Sep 6, 2014

Kitap Ağacı Ankara Buluşmaları Başlıyooorrrr!!!

Merhaba Arkadaşlar,

Bir iki ay ara verdiğimiz Kitap Ağacı Ankara Buluşmaları 20 Eylül 2014'te tekrar başlıyor. Buluşmalarda yeni sezonu Salçalı Ekmek ve Valizimde Gölgeler kitaplarının yazarı Serkan Koktay'ı Ankara'da konuk ederek başlatıyoruz. Yandaki instagram görselinden buluşmaya ilişkin detayları öğrenebilirsiniz.

"Kitap Ağacı da nedir acaba?" diyenlere Kitap Ağacı ile ilgili hissiyatlarıma ilişkin 15 Aralık 2013 tarihli yazımı ve aşağıda yazanları okumalarını öneriyorum.

Kitap Ağacı üyelerin daha çok instagram üzerinden birbirleriyle iletişimde olduğu ve etkinliklerin duyurulduğu; bir grup kitap kurdu tarafından oluşturulmuş ve şu an tüm Türkiye'ye yayılmış bir kitap okuma grubu. Her ay üyelerin oylarıyla bir kitap seçiliyor (bu ayın kitabı John Verdon'dan Peter Pan Ölmeli) ve o kitap okunup sosyal medya üzerinden paylaşılıyor, tartışılıyor. Belli illerde (İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Bursa, Adana, Konya, Trabzon, İzmit) Temmuz-Ağustos ayları hariç her ay, diğer illerde ise insanlar bir araya gelmek istedikçe, birileri ön ayak oldukça buluşmalar oluyor. Buluşmayı her ay o ildeki gönüllülerden biri organize ediyor (Bu yılın Mart ayı Ankara buluşmasını ben organize etmiştim mesela). Buluşmalara zaman zaman yazarlar da katılıyor. Buluşmalarda yiyip içip sohbet etmenin dışında bir önceki ay okunan kitap tartışılıyor veya o ay buluşmaya gelen bir konuk yazar varsa onun kitabı tartışılıyor. İllerin kitap fuarlarında daha kapsamlı etkinlikler düzenleniyor.

Kitap Ağacı Film Kulübü'nde her hafta kitaplardan beyaz perdeye aktarılmış, bir üyenin önerdiği bir film izleniyor. Bunun dışında Kitap Ağacı'nın çeşitli sosyal sorumluluk projeleri de düzenleniyor. Türkiye genelindeki Kitap Ağacı üyelerinin bağışladıkları kitaplarla Çorlu'da bir okulda Kitap Ağacı Kütüphanesi kuruldu mesela. Yine benzer bir şekilde şu an devam eden Sivas'ta bir lisenin kütüphanesinin kurulması işi var. Soma'daki felaketin ardından ailelere destek olmak için yürütülen Kitap Ağacı Manevi Aile programı var.

Ben şimdiye kadar Ankara dışında İzmir ve Kırıkkale buluşmalarına da katıldım ve hepsinden ayrı keyif aldım. Kitap sever yeni insanlarla tanışmak için çok güzel bir fırsat. Hangi ilde yaşıyorsunuz bilemiyorum ama il buluşmaları Eylül ayında tekrar başlıyor. İnstagramda, twitterda veya facebookta Kitap Ağacı'nı takip ederek gündemi izleyebilirsiniz. Bir de http://www.kitapagaciyiz.com/ isimli web sitesine de göz atabilirsiniz.

Apr 7, 2014

Misafir Yayın: Ramazan'dan Siyah Kan Yorumu

Kitap Ağacı ailemizin Mart ayı kitabı Jean-Christophe Grangé'dan Siyah Kan'dı. Ben etkinliğe katılamadım ama katılan arkadaşlarımızdan biri olan Ramazan'ın Siyah Kan için yazdığı yorumu geçen Cumartesi günkü Kitap Ağacı Ankara buluşmasında dinleme fırsatım oldu ve çok sevdim. Hal böyle olunca da Ramazan'dan yorumunu blogumda yayınlamak için göndermesini rica ettim. O da beni kırmadı. İşte size Ramazan'dan Siyah Kan yorumu.

