Aug 16, 2015

[Blog Tur] Kafes - Josh Malerman | Kitap Yorumu ~ Bunları Biliyor musunuz?


Orijinal Adı: Bird Box
Türkçe Adı: Kafes
Yazar: Josh Malerman (ABD)
Çeviri: Aslı Dağlı
Sayfa Sayısı: 330
Yayınevi: İthaki Yayınları
Değerlendirmem: %83 - Çok iyi
Ben bu kitabı okurken...: ... gözüm kapalı neler yapıp neler yapamadığımla ilgili tuhaf denemeler yaptım evin içinde. Sağımı solumu morarttım. Ben ettim, siz etmeyin.

NEDEN BU KİTAP?
Kitap Oburları.

KONUSU (Tanıtım Bülteninde):
Dışarıda bir şey var…

Görülmemesi gereken korkunç bir şey… Ona atılan bir bakış kişiyi ölümcül bir deliliğe sürüklüyor. Ne olduğunu ve nereden geldiğini ise kimse bilmiyor.

Malorie ve iki çocuğu, olayların başlangıcından beş yıl sonra hayatta kalmayı beceren bir avuç insan arasındaydı. Nehrin kenarındaki terk edilmiş bir evde çocuklarıyla yaşayan Malorie, ailesinin güvende olabileceği bir yere gitmenin hayalini kuruyordu. Fakat onları bekleyen yolculuk tehlikelerle doluydu. Tek bir yanlış hamle ölümlerine yol açabilirdi. Ve onları takip eden bir şey vardı.

Bu bilinmeyene doğru gözbağının karanlığında yaptığı yolculukta Malorie sık sık geçmişi hatırlıyordu. Bilinmez tehlikenin karşısında bir araya gelerek hayatta kalmaya çalışan, kendisini de aralarına kabul ederek onu da kurtaran ev arkadaşları teker teker aklına geliyordu: Bir zamanlar yabancı olan bir grup insanın birer birer kapısını çaldığı evde kurdukları ortak hayat... Ancak sağ kalan ve kapılarını çalan insanlar arttıkça ortaya yüzleşmeleri gereken bir soru çıkmıştı: Herkesin aniden delirdiği bir dünyada kime güvenilebilirdi?

DEĞERLENDİRMEM:
Korku-gerilim türü benim sık okuduğum bir tür değil. Nedeni de çok basit. Bildiğiniz korkuyorum okurken. Rüyama falan giriyor. Bu kitabı okurken de rüyalarımda hep nehirler ve karanlıklar vardı mesela.

Kafes okurken beni ürkütmesinin dışında epeyce meraklandırdı. Böyle olunca da son dönemde okuduğum ağır klasiklere oranla çok hızlı bir okuma oldu benim için. Betimlemeler çok sağlamdı. Kitabın ana karakteri Malorie'nin yanı başında gibi hissettim kendimi pek çok defa. Hatta onun gözünden gördüm sanki pek çok olayı.

Malorie'nin çocuklarla olan ilişkisini, çocukları nasıl eğittiğini ve onlarla nelere kalkıştığını okurken küçük çocuğu olan pek çok arkadaşımın bu kitapta bana nazaran çok farklı detaylar yakalayacaklarını, hatta korkuyu bir kenara bırakıp, dramayı ön planda tutacaklarını düşünüyorum. Küçük çocuğu olanlara, bu nedenle, ayrıca öneriyorum bu kitabı.

Duyularımızla ilgili güçlü ve zayıf yönlerimizi keşfetmemiz açısından kitap çok yönlendiriciydi. Yukarıda da belirttiğim gibi evde bir sürü deney yaptım ama bunun dışında çok kalabalık, gürültülü ortamlarda da gözlerimi kapatıp sese odaklanmayı denedim. Bu nedenle bazen komik durumlara düştüm, bazen şaşırtıcı keşifler yaptım. Kesinlikle tavsiye ederim. Duyularımıza ne kadar hakim olduğumuzun veya onları ne kadar geliştirebileceğimizin farkında olmadan yaşıyoruz aslında. Benim bu kitaptan en büyük kazanımım bunu fark etmek oldu.

Kitabı korku-gerilim türü severlerin zaten okuyacaklarını düşünüyorum. Bunun dışında, benim gibi bu türe aşina olmayanlara ise rahatlıkla öneriyorum. Aman dikkat, sakın gözlerinizi açmayın.

BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?
Gelelim Kafes ve yazarı Josh Malerman hakkında bilmeyebileceğinizi düşündüğünüz konulara:

  • Kafes, solist ve şarkı sözü yazarı Josh Malerman'ın ilk kitabı.
  • Malerman The High Strung isimli müzik grubunun solisti ve şarkı sözü yazarı.
  • Yazar kitabın ilk taslağını 26 günde tamamlamış.
  • Malerman'ın kitabın taslağını yazdığı Boston-Edison'daki (Detroit) evde kitabın yazım süresi boyunca 5 saka kurşu serbestmiş.
  • Kitabın ilk taslağını italik olarak, bölüm arası olmadan ve çoğu noktalama işaretini kullanmadan yazmış.
  • Yazar kitabı tamamladıktan sonra hiçbir yayıncıya göndermemiş. Etrafındakilere, eşine dostuna kitabından bahsetmiş ve kopyalar dağıtmış. Kafes tamamen tesadüfi bir şekilde Harper Collins'e ulaşmış. Bu noktada Josh Malerman'ın oldukça farklı ortamlardan ve sayıca oldukça fazla arkadaşı olduğunu da belirtmek gerekiyor.
  • Kafes'in film hakları kitap satışa çıkmadan Universal Pictures tarafından opsiyonlu olarak satın alınmış durumda. Andy Muschetti tarafından yönetilmesi planlanan filmin yapımcılarının Scott Stuber ve Chris Morgan olması planlanıyor.
  • Yazar üniversiteyi bitirdikten sonra Faulkner, Hemingway, Woolf, Proust ve Dostoyevski'nin tüm külliyatını okumuş. Ancak ne zaman ki klasiklerde Dracula'yı okumayı tamamlamış, yüzünü korku-gerilim türüne dönmüş ve o zamandan beri bu türden çok fazla kitap okumuş.


14 - 17 Ağustos Tur Programı

14 Ağustos raflarinarasindan.blogspot.com | Ön Okuma
15 Ağustos sohbetedecekkimseyok.blogspot.com | Kitap Yorumu
15 Ağustos  kutsalyorumcu.blogspot.com | Alıntılar
16 Ağustos pinucciasbooks.blogspot.com |  Bunları Biliyor musunuz?
16 Ağustos thcodex.blogspot.com | Tanıtım Videosu
17 Ağustos segesegese.blogspot.com | Yazar Tanıtımı

Feb 19, 2014

[Blog Tur] Anna Kan Giyinmiş Kız - Kendare Blake | Söyleşi


Orijinal Adı: Anna Dressed in Blood
Türkçe Adı: Kan Giyinmiş Kız
Yazar: Kendare Blake (ABD)
Sayfa Sayısı: 350
Yayınevi: Martı Yayınları (2014)
Türü: Genç yetişkin, korku
Değerlendirmem: %75 - İyi
Ben bu kitabı okurken...: ... yepyeni, el değmemiş bir sahaf keşfettim Ankara'da morjje sayesinde.

NEDEN BU KİTAP?
Kısa ve öz: Oburluk.

KONUSU (ARKA KAPAKTAN):
Cas Lowood, ihbarlar üzerine hayaletlerin peşine düşerek onları yok eden bir hayalet avcısıdır. Yeni görevi ise, evine adım atan herkesi acımasızca öldüren hayalet Anna Korlov'u yakalamak ve ondan kurtulmaktır. Fakat Cas bu kez daha önce hiç rastlamadığı türden bir hayaletle karşı karşıyadır. Anna'nın içindeki, insanları öldürme isteğinin nedenini öğrendiğinde onun hayatına ve ölümüne dair sırlarla örülü gerçekleri de su yüzüne çıkarır.

DEĞERLENDİRMEM:
Korku filmlerinin en ucuz efektlerinden bile korkan ben bu romanı da sadece korku romanı olsa bu kadar sevmezdim herhalde. Korku öğeleri öne çıksa da araya serpiştirilmiş romantizmle hafif tatlı ve alkolü fazla bir kokteyl tadında olan bir hikaye Anna'nın hikayesi. İş yoğunluğum nedeniyle istediğim hızda okuyamadım bu romanı ama yorgunluktan göz kapaklarımın kapanma isyanına çarpışarak teslim oldum çoğu kez ve bitirdim kitabımı.

Romanın geneli betimlemeler açısından çok kuvvetli değil. Ancak, Anna'nın başta romanda ilk belirdiği kısımdaki betimlemesi olmak üzere aralarda öyle güzel betimlemeleri vardı ki kitabı evde yalnızken ve ev sessizken okumamakla ne kadar doğru bir tercih yaptığımı gösterdi bana. Hatta Anna seri katil moduna geçmiş bir hayalet olsa ve haklı veya haksız bir şekilde bir sürü insanı harcasa da bende Dexter'a duyduğum sempatiye benzer bir sempati yarattı.

Romanı anlatan karakter olan hayalet avcımız Cas nedense roman boyunca benim yakınlaşamadığım bir karakter oldu. Ne yalan söyleyeyim, roman boyu Cas'ten ziyade annesini merak ettim. Hatta annesi ve babasıyla ilgili flashbackler olsun istedim. Belki ikinci kitapta olur. Kim bilir?

Romanın kurgusunun detaylarına inmek istemiyorum. Çünkü karakterlerin daha baskın olduğu bir roman bu roman. Genç yetişkin, korku romanı okuyasınız varsa, aralarda romantik bir iki bir şey de olsun diyorsanız bu kitap tam size göre.

Gelelim işin oburoloji kısmına. Bu turda Kitap Oburları olarak bir ilk yaptık ve Kan Giyinmiş Kız'ı dilimize kazandıran Gülfem Çırak ile bir söyleşi yaptık. Merak mı ettiniz öyleyse buyrun lütfen:

KAN GİYİNMİŞ KIZ ÇEVİRMENİ GÜLFEM ÇIRAK İLE SÖYLEŞİ

Kitap Oburları: Merhaba, öncelikle söyleşi isteğimizi kabul ettiğin için çok teşekkür ederim!
Gülfem Çırak: Selamlar! =) Turunuzda bana da yer ayırdığınız için asıl ben size teşekkür ederim.

Kitap Oburları: Eminim seni tanımak isteyen okurlarımız vardır. Bize biraz kendinden bahsedebilir misin?
Gülfem Çırak: 1991 Kütahya doğumluyum. Eşit ağırlık bölümünde geçen sıkıcı ve zorlu (sırf Matematik yüzünden >.<) lise hayatından sonra özel bir üniversitede çok sevdiğim İngilizce çevirmenlik bölümünü okudum. İngilizce olan her şeyi severim. Yabancı dizi ve film tutkunuyum. Kitaplar benim hayatım. <3 p="">

Kitap Oburları: Çevirmen olmaya nasıl karar verdin?
Gülfem Çırak: Küçükken, “Sen çevirmen olsana.” Demişti birisi bana. O zamanlar tek bu meslekle hayat geçmez diye düşünüyordum. Ama ÖSS’de bölümümü burslu kazanınca gitmeye karar verdim. İngilizceyi ve kitapları da çok sevdiğim için şimdi iyi ki de bu bölümü seçmişim diyorum.

Kitap Oburları: Çevirdiğin kitaplar içinde en sevdiğin hangisi?
Gülfem Çırak: En sevdiğim Kan Giyinmiş Kız.

Kitap Oburları: Ne tarz kitaplar okumayı seversin? Korku türü bunların arasında kaçıncı sırada gelir?
Gülfem Çırak: Son zamanlarda YA kitaplara sarmış durumdayım. Distopya, paranormal romans, fantastik, korku/gerilim, tarihi romans türleri en sevdiklerim. Eskiden olsaydı korku türü ilk sırada gelir derdim ama şimdi 3 ya da 4’üncü sırada diyebilirim.

Kitap Oburları: Kan Giyinmiş Kız'ı çevirme serüvenini anlatsana. Kitabı sen mi istedin yoksa yayınevi mi verdi?
Gülfem Çırak: Anna’yı ilk olarak bir blogda görüp kapağına âşık olmuştum. Konusu da çok ilgimi çekmişti. Daha sonra yayın haklarının Martı’da olduğunu öğrendim ama çoktan çeviriye verilmiş olduğunu düşündüm. Ama bir gün editörümle konuşurken ellerinde bana uygun yeni bir kitap olduğunu söyledi. “Yoksa Anna Dressed In Blood mı?” dedim. Onayladı. Ben de çevirmeyi çok istediğimi söyleyip aldım. Telefonu kapattığımda öyle bir sevinç narası atmışım ki annemlerin yüreği kalkmış. :D

Kitap Oburları: Anna hakkında ilk izlenimin neydi? 
Gülfem Çırak: Anna’yla karşılaştığımız ilk sahnede kendisi biraz korkunçtu. Adamın midesini deşince haliyle çok vahşi biri olduğunu düşündüm. Ama sonra Karanlık Tanrıçanın altındaki masum ve sevimli kız ortaya çıktı ve ben de ona hayran oldum. Böyle doğaüstü bir arkadaşı kim istemez?

Kitap Oburları: Kan Giyinmiş Kız’ı çevirirken en zorlandığın ve en eğlendiğin sahneler hangileriydi?
Gülfem Çırak: Zorlandığım sahne pek fazla yoktu. Sadece korkunç sahneleri düzgün bir şekilde aktarmak istediğim için onların üstünde daha fazla durdum. Cas’in ukalaca ve komik yorumları beni hep güldürdü. Korkunç kısımlarda bile anlatım eğlenceli ve komik olduğu için hep eğlendim aslında. Büyü yaparak Anna’nın geçmişine gittiklerinde –spoiler olacağı için hepsini yazmıyorum- “’Öz … Nasıl …?’ adlı film” dediği yerde bile koptum.

Kitap Oburları: Çevirirken sinir olduğun ve değiştirmek istediğin, yazarın sıkça kullandığı bir kalıp var mıydı?
Gülfem Çırak: Hayır, yoktu.

Kitap Oburları: Bunu kesinlikle ben çevirmeliyim dediğin bir kitap var mı?
Gülfem Çırak: Yayımlanacak çok fazla güzel kitap var. Listelere baktığınızda hayran olmamak elde değil. Benim şimdilik kesinlikle çevirmeliyim dediğim bir kitap yok. Ama Jus Accardo’nun Denazen serisi ilgimi çekti. Hakları alınsa (alındı mı bilmiyorum) çevirmek isterdim.

Kitap Oburları: Çevirmen olmayı düşünenlere ne önerirsin? 
Gülfem Çırak: Öncelikle hangi alanda çevirmen olmak istiyorlarsa o alana yönelik eserleri okumalılar. Edebi çeviri için tabii ki de bol bol kitap okumak gerekir. Küçüklüğünden beri kitap okuyan biriyle kitap okumayı sevmeyen birinin çevirilerinde çok fark olur. İkinci olarak da dizi ve film izleyerek, ayrıca da şarkılar dinleyerek kelime dağarcığını geliştirmek gerek.

Kitap Oburları: Son olarak herkesin merak ettiği soruyu soralım. Girl of Nightmares kitabının çevirisine başladın mı?
Gülfem Çırak: Girl of Nightmares’in çevirisi bitmek üzere. Herhangi bir aksilik çıkmazsa önümüzdeki aylarda basılması planlanıyor. :)

12 - 19 Şubat Tur Programı

12 Şubat sohbetedecekkimseyok.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Çekiliş
13 Şubat segesegese.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Ön Okuma
14 Şubat raflarinarasindan.blogspot.com |  Kitap Yorumu
15 Şubat kutsalyorumcu.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı
16 Şubat mirielenda.blogspot.com |  Kitap Yorumu - Alıntılar
17 Şubat thcodex.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Tanıtım Videosu
18 Şubat sssuigenerisss.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Bunları Biliyor musunuz?
19 Şubat pinucciasbooks.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Söyleşi

Sep 16, 2012

Frankenstein

Orijinal Adı: Frankenstein
Türkçe Adı: Frankenstein
Yazar: Mary Shelley
Çevirmen: Orhan Yılmaz
Sayfa Sayısı: 232
Değerlendirmem: 4/5
Ben bu kitabı okurken...: Ayrancı'da saçını kestirmek için berbere giden kocamı bir saatten fazla bir cafede bekledim durdum.

NEDEN BU KİTAP?
"Bilim kurgu ve fantastik kurgu çok okurum" diye ortalarda gezinip bu türün klasiklerini okumuyorsanız, türün hakkını vermemiş oluyorsunuz da ondan.

KONUSU:
Ben bu kitabı okuyup bitirene kadar bu romanın kitap kapağında da resmi görülen Frankenstein isimli canavar hakkında olduğunu sanıyordum. Hatta günlük hayatta da "Kendi Frankenstein'ını yarattı" vb cümleler kullanmışlığım var. Oysa ki Frankenstein canavarın değil, bu canavarı yaratan manyak doktorun adı. Yaratığın bir adı yok ve kitap onun hayata uyum sağlayabilmek için verdiği mücadeleden ve Doktor Frankenstein'ın bu süreç boyunca yaşadığı git gellerden ve kararsızlıklardan oluşuyor.

DEĞERLENDİRMEM:
Bu roman ilk kez 1818'de yayınlanmış, yani neredeyse 200 yıllık. Aranızda "Frankenstein" adlı bir roman olduğunu bilmeyen var mı? Yok denecek kadar az olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla tartışmaya hiç gerek yok, bu roman bir klasik. Kitabın türü "gotik, korku" diye tanımlanıyor çoğu kez, ilk gerçek bilim kurgu romanı olduğunu söyleyen de çok. Zaten Mary Shelley de eşi Percy Shelley, şair Lord Byron ve yazar John Pollidori ile hızlı korku romanı yazma konusunda girdiği bir iddia sonucunda 3 haftalık bir süre içinde romanın taslağını tamamlamıştır. Kim ne derse desin, yazar bir korku romanı yazmaya çalışmıştır. Bana göre ise bu roman korku öğeleri de içeren bir dramdır.

Kitabın dili biraz ağır. Standart korku romanlarından alışık olduğumuz türde hızlı hızlı sayfa çevirtmiyor okuyucuya. Bunda hem romanın 19. yüzyılda yazılmış olmasının hem de romanın ne Doktor Frankenstein ne de canavarın kendisi tarafından anlatılmamasının etkisi var.

Mary Shelley bir klasik olacağını aklına bile getirmeden kalem aldığı bu roman yayınlandığında sadece 21 yaşındaymış. Romanın konusu da pek çok kitleden tepki çekebilecek bir konu: Özetle Victor Frankenstein cansız bir bedene can veriyor. Zaten bu nedenle kitap dönem dönem çeşitli ülkelerde yasaklanmış. İthaki Yayınları'ndan çıkan benim okuduğum versiyonda Mary Shelley'nin romanın kahramanının yaradanlığa kalkışmasına ilişkin çok hoş bir önsözü var. Kitabı okuyacaksanız önsözü atlamamanızı öneririm.