herhalde bu kitaba.

Bu kitabın Türkçesini ilk okuyanlardan biri olduğumu bilmek benim gibi bir bilim kurgu sever için ayrı bir keyif. Bu nedenle bize bu imkanı tanıyan bu blog turunun destekçisi İthaki Yayınları'na buradan çok teşekkür ediyor, Goodreads okuyucuları arasında yapılan oylamada 2014'ün En İyi Bilim Kurgu romanı seçilen Marslı'dan tadımlık bir ön okumayla sizleri baş başa bırakıyorum.


15 - 18 Aralık Tur Programı

15 Aralık  pinucciasbooks.blogspot.com |  Kitap Yorumu  -  Ön Okuma
16 Aralık  kutsalyorumcu.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Alıntılar
16 Aralık  mirielenda.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Bunları Biliyor musunuz?
16 Aralık  raflarinarasindan.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı
17 Aralık  sssuigenerisss.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Film Hakkında
17 Aralık  sohbetedecekkimseyok.blogspot.com  |  Kitap Yorumu
18 Aralık  thcodex.blogspot.com |  Kitap Yorumu - Tanıtım Videosu
18 Aralık  segesegese.blogspot.com |  Kitap Yorumu

Nov 1, 2014

[Blog Tur] Hiçliğin Kıyısında - J.A. Redmerski | Yazarla Söyleşi


Orijinal Adı: The Edge of Never (The Edge of Never, #1)
Türkçe Adı: Hiçliğin Kıyısında (Hiçliğin Kıyısında, #1)
Yazar: J.A. Redmerski (ABD)
Sayfa Sayısı: 467
Yayınevi: Ephesus Yayınları
Değerlendirmem: %76 - Çok iyi
Ben bu kitabı okurken...: ... tahmin ettiğimden iki kat hızlı ilerledim.

NEDEN BU KİTAP?
Kitap Oburları'ndan ötürü elbette :)

KONUSU (TANITIM BROŞÜRÜNDEN):
Yirmi yaşındaki Camryn, alışılmışın dışında bir yaşam tarzı düşlemektedir. Fakat başına gelen trajediler bu yaşamı kendisinden zorla çekip alınca, ilk bulduğu otobüse atlayarak varış noktasını bilmediği bir yolculuğa çıkar. Çıktığı bu kendini yeniden keşfetme yolculuğunda, kendisi gibi nereye gideceğini bilmeyen, Andrew Parrish adında biriyle tanışır. Fakat Andrew'un da bazı karanlık sırları vardır.

Andrew yolculukları esnasında Camryn'e kimseye bağlı kalmadan, içinden geldiği gibi yaşama, en derin ve kuytu arzularına teslim olma sanatını öğretir. Ancak Andrew'un ondan gizlediği sır yolun sonunda kendisini beklemektedir. Bu sır ikiliyi bir araya getirebilecek midir, yoksa onları sonsuza dek birbirlerinden ayrılmaya mı mahkûm edecektir?

DEĞERLENDİRMEM:
Açıkça baştan söyleyeyim ki ben bu kitabın konusunu okuyunca Oburgiller'e bu blog turuna katılmayacağımı söylemiştim. Konusu ilgimi çekmemişti. Fakat bizim obur kızların kitabı okuyup paylaşımlarını görünce bir merak oluştu bende ve dayanamadım turun son kısmına ekletiverdim kendimi.

Kitabın konusu aslında basit hatta sıradan diyebileceğimiz türde ama birkaç yerde yazarın beni şaşırtması ve sıradanın dışına çıkmayı başarması romanı sevmemi sağladı.

Camryn'in yaptığı aslında hepimizin hayatımızın en az bir döneminde yapmak isteyeceğimiz ama çoğumuzun asla yapmadığı bir şey: Her şeyi bırakıp alıp başını gitmek. "Acıların çocuğu" diyebileceğimiz türde başından kırk çeşit felaket geçmiş Camryn'in bunu yapabilmesi takdir edilesi. Hatta bu yolculukta hayatının aşkını tekrar keşfederek Andrew ile tanışması imrenilesi. Andrew'un gizemli halleri merak edilesi ve romanın sonları biraz şaşırtası, biraz üzülesi. Her tür histen bir doz atılmış bu ortaya karışık duygusal fırtınada romanın akıcılığını hiçbir yerde duraksatmamış yazar J.A. Redmerski.

Normalde okumayacağımı ve hatta sevmeyeceğimi düşündüğüm bu romana erişimimi sağlayan başta Gizemim olmak üzere tüm Kitap Oburları'na ve turumuzun destekçisi Ephesus Yayınları'na teşekkürü bir borç biliyor ve J.A. Redmerski ile yapılmış söyleşilerin Türkçe çevirisiyle sizleri baş başa bırakıyorum.

YAZARLA SÖYLEŞİ

- Yazmaya başladığında kaç yaşındaydın? Hep yazar olmak istedin mi?
- İlk romanıma başladığımda 13 yaşındaydım ve ondan önce de hem şiir yazıyordum hem de günlük tutuyordum. Sanırım hep bir şeyler yazıyordum ama romanlara olan sevgimi keşfettikten sonra başka bir şey yazamaz oldum. Yaşadığım sürece, hiç kimse okumasa bile, yazacağım.

- Hiç hayatından gelip geçmiş insanlar veya yaşadığın olaylar veya hayatında değiştirmek istediğin olaylar hakkında yazıyor musun?
- Hayır. Şimdiye kadar tanıdığım hiç kimse hakkında yazmadım ama Hiçliğin Kıyısında'yı kendimin de dünyayı gezme hayali olduğu için yazdım. Camryn'in yaptıklarını yazarken kendimin de benzer şeyler yaptığını hayal ettim ve sanırım kendim de böylesine seyahat etmeye başlayana kadar bunu yapmaya devam edeceğim.

- En çok hangi karakterin sana benziyor?
- Kesinlikle Camryn Bennett.

- Müzik eşliğinde yazmayı sever misin veya kitapların için müzik listeleri oluşturur musun?
- Tam bir sessizlik olduğunda yazabiliyorum ama müzik listesi yapmayı ve araba kullanırken dinlemeyi seviyorum.

- Yazmaya başladığında nasıl bitireceğini biliyor muydun, yoksa, olaylar yazdıkça mı gelişti?
- Yazarken genellikle romanın başını ve sonunu biliyorum ama aralarda yazdığım olayların neredeyse tamamı romanı yazarken gelişiyor.

- Hobilerin neler?
- Bisiklete binmek, yürüyüş yapmak, kamp yapmak, kısaca dışarıda yapılabilen ve doğayla ilgili her şey.

- Yazar olmasaydın ne olurdun?
- Aslında aktris olmak isterdim. Gerçi halen istiyorum. The Walking Dead veya Supernatural'ın bir bölümünde oynamak isterim :) (Tabii ki öyle bir şey olmayacak, korkmayın :)
- Yazarken en çok neler atıştırırsın?
- Suşiyi çok seviyorum. Hatta o kadar çok suşi yiyorum ki arada civa zehirlenmesi geçirip geçirmediğime bakılsa iyi olur. Tatlıyla aram yok.

- Okurlarının seninle ilgili öğrenince şaşıracağı şey ne olurdu?
- Hmm, bilmiyorum! Aslında o kadar ilginç bir insan değilim. Mesela söyleyebileceğim en ilginç şey büyükannemin Johnny Cash ile çocukluk arkadaşı olduğu ama bu da büyükannemle ilgili şaşırtıcı bir gerçek, benimle ilgili değil :)

- Ne yazsa okurum dediğin yazarlar kimler?
- Neil Gaiman ve Anne Rice – Halen tüm yazdıklarını okumadım ama bu iki isim ne yazsa okurum. Bundan başka Paullina Simmons'ı da severim.

- Dünyada görmek istediğin yerler?
- Her yer :) Kitapları basılmış bir yazar olmak dışında en büyük bir başka hayalim de dünyayı dolaşmak oldu hep. Eğer bir yer seçmem gerekse... Sanırım bu imkânsız. Roma'ya, Yeni Zelanda'ya, İrlanda'ya, İskoçya'ya gitmek istiyorum.

- Okumayı en sevdiğin tür hangisi?
- Hmmm, zor bir soru. Sanırım romantik gerilim ve yeni yetişkin.

- Sence yeni yetişkin türü neden bu kadar popüler oldu?
- Sanırım bu tür uzunca bir süre göz ardı edildi. Yeni yetişkin türünün hedeflediği yaş grubu ne çok genç ne de çok yetişkin. Tam arada, tam kararında.

27 Ekim - 2 Kasım Tur Programı

27 Ekim   mirielenda.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Ön Okuma
28 Ekim   raflarinarasindan.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı
29 Ekim   sssuigenerisss.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Bunları Biliyor musunuz?
30 Ekim   kutsalyorumcu.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Alıntılar
31 Ekim   thcodex.blogspot.com |  Kitap Yorumu - Tanırım Videosu
01 Kasım pinucciasbooks.blogspot.com |  Kitap Yorumu  -  Yazarla Söyleşi
01 Kasım sohbetedecekkimseyok.blogspot.com  |  Kitap Yorumu
02 Kasım tugceninkitapligi.com  |  Kitap Yorumu - Bonus Sahne

Oct 29, 2014

Jessie Lamb'in Vasiyeti | Jane Rogers

Orijinal Adı: The Testament of Jessie Lamb
Türkçe Adı: Jessie Lamb'in Vasiyeti
Yazar: Jane Rogers (İngiltere)
Sayfa Sayısı: 304
Yayınevi: Nemesis Kitap
Değerlendirmem: %84 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... canımın içi moriçe ile tanıştım :)

NEDEN BU KİTAP?
Arthur C. Clarke ve/veya Nebula ödülü almış veya bu ödüllere aday olmuş kitaplara ayrı bir ilgim var da o yüzden.

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Kadınlar karınlarındaki bebekleriyle birlikte ölmektedir. Bu felaket yüzünden insanların bir kısmı bilim adamlarını suçlar. Bir kısmı da bunun ilahi bir ceza olduğunu düşünür. Jessie Lamb ise suçlunun kim olduğunu umursamaz, tek istediği şey bu durumun değişmesi için üzerine düşeni yapmaktır.

Jessie Lamb'ın Vasiyeti, genç bir kızın cesaretle imtihanı değildir yalnızca. Onun babasının da sınavını anlatmaktadır.

DEĞERLENDİRMEM:
Sevgili anthawise (Sam Scarlet)'ın Goodreads'de "ağlattı" diyerek kısa ve öz olarak yorumladığı bu kitabı ben çok sevdim. Bir dönem sürekli bilim kurgu okuduğumdan (bu sene kendime verdiğim sözü tutarak tüm türlere şans tanıyorum) her yeni bilim kurgu kitabında "Acaba fikir orijinal mi?" kaygısını yaşıyorum. Bu kitaba başlarken de böyle bir kaygım vardı ama bir taraftan da "koskoca Arthur C. Clarke Ödülü'nü almış. Konunun ve kurgunun orijinalliği test edilip onaylanmış" diyerek iç huzurumu sağlamıştım.

Türü bilim kurgu olsa da bu kitap "herkes için bilim kurgu" diye sınıflandırabileceğim bir kitap. Çoğu bilim kurgu kitabında bunu söylemek zor ama Jessie Lamb'in Vasiyeti şimdiye kadar bu türde hiç okumamış olanların da, bu türden çekinenlerin de rahatlıkla okuyabileceği, "kurgusal" öğelerin "bilimsel" öğelerin önüne geçtiği bir roman. Özellikle Jessie Lamb ve babasının ilişkisi bir baba-kız ilişkisinin farklı boyutlarını çok güzel yansıtıyor.

Romanı okurken kendimi sürekli Jessie Lamb'in yerine koydum. Yaşım (ve bu yaşa kadar biriktirdiklerim) Jessie Lamb'in yaşından iki kat fazla olsa dahi Jessie Lamb'in yarısı kadar cesaretli ve kararlı olabilir miydim diye sorgulayıp durdum.

"Kadınların karındaki bebekleriyle ölmesi" gibi basit ama arkasını sağlam bir bilimsel gerçeğe bağladığı bir fikirle romana başlayan yazar Jane Rogers bu kitapta dünyada yaşanabilecek böylesine bir felaketin toplumun farklı kesimleri üzerindeki etkisini, olayın dini, sosyal ve kültürel etkilerini akıcı ve yalın bir dille anlatmış. Bu nedenle bu kitabı tüm takipçilerime öneriyorum.

Jun 8, 2014

Filler Çapraz Gider | Altay Öktem

Kitabın Adı: Filler Çapraz Gider
Yazar: Altay Öktem
Sayfa Sayısı: 125
Yayınevi: Yitik Ülke Yayınları (2014)
Değerlendirmem: %90 - Harikulade
Ben bu kitabı okurken...: ... "Aaa, o kitap satrançla mı ilgili?" diye soranlar oldu.

NEDEN BU KİTAP?
En sevdiğim yayınevlerinden biri olan Yitik Ülke Yayınları'ndan bu kitap epeyce uzun bir süre önce yorumlamam için gelmişti. Ha bugün ha yarın derken bekledi durdu zavallı kitap rafta birkaç ay. Instagramda Neslihan ve Arzu'nun bu kitabı okuduğunu görünce gaza gelip hemen katıldım aralarına ve bir çırpıda okuyuverdim.

KONUSU:
Bu kısa romanı tariflemek kolay değil. Bu nedenle uğraşmayacağım. Sadece tüm erkek karakterlerin isimleri Kerim, tüm kadın karakterlerin isimleri Leman. Bu ilginizi çektiyse kitap da emin olun ilginizi çekecek.

DEĞERLENDİRMEM:
Bir kitap neden yazılıp yayınlandıktan sonra tekrar bir daha basılmaz? Büyük ihtimalle yapılan ilk baskıları talep görmemiştir. Tamamı satılamamıştır. Yazara, yazım tarzına ilgi yoktur veya kitap düzgün pazarlanamamıştır. Filler Çapraz Gider öyle bir kitap. Yani bir kez yayınlanıp da bir daha yayınlanmayanlardan. Nedenini bilemiyoruz ama bu kitap 2001 yılında Stüdyoimge Yayınları'ndan çıkmış ve bir daha da yeni baskısı olmamış. Oysa ki çok güzel, çok farklı bir kitap.

İçinde bir sürü Kerim'in ve bir sürü Leman'ın olduğu, bu Kerimlerin ve Lemanların türlü türlü şekillerde birbirleriyle bağlandığı ama aslında her birinin birbirinden tamamen bağımsız olduğu, belki karışık ama bir o kadar da yalın bir kısa roman Filler Çapraz Gider. Kurgunun ilerleyişinin ve karakter derinliğinin böylesine kısa bir romanda bu kadar derinleşebilmesi ise oldukça şaşırtıcı. Ha roman demişken, bu öylesine bir kısa roman ki içinde ayrıca öykü ve tiyatro da var. Halen ilginizi çekemedim mi? Bir de küçük bir alıntı paylaşayım o halde. Yine de merak uyandıramadıysam sizlerde, "elimden gelen bu" demekten öte diyebileceğim bir şey yok. Keyifli pazarlar :)

"... Zaman, Tanrı gibi bir şeydi. Hangi olaydan geriye ne kalacağını, içindeki sevincin, coşkunun, acının, hayal kırıklığının ne ölçüde geleceğe taşınacağını belirliyordu. Tanrı gibi bir şey değil, Tanrı'nın ta kendisiydi." (Sayfa 28)

May 24, 2014

[Blog Tur] İdhun Günlükleri Direniş - Laura Gallego Garcia | Alıntılar


Orijinal Adı: La Resistancia (Memorias de Idhún, #1)
Türkçe Adı: Direniş (İdhun Günlükleri, #1)
Yazar: Laura Gallego Garcia (İspanya)
Sayfa Sayısı: 527
Yayınevi: Pegasus Yayınları (2014)
Türü: Genç yetişkin, fantastik
Değerlendirmem: %86 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... her karakteri hayatımdan gelmiş geçmiş biriyle eşleştirebildim.

NEDEN BU KİTAP?
Oburlukta sınır tanımıyoruz da ondan.

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Üç ay ve üç güneşin diyarı İdhun'da, karanlık büyücü Ashran hâkimiyeti ele geçirir.Yaşadıkları dünyadan kaçan bir savaşçı ile büyücü, yeryüzünde yaşayan Jack ve Victoria'yı da aralarına alarak Direniş'i kurar. Amaçları kanatlı yılanların hâkimiyetini sona erdirmektir ama Ashran'ın bu iş için özel olarak görevlendirdiği genç ve acımasız katil Kirtash buna izin vermemeye kararlıdır.

DEĞERLENDİRMEM:
En son okuduğum fantastik kitapla bu kitap arasında farklı türlerde bir sürü kitap okuyunca sevdiğim ve özlediğim bu türe geri dönmek bir başka güzeldi bu sefer. Çok olumlu fikirlerle başladım kitaba. Kitabın ciltli, şömizli olması gibi verdiği yan hazlar da vardı elbette ama bu kitap bitirdiğimde her yönüyle çok özel bir kitap oldu benim için.

Kitabın üç karakterini de yaşamımda birileriyle eşleştirebildim. Burada özel hayatımdan detaylar vermeyeceğim elbette. Kanatlı yılanlar, ejderhalar, tek boynuzlu atlar falan da yok benim dünyamda ama karakterlerin yaşadıklarını kendi yaşamımdan olaylarla ilişkilendirince hem Victoria-Jack-Kirtash arasında neler yaşanacak diye merak edip durdum romanı okuma sürem boyunca, hem de tüm bunların fantastik bir ortamda yaşanmasından, büyülü karakterlerden, gizemli dünyalardan inanılmaz bir keyif aldım. Yalnız özünde sanırım bu romanı fantastik kurgu okurmuş gibi değil de aşk romanı okurmuş gibi okudum ki emin olun fantastik öğeler her daim ön planda. Yani tuhaflık bende.

İki dünya arası gidip gelen kitaplara ayrı bir sempatim var. Direniş'te de olayların bir kısmı Dünya'da, bir kısmı ise İdhun'da geçiyor. Hatta bu kitapta iki farklı diyara ek bir de Limbadh diye de bir yer var ki burası ne Dünya'da ne İdhun'da yer alıyor; arada kalmış, sürekli gecenin yaşandığı ve ayrı bir ruha sahip bir başka diyar. Ruh derken mekanın, Limbadh'ın ruhundan bahsediyorum ki bu fikri başlı başına enteresan buldum.

Yaşantımdan bir kişilerle, olaylarla ilişkilendirebileceğim bu kadar çok öğeyi barındıran bu fantastik kurgu serisinin devamını merakla beklediğimi tahmin edersiniz herhalde. Üç ana karakterin (Victoria, Jack ve Kirtash) başına neler geleceğini ve serinin devam kitabında yaşanacakları yine kendi hayatımla eşleştirip eşleştiremeyeceğim ise benim için büyük bir merak konusu.

Gelelim kitaptan yaptığımız alıntılara. (Yukarıda kitabı aşk romanı gibi okuduğumu söylemiştim. Sanırım bu biraz alıntılara da yansıdı :)

ALINTILAR

"Ejderhalar. Devasa, muhteşem, korkutucu ve çok güzeldiler. Sadece efsanelerde ve halk hikayelerinde var olan mitolojik yaratıklar. Jack oldukça etkilenmişti. Onları takip etmek istedi ama gitmişlerdi bile. Günün ilk ışıklarına doğru uzaklaşmalarını sakince seyretmeye karar verdi ama önünde uçan ejderhalar durmuştu. Jack bir şeylerin yolunda gitmediğini anladı."
Jack sf. 38

"Kirtash'ın buz kesmiş ölümcül gözleri".
Jack gözlerini o bakışlardan ayırmadan bir adım geri attı. O korkunç his onu bir defa daha sarıyordu.
"Soğuk"
Jack sf. 104

"Kirtash gülümsedi.
Biz madeni bir paranın iki yüzü gibiyiz, Victoria. Birbirimizi tamamlıyoruz. Ben varım, çünkü sen varsın. Aynısı bunun tersi için de geçerli."
Kirtash sf 222

"Birisi büyüyle arasına girmiş, Elrion'un büyüsü ile Kirtash'ın büyüsü Victoria'yı korumak için karanlığın içinden çıkan bu beden üzerinde karşılaşmış, sonucunda rengarenk bir patlama oluşturmuştu. Patlama korkunçtu ama renkleri göz kamaştırıyordu. Tıpkı bir yıldızın ölümü gibiydi."
Sf. 225

"İkisi de karşılaştıklarında birbirlerine ne söyleyeceklerini defalarca hayal etmişti ama karşı karşıya geldikleri o anda ikisinin de zihni boş birer kağıt gibiydi."
Sf. 269

"Ne konuşmak istiyorsun?" diye sordu.
Ama cevap onu afallattı.
"Seni"
Kirtash gözlerinin içine bakınca genç kızın içi ürperdi.
"Anlamıyorum" dedi genç kız.  "Benden ne istiyorsun?"
"Emin değilim" diye itiraf etti. "Belki seni anlamak, seni tanımak. Belki...seni bir daha görmemek. Anlamaya çalışıyorum"
Kirtash- Victoria sf 320

"Bunu bana neden yapıyorsun?" diye fısıldadı. "Bu doğru değil."
"Hayat doğru değil."
Kirtash-Victoria sf. 324

"Victoria Jack'in kulağına, "Sana yalvarırım," diye fısıldadı.. "Sana yalvarırım Jack, benden nefret etme..."
"Nasıl?..." diye cevapladı Jack şaşkındı. "Senden nefret etmek mi? Ama ben..."
Victoria- Jack sf 336

"Seni çok düşündüm" diye cevapladı, "seni öldürebileceğim ama öldüremediğim o geceden beri. Seni öldürmem gereken o geceden beri. Ama sana her baktığımda sadece seni korumak istiyorum, Victoria." Christian sf. 355

"Sana ne teklif ettiğimi mi soruyorsun?" dedi yüzünde hafif bir gülümsemeyle. "Her zaman yanında olmayacağım. Daima varlığına güvenebileceğin bir arkadaşın olmayacağım. Ben hep yalnız birisi oldum ama sana göz kulak olacağım. Ve gerekirse seni hayatım pahasına koruyacağım. Sadece bir duygu yüzünden."
Sf. 356. Kirtash

"Sana... seni tüm ruhumla sevdiğimi, seni kaybetmek istemediğimi, seni mutlu etmek için her şeyi feda edebileceğimi söylemek için yüzlerce fırsatım oldu. Oysa bunları ancak sen başka birine aşıkken ve kalbin kırıkken söyleme cesareti bulabiliyorum."
Jack | Sayfa 372

21 - 24 Mayıs Tur Programı

21 Mayıs | raflarinarasindan.blogspot.com - Ön Okuma
21 Mayıs | mirielenda.blogspot.com - Kitap Yorumu
22 Mayıs | segesegese.blogspot.com - Yazar Tanıtımı
22 Mayıs | kutsalyorumcu.blogspot.com - Kitap Yorumu
23 Mayıs | sssuigenerisss.blogspot.com - Kitap Kapakları
23 Mayıs | sohbetedecekkimseyok.blogspot.com - Kitap Yorumu
24 Mayıs | thcodex.blogspot.com - Kitap Yorumu
24 Mayıs | pinucciasbooks.blogspot.com - Alıntılar

Bu güzel tur için Pegasus Yayınları'na tekrar çok teşekkürler. Gerek yorumum gerek alıntılar ile bu kitabı merak ettiyseniz facebook sayfamızda hala devam eden bir yarışmamız var. Hemen ona katılmanızı öneririm. Facebook sayfamıza buradan ulaşabilirsiniz :) 

May 22, 2014

Beş Sevim Apartmanı | Mine Söğüt

Kitabın Adı: Beş Sevim Apartmanı - Rüya Tabirli Cinperi Yalanları
Yazar: Mine Söğüt
Sayfa Sayısı: 127
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Değerlendirmem: %91 - Harikulade
Ben bu kitabı okurken...: ... inanılmaz eğlendim.

NEDEN BU KİTAP?
2014 yılı başında şimdiye kadar hiç kitabını okumadığım sekiz yazar belirledim: Gündüz Vassaf, Mine Söğüt, Diana Gabaldon, Selim İleri, Stephen King, Tezer Özlü, Füruzan ve Mehmet Eroğlu. Yazar Ayları'nda Mine Söğüt kitapları okunması seçilince de bu kitapla baş başa buldum kendimi. (Bu arada diğer yedi yazardan henüz kitap okumadım. Yılın kalan yedi ayında her ay birini keşfetsem iyi olacak sanırım).

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Pürtelaş Sokağı'nda kediler bir gün canhıraş feryatlarla ortalığı inlettiler. Pürtelaş Sokağı'ndaki Beş Sevim Apartmanı'nda tuhaf şeyler oluyordu. Beş pencereli, beş odalı, beş acayip insanın oturduğu Beş Sevim Apartmanı'nda perdelerin arkasında tuhaf şeyler olup bitiyordu. Cinler aleminden gelenler, periler aleminden gelenler, cinperi aleminden gelenler, orada beş garip hikaye yazdılar... yazdılar... yazdılar.

Pardon, altı hikaye yazdılar. Bir de Doktor Samimi ve onun günlüğü var.

DEĞERLENDİRMEM:
Ben bu kitabı gördüğüm an seveceğimi biliyordum. Okurken korkabileceğimi söyleyen arkadaşlarım olmuştu ve açıkçası ben de korkabileceğimi düşünmüştüm. En basit efektlerde bile yüreği hoplayan ben bu kitapta korkmak ne kelime inanılmaz eğlendim. Keşke Beş Sevim Apartmanı değil de Yüz Sevim Apartmanı olsa, kitap hiç bitmese istedim. Apartmandaki her bir karakteri ve tabii ki Doktor Samimi'yi ayrı ayrı sevdim. Hani "En çok kimi sevdin?" diye sorsanız, seçemem yani. Hepsi güzel. Kurgu ise şahane. Üç beş sene sonra tekrar okumak isteyeceğim kitaplardan.

Elimde şu an yazarın Deli Kadın Hikayeleri isimli kitabı da var. Onu da çok seveceğimi düşünüyorum ama hemen okumayacağım. Deli Kadın Hikayeleri'ni de aynı hissiyatla okursam Mine Söğüt'ün tüm külliyatını toplarım sanırım. Tipini, tarzını, kalemini sevdiğim Mine Söğüt, sen hep böyle yaz, biz hep böyle okuyalım, eğlenelim.

Apr 13, 2014

Yıkanan Kadınlar | Tie Ning

Orijinal Adı: The Bathing Women
Türkçe Adı: Yıkanan Kadınlar
Yazar: Tie Ning (Çin)
Sayfa Sayısı: 397
Yayınevi: Altın Kitaplar Yayınevi
Değerlendirmem: %74 - İyi
Ben bu kitabı okurken...: ... düzgün bir okuma ritmi tutturamadım.

NEDEN BU KİTAP?
Yıkanan Kadınlar'ı Altın Kitaplar'ın web sitesinde ilk gördüğümde kitap, yazarı, ismi, kapağı ve konusuyla dikkatimi çekmişti. Özellikle de geçen sene okuduğum (ve ömrümde okuduğum en iyi kitaplar arasında yer alan) Lisa See'nin Kar Çiçeği ve Sırlar Yelpazesi'nin ardından Çinli kadınlar ile ilgili bir başka romanı yakalamak beni heyecanlandırmıştı. Bir tanecik yayınevim Altın Kitaplar da beni kırmayarak okuyup yorumlamam için gönderdi hemen kitabı bana.

KONUSU:
İki nesilden, dört Çinli kadının Çin'in değişen yaşam koşullarından, kendi aile hayatlarında karşılaştıkları sorunlara, birbirleriyle olan ilişkilerinden, erkeklerle yaşadıkları tecrübelere gibi konulardan, iç içe geçmiş olaylar örgüsünden oluşan bir değişik hikaye.

DEĞERLENDİRMEM:
Kar Çiçeği ve Sırlar Yelpazesi'nin eski, gelenekçi Çin'inden sonra modern Çin ve Çinli kadınlar hakkında bir kitap okumak oldukça tamamlayıcı oldu benim için. Bize oldukça uzak bu değişik kültürle ilgili bilgi dağarcığım ve bakış açım biraz daha zenginleşti bu kitapla. Kitapta (gerçekten de Çin'de yaşanmış bazı sosyal olaylar) yine ağzımı açık bıraktı. Aile ve insan ilişkilerinde kendi ülkemle aralarda çeşitli benzerlikler yakalasam da anlamakta güçlük çekeceğim kadar farklılıklar da vardı bu kitapta.

Kitabın kapağında 1994 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan Japon yazar Kenzaburo Oe'nin bu kitap için söylediği "Son on yılda çıkanlar arasından on edebi eser seçmem istenseydi, kesinlikle Yıkanan Kadınlar'ı aralarında sayardım" sözü yer alıyor. Oe'nin burada kast ettiği zaman dilimi 2000-2010 arası. Ben Yıkanan Kadınlar'ı beğendim ama Oe'nin etkilendiği kadar da derinden etkilenmedim yani.

İyi kötü empati kurabildim kitaptaki tüm kadın karakterlerle ama Çiao kararlarına, tercihlerine en sinir olduğum karakter oldu. Sizde de oluyor mu bazen merak ediyorum: Kitap okurken bazen karakterlerle öyle içli dışlı oluyorum ki kafama yatmayan tepkiler verdiklerinde veya davranışlar sergilediklerinde onlarla oturup tartışmak istiyorum. Yazarla değil, bizzat karakterlerle. Böyle onlara sorular sorayım, onlar cevap versin istiyorum. Yazarın kaleminden kurtulsunlar, özgür kalsınlar, kendilerini savunsunlar istiyorum. Bu kitapta da Çiao şöyle bir karşıma geçse "Arkadaşım derdin ne senin? Allahtan belanı mı istiyorsun?" diye sorasım çok geldi. İçimde kaldı valla...

Apr 7, 2014

Misafir Yayın: Ramazan'dan Siyah Kan Yorumu

Kitap Ağacı ailemizin Mart ayı kitabı Jean-Christophe Grangé'dan Siyah Kan'dı. Ben etkinliğe katılamadım ama katılan arkadaşlarımızdan biri olan Ramazan'ın Siyah Kan için yazdığı yorumu geçen Cumartesi günkü Kitap Ağacı Ankara buluşmasında dinleme fırsatım oldu ve çok sevdim. Hal böyle olunca da Ramazan'dan yorumunu blogumda yayınlamak için göndermesini rica ettim. O da beni kırmadı. İşte size Ramazan'dan Siyah Kan yorumu.

Polisiye kitapların hemen hepsinde katil belirsizdir. O kaçar, siz ve yanında olduğunuz kişi onu kovalar... Genelde gözünüzün önündedir ama yazar onu sizden uzak tutmak için size diğer karakterlerin dünyalarına ya da başka olaylara götürür ama katil daima oradadır. O sizi görürken siz onu göremezsiniz. İsmini kim bilir kaç defa okursunuz bilmeden. Olay yeri soruşturmaları, deliller, görgü tanıkları ve otopsi raporları teker teker çıkar sahneye. En sonunda katil çıkar bir köşeden ya da kitabın finaline kadar beklersiniz..

Siyah Kan kitabı bu söylediklerimden biraz farklı olarak size katili daha ilk başta ilk sahnede veriyor. Jacques Reverdi. 49 yaşında eski ağırlıkla su altı dalış şampiyonu ve eğitmeni bir adam... Diğer tarafta acımasız bir katil ve psikotik biri. Ve çok zeki. Geçmişte cinayetler ile suçlanmış ama delil yetersizliği yüzünden serbest bırakılmış.. Neden öldürüyor? Onu öldürmeye iten cinayet itkisi nedir? Geçmişi sırları nedenleri ve kişiliği nedir hangi cinayetleri işledi? Bütün bunları ve daha fazlasını öğrenmek için Uzakdoğu'ya kanlı ve sırlar ile dolu bir yolculuğa çıkıyoruz.. Yengeç Dönencesi ile Ekvator çizgisinin arasında bir yerlerde Siyah Kan ile çizilmiş, korkunun ölümün hakim olduğu karanlık bir yol var. Bu yolculuğa Marc Dupeyrat ile çıkıyoruz. Marc eski bir paparazzi muhabiri. Lady Diana'nın ölümünden sonra gözden düşen paparazziliği bırakmış. Araştırmacı gazeteci kimliği ile bazı gazetelere yazılar yazıp haberler yapıyor.. Marc 44 yaşında. Sorunlu bir çocukluk, ölümlerle dolu bir geçmiş! Okulda iken bir arkadaşının ölümünü görmüş. Daha ileride de İtalya'da sevgilisi öldürülmüş.. İşte bu yüzden katillerin beyinlerinin nasıl işlediğine kafayı takmış durumda. Araştırmaları onu Reverdi'ye götürüyor. Ona bir oyun oynayıp güvenini kazanarak onun hapishaneden rehberliği ile bu yolculuğa çıkıyor.. İşte Siyah Kan bu yolculuğun kitabı... Siyah Kan iki katilin hikayesi... Bir yanda Usta, bir yanda Çırak... Yolu kan ve ölümle çizilmiş bir adamın bir yandan katilin gösterdiği izleri takip ederken yaşadığı inanılmaz değişim, karanlık ve kanlı geçmişi ile hesaplaşması ve sonunda takip ettiği yolda bir yerlerde çok tanıdık izler görmesi...

Siyah Kan deliliğin sınırlarında gezen bir yolculuk. 400 küsur sayfalık gerilimli bir karabasan. Kötülüğü ve kötülüğün ardındaki o karanlık dünyayı anlatıyor.

Siyah Kan bir kavanoz balın neler yapabileceğinin hikayesi. Sizce bir kavanoz bal size nasıl bir zarar verebilir!!!

Siyah Kan havasızlıktan boğulmuş ölmüş insanların kan rengidir. Oksijenden mahrum kalmış kan siyahlaşmaktadır..
.
Siyah Kan aslında günahlardan arınma ile kanın arasındaki o ilişkiyi çok ince bir çizgide hem ayinsel hemde kriminal bir şekilde anlatmış.

Siyah Kan gerçeğin rengi ama aynı zamanda yalanın da rengidir.
Siyah Kan arınma odalarındaki ölümlerin karanlık öyküsüdür.
Siyah Kan bir katil ile onun zihnine ve dolayısı ile dünyasına girmeye çalışan bir gazetecinin, Marc'ın hikayesi.. .
Marc'ın Reverdi'ye oynadığı oyun kitabın temelini oluşturuyor.. Reverdi ilk başta avcı iken av oluyor. Sonra kim avcı kim av birbirine karışıyor. Bu da kitaba ayrı bir gerilim katıyor... Plan Paris'te başlıyor ve Uzakdoğu'nun en karanlık en gizemli ülkelerinde dolaşıp yine Paris'te son bulmuyor çünkü her şey yeniden başlıyor. Zaten kitabın bu dönüş bölümü bana göre iki finalden oluşuyor. Biri olması gereken diğeri tam Grangé tarzı bir final ve Grangé bizi kesinlikle Marc ile vuruyor bu finalde...


Çabuk saklan, baba geliyor...

Mar 28, 2014

[Blog Tur] 2055: Büyük Hesaplaşma - Teri Terry


Orijinal Adı: Fractured (Slated, #2)
Türkçe Adı: 2055: Büyük Hesaplaşma (Programlanmış, #2)
Yazar: Teri Terry (İngiltere)
Sayfa Sayısı: 354
Yayınevi: Altın Kitaplar (2014)
Türü: Genç yetişkin, distopya
Değerlendirmem: %78 - Çok iyi
Ben bu kitabı okurken...: ... iş yoğunluğuma saydırdım durdum.

NEDEN BU KİTAP?
Kitap oburuyuz dedik ya!

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Kyla programlanmadan önceki hayatına dair hiçbir şey hatırlamamalıydı ama geçmişine ait karanlık sırlar gömülü oldukları yerde kalmayacak. Huda baskısı ve özgürlük mücadelesi arasında bir savaşın ortasında kaldı ve sağ çıkamayacağı bir çıkmaza doğru sürüklenmeye başlıyor. Beni umutsuzca arayışı devam ederken bu sırlar ve yalanlar dünyasında kime güvenebilir? Geçmişinden gelen karizmatik fakat tehlikeli biri, çokça övülen 2054: Çıkış Yok'un bu gergin ve sürükleyici devam kitabında Kyla'yı kendi yolunu seçmeye zorluyor.

DEĞERLENDİRMEM:
Üçlemelerin ikinci kitapları hep bir stres yaratır bende. Tempoları genelde en düşük kitaplardır onlar. Kurgunun oturtulmaya çalışıldığı, karakterlerin ve olayların geçtiği ortamın derinleştirilmeye çalışıldığı, yazarın aslında epeyce emek harcadığı ama rüştünü ispat etmekte hep zorlanan kitaplardır ikinci kitaplar.

2055: Büyük Hesaplaşma da aynı dertlerden muzdaripti bence (özellikle romanın ilk yarısında). İlk romana oranla temposu (başlarda sıkıcı diyebileceğim kadar) yavaştı. Sanırım biraz da iş aralarında okuma gayretlerimden kaynaklı bir konsantre olamadım ilkin bu romana. Ancak kitabın ortalarında entegrasyonum öyle bir başladı ki gerisi çorap söküğü gibi geldi. O kadar çok defa ters köşe oldum ki bu roman boyunca her yanılgım ayrı bir keyif verdi bana.

Ana karakter Kyla'ya olan ilgim ve sevgim bu romanda daha da arttı. Teri Terry'nin distopik evrenindeki bilim kurguvari detaylar, bu evrenin kural ve kaideleri, pis oyunlar, hırs, entrika, acımasızlık çok ince bir dozla veriliyordu okuyucuya. Öyle ince bir ayardı ki bu romanın sonuna geldiğimde yine "Yok artık. Hani 3. kitap dedim?"

Programlanmış serisi ile olan birlikteliğim  Veronica Roth'un Uyumsuz serisi ile olan birlikteliğime çok benziyor: Şahane bir ilk kitap, temposu düşük başlayan ama ikinci yarısında beni heyecanlandırıp sonunda ağzımı açık bırakan bir ikinci kitap ve üçüncü kitabı elimin altında olmadığı için geçici bir asap bozukluğu yaratan bir üçleme. Programlanmış serisinin kapakları ise son dönemde okuduğum distopik, genç yetişkin üçlemeleri arasında en beğendiğim kapaklardan. Orijinal kapakları kullandığı için Altın Kitaplar'a çok teşekkürler (Ayrıca üçüncü kitabı da sabırsızlıkla beklediğimi buradan bir kere daha duyurmak isterim).

Bu seriye yabancıysanız, ilk kitap yorumumu buradan okuyabilir. Canım yayınevim Altın Kitaplar'ın desteğiyle serinin ilk iki kitabını birlikte hediye edeceğimiz çekilişimize ise buradan katılabilirsiniz.

Feb 19, 2014

[Blog Tur] Anna Kan Giyinmiş Kız - Kendare Blake | Söyleşi


Orijinal Adı: Anna Dressed in Blood
Türkçe Adı: Kan Giyinmiş Kız
Yazar: Kendare Blake (ABD)
Sayfa Sayısı: 350
Yayınevi: Martı Yayınları (2014)
Türü: Genç yetişkin, korku
Değerlendirmem: %75 - İyi
Ben bu kitabı okurken...: ... yepyeni, el değmemiş bir sahaf keşfettim Ankara'da morjje sayesinde.

NEDEN BU KİTAP?
Kısa ve öz: Oburluk.

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Cas Lowood, ihbarlar üzerine hayaletlerin peşine düşerek onları yok eden bir hayalet avcısıdır. Yeni görevi ise, evine adım atan herkesi acımasızca öldüren hayalet Anna Korlov'u yakalamak ve ondan kurtulmaktır. Fakat Cas bu kez daha önce hiç rastlamadığı türden bir hayaletle karşı karşıyadır. Anna'nın içindeki, insanları öldürme isteğinin nedenini öğrendiğinde onun hayatına ve ölümüne dair sırlarla örülü gerçekleri de su yüzüne çıkarır.

DEĞERLENDİRMEM:
Korku filmlerinin en ucuz efektlerinden bile korkan ben bu romanı da sadece korku romanı olsa bu kadar sevmezdim herhalde. Korku öğeleri öne çıksa da araya serpiştirilmiş romantizmle hafif tatlı ve alkolü fazla bir kokteyl tadında olan bir hikaye Anna'nın hikayesi. İş yoğunluğum nedeniyle istediğim hızda okuyamadım bu romanı ama yorgunluktan göz kapaklarımın kapanma isyanına çarpışarak teslim oldum çoğu kez ve bitirdim kitabımı.

Romanın geneli betimlemeler açısından çok kuvvetli değil. Ancak, Anna'nın başta romanda ilk belirdiği kısımdaki betimlemesi olmak üzere aralarda öyle güzel betimlemeleri vardı ki kitabı evde yalnızken ve ev sessizken okumamakla ne kadar doğru bir tercih yaptığımı gösterdi bana. Hatta Anna seri katil moduna geçmiş bir hayalet olsa ve haklı veya haksız bir şekilde bir sürü insanı harcasa da bende Dexter'a duyduğum sempatiye benzer bir sempati yarattı.

Romanı anlatan karakter olan hayalet avcımız Cas nedense roman boyunca benim yakınlaşamadığım bir karakter oldu. Ne yalan söyleyeyim, roman boyu Cas'ten ziyade annesini merak ettim. Hatta annesi ve babasıyla ilgili flashbackler olsun istedim. Belki ikinci kitapta olur. Kim bilir?

Romanın kurgusunun detaylarına inmek istemiyorum. Çünkü karakterlerin daha baskın olduğu bir roman bu roman. Genç yetişkin, korku romanı okuyasınız varsa, aralarda romantik bir iki bir şey de olsun diyorsanız bu kitap tam size göre.

Gelelim işin oburoloji kısmına. Bu turda Kitap Oburları olarak bir ilk yaptık ve Kan Giyinmiş Kız'ı dilimize kazandıran Gülfem Çırak ile bir söyleşi yaptık. Merak mı ettiniz öyleyse buyrun lütfen:

KAN GİYİNMİŞ KIZ ÇEVİRMENİ GÜLFEM ÇIRAK İLE SÖYLEŞİ

Kitap Oburları: Merhaba, öncelikle söyleşi isteğimizi kabul ettiğin için çok teşekkür ederim!
Gülfem Çırak: Selamlar! =) Turunuzda bana da yer ayırdığınız için asıl ben size teşekkür ederim.

Kitap Oburları: Eminim seni tanımak isteyen okurlarımız vardır. Bize biraz kendinden bahsedebilir misin?
Gülfem Çırak: 1991 Kütahya doğumluyum. Eşit ağırlık bölümünde geçen sıkıcı ve zorlu (sırf Matematik yüzünden >.<) lise hayatından sonra özel bir üniversitede çok sevdiğim İngilizce çevirmenlik bölümünü okudum. İngilizce olan her şeyi severim. Yabancı dizi ve film tutkunuyum. Kitaplar benim hayatım. <3 p="">

Kitap Oburları: Çevirmen olmaya nasıl karar verdin?
Gülfem Çırak: Küçükken, “Sen çevirmen olsana.” Demişti birisi bana. O zamanlar tek bu meslekle hayat geçmez diye düşünüyordum. Ama ÖSS’de bölümümü burslu kazanınca gitmeye karar verdim. İngilizceyi ve kitapları da çok sevdiğim için şimdi iyi ki de bu bölümü seçmişim diyorum.

Kitap Oburları: Çevirdiğin kitaplar içinde en sevdiğin hangisi?
Gülfem Çırak: En sevdiğim Kan Giyinmiş Kız.

Kitap Oburları: Ne tarz kitaplar okumayı seversin? Korku türü bunların arasında kaçıncı sırada gelir?
Gülfem Çırak: Son zamanlarda YA kitaplara sarmış durumdayım. Distopya, paranormal romans, fantastik, korku/gerilim, tarihi romans türleri en sevdiklerim. Eskiden olsaydı korku türü ilk sırada gelir derdim ama şimdi 3 ya da 4’üncü sırada diyebilirim.

Kitap Oburları: Kan Giyinmiş Kız'ı çevirme serüvenini anlatsana. Kitabı sen mi istedin yoksa yayınevi mi verdi?
Gülfem Çırak: Anna’yı ilk olarak bir blogda görüp kapağına âşık olmuştum. Konusu da çok ilgimi çekmişti. Daha sonra yayın haklarının Martı’da olduğunu öğrendim ama çoktan çeviriye verilmiş olduğunu düşündüm. Ama bir gün editörümle konuşurken ellerinde bana uygun yeni bir kitap olduğunu söyledi. “Yoksa Anna Dressed In Blood mı?” dedim. Onayladı. Ben de çevirmeyi çok istediğimi söyleyip aldım. Telefonu kapattığımda öyle bir sevinç narası atmışım ki annemlerin yüreği kalkmış. :D

Kitap Oburları: Anna hakkında ilk izlenimin neydi? 
Gülfem Çırak: Anna’yla karşılaştığımız ilk sahnede kendisi biraz korkunçtu. Adamın midesini deşince haliyle çok vahşi biri olduğunu düşündüm. Ama sonra Karanlık Tanrıçanın altındaki masum ve sevimli kız ortaya çıktı ve ben de ona hayran oldum. Böyle doğaüstü bir arkadaşı kim istemez?

Kitap Oburları: Kan Giyinmiş Kız’ı çevirirken en zorlandığın ve en eğlendiğin sahneler hangileriydi?
Gülfem Çırak: Zorlandığım sahne pek fazla yoktu. Sadece korkunç sahneleri düzgün bir şekilde aktarmak istediğim için onların üstünde daha fazla durdum. Cas’in ukalaca ve komik yorumları beni hep güldürdü. Korkunç kısımlarda bile anlatım eğlenceli ve komik olduğu için hep eğlendim aslında. Büyü yaparak Anna’nın geçmişine gittiklerinde –spoiler olacağı için hepsini yazmıyorum- “’Öz … Nasıl …?’ adlı film” dediği yerde bile koptum.

Kitap Oburları: Çevirirken sinir olduğun ve değiştirmek istediğin, yazarın sıkça kullandığı bir kalıp var mıydı?
Gülfem Çırak: Hayır, yoktu.

Kitap Oburları: Bunu kesinlikle ben çevirmeliyim dediğin bir kitap var mı?
Gülfem Çırak: Yayımlanacak çok fazla güzel kitap var. Listelere baktığınızda hayran olmamak elde değil. Benim şimdilik kesinlikle çevirmeliyim dediğim bir kitap yok. Ama Jus Accardo’nun Denazen serisi ilgimi çekti. Hakları alınsa (alındı mı bilmiyorum) çevirmek isterdim.

Kitap Oburları: Çevirmen olmayı düşünenlere ne önerirsin? 
Gülfem Çırak: Öncelikle hangi alanda çevirmen olmak istiyorlarsa o alana yönelik eserleri okumalılar. Edebi çeviri için tabii ki de bol bol kitap okumak gerekir. Küçüklüğünden beri kitap okuyan biriyle kitap okumayı sevmeyen birinin çevirilerinde çok fark olur. İkinci olarak da dizi ve film izleyerek, ayrıca da şarkılar dinleyerek kelime dağarcığını geliştirmek gerek.

Kitap Oburları: Son olarak herkesin merak ettiği soruyu soralım. Girl of Nightmares kitabının çevirisine başladın mı?
Gülfem Çırak: Girl of Nightmares’in çevirisi bitmek üzere. Herhangi bir aksilik çıkmazsa önümüzdeki aylarda basılması planlanıyor. :)

12 - 19 Şubat Tur Programı

12 Şubat sohbetedecekkimseyok.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Çekiliş
13 Şubat segesegese.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Ön Okuma
14 Şubat raflarinarasindan.blogspot.com |  Kitap Yorumu
15 Şubat kutsalyorumcu.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı
16 Şubat mirielenda.blogspot.com |  Kitap Yorumu - Alıntılar
17 Şubat thcodex.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Tanıtım Videosu
18 Şubat sssuigenerisss.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Bunları Biliyor musunuz?
19 Şubat pinucciasbooks.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Söyleşi

Feb 16, 2014

Bazı Kadınlar / Alice Munro

Orijinal Adı: Too Much Happiness
Türkçe Adı: Bazı Kadınlar
Yazar: Alice Munro (Kanada)
Sayfa Sayısı: 358
Yayınevi: Can Yayınları (2013)
Türü: Öykü, kurgu
Değerlendirmem: %58 - Eh işte
Ben bu kitabı okurken...: ... aradığımı bulamadım.

NEDEN BU KİTAP?
Twitterda aktif bir kitap okuma grubu olan Kitap Kardeşliği instagram üzerinde "kitap serüveni" diye bir etkinlik başlatmıştı. 4-5 kişiden oluşan gruplar oluşturuldu. Her gruptaki ilk kişi seçtiği bir kitabı listedeki 2. kişiye, o da okuyup yorumlarını ekleyip 3. kişiye gönderiyordu. Ben 5 kişilik bir gruptaki son kişiydim. Bazı Kadınlar da bu vesileyle elime geçti. Kütüphaneden veya sahaftan alınmış bir kitabı okumak gibiydi bu kitabı okumak. Kitabın sayfalarında benden önceki dört okuyucunun izlerini görmek çok keyifli oldu. Bu etkinlik (pek çok diğer kitap okuma etkinliği gibi) Kış Okuma Şenliği Şenliği ile çakışınca "Nobel Edebiyat Ödülü kazanmış bir yazardan bir kitap" kategorisinde Heinrich Böll'den Babasız Evler yerine bu kitabı okumaya karar verdim.

KONUSU:
Bazı Kadınlar kendilerine dayatılan davranış kalıplarını, yerleşik düzenleri, koşullanmaları reddeden bazı kadınlar hakkında 10 öyküden oluşan bir kitap.

DEĞERLENDİRMEM:
Alice Munro'dan mutlaka bir kitap okumak istiyordum ama evde okunmamış onlarca kitabım olduğundan "Bir şekilde denk gelirse okurum" diyerek okumayı kitaplarından birini almayı ertelemiştim. Kitap Serüveni ile Okuma Şenliği etkinlikleri kesişince ve kitabı pat diye kucağımda bulunca okumam için bir fırsat doğmuş oldu.

Oldukça hevesli bir şekilde başladım kitaba. İlk iki öykü fena değildi. Sonraki bir iki tane de o kadar farklı değildi ama bir şeyler hep eksikti. Romanlar sıkıcı değildi ama akıcı da değildi. Çok durağandı. Kitap 2009 Man Booker Uluslararası Ödülü'nü kazanmış, yazar 2013 yılında Nobel Edebiyat Ödülü almış ama olmadı mı olmuyor işte. Her ne kadar kitabın arka kapağında yazdığı gibi "yazarın öykü karakterlerini çizerken onların okura hoş görünmeleri, kendilerini okura beğendirmeleri için özel bir çaba göstermemesi ve olayları en tarafsız bir biçimde aktarması" görüşüne katılsam da Alice Munro da Nobel ödüllü bir diğer yazar olan Miguel Ángel Asturias gibi pek anlaşamadığım bir yazar oldu benim için. Öykülerin hiçbiri kötü değildi ama "Çocuk Oyunu" isimli öykü dışındaki hiçbirini sevemedim ben. Beklentim mi çok yüksekti bilemiyorum ama uzun yıllar Alice Munro'dan başka bir şey okumam herhalde.

Bu kitabı Kitap Ağacı'nın Şubat ayı kitaplarından biri olan Sabahattin Ali'nin Sırça Köşk isimli öykü kitabıyla birlikte okudum. Sabahattin Ali'nin çok daha kısa ama daha derin anlamlarla yüklü öykülerinin yanında Alice Munro öyküleri olmadı. Sabahattin Ali Nobel ödüllü bir yazar değil ama öykücülükte, edebi başarıda Alice Munro ile kıyaslanamayacak kadar usta sanki. Tabii Munro'dan tek bir kitap okuyup bunu söylemek çok iddialı ama bence öyle.

Feb 9, 2014

Sesler Zinciri / André Brink

Orijinal Adı: A Chain of Voices
Türkçe Adı: Sesler Zinciri
Yazar: André Brink (Güney Afrika)
Sayfa Sayısı: 455
Yayınevi: Altın Kitaplar (1983)
Türü: Tarihi Kurgu
Değerlendirmem: %92 - Harikulade
Ben bu kitabı okurken...: ... Kitap Ağacı Ankara grubu 4. kez toplandı. (5. buluşma 8 Mart'ta benim tarafımdan organize ediliyor. Şimdiden söyleyeyim).

NEDEN BU KİTAP?
Bu kitabı yaklaşık 2 sene önce konusu ve kapağı dikkatimi çektiği için sahaftan almıştım. Tabii Altın Kitaplar'dan çıkan bir kitap olmasının da fark etmediğim motive edici bir etkisi olmuştur kesinlikle. Kitap oburu olmamdan kaynaklı bu kitap da uzun süre rafta okunma sırasının gelmesini bekledi. Kısmet Kış Okuma Şenliği'neymiş. Şenliğin "hiç okumadığın ülke edebiyatı" kategorisinde daha önce kitabını okuduğum Güney Afrikalı bir yazar hatırlayamadığımdan André Brink'e bir şans vermeye karar verdim. İyi ki de vermişim.

KONUSU:
Köleliğin yasal olduğu 1820'lerin Güney Afrika'sında bir umutla köleliğin kalkmasını bekleyen kölelerin umutlarının tükenerek efendilerine başkaldırışlarının hikayesi.

DEĞERLENDİRMEM:
Kölelikle, soykırımlarla ilgili kitaplar, filmler, belgeseller lise yıllarımdan beri hep ilgimi çekmiştir. Sesler Zinciri'nin dikkat çekici kapağını gördüğümde ve ön kapakta yazan "Vahşi Afrika'nın ezilen insanlarının öyküsü" notunu gördüğümde bu kitabın akıcı bir dili ve düzgün bir kurgusu olduğunu umut ederek alıvermiştim kitabı.

Roman 10 Mart 1825'te Ümir Burnu Kolonisi Savcılık Makamı'nın bir grup zenci hakkındaki iddianamesi ile başlıyor. Söz konusu zenciler efendilerini öldürmek ve yaralamakla yargılanmakta. Kitabın kalanı ise iddianamede adı geçen beyaz/zenci tüm karakterlerin geriye dönük olarak yaşananları kendi ağızlarından anlattıkları kısa bölümlerden oluşuyor. Gerek beyazların bakış açısı, babalarından devraldıkları düzeni devam ettirmekte yaşadıkları sıkıntılar, birlikte büyüdükleri zenci çocukların köleye kendilerinin efendiye dönüşmelerinin yarattığı buhran, dönemin "özgürlük" anlayışı, İngiliz ve Hollandalı kolonicilerin anlayış farkı, insan hayatının ucuzluğu konularında pek çok bakış açısını barındıran zengin bir tarihi kurgu romanı Sesler Zinciri.

Güney Afrikalı beyaz bir yazar olan André Brink zencilerin yargılandığı davada iddia makamının söylemlerini yazarken oldukça cesur davranmış. Roman 1982'de yayınlanmış. Yani siyahi politik suçluların hapishanelerde ciddi şekilde cezalandırıldığı yıllarda. Beyaz bir yazar olması romanlarının sansürlenmeden yayınlanmasını sağlamış olsa da ülkesinin gerçeklerini filtrelemeden yazma konusunda pek çok defa ödül almış bir yazardır kendisi.

Sesler Zinciri Güney Afrika ve İngiltere'de ilk kez yayınlandığı 1982 yılının hemen ardından 1983 yılında Altın Kitaplar Yayınevi tarafından hemen dilimize kazandırılmış ama ne yazık ki bugün bu kitabı sadece sahaflarda bulabilirsiniz. Yeni baskısı maalesef yok. Neden yeni baskısının yayınlanmadığını ben de bilmiyorum ama bir sahaf ziyaretiniz veya nadirkitap alışverişiniz sırasında bu kitaba da bir göz atmanızı önererek kitaptan bir alıntıyla yorumumu tamamlıyorum. Herkese keyifli pazarlar...

"Hangi efendi kendi malı olan ve onun ölümüyle mal varlığının bir parçasını kaybedeceğini bildiği kölesini öldürmek ister? Kölelerini öldüren efendiler vardır, ama evlatlarını öldüren babalar da vardır. Yine de bir çocuğun en güvenli olduğu yer baba kucağı değil midir? Ya da bir baba için kendi evladının sevgisinden daha güven verici ne olabilir? Efendileri tarafından öldürülen kölelerin sayısını, başka cinayetlerde can verenlerin sayısıyla kıyaslarsak, efendisinin koruması altındaki kölenin hemen hemen babasının kucağındaki çocuk kadar güvende olduğunu görürüz."

Jan 29, 2014

[Blog Tur] Demir Kral - Julie Kagawa | Ekstra Sahne (İlk Öpücük)


Orijinal Adı: The Iron King (Iron Fey, #1)
Türkçe Adı: Demir Kral (Iron Fey, #1)
Yazar: Julie Kagawa (ABD-Japonya ortak yapımı :)
Sayfa Sayısı: 416
Yayınevi: Pegasus Yayınları (2013)
Türü: Fantastik Kurgu, Genç Yetişkin
Değerlendirmem: %89 - Mükemmel
Ben bu kitabı okurken...: ... ikinci kez okumama rağmen yine heyecanlandım, yine ilk kez okuyormuş gibi beğendim.

NEDEN BU KİTAP?
Obur kitap perileriyiz biz de ondan :)

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Evde ve okulda çevresine uyum sağlayamayan Meghan on altıncı yaş gününde hayatında bir terslik olduğunu hisseder. Karanlık bir yabancı onu izlemeye ve muzip dostu aşırı korumacı davranmaya başlamıştır. Ancak gerçek, bütün tahminlerin ötesindedir; genç kız, efsanevi bir peri kralının kızı ve ölümcül bir savaşın en önemli piyonudur.

Bu gerçekle yüzleşen Meghan, kardeşini perilerden kurtarmak, hiçbir perinin yüzleşemeyeceği gizemli bir canavarı durdurmak ve doğuştan hakkı olan güçleri yönetmek için ne kadar ileri gidebileceğine kendi bile şaşıracaktır. Bu macerada ona tuhaf bir ekip eşlik edecektir: en yakın dostu, fazlasıyla ilgili ve şakacı Puck; sürekli ortadan kaybolan kedi Grimalkin… Ve yasak aşkın vücut bulmuş hali, soğuk kalpli Prens Ash.

DEĞERLENDİRMEM:
Yaklaşık üç sene önce yabancı bloglarda görüp önce kapağına sonra konusuna bayılarak Amazon'dan almıştım Iron Fey serisinin ilk iki kitabını. Daha sonrasında da serinin kalan kitaplarıyla novellalarını toparlamıştım. İlk kitabı alır almaz okumuştum ama devam kitapları halen raflarda okunmayı bekliyor. "Nasıl yani?" diye soranlar için kütüphanemizde olup henüz okumadığım yaklaşık 200 kitapla aynı kaderi paylaştığını söyleyebilirim bu kitapların. (Bu arada geçen hafta sonu yaptığımız sayıma göre evdeki kütüphanemizde 533 kitabımız var :)

Kitap Oburları olarak Demir Kral'ın turunu aldığımızda çok sevindim. Devam kitaplarını da hemen okurum artık diye. Hatta "Winter's Passage" isimli novellayı (Iron Fey, #1.5) Demir Kral'dan hemen sonra okudum ama Okuma Şenliği kitaplarım nedeniyle Mart'tan önce serinin ikinci kitabına geçemeyeceğim.

Kitabın konusunu ve birinci kitabın nerede bittiğini büyük ölçüde hatırlamama karşın üç sene sonra kitabı tekrar okumam aldığım keyfi zerre azaltmadı: Ash'in soğukluğunu (!) yine sevdim. Kedilerden hiç hoşlanmayan bir şahıs olan ben Grimalkin'i yine sempatik buldum (Alıp eve koyarım yani). Puck'a yine uyuz oldum (Durumum Team Ash yani). Kullanılan fantastik öğelerin bir kısmı tanıdık adaptasyonlar olmalarına karşın beni yine rahatsız etmedi.

Julie Kagawa her şeyi tadında bırakmıştı sanki: Aşkı da, macerayı da, insanların gerçekliğiyle perilerin gizemini de. Hal böyle olunca kitabın 16 yaşında bir karakterin etrafına kurulmuş klasik bir genç yetişkin romanında bulunan tüm öğeleri barındırması da gözüme batmadı. Yazarın öyle güzel bir yazım tarzı vardı ki okurken yormuyor ve siz romanda ilerledikçe roman sanki sürekli tazeleniyordu. Olayların Meghan'ın bakış açısıyla anlatılması da sevdiğim diğer bir yöndü. Meghan'ın dilinden anlatılanlar onun yaşadıklarını inanılabilir kıldı benim için.

Son olarak, kitabın periler arasındaki bir aşk romanı olmamasını çok sevdim. Kitaptaki aşka dair tüm öğeler ikinci planda bırakılmıştı. Fantastik karakterlerle olayların geçtiği peri diyarı olan Olurolmaz'ın kendine has dokusu hep ön plandaydı. Demir Kral'ın varlığı ile bu varlığın Meghan-Puck-Ash üçlüsünden bağımsız olması da romana ayrı bir özgünlük katmıştı.

Fantastik kurgu severlerin kütüphanelerinde kendine yer açabilecek bir kitap Demir Kral. Okuyunuz efendim. "Çekilişte şansımı mı denesem?" diyorsanız buraya buyurun efendim.

Gelelim bu turda bana düşen göreve. Diğer turlardan farklı olarak bu tura özel kitapta zaten var olan bir bölümü yazar Kagawa kitabın genelindeki gibi Meghan'ın bakış açısının yanı sıra "İlk Öpücük" adıyla Kış Prensi Ash'in bakış açısıyla yazmış. Adından da anlaşılabileceği gibi Meghan ve Ash'in ilk kez öpüştükleri sahne. Ben de oturdum, sizler için Türkçe'ye çevirdim bu kısmı. Keyifli okumalar...



25-31 Ocak Tur Programı

25 Ocak | sssuigenerisss.blogspot.com | Çekiliş
26 Ocak | sohbetedecekkimseyok.blogspot.com | Ön Okuma
27 Ocak | segesegese.blogspot.com | Yazar Tanıtımı
28 Ocak | raflarinarasindan.blogspot.com | Alıntılar
29 Ocak | pinucciasbooks.blogspot.com | Ekstra Sahne (İlk Öpücük)
30 Ocak | kutsalyorumcu.blogspot.com
31 Ocak | mirielenda.blogspot.com
31 Ocak | thcodex.blogspot.com | Bunları Biliyor Musunuz?

Jan 25, 2014

Tırpan | Fakir Baykurt

Kitabın Adı: Tırpan
Yazar: Fakir Baykurt (Türkiye)
Sayfa Sayısı: 375
Yayınevi: Remzi Kitabevi (1970)
Türü: Kurgu
Değerlendirmem: %95 - Harikulade
Ben bu kitabı okurken...: ... Atatürk Havalimanı'nda uçağımı bekliyordum ve uçağımın kalkmasına iki saatten fazla zaman vardı. "Sayın Pınar Çelebi, bu sizin için yapılan son çağrıdır" anonsuyla sıçradım. Önce isim benzerliği sandım ama anons edilen bendim. Yani, ben bu kitabı okurken havalimanında olmama rağmen neredeyse uçağımı kaçırıyordum.

NEDEN BU KİTAP?
Yazar Ayları etkinliğimizin Ocak ayı yazarı Fakir Baykurt'tu da ondan. (Şubatta da Gabriel Garcia Marquez okuyacağız. Tekrar hatırlatayım).

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Ankara'ya bağlı bir köydür Gökçimen. Bir tepenin eteğinde uzanır. Kızlarıyla nam salmıştır. Bu köyde, çayır çimenin yeşili kızların gözüne yansımıştır. Bu yüzden "göküş" olurlar. Biraz büyüyüp serpildi mi, birkaç altın akçaya yaşlı ve zengin adamlara verirler sorgusuz sualsiz.

Velikul'la Havana'nın kızları Dürü de bu köyün göküş kızlarından biridir. İlkokul beşi bitirdiği o yaz, komşu köyün, Evci'nin ağası Kabak Musdu bir görüşte vurulur Dürü'ye. Musdu'nun yaşı geçkin, parası ise ganidir. Gökçimen'den birkaç yandaş edinip kendine, çeler Dürü'nün babasının aklını, söz alır. Söz ağızdan çıkmıştır bir kere. Dürü, Kabak Musdu'nun ikinci eşi olacaktır. Anası karşı çıkar; Dürü kıyametleri koparır. Daha önce onunla aynı kaderi paylaşan kızlar gibi kendini asmayı düşünür. Köyün akıllı delisi Uluguş Nine karşı çıkar Dürü'nün bu fikrine. Sevdadan yanadır Uluguş; daha da önemlisi Gökçimen'in kızlarının kaderi değişsin ister. Ama nasıl?

DEĞERLENDİRMEM:
Fakir Baykurt kitaplarını sevdiğimi bilen, canım dostum, bir tanecik darlingim Elvanım hediye etti bu kitabı bana. Zaten seveceğimi de biliyordum ama okuma zamanlamam da ülkemin gündemiyle örtüşünce apayrı bir keyif aldım kitaptan. Tırpan çocuk gelinlerle ilgili bir kitap. Hem de "Bakıyorum, bazı arkadaşlar, kendini asan kızların öyküsünü yazıyorlar. Kızı istemediği birine vermişler. Kurtulamayınca asmış o da kendini. Eski öyküler de böyle. Ve hep böyle gidiyor. Bu, devrimci bir tavır olamaz. Bir ulusun da bu kızlar gibi davrandığını düşünelim, ne olur sonuç? Böyle olsak biz Ulusal Kurtuluş Savaşı'na giremezdik. Vietnam halkı, saldırgan Amerika'ya direnemezdi..." görüşünde olan bir yazar tarafından yazılmış bir roman. Eleştirdiği bakış açısının öyle bir ters köşe hikayesini anlatıyor ki Fakir Baykurt bu romanında edebi üstünlüğünü bir kez daha, bir kez daha gösteriyor okuyucuya.

O kadar sürükleyici bir roman ki Tırpan insan elinden bırakamıyor. Fakir Baykurt'u hiç okumamış ama merak edenler için tavsiye edebileceğim kitaplardan biri. Kurgunun güzelliğinden, karakterlerin özgünlüğünden ve doğallığından bahsetmeyeceğim. Sizi kitabın özünü ve yazarın ülkedeki olaylara bakış açısını aktaran iki güzel alıntıyla baş başa bırakacağım:

"Eviriyorum çeviriyorum, aktarıp dönderdiyorum, bir yörünecek yol bulamıyorum. Keçiden inat bir avradın elinde, insanlığımı iki paralık edip duruyorum. Ulan senin Dürü dediğin bulanık bir kız daha. Onun önü sıra, git kızım, bubayın sözünden çıkma, senin için de, bizim için de çok eyi olur kızım deyeceksin. Sanki ben kendi öz belimden enme kızımı ataşa atıyorum! Emsali değilmiş! Ulan kız kısmının evlenmesinde emsal mi aranır? Herifin malı, variyeti eyiyse tamam! Baştan birez canı istemese de, sonra sonra isdeklenir gider. Düşünsene, sen bana geldiğinde bek mi istekliydin? Sen de anayın, bubayın önünde ağlayıp buzlanmadın mı? Kendini asacak olmadın mı?" (Sayfa 98)

"Irametlik Atatürk!" dedi Şakif Hafız. "Yazıyı değşitti, ezeni değşitti, ölçüyü dartıyı, takvimi değişitti. Kadınlara bissürü selbeslik verdi." (Sayfa 115)

Jan 21, 2014

Tutunamayanlar | Oğuz Atay


Kitabın Adı: Tutunamayanlar
Yazar: Oğuz Atay (Türkiye)
Sayfa Sayısı: 724
Yayınevi: İletişim Yayınları (2013)
Türü: Kurgu
Değerlendirmem: %91 - Harikulade
Ben bu kitabı okurken...: ... pek çok kişinin aksine hızlı ilerleyebildiğim için kendimle gurur duydum.

NEDEN BU KİTAP?
Kitap Ağacı grubumuzun Ocak ayı kitabıydı Tutunamayanlar. Benim için ise senelerdir niyetlenip gözüm korktuğu için almadığım bir kitaptı. Üç nedenle kitabı okumaya karar verdim: (i) 2013 yılını Oblomov'u okuyarak (yorumum için buraya tıklayın lütfen) bitirdiğim için keyfim yerindeydi ve motivasyonum tamdı. (ii) Kitap Ağacı okurken ben kenardan bakamazdım. (iii) Tutunamayanlar Oğuz Atay'ın ilk kitabıydı ve okumayı başarırsam hem şenlikte bir kategoriyi daha tamamlayacak hem de toplam sayfa sayımı acayip arttıracaktım.

KONUSU:
Evli bir inşaat mühendisi olan Turgut Özben, okul yıllarında çok yakın dostu olan Selim Işık’ın intihar ettiği haberini alır ve bu olayın peşinden gitmeye karar verir. Peşinden gideceği iz ona İstanbul-Ankara ve hatta İnebolu arasında mekik dokutacak, geçmişe dair pek çok “eski” dostla yeniden bir araya getirecek ve belki de içine gömdüğü esasta çok eski ama onun için “yeni” bir dost” olan Orlic’in ortaya çıkmasına vesile olacaktır.

DEĞERLENDİRMEM:
Tutunamayanlar her anlamda zor bir kitap. Okuması zor, kurguyu takip etmesi zor ve şu an fark ediyorum ki yorumlaması da zor. Çoğu eleştirmen tarafından "ilk modern Türk romanı" olarak kabul edilen bu kitabın benim tarafımdan zor, eleştirmenler tarafından modern olarak tanımlanmasının en önemli nedeni ise içsel dertleri sıradan karakterlerin psikolojilerini derinleştirerek anlatması. Kurgunun merkezinde yer alan ne Turgut ne Selim ne Günseli ne de Süleyman Kargı’nın sıra dışı özellikleri yok aslında. Hepsinin gayet sıradan işleri güçleri, sıradan hayatları var. Yaptıklarına sebep olan şeyler öyle büyük trajik, travmatik olaylara dayanmıyor. Bence bu romanı bu kadar büyük bir eser yapan en önemli özellik bu.

Tutunamayanlar'da anlatılan, yaşam tarzı çelişkilerinin ortasında kalmış, direnmek için çaba gösteren karakterlerin hayatta kalma mücadelesi. Bir ölüm kalım savaşı. Tutunamayanlar’da bir kavganın aynı tarafındaki ancak iki farklı kanadındaki karakterlerin macerası vardır. Selim Işık kavganın kaybedeni, Turgut Özben ise kazananı. Günseli Ediz ise kavganın kaynağı. Kavganın ayrıntıları bence çok önemli değil. Çünkü Tutunamayanlar’da temel konu kavganın “öz”üdür.

Bu romanın en önemli bir başka özelliği ise pek çok farklı türü içinde barındırması. Tutunamayanlar her ne kadar roman olarak isimlendirilse de içinde günlük, şiir, mektup, tiyatro oyunu, şarkı gibi pek çok edebi tür barındırıyor.Yazarın kaleminin kuvveti ve anlatım dilinin zenginliğiyle beslenen bu farklı türler romana bambaşka bir ritm katmış.

Sözün özü, ben Tutunamayanlar'a "ya okuyamazsam" kaygısıyla başladım ve romanı 10 günde okudum. Ciddi, kaliteli bir yapıt okumak istiyorsanız Tutunamayanlar'ı okumalısınız. Naçizane önerim ise her oturuşta en az 50-60 sayfa okumanız. Yoksa kurgunun derinliğinde kaybolup romandan tat alamayabilirsiniz.