Polisiye kitapların hemen hepsinde katil belirsizdir. O kaçar, siz ve yanında olduğunuz kişi onu kovalar... Genelde gözünüzün önündedir ama yazar onu sizden uzak tutmak için size diğer karakterlerin dünyalarına ya da başka olaylara götürür ama katil daima oradadır. O sizi görürken siz onu göremezsiniz. İsmini kim bilir kaç defa okursunuz bilmeden. Olay yeri soruşturmaları, deliller, görgü tanıkları ve otopsi raporları teker teker çıkar sahneye. En sonunda katil çıkar bir köşeden ya da kitabın finaline kadar beklersiniz..

Siyah Kan kitabı bu söylediklerimden biraz farklı olarak size katili daha ilk başta ilk sahnede veriyor. Jacques Reverdi. 49 yaşında eski ağırlıkla su altı dalış şampiyonu ve eğitmeni bir adam... Diğer tarafta acımasız bir katil ve psikotik biri. Ve çok zeki. Geçmişte cinayetler ile suçlanmış ama delil yetersizliği yüzünden serbest bırakılmış.. Neden öldürüyor? Onu öldürmeye iten cinayet itkisi nedir? Geçmişi sırları nedenleri ve kişiliği nedir hangi cinayetleri işledi? Bütün bunları ve daha fazlasını öğrenmek için Uzakdoğu'ya kanlı ve sırlar ile dolu bir yolculuğa çıkıyoruz.. Yengeç Dönencesi ile Ekvator çizgisinin arasında bir yerlerde Siyah Kan ile çizilmiş, korkunun ölümün hakim olduğu karanlık bir yol var. Bu yolculuğa Marc Dupeyrat ile çıkıyoruz. Marc eski bir paparazzi muhabiri. Lady Diana'nın ölümünden sonra gözden düşen paparazziliği bırakmış. Araştırmacı gazeteci kimliği ile bazı gazetelere yazılar yazıp haberler yapıyor.. Marc 44 yaşında. Sorunlu bir çocukluk, ölümlerle dolu bir geçmiş! Okulda iken bir arkadaşının ölümünü görmüş. Daha ileride de İtalya'da sevgilisi öldürülmüş.. İşte bu yüzden katillerin beyinlerinin nasıl işlediğine kafayı takmış durumda. Araştırmaları onu Reverdi'ye götürüyor. Ona bir oyun oynayıp güvenini kazanarak onun hapishaneden rehberliği ile bu yolculuğa çıkıyor.. İşte Siyah Kan bu yolculuğun kitabı... Siyah Kan iki katilin hikayesi... Bir yanda Usta, bir yanda Çırak... Yolu kan ve ölümle çizilmiş bir adamın bir yandan katilin gösterdiği izleri takip ederken yaşadığı inanılmaz değişim, karanlık ve kanlı geçmişi ile hesaplaşması ve sonunda takip ettiği yolda bir yerlerde çok tanıdık izler görmesi...

Siyah Kan deliliğin sınırlarında gezen bir yolculuk. 400 küsur sayfalık gerilimli bir karabasan. Kötülüğü ve kötülüğün ardındaki o karanlık dünyayı anlatıyor.

Siyah Kan bir kavanoz balın neler yapabileceğinin hikayesi. Sizce bir kavanoz bal size nasıl bir zarar verebilir!!!

Siyah Kan havasızlıktan boğulmuş ölmüş insanların kan rengidir. Oksijenden mahrum kalmış kan siyahlaşmaktadır..
.
Siyah Kan aslında günahlardan arınma ile kanın arasındaki o ilişkiyi çok ince bir çizgide hem ayinsel hemde kriminal bir şekilde anlatmış.

Siyah Kan gerçeğin rengi ama aynı zamanda yalanın da rengidir.
Siyah Kan arınma odalarındaki ölümlerin karanlık öyküsüdür.
Siyah Kan bir katil ile onun zihnine ve dolayısı ile dünyasına girmeye çalışan bir gazetecinin, Marc'ın hikayesi.. .
Marc'ın Reverdi'ye oynadığı oyun kitabın temelini oluşturuyor.. Reverdi ilk başta avcı iken av oluyor. Sonra kim avcı kim av birbirine karışıyor. Bu da kitaba ayrı bir gerilim katıyor... Plan Paris'te başlıyor ve Uzakdoğu'nun en karanlık en gizemli ülkelerinde dolaşıp yine Paris'te son bulmuyor çünkü her şey yeniden başlıyor. Zaten kitabın bu dönüş bölümü bana göre iki finalden oluşuyor. Biri olması gereken diğeri tam Grangé tarzı bir final ve Grangé bizi kesinlikle Marc ile vuruyor bu finalde...


Çabuk saklan, baba geliyor...

Jan 30, 2014

Kitap Ağacı | Ankara Buluşması 1 Şubat'ta :)

Takipçilerim bilir, 15 Aralık 2013 tarihli yazımda instagram üzerinden keşfettiğim bir grup olan Kitap Ağacı'ndan, nasıl bir grup olduğundan ve katıldığım ilk buluşmaları sonrası izlenimlerimden bahsetmiştim. (Yazıyı okumak isteyenler buraya tıklasın lütfen).

1,5 aylık aradan sonra Kitap Ağacı Ankara grubu bu cumartesi (yani 1 Şubat günü) tekrar buluşuyor. Buluşma mekanımız yandaki resimden de göreceğiniz gibi S'LO Cafe Locanda (Çukurambar), buluşma saatimiz sabah 10:00.

Kitap Ağacı üyeleri bu buluşmaları sırayla organize ediyorlar. Bu seferki buluşmanın organizatörü Kitap Ağacı'nın kurucularından Ebru. Hiç bir şey yapmasa da bol sohbetli, keyifli bir buluşma olacağından emin olduğum bu güzel etkinliğe sevgili Ebru psikolog yazar Yrd. Doç Dr. Ozanser Uğurlu'yu da davet etmiş. Böylelikle katılımcılar hem yazarın "Aşkın Psikolojisi" seminerine katılacak, hem de dilerlerse buluşacağımız mekanda da satılacak olan yazarın kitaplarını alıp yazara imzalatabilecekler.

Ben geçen buluşmada çok güzel insanlarla tanıştım. Bir kısmıyla bol bol sohbet etme fırsatım oldu, bir kısmıyla ise bir sonraki buluşmada daha çok sohbet etmek üzere sözleştik (di mi Özge, Sinem, Pınar?)

Sevgili blog takipçilerimden Kitaplarla Beslenmek de cumartesi günü bu etkinliğe katılacak. Bu vesileyle kendisiyle de tanışma fırsatı bulacağım için çok mutluyum. Bir diğer blog takipçim ve Kitap Ağacı grubunun duayenlerinden İrem de ta Samsun'dan geliyor bu buluşma için. Bu şirin kitap kurduyla da tanışacağım için de ayrı bir heyecan var içimde. Blogları olmayan ama yine blog takipçilerimden iki kitap kurdu Bahar ve Nazan da cumartesi günü geliyor. Eğer bu buluşmaya gelme niyeti olan başka takipçilerim varsa, lütfen bu yayınımın altına bir yorum bıraksınlar. Ben de Ebru'ya ileteyim.

Cumartesi görüşmek üzere, ee ne demiş Kitap Ağacı? Okudukça büyür insan...

Jan 21, 2014

Tutunamayanlar | Oğuz Atay


Kitabın Adı: Tutunamayanlar
Yazar: Oğuz Atay (Türkiye)
Sayfa Sayısı: 724
Yayınevi: İletişim Yayınları (2013)
Türü: Kurgu
Değerlendirmem: %91 - Harikulade
Ben bu kitabı okurken...: ... pek çok kişinin aksine hızlı ilerleyebildiğim için kendimle gurur duydum.

NEDEN BU KİTAP?
Kitap Ağacı grubumuzun Ocak ayı kitabıydı Tutunamayanlar. Benim için ise senelerdir niyetlenip gözüm korktuğu için almadığım bir kitaptı. Üç nedenle kitabı okumaya karar verdim: (i) 2013 yılını Oblomov'u okuyarak (yorumum için buraya tıklayın lütfen) bitirdiğim için keyfim yerindeydi ve motivasyonum tamdı. (ii) Kitap Ağacı okurken ben kenardan bakamazdım. (iii) Tutunamayanlar Oğuz Atay'ın ilk kitabıydı ve okumayı başarırsam hem şenlikte bir kategoriyi daha tamamlayacak hem de toplam sayfa sayımı acayip arttıracaktım.

KONUSU:
Evli bir inşaat mühendisi olan Turgut Özben, okul yıllarında çok yakın dostu olan Selim Işık’ın intihar ettiği haberini alır ve bu olayın peşinden gitmeye karar verir. Peşinden gideceği iz ona İstanbul-Ankara ve hatta İnebolu arasında mekik dokutacak, geçmişe dair pek çok “eski” dostla yeniden bir araya getirecek ve belki de içine gömdüğü esasta çok eski ama onun için “yeni” bir dost” olan Orlic’in ortaya çıkmasına vesile olacaktır.

DEĞERLENDİRMEM:
Tutunamayanlar her anlamda zor bir kitap. Okuması zor, kurguyu takip etmesi zor ve şu an fark ediyorum ki yorumlaması da zor. Çoğu eleştirmen tarafından "ilk modern Türk romanı" olarak kabul edilen bu kitabın benim tarafımdan zor, eleştirmenler tarafından modern olarak tanımlanmasının en önemli nedeni ise içsel dertleri sıradan karakterlerin psikolojilerini derinleştirerek anlatması. Kurgunun merkezinde yer alan ne Turgut ne Selim ne Günseli ne de Süleyman Kargı’nın sıra dışı özellikleri yok aslında. Hepsinin gayet sıradan işleri güçleri, sıradan hayatları var. Yaptıklarına sebep olan şeyler öyle büyük trajik, travmatik olaylara dayanmıyor. Bence bu romanı bu kadar büyük bir eser yapan en önemli özellik bu.

Tutunamayanlar'da anlatılan, yaşam tarzı çelişkilerinin ortasında kalmış, direnmek için çaba gösteren karakterlerin hayatta kalma mücadelesi. Bir ölüm kalım savaşı. Tutunamayanlar’da bir kavganın aynı tarafındaki ancak iki farklı kanadındaki karakterlerin macerası vardır. Selim Işık kavganın kaybedeni, Turgut Özben ise kazananı. Günseli Ediz ise kavganın kaynağı. Kavganın ayrıntıları bence çok önemli değil. Çünkü Tutunamayanlar’da temel konu kavganın “öz”üdür.

Bu romanın en önemli bir başka özelliği ise pek çok farklı türü içinde barındırması. Tutunamayanlar her ne kadar roman olarak isimlendirilse de içinde günlük, şiir, mektup, tiyatro oyunu, şarkı gibi pek çok edebi tür barındırıyor.Yazarın kaleminin kuvveti ve anlatım dilinin zenginliğiyle beslenen bu farklı türler romana bambaşka bir ritm katmış.

Sözün özü, ben Tutunamayanlar'a "ya okuyamazsam" kaygısıyla başladım ve romanı 10 günde okudum. Ciddi, kaliteli bir yapıt okumak istiyorsanız Tutunamayanlar'ı okumalısınız. Naçizane önerim ise her oturuşta en az 50-60 sayfa okumanız. Yoksa kurgunun derinliğinde kaybolup romandan tat alamayabilirsiniz.

Dec 15, 2013

Kitap Ağacı Ailem

Kitap Oburum, ekip liderim Gizem'in çok istediği bir kitabı kazanmasına yardımcı olmak için instagram hesabı açmıştım. Gerçi izleyici sayısı artan blogumun instagramda da olması gerektiğini düşünüyordum epeydir ama elim varmamıştı bir türlü uygulamayı cep telefonuma yüklemeye. Şimdi de diyorum ki "Neden bu kadar geciktim?" Gizemim Oburum kitabını kazandı ama ben bir kitaptan öte koskoca bir aileyi kazandım onun vesilesiyle...

İlk dikkatimi çeken Bülbülü Öldürmek oldu. Güzel şehrim İzmirdeydim o sırada. Sevgi Yolu'nda eski basım Bülbülü Öldürmek bulursam ben de okurum bu insanlarla dedim ve ikinci sorduğum stantta buldum aradığım kitabı. Böylelikle okuma planımın ve Kitap Ağacı'nın kesişti yolları. Kış Okuma Şenliği'ni başlatma hazırlıkları içerisindeydim. Hem bir tanecik yayınevim Altın Kitaplar'dan çıkan, hem lise yıllarımda ben de derin bir iz bırakmış hem de yasaklanmış bir kitap okumayı seçmişlerdi. Kitabımı okudum onlarla ve yavaş yavaş keşfetmeye çalıştım neler yaptıklarını. Başlarda kenardan kenardan, kimseye doğrudan soru sormadan, hafif bir tedirlikle...

Birincisinden zaten haberim yoktu. İkincisini görmüştüm Ankara buluşmasının. Nedense gitmedim. Daha doğrusu gitmeye zorlamadım kendimi. Evden çıkıp gitsem yetişirdim buluşmanın ikinci yarısına ama onun yerine paylaşılan her fotoyu beğenmeyi tercih ettim oturduğum yerden. Sonrasında da kızdım kendime.

Hep beraber TÜYAP'a gittiler, gezdiler, tozdular, kitaplar aldılar, yediler içtiler. Belirli bir zaman aralığında aynı kitabı okumaktan öteydi yaptıkları. TÜYAP fotolarına bakınca dedim ki kendime "Bu insanlar internet üzerinden tanışıp birleşmiş olamaz" dedim kendi kendime. Hepsinin gözlerinin içi gülüyordu. El ele, kol kolaydılar, kırk yıllık dostlarmışçasına. Ne yalan söyleyeyim içim gitti o sıralarda. İşte o zaman dedim "onlar" diye bahsetmeyeceğim bu güzel insanlardan; "biz" diye bahsedeceğim ve mutlaka gideceğim bir sonraki buluşmaya.

3. Ankara Buluşması'nın tarihinin, yerinin açıklanmasını sabırsızlıkla bekledim. Açıklanınca kim gelecek, kaç kişi gelecek diye müthiş bir heyecan yaşadım. Az biraz tedirginlik vardı içimde: "Biz" diye bashedilmek için treni kaçırmış mıydım yoksa?

Kesinlike hayır. Toplantının olduğu yere ulaştığımda "Hangi ayracı istersiniz?" diye koşturarak gelen bir şirin kız, Derin vardı karşımda, annesiyle yaptığı ayraçları bir an önce dağıtmak için heyecan içinde, yerinde duramayan. Neslihan ve Arzu karşıladı beni tüm samimiyetleriyle. Baktım yakamda bir kart hemen "pinuccias" diye :) Yılbaşı öncesi olduğu için aldığım kitapları katılımcılara dağıtırken aldığım teşekkürler, bana sarılanlar, beni kucaklayanlar, hatta kendini mahcup hissedenler; Şibumi'mi masa masa dolaşıp, sohbetlerin, bakılan kahve fallarının ortasına dalıp imzalatırken gülümsüyordu herkes bana. Benim ise kıpır kıpırdı içim her kitap hediye ettiğimde duyduğum mutlulukla.

Sözün özü benim için müthiş keyifli bir gün oldu. Çeşit çeşit insanla tanıştığım, sadece kitaplardan değil, hayattan sohbet ettiğim, inanılmaz iyi vakit geçirdiğim bir gün oldu. Ben de Kitap Ağacı Ailesi'nin bir üyesi oldum. "Yok canım, zaten öyleydin" demeyin. Sanal ortamda aile olunmaz. Eller ellere, gönüller gönüllere değecek, yoksa bir şeyler hep eksik. Öyle tatlı insanlarla tanıştım ki dün birkaç saat içinde. Bazılarıyla bolca sohbet imkanım oldu, bazılarıyla az biraz, bazılarıyla neredeyse hiç. Kitabıma bıraktıkları notlardan hareketle bir sonraki toplantıda daha yakından tanıyıp sohbet etmek istediğim insanlar var artık :) Zaman yönetimini pek beceremedim sanki. Sege ile çok önceden yaptığım sahaf turu planım ve heyecanım nedeniyle sohbetleri kısa kestim sonlara doğru ama bir dahakine tüm günümü boş bırakacağım. Tüm vaktimi ayıracağım sanal ortamdan gerçek ortama taşıdığım kitap meraklısı aileme...

"Kitap Ağacı ne ki?" derseniz bir de ben anlatmayacağım burada: Internet sitelerine davet edeceğim sizleri doğrudan: Buraya tıklayın lütfen. 

Bence ise Kitap Ağacı bir kitap okuma topluluğu olarak sanal ortamda başlayan, ortak kitap okumadan, ortak film izlemeye, daha da ötesinde ortak kütüphane kurmaya kadar çeşit çeşit etkinliğe imza atan, Türkiye'nin dört bir yanında kitap severlerin buluşmasına, tanışmasına, imza günlerine, fuarlara katılmasına, yazarlarla tanışmasına vesile olan sizden bizden insanların oluşturduğu koskoca bir aile ve ben de o ailenin bir ferdiyim.

Nov 24, 2013

Bülbülü Öldürmek | Harper Lee

Orijinal Adı: To Kill a Mockingbird
Türkçe Adı: Bülbülü Öldürmek
Yazar: Harper Lee (ABD)
Sayfa Sayısı: 395
Yayınevi: Altın Kitaplar Yayınevi (1976)
Türü: Tarihi Kurgu
Değerlendirmem: %93 - Harikulade
Ben bu kitabı okurken...: ... #kitapagaciailesi'nin (IG) bir ferdi oldum.

NEDEN BU KİTAP?
Önce instagramda başlayan, sonrasında facebook ve twittera yayılan, şimdilerde kendi web sitesi bile olan, sanal alemde başlayıp gerçek alemde devam eden dostane ilişkiler içerisindeki farklı şehirlerdeki insanların oluşturduğu bir grup olan Kitap Ağacı grubuyla birlikte bir kitap okumayı denemek istediğim için.

KONUSU (TANITIM YAZISINDAN):
Büyük Bunalım (1929 - Great Depression) sonrasında Amerika'nın Güney Eyaletleri'nden birinde bir zenci beyaz bir kızın ırzına geçmekle suçlanır. Önyargılar, şiddet ve riyakârlıkla beslenen Güneyli erişkinlerin ırk ve sınıf ayrımı konusundaki mantıksız yaklaşımlarını Scout ve Jem Finch adlarındaki iki çocuğun ağzından keyifli bir dille bize aktaran roman, aynı zamanda kent halkının vicdanına karşı tek başına karşı koyan bir erkeğin mücadelesini de anlatmaktadır.

DEĞERLENDİRMEM:
Bu kitabı 1993 veya 1994 yılında lise kütüphanemizden ödünç alıp okumuştum. O kadar beğenmiştim ki lise boyunca kitabı birkaç kez daha kütüphaneden ödünç alıp anneme ve yengeme de zorla okutmuştum.

Blogumun sosyal medyada tanıtımını daha yoğun yapabilmek için aktif tutmaya başladığım ve kullandıkça da çok keyif almaya başladığım Instagram'da dikkatimi çeken bir okuma topluluğu vardı. Adı Kitap Ağacı. Uzaktan aktivitelerini izlediğim bir grupken Bülbülü Öldürmek'i okumaya karar verdiklerini görünce katılmadan duramadım. Böylelikle bir taşta üç kuş vurdum: 1. Ne zamandır bu romanı tekrar okumak istiyordum. Çünkü kitabı çok sevdiğimi hatırlıyordum sadece ama konusunu unutmuştum. 2. Kitap Ağacı Ailesi sanal ortamda bile o kadar samimi ve davetkar gelmişti ki aralarına bir karışasım vardı. 3. Yasaklanmış bir kitap olan Bülbülü Öldürmek Kış Okuma Şenliği'nde de okuma hedeflerime uyan bir kitaptı. Hal böyle olunca Ekim sonundaki İzmir seyahatim sırasında Alsancak Sevgi Yolu'ndan alıverdim Altın Kitaplar 1976 baskısını. Böylelikle Bülbülü Öldürmek kütüphanemde de yerini almış oldu.

Nihayetinde Harper Lee'nin ömr-ü hayatında yazdığı bu tek ve dev eserini yaklaşık 20 yıl aradan sonra bir kez daha severek, elimden düşürmeyerek, evde, işte, serviste, iş seyahatim sırasında otelde, havaalanında, uçakta Kitap Ailesi'nin onlarca üyesiyle birlikte eş zamanlı okudum. Romandaki olayların o kadar içine girdim ki Jem ve Scout'un yanında ben de koşturdum sokaklarda. Onların korkularını, heyecanlarını, hayal kırıklıklarını yaşadım. O mahkeme salonunda ben de ter döktüm. Haksızlıklara ben de baş kaldırdım ama sesimi duyuramadım, Atticus'a kızdım, öfkelendim ama kendimi onun yanında ben de güvende hissettim.

Okuduğum kitaplar arasında en zarif şekilde kurgulanmış kitap diyebileceğim Bülbülü Öldürmek'i okuduğunuzda hangi nedenlerle yasaklanmış olabileceğini çok çabuk anlıyorsunuz. Romanı bitirip aldığınız keyfin etkisiyle Harper Lee daha başka neler yazdı acaba diye baktığınızda da bu romanın yazarın ilk, tek ve son romanı olduğunu görüyorsunuz. Romanıyla Pulitzer, film adaptasyonuyla (eşimle izledik ve filmi de çok beğendik) Oscar ödülü kazanan bu kitap her kütüphanede mutlaka bulunması gereken bir baş yapıt.

Tekrar okumama vesile olduğunuz için teşekkürler Kitap Ağacı